Alba Optics

ALBA OPTICS

Geçmişin GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRDİĞİ YER

Alba, yolun izini süren bir doğa olayıdır, karanlıktan sonraki ışıktır. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesinden de bahseden yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır!

Alba Optik olarak hikayemiz, orijinal bir kalıp arayışıyla başlamıştır. 1980’li yıllarda İtalya’da tasarlanıp üretilmiş özel bir tasarıma sahip bir çerçeve bulup, bu tarzı yeni teknolojiler kullanarak tekrar hayata geçirmek istedik. Bu şekilde piyasaya sürdüğümüz ilk modelimiz Delta oldu. İtalya’da üretim yapmak Alba Optik için her zaman bir öncelik ve temel bir değer olmuştur. Alba Optik olarak mirasımızla ve ülkemizin hem bisiklet hem de gözlük endüstrileriyle olan derin bağıyla gurur duyuyoruz. Yüksek standartlarda çalışma koşulları yaratmaya çalışmakla beraber, üretim ortaklarımızı seçerken, çevreye verdiğimiz hasarı en aza indirme hedefimizi paylaşan firmalar olmalarına dikkat ediyoruz. Sürdürülebilir ürünler ve toplumsal projeler bu değerlerin en önemli kaynağıdır. Alba Optik, performanslarını geliştirmek ve hayallerini gerçekleştirmek için çabalayan profesyonel bir ekibe sahiptir. Alba Optik, tüm çalışanları ve işbirlikçileri tutkuyla bağlı oldukları bisiklet kültürüne, açık hava ve doğa sporlarına ve dünyanın her yerindeki sporculara derin bir saygı duymaktadır. Bu nedenle şık ve trend görünmekle beraber mümkün olan en yüksek performans standartlarını da karşılayan tasarım ürünler ve koleksiyonlar sunuyoruz. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesine değinen yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç yarışı birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır! İtalyan üretici Alba Optics, geçmişin ikonlarından ilham alarak tasarlanan yüksek teknolojili gözlüklerde, bir uzman olarak kendini konumlandırmayı başarmıştır. Kurucu ortağı Piergiorgio Catalano, 2022 konseptini ve yeni koleksiyonunu bizlere anlatıyor.

Alba Optik, kaliteli tasarım ve yüksek performansın birbiriyle buluştuğu ürünler üzerine uzmanlaşmıştır. Koleksiyonla ilgili çalışmalarınızı ve bisiklet gibi spesifik sporlara olan ilginizi anlatır mısınız?
Yaptığımız işte çok fazla nostalji var; geleceği şekillendirmek için geçmişe bakmak gerekiyor. Tasarım söz konusu olduğunda “zamansız” veya “ikonik” sözcükleri gereğinden fazla kullanılıyor olabiliriz ancak ortağım Luca ve benim için ürünlerimiz, anılar ve fikirlerin buluşmasına hizmet ediyor. Biz İtalyanız, bu yüzden biraz romantik olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu romantizm, tasarımlarımıza bakıldığında her modelin bir ruhu olduğunun göstergesidir. Tüm bunlara sahip olmamıza rağmen eski bir çerçeveyi alıp yeniden tasarlamak ve yeni teknolojiyle üretmek göründüğü kadar kolay değildir. Kalite ve tasarımlarımızda ki detayları bizim en hassas noktamız. Bu sebeple mükemmel bir üretim için Kuzey İtalya’daki fabrikamızla süreli yakın temas halinde çalışıyoruz. Yeni bir tasarım geliştirmek için tüm ekip aylarca araştırıyoruz, çalışıyoruz ve denemeler yapıyoruz. Tasarlanan ürünleri satışa sunmadan önce çok sayıda prototip hazırlıyor ve  kullanıcı testleri, sporcu ve perakendeci geri bildirimlerinden oluşan uzun bir süreçten geçiyoruz. Kullandığımız malzemeler yeni teknolojilere ait olsa bile, güneş gözlüklerimizin el yapımı olduğundan dolayı üretim aşamamız oldukça zor. Bu bir şikayet değil bizim tercihimiz ve bunula gurur duyuyoruz.

Her şey ne zaman ve nerede başladı?
Araştırmamıza tam 5 yıl önce; 2017 yılının sonlarına doğru başladık. Alba Optics’i kurduğumuzda hem Luca’nın hem de benim diğer sektörlerde tam zamanlı işlerimiz vardı. Aslında bu işe kendimiz için en doğru sporcu gözlüklerini ararken başladık diyebilirim. İstediğimiz gibi bir gözlük bulabilmek için neredeyse Kuzey İtalya’daki tüm zanaatkârın kapısını çaldık. Tüm bu araştırmalar bizi Alba Optics’in sahibi yaptı. Kısa bir sürede de Delta modeli doğdu ve üstün bir başarı ile piyasaya sürüldü. Yani doğru gözlüğü ararken çok kısa bir süre önceki işlerimizden ayrıldık, beraber bir şirket kurduk  ve yeni koleksiyonlar yapmaya odaklandık.

Kurucu ortak olarak, sizi bu işe yönlendiren bisiklet ve açık hava aktivitelerine yönelik kişisel bir tutkunuz var mı?
Profesyonel bir bisikletçi değilim. Teknik olarak “ara sıra bisikletçi” diyebileceğiniz kişilerden biriyim ancak ruhum bu spora gönülden bağlı diyebiliriz. Çalışma hayatım hafta içi çok aktif olduğundan dolayı sadece ve hafta sonları bisiklet sürebiliyorum. Kuzey İtalya’da etrafımız inanılmaz bisiklet yolları ile çevrili. Ligurya’dan İsviçre sınırına kadar burası adeta bir bisikletçi cenneti. Kamp yapmak ise benim başka bir hobim. Ailemle birlikte haftasonları açık havada harika vakit geçirmek, beraber bisiklet sürmek ve kamp aktiviteleri yapmak tatil için harika bir yol.

Alba Optik’in tüm ürünleri yeni teknolojiyle İtalya’da üretiliyor. Bize bunun hakkında daha fazla neler söyleyebilirsiniz?
Her sporcu gözlük seçerken birkaç temel faktörü dikkate alır: Rahatlık, dayanıklılık, verimlilik ve koruma. Bu niteliklerin çoğu üründe kullandığınız malzemelere bağlıdır. Bizde tüm bu niteliklere sahip çerçeveler için hafif, dayanıklı ve esneklik sağlayan Tr90 malzemesini kullanıyoruz. Ürünlerimizde kullandığımız Tr90, farklı iklimler, uzun sürüşler, hızlı sürüşler, antrenman, yarış ve ekstrem koşullarda kazalar da dahil olmak üzere günlük kullanıma karşı dayanıklı ve inanılmaz derecede işlevsel ürünler geliştirmemize izin verdi. Camlarımız için VZUM™ isimli yüksek çözünürlüklü güneş gözlüğü camları geliştirdik. Dayanıklı ultra hafif polikarbonat kullanmaktaki amacımız, UV ve mavi ışık koruması sunarak ve yüzeysel hasarı azaltıp, görüş iyileştirmeyi garanti etmektir. Sporcularımızla yakın bir şekilde çalışarak, ürünlerimizin tam anlamıyla tüm arazi koşullarını kapsadığından emin olmak için her sezon cam koleksiyonumuzu kontrol ediyor ve yeniliyoruz. Alba Optic’sin tüm güneş gözlükleri; sıcak, kuru ve çöl benzeri hava koşullarında çam ağaçlarıyla kaplı bir ormanda veya ayak bileği çamurun derinliklerinde olan bir dağ bisikletçisinde için eşit performans göstermelidir. Bu durum, bizim her sezon sevinçle kucakladığımız heyecan verici ve ödüllendirici bir meydan okumadır.

2022 koleksiyonun da yapılan yenilikler ve gelişimler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu yıl, üç yeni temel ürün piyasaya sürülecek: Sabit şakak uçları ve yeni çerçeve renklerine sahip ikonik modelimizin değişik bir versiyonu olan Solo 02. Kadın kullanıcılarımız için gündelik kullanıma uygun bir gözlük modeli olan Anwma Lei ve  son olarak hızdan ilham alan, heyecan verici yeni bir çerçeve olan Mantra. Ayrıca, çok çeşitli ortamlarda yarışan sporcularımızın geri bildirimlerinden faydalanarak, fotokromatik niteliklere sahip, yeni renkli aynalı camları da  piyasaya sürüyoruz. Günün sonunda, trendlerden çok topluluğumuzun ihtiyaçlarına bağlı kalıyoruz.

Markanız şu anda Avrupa dışına  başka bölgelerde de satılıyor mu ? Lütfen dağıtımı ağınız hakkında bize biraz bilgi verin.
Alba Optics’in ürünlerini Avrupa dışında bir çok bölgede bulabilirisiniz. Bu hızlı büyümede en hızlı tanıtım aracının yani ürünü kullanan kişilerin payını unutmayalım. Avrupa, ABD, Kanada, Ekvador, Asya, Avustralya, Suudi Arabistan, BAE, Panama ve Katar’a kadar dağıtım ağımızı genişlettik. Ürünlerimiz aynı zamanda bisiklet mağazalarında da satılıyor. Bu tip mağazalarda kullanıcıların birbiri üzerinde ki etkileşimi çok yüksektir. Bu da ürünlerimizin reklamını kullanıcılarımızın birbirilerine yapmasını sağlıyor. Aynı tutkuyu paylaşan, yolların keyfini çıkaranlar, yerel etkinlikler ve festivallere katılan sporcuların memnuniyeti bizim en önemli tanıtımımızdır.

Mido fuarına katılacak mısınız ve oradaki planlarınız neler?
Mido’da yer almak Alba Optics için çok heyecanlı ve gurur vericiydi. Mido fuarında Alba Optic’s bünyesinde ki ürünlerin bisiklet kültürüne, açık hava sporlarına ve doğaya sporlarına katkısını gösterdik. Koleksiyonumuzu sergilerken son dört yılda Alba Optic’si inşa ederken kurduğumuz tüm dostlarımızın ve iş birlikçilerimizin ne kadar doğru seçimler olduğunu anladık.

2022 yılı için sosyal aktiviteleriniz gibi diğer projelerinizi de yorumlayabilir misiniz?
Dünyanın geri kalanı gibi, hala 2020 takvimimize yetişmeye çalışıyoruz! Bu yılki hedeflerimizden biri bir dizi uluslararası sosyal geziye ev sahipliği yapmak. Sonunda insanları bir araya getirmek harika olacak. Ayrıca, ANVMA Routes kampanyamızın bir parçası olarak, gezegenin en ıssız manzaralarından bazılarına sponsorlu yolculuklar planlama sürecindeyiz. Marka hizmetlerimiz şu şekildedir: Alba yeni hayat demektir. Sporcuların uyandığı ve bir hedefe ulaşmak için çok çalışmaya başladığı zamanlar artık geride kaldı. Alba, yolun izini süren bir doğa olayıdır, karanlıktan sonraki ışıktır. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesinden de bahseden yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır.

Kaynak: 2020 Europe

Haziran 2022

Lindberg

LINDBERG

Ustalığa Saygı

Zamansız tasarımları, özenli işçiliği, yüksek kaliteli malzemeler ve dayanıklılığı bir araya getiren Lindberg, küresel optik sektöründeki güçlü konumunu koruyor.

Ödüllü Danimarkalı lüks gözlük markası Lindberg, otuz beş yılı aşkın süredir yenilikçi titanyum çerçevelere öncülük ediyor. Lindberg’in tasarımcısı ve Ceo’su Henrik Lindberg ile markanın felsefesi, detaylara yenilikçi bir dikkatle zamansız tasarımlar oluşturma yaklaşımı ve sektörel konulara yorumları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Çalışmalarınız sırasında sizi motive eden unsurlar nelerdir?
Bir mimar olarak benim zihniyetim problem çözmek, her şeyi alt üst ederek sürekli benzersiz çözümler üretmek üzerine kurulu. Tasarlanan öğenin amacı tarafından yönlendirildiğiniz modern işlevselcilik hareketi beni motive ediyor. Bu merak ve mükemmellik arayışı ruh halimi ve benim iç enerjimi alevlendiriyor.

Markanızı en çok hangi özelliklerinden dolayı seviyorsunuz?
Tasarımımızı ve zamansız tasarımın işçilik, yüksek kaliteli malzemeler ve dayanıklılıkta yattığına dayanan ve her zaman birinci önceliğimiz olan Dna’mızı seviyorum. Bu unsurları entegre etmek için teknik yenilikleri zorlamak gerekiyor. Bir diğer temel nokta, kişiye özel gözlüklerin önemidir. On yıllardır ailemiz optometrist olmuştur ve birlikte kullanıcının en üst düzeyde uyuma ve benzersiz bir görünüme sahip olmasını sağlayan bir yapı sistemine olan ihtiyacı karşılamaktayız.

Lindberg’i benzersiz yapan nedir?
Titanyumu gözlükte kullanan ilk üreticiydik ve malzemenin kendisini kaynak yapmadan kullandık. En başından beri, titanyum çerçevelerimizi kimsenin üretemeyeceğini fark ettik. Bu sebeple üretimimizi kendimiz yapmak zorundaydık. Bu üstün yapı sistemi, kitlesel pazar dünyasında daha önce hiç görülmemişti ve hala görülmedi.

Lindberg’in 35 yılı aşkın mirasını nasıl büyütmeyi düşünüyorsunuz?
Dna’mıza sadık kalarak ve teknoloji ile yüksek kaliteli malzemelerin sınırlarını sürekli olarak zorlamaya yönelik saf arzumuzla benzersiz tasarımlar yaratıp markamızın orijinal olduğunu kanıtladık. Bu sorunuzun cevabının çalışanlarımı motive etmeyi sürdürmek olduğunu söyleyebilirim. Gözlük endüstrisi tarihinde hiç yapılmamış teknik çözümlerle en yeni koleksiyonlarımızı dünyaya sunmak için sabırsızlanıyoruz.

Koleksiyonlarınızın tamamının tasarımını ve üretimini siz yapıyorsunuz. Bu sizin için neden bu kadar önemli?
Her şeyi kendi bünyemizde yaparak olağanüstü hünerli olduğumuza ve daha da önemlisi risk alma yaklaşımına sahip olduğumuza inanıyorum. Kararlarımızı ve yönümüzü hızla değiştirmekten korkmuyoruz. Tasarım ve üretimlerimizi başından sonuna kadar son derece iyi yapmalıyız. En iyi sonuçları elde edebilmenin tek yolu ise bunu kendimizin yapmasıdır.

Gözlük sektörü son yıllarda giderek daha doygun bir hale geldi. Siz diğerleri arasından markanızın sesini ayrıştırmak için neler yapıyorsunuz?
Kitlesel üretilen veya kalitesiz gözlüklerin sektöre akınını görüyoruz ve bunlar tüketici için hiç uygun değiller. Bence bu kadar çok insanın kendilerine uymayan gözlük kullandığını görmek utanç verici; gözlük çok önemli bir aksesuardır. Bir insanla tanıştığınızda ilk dikkatinizi çeken özellik gözlerdir. Yalnızca kişiselleştirme konseptimiz veya yüksek kaliteli malzeme kullanımımız nedeniyle değil, özellikle işçiliğe saygımız nedeniyle öne çıktığımıza inanıyoruz. Ayrıca kitlesel pazarın bir adım önünde olmamız gerekiyor. Bunu yapmak için ortaklarımızın eğitimine oldukça fazla yatırım yapıyoruz.

Deneyimli biri olarak sektöre yeni girenlere neler tavsiye edersiniz?
Kendimizi devamlı olarak geliştirmemiz gerekiyor. Her gün en az yüzde 1 oranında gelişmeliyiz. Konfor alanında kalarak başarılı olamayız. Zihni başka yönlerde düşünmek için eğiterek sınırları zorlamanız gerekir.

Kaynak: Vogue Man

Mayıs 2022

Einstoffen

EINSTOFFEN

Yolunu Kaybetmiyor

Yaklaşık yüz parçadan oluşan yeni koleksiyonu ile güçlü bir çıkış yapan Einstoffen, özgür ve bağımsız ruhundan ödün vermeden sektördeki yolculuğuna devam ediyor.

İsviçre merkezli bağımsız gözlük markası Einstoffen 2008 yılında Ramon Büsser, Raphael Büsser, Christian Gisela ve Philippe Rieder tarafından kurulmasından bu yana küresel çapta adından söz ettirmeye devam ediyor. Marka 2022 yılına yaklaşık yüz üründen oluşan yeni koleksiyonu ‘Stranded, Never Lost’ (Yolunu Asla Kaybetmeyen) ile büyük bir giriş yaptı. İsviçreli markanın Kurucu Ortaklarından Phlippe Rieder ile Einstoffen’ın sektördeki duruşu ve yeni koleksiyonu ile ilgili yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Philippe… Okurlarımıza Einstoffen’in kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Güneydoğu Asya’da sırt çantasıyla seyahat ediyorduk. Bangkok’ta keşfettiğimiz havalı tişörtleri İsviçre’de satmaya karar verdik. Şirketimizi kurduk. Ramon ve Raphael pragmatik bakış açılarını ve lojistik alanındaki deneyimlerini kattı. Web tasarımcısı olan Christian ve ticari işlerde adeta kutsanmış olan ben bir araya gelerek işlerimizi büyütmeye başladık. Şirketimizi kurduktan dört yıl sonra da ilk gözlük koleksiyonumuzu büyük bir heyecanla piyasaya sunduk.

Saatler, tekstil ürünleri ve gözlükler üretiyorsunuz. Bu ürünlerin ortak noktaları nelerdir?
Tüm ürünlerimizi ortak noktada buluşturan en önemli özellik olarak kurulduğumuz günden bu yana hepsini hala dördümüzün tasarladığını söylemem gerekir. Kendimize özgü imza niteliğinde bir tarzımız var. Her kategoride tüm tasarımlarımızın gizli ayrıntılarına özen göstererek ve hepsine hikayeler yazarak üretim yapıyoruz. Bir diğer önemli nokta ise sürdürülebilir malzemelere olan tutkumuzun tüm ürünlerimiz için geçerli olmasıdır.

Tüm ürün portföyünüze bakıldığında gözlüklerinizin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Einstoffen sadece bir gözlük markası olmasa da gözlükler bizim ana ürünümüzdür. Gözlük koleksiyonlarımızı şimdiye kadar asetat, titanyum ve ahşap olarak sınıflandırmayı tercih ediyorduk ve uzun bir süre asetat ve titanyum kategorilerimizi genişletmeye odaklandık. Şimdiyse yine bu malzemeleri ve birbirleriyle karışımlarını kullanarak koleksiyonlar hazırlamaya ağırlık veriyoruz. Sürdürülebilirlik ve çevre dostu yaklaşımlar konusunda da diğer ürünlerimizde olduğu gibi gözlük koleksiyonlarımızda da ödün vermiyoruz. Elbette bir yandan da tekstil ürünlerimiz ve saatler de temel müşteri tabanımızı çekmeye ve markamızın kimliğinde de önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Bu ürünlerimiz aynı zamanda yeni trendleri ölçmemizde bize yardımcı oluyor. Kuruluşumuzdan bu yana hangi ürünümüzü tasarlarsak tasarlayalım özgür ve bağımsız hareket ediyor olmak en temel motivasyonumuz oldu.

Einstoffen gençlik ve yaşam tarzı odaklı bir marka. Siz markanızı nasıl konumlandırıyorsunuz ve ürünleriniz kimleri hedefliyor?
Çevreye özen gösteren, sosyal sorumluluk bilinci yüksek ama aynı zamanda eğlenceli, hayattan zevk alan ve en önemlisi de ne olursa olsun iyimser bakış açısından vazgeçmeyen bir marka olduğumuzu söyleyebilirim. Bu özellikler bizim marka Dna’mızı oluşturuyor. Ama dürüst olmak gerekirse hedef kitlemizi belirgin bir şekilde tanımlamamayı tercih ediyoruz. Bir dönem bunu denedik ancak bize kullanıcılarımızı bölümlere ayırıyormuşuz gibi geldi ve vazgeçtik. Her kullanıcımız bizim için tektir ve kendine özgüdür.

Yeni koleksiyonunuza Stranded, Never Lost (Yolunu Asla Kaybetmeyen) ismini verme nedeninizden bahsedebilir misiniz?
Bu ismi seçmemizin en önemli nedeni markamızın temel değerlerinden aldığımız ilhamdır. Einstoffen olarak aksiliklerin, tökezlemelerin, mücadele zorunluluğunun ve bazen yolda kalmanın her şirketin hatta her hayat hikayesinin bir parçası olduğunun farkındayız. Bu gibi olumsuz durumlar neredeyse kaçınılmazdır. Ancak bizleri biz yapanın bu problemlerle nasıl başa çıktığımız olduğunu düşünüyoruz. Hayat bir çırpıda akıp giderken en olasılık dışı görünen anlarda dahi sizi hedefinize götüren yeni yollar bulunabileceğine inanıyoruz. Bizce yeni fırsatlar ve fikirler genellikle kriz veya yenilgi zamanlarında ortaya çıkar. İçinde bulunduğumuz dönemde böyle bir itici güce ihtiyacımız olduğunu düşündük ve bu sebeple koleksiyonumuza bu ismi uygun gördük.

Einstoffen olarak geleceğe nasıl bir bakış açısıyla yaklaştığınızdan söz eder misiniz?
Belirsiz zamanlar yaşıyoruz ve bu sebeple temel düzeyde bile olsa içimizdeki iyimserliği korumayı ve pozitif enerjiyi yaymayı özellikle önemli buluyoruz. Kendinize ait bir balonun içine kıvrılarak bir krizi aşamazsınız ve bu sebeple bazı konularda risk almak gerektiğini düşünüyoruz. Covid-19 pandemisinin başladığı 2020 yılı başlarından itibaren optisyenlere yönelik sunduğumuz destek girişimimizden bu yana bu bakış açısıyla hareket etmeyi tercih ediyoruz. Neredeyse yüz yeni ürün oluşturduğumuz yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost’u da geleceğe yönelik sarsılmaz inancımızla beğenilere sunuyoruz.

İyimser bakış açınızı yeni koleksiyona nasıl yansıttınız? Koleksiyonunuzun öne çıkan özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Havana’nın yenilikçi tonları ve deneysel renk geçişlerimiz sayesinde yeni koleksiyonumuzdaki renkler kullanıcılara canlılık ve mutluluk vadediyor. Koleksiyonumuza genel olarak baktığınızda model başına eskisinden çok daha fazla renk seçeneği sunduğumuzu görebilirsiniz. Şekiller de daha maceracı hale geldi. Kalın asetat, eğimli kenarlar ve cüretkar titanyum yapılarla deneyler yapıyoruz. Dahası, çerçevelerimizden daha yüksek bir denge düzeyi ve daha zarif bir görünüm elde etmek için çerçevelerin saplarını ahşap ve metalin birleşimiyle mükemmelleştirdik.

Modellerinize meslek isimleri vermek Dna’nızın bir parçası haline geldi. Yeni koleksiyonunuzda da aynı konseptle mi çalıştınız?
Evet modellerimize meslek isimleri vermek gerçekten de bizim için geleneksel hale gelmeye başladı. Bir konsept olarak başlattığımız bu durum sayesinde Schwarzfahrer (Kaçak Yolcu) ve Ganove (Sahtekar) gibi daha sıra dışı ve ilginç model isimlerine de imza attığımızı söyleyebilirim. Yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost için de aynı konsepti sürdürmeyi tercih ettik ve oldukça yaratıcı model isimleri bulduk. Modellerimizi daha akılda kalıcı ve dikkat çekici yaptığına inandığımız yeni koleksiyonumuzdaki isimler arasında First Lady (Devlet Başkanı Eşi), Kopfgeldjäger (Avcı), Professor (Profesör), Smutje (Gemi Aşçısı), Hafner (Fırıncı), Hutmacher (Şapkacı), Imker (Arıcı) ve Honigdieb (Bal Hırsızı) yer alıyor. Bu alışılmadık isimler sayesinde her modelimizin bir hikayesi olduğunu vurgulamış oluyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla Imker (Arıcı) ve Honigdieb (Bal Hırsızı) koleksiyondaki favori modellerinizden. Bu modellerin hikayesini paylaşabilir misiniz?
Yıllık marka albümümüzün fotoğraf çekimleri için İran’a gittiğimizde geleneksel arıcılık ile uğraşan bir beyefendi ile tanışma fırsatı yakaladık. Bu arıcının hikayesi bizim için gerçekten de tam bir ilham kaynağı oldu. Avrupa ve özellikle İsviçre’deki yabani bal arılarının ortadan kaybolmasıyla ilgili farkındalığımızı artırmış olduk. Bu amaçla şimdi bu iki özel modelimizin ve Einstoffen olarak aynı konseptte hazırladığımız tişörtlerimiz, saatlerimiz ve kapüşonlularımızın satışlarından elde ettiğimiz gelirin yüzde onunu İsviçre’de serbest yaşayan bal arılarını yeniden çoğaltmak için hizmet eden arı koruma organizasyonu Free The Bees’e (Arıları Özgürleştir) bağışlıyoruz.

Arıların doğadaki durumu ile optik endüstrisinin veya belki de Einstoffen’in hikayesinin arasında herhangi bir paralellik görüyor musunuz?
Optik endüstrisi ve moda tıpkı arıcılık gibi bütünsel bir düzeyde düşünce değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Bu durumu arılarla benzeştirmek gerekirse, düşüncenin merkezinde arılardan maksimum seviye bal elde etmek değil arıların hayatta kalmalarını ve doğalarını korumayı yerleştirmeliyiz. Arıcılık ve bağımsız gözlük kültürü arasında sürdürülebilirlik açısından gerçekten paralellikler gördüğümüzü söyleyebilirim. Yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost (Asla Yolunu Kaybetmeyen) arıların ve Einstoffen’in hikayesinin ardındaki prangasız felsefeyi ideal bir şekilde yansıtıyor. Özetle optik endüstrisi, özgür ve bağımsız olduğunda daha fazla çiçek açacak, böylece küçük oyuncular bile harika şeyler başarabilecek.

Kaynak: Spectr

Nisan 2022

Mclaren Vision

MCLAREN VISION

Güçlü İşbirlikleri ve İnovasyon

Fikirden konsepte tasarımdan üretime kadar uzun bir araştırma ve geliştirme sürecinden geçen McLaren Vision koleksiyonları hem teknoloji hem de kalite açısından öne çıkıyor.

Birleşik Krallık merkezli küresel lüks otomotiv şirketi McLaren’ın desteği ile kurulan optik markası McLaren Vision, 2019’da ilk gözlük koleksiyonunu beğenilere sunduktan sonra ileri teknolojilerden faydalanarak hazırladığı yüksek kalitedeki avangart tasarım izleri taşıyan modelleriyle dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. L’amy Luxe aracılığıyla beğenilere sunulan McLaren Vision’ın en yeni koleksiyonları ve modellerinde kullandığı patentli teknik özellikler hakkında markanın Kreatif Direktörü Sébastien Brusset ve Marka Direktörü Thibault Robbiani ile gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Silmo Paris 2018 Optik Fuarı’nda lansmanını yaptığınız McLaren Vision’ın kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Sébastien Brusset: Otomotiv sektöründe lüks segmentte yüksek performanslı spor arabalarıyla küresel çapta çok güçlü bir şirket olan McLaren’ın desteği ile daha önce hiç yapılmamış inovasyonları ve teknolojileri içeren ve konusunun uzmanlarını bir araya getiren bir proje etrafında toplandık. Bu proje ile ortaya çıkan McLaren Vision, son kullanıcı ve tedarikçi arasında kurduğu temel ilişkiyi Avrupalı ortaklık ilişkileri sayesinde güçlendirmeyi başardı. McLaren Vision sınırları zorlayarak teknolojik yenilikleri, kendine özgü geliştirdiği menteşe sistemini, titanyum gözlüklerde 3D baskı yöntemiyle uygulamaya bu şekilde başladı. Ultimate isimli titanyum modelimizde 3D baskı teknolojileri konusundaki bilgi ve uzmanlıklarından son derece yararlandığımız Materialize ile yaptığımız işbirliği sayesinde kısa sürede beklentimizin üzerinde bir sonuç elde etmiş olduk. McLaren Vision’ın lansmanı için Silmo Paris 2018 Optik Fuarı’na Ultimate isimli modelimizle katıldık ve fuarda Silmo d’Or Ödülü’ne layık bulunmamız markamızın kuruluşundaki dönüm noktalarından en önemlisi oldu. Böylece bu harika maceranın başlangıcını saygın bir ödülle yapmış olduk.

Koleksiyonlarınızın yenilikçi özelliklerinden, teknik avantajlarından ve imza niteliğindeki estetik detaylarından söz edebilir misiniz?
Thibault Robbiani: McLaren Vision olarak çıkardığımız koleksiyonlarımız, McLaren markasının kendine özgü Dna’sının merkezinde yer alan tasarımsal inovasyonu ve öncü teknik mükemmelliği ideal bir şekilde özetlemektedir. Modellerimizin her biri giyim stillerine uygun seçenekler sunarken teknoloji ile sportif lüks kavramını bir araya getirmektedir. Ön yüzler için 3D baskı gibi teknolojiler kullanmak, modellerimizin şekillerinin tasarımında da son derece özgür olarak hareket etmemizi sağlamaktadır. İkonik otomobillerimizin kapı açma mekanizmalarından ilham alarak oluşturduğumuz ve yüz seksen derece dönen menteşe sistemimiz ve çiftli elastomer saplarımız imza niteliğindeki teknik özellikler arasında yer almaktadır.

Kullandığınız gelişmiş malzemelerin ve tekniklerin koleksiyonlarınızın başarısında oynadığı rolden bahsedebilir misiniz?
Thibault Robbiani: Yeni teknolojileri ve yenilikçi unsurları entegre etmeye çalışmanın her zaman bir risk olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple McLaren Vision olarak yeni koleksiyonumuzdaki ürünlerimizi bu riski göze alarak geliştirdiğimiz için başarımızın daha yüksek olduğuna inanıyorum. Fikirden konsepte, tasarımdan üretime kadar uzun bir araştırma ve geliştirme sürecinden geçtik. Sırf inovasyon yapmak için inovasyon yapmadık. Çünkü McLaren Vision olarak bizim için hem teknoloji hem de kalite açısından beklentileri karşılayabilecek ürünlere sahip olmak gerçekten önemlidir. Üstelik inovasyonun her zaman ürünün nihai işlevselliğinde bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kullandığımız gelişmiş malzeme ve teknolojiler son derece hafif ve konforlu hatta yüksek derecede dayanıklı ürünler geliştirmemizi sağladı. 3D baskıdan lazer kesim teknolojisine veya yüz seksen derece dönen menteşeden manyetik menteşeye kadar her zaman yeni unsurlarla oynuyoruz. Bu esnada da markanın DNA’sını koruyoruz.

Şimdiye kadar toplam üç seriyi beğenilere sunduğunuzu biliyoruz. Bu üç serinin genel özelliklerini okurlarımızla paylaşabilir misiniz?
Thibault Robbiani: McLaren Vision’ın küresel çapta lansmanını yapmamızdan bu yana toplam üç seri kategorisinde koleksiyonlarımızı beğenilere sunduk. Bu serilerden ilki Ultimate serisidir. Ödüllü Ultimate modelimiz bu seride yer alan üst düzey bir tasarımdır. Ultimate serisinde yer alan çerçevelerimiz hali hazırda McLaren’ın otomobil yarışlarında da kullandığı bir teknikle 3D baskılı olarak titanyumdan üretilmiştir. Görüş kalitesini artırmak amacıyla camlar iki temas noktasına asılarak entegre edilmiştir. Design serisi ise modellerin tasarımlarında kullandığımız formlar ve yapıların tamamının yenilikçi özellikleriyle sonraki koleksiyonlarımızın tasarım temellerini de atmamızı sağlayan çekirdek bir seri haline gelmiştir. Örneğin Design serisindeki Graphite koleksiyonumuzu asetattan yüzde yirmi dört daha hafif olan grafit materyali ile yine 3D baskı üzerinde çalışarak geliştirdik ve nihai üründe gerçekten başarılı sonuçlar elde ettik. Design serisindeki çerçevesiz gözlük modellerimizde ise titanyum köprü ve saplara odaklandık ve McLaren’ın patentli yüz seksen derece dönen menteşelerini kullandık. Design serisindeki bir diğer modelimiz Magnetic de çerçevenin vidalarının düşmesini ve saplarının kaybolmasını engelleyen patentli manyetik menteşeleri ile son derece beğeni toplayan tasarımlarımız arasındaki yerini korumaktadır. McLaren Vision olarak yeni koleksiyonumuzun da içinde bulunduğu serimizin ismi Lifestyle’dır.  Lifestyle serisini diğer koleksiyonlarımızdan daha farklı formları ve stilleri sunmak için geliştirdik. Lifestyle serimizde yer alan Edge koleksiyonumuz hafifliği ön plana çıkaran modelleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Hafif ve aynı zamanda benzersiz formları, monoblok cepheleri paslanmaz çelik üzerine lazer kesim teknolojisi kullanarak elde eden Edge modellerimiz McLaren’ın lüks tanımına birebir uyuyor.

Silmo Paris 2021 Optik Fuarı’nda yeni optik koleksiyonunuzu beğenilere sundunuz. Jam Vision ile ortaklaşa hazırladığınız bu koleksiyonun öne çıkan özellikleri nelerdir?
Sébastien Brusset: McLaren Vision’ın Kreatif Direktörü olarak Jam Vision ile yaptığımız işbirliğinden gurur duyduğumu söylemek istiyorum. Birlikte çok güçlü bir bağ kurduk ve ortaya yeniliklerle dolu, sürdürülebilir, teknik ve estetik anlamda yaşam stili ürünlerinden oluşan bu özel kapsül koleksiyon çıktı.

Bu yıl ayrıca Design serinize eklemek üzere akıllı gözlükler alanına da girdiniz. Bu alan için Skugga ile işbirliği yapıyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Sébastien Brusset: McLaren’ın Dna’sında inovasyon kuruluşundan bugüne en önemli kavram olarak yer almaktadır. Marka sürekli olarak gelişmeye dayalı yenilikleri, performans artırmak amacıyla ya da yeni işlevsellikler katabilmek amacıyla ürünlerinde uygulamaya odaklanmıştır. McLaren Vision olarak biz de aynı temel dürtüyle hareket ediyoruz ve çerçevelerimizi hangi teknolojilerden faydalanarak daha üst seviyelere taşıyabileceğimiz konusunda hassasiyetle duruyoruz. Gözlüklere yapabileceğimiz yenilikler ve ekleyebileceğimiz teknolojik farklar bizim için çok doğal bir düşünce şekli olduğundan, akıllı gözlükler alanına giriş yapmamız da aynı doğal akışta meydana geldi. Skugga şimdiye kadarki en iyi ortaklarımızdan biri oldu. Müşterilerimize üstündeki çeşitli sensörleriyle ölçüm yapabilen ve farklı türlerde bilgi sağlayabilen yepyeni bir deneyim sunabilecek gözlükler sunabilmek için güçlü bir işbirliği yaptık. Sıradan bir gözlüğü gerçekten son derece inovatif yöntemlerle akıllı gözlüklere dönüştürdüğümüz bu proje tasarım ekibimiz için de heyecan verici bir deneyim oldu.

McLaren Vision ve L’amy Luxe olarak 2022’de sizlerden ne gibi sürprizler beklemeliyiz?
Thibault Robbiani: 2022 bizim için epey hızlı başladı. Bu yıl içerisinde McLaren Vision ve L’amy Luxe olarak beğenilere sunacağımız birçok projemiz var. Şurası son derece açık ki Skugga ile olan işbirliğimiz hakkında yıl içerisinde daha birçok haberle karşılaşacaksınız. McLaren Vision olarak henüz hazırlıklarını yürüttüğümüz yeni projelerimiz için de çalışmalarımıza hız katacağız. Yeni koleksiyonlarımıza olan ilginin ve beğeninin yüksek olacağı umudu içerisindeyiz. Şimdiden bir sonraki uluslararası fuarlarda yerimizi almak için sabırsızlanıyoruz.

Kaynak: 20/20 Europa

Mart 2022

Kerl Eyewear

KERL EYEWEAR

Teknolojiden Doğan Güzellikler

Teknolojik yeniliklere olan tutkusu ile optik sektörüne Flexarbon® materyalini kazandıran Kerl Eyewear; esnek, sağlam ve işlevsel koleksiyonlarına şimdi de ‘Heavy-Light’ı ekledi.

Karbon gözlük uzmanları Dr. Jaromir Ufer and Dr. Johannes Dillinger tarafından kurulan Kerl Eyewear, Alman Yapımı etiketiyle patentli materyaller ve yüksek teknoloji tutkusuyla gözlükler üretiyor. Kerl Eyewear Kurucularından Jaromir Ufer ile markanın piyasaya sürdüğü teknolojik yenilikler, üretimde kullandığı materyaller ve teknik özellikler, yeni koleksiyonları Heavy-Light ve yeni online kişiselleştirme araçları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba, Jaromir Ufer. Kerl Eyewear’ı beş yıl önce kurarken hangi misyon ve değerlerle yola çıktınız?
Kerl Eyewear’ı beş yıl önce kurma kararı aldığımızda teknolojiden en yüksek düzeyde faydalanarak optik endüstrisine inovatif ve yenilikçi bir bakış açısı getirmek en büyük hedefimizdi. Markamızla bir yandan sektörün kendine özgü olan eko sistemine uyum sağlarken öte yandan da sunduğumuz gözlüklerde kullandığımız materyallerden teknik uzmanlığımıza kadar geniş bir spektrumda ayrıştırıcı özelliklerimizin öne çıkması için çalışmak bizim temel misyonumuz oldu diyebilirim. Beş yıldır da bu misyona uygun olarak dünyanın en hafif gözlük çerçevelerine imzamızı atıyoruz.

Bu cevabınız ‘Teknolojiden Doğan Gözlükler’ mottonuzu özetliyor. Peki bu mottonuzdan yola çıkarsak, teknolojinin Kerl Eyewear’a ne ifade ediyor
Belirttiğim gibi teknolojiden en yüksek düzeyde faydalanarak sektöre yenilikçi ve inovatif bakış açısı kazandırmak bizim için vazgeçilmez bir konu. Bu sebeple teknolojiye olan tutkumuzu hazırladığımız gözlük koleksiyonlarına yansıtmak en büyük amacımız. Kerl Eyewear olarak yeni teknolojilere hayranlığımızın işlevsellikleri güçlü olan gözlüklerde hayat bulmasını çok önemsiyoruz. Teknolojiden Doğan Gözlükler sloganı marka DNA’mızın temelini oluşturuyor.

Dr. Johannes Dillinger ve sizin profesyonel geçmişlerinizin markanızın teknolojiyle olan bağındaki rolünden bahsedebilir misiniz?
Johannes ve benim yüksek teknoloji endüstrisine yönelik olan profesyonel ve güçlü bir arka planımız olmasaydı, kendimize özgü gözlük teknolojilerini geliştirmek için ne geliştirme yöntemlerimiz ne de uygun araçlarımız da olmazdı. Bu sebeple de Kerl Eyewear’ın kuruluş amacı ve DNA’sı değişir, bambaşka bir düşünce kalıbı ve bambaşka ideallerle gözlük sektörüne hizmet etmemiz gerekirdi. Çünkü Kerl Eyewear demek teknoloji demek.

Alman Yapımı etiketi Kerl Eyewear’ın bütününün ayrılmaz bir parçasına işaret ediyor. Bu etiket sizce hala yüksek kalitenin nihai tanımı anlamına mı geliyor?
Aslında Alman Yapımı etiketi tam olarak yüksek kalitenin birebir karşılığıdır denilemez. Çünkü Asya ülkeleri ya da diğer ülkelerden de son derece yüksek kalitede iyi ürünler çıkabiliyor. Ancak konu bizim gözlüklerimize geldiğinde, ben hala mevcut seviyedeki kalitemizde, özelliklerde gözlükler oluşturmak ve bizim ileri düzey teknolojik çalışmalarımızın meyvelerini toplayabilmek için üretimlerimizin Almanya’dan başka bir yerde yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple Alman Yapımı etiketi bizim vazgeçilmez bir özelliğimiz olmaya devam edecek.

Birçok gözlük üreticisi firmanın hafifliği ile öne çıkan çerçevelerinin reklamlarına ağırlık verdiğini görüyoruz. Kerl Eyewear imzası taşıyan gözlüklerdeki hafiflik konusundaki görüşünüzü öğrenebilir miyiz?
Gözlük ağırlıklarının minimum düzeyde olması bizim için çok önemli. Hafifliğe oldukça fazla önem vermemize rağmen çerçevelerimizin tasarımlarına baktığınızda hafif değillermiş gibi bir izlenime kapılırsınız. Çünkü çerçevelerimizin tasarımları oldukça kalın ve vurgulu konturlara sahiptir. Ancak Kerl Eyewear olarak kullandığımız teknoloji ve materyaller sayesinde gözlüklerimiz çerçevesiz optik gözlüklerle aynı ağırlığa sahip oluyor. Bu bizi diğer hafif çerçeve üreticilerinden farklı bir noktaya taşıyan ayırt edici bir özelliğimizdir. Hatta dünyada hiçbir gözlük üreticisinin, çerçevesi ciddi şekilde kalın görünürken, kullanıcısına aşırı hafif gelen gözlükleri bizim gibi üretemediğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Karbon uzmanı olarak patentli Flexarbon® materyalinizin genel özelliklerini bizlerle paylaşabilir misiniz?
Flexarbon® bizim gözlük endüstrisine kazandırdığımız özelleştirilmiş bir karbon materyalidir. Biliyorsunuz ki karbonun milyonlarca farklı türü mevcuttur. Kerl Eyewear olarak bizim Flexarbon® ile başardığımız önemli bir detay var. O da hedeflediğimiz belirli bir uygulama için gereken kusursuz karakteristik özelliklere karbonun kendine özgü fiber ve yapısal türlerini doğru şekilde eşleştirerek ulaşmamızdır.

Flexarbon®’nu geleneksel karbon materyaliyle karşılaştırdığımızda ne gibi avantajlar sunduğundan bahsedebilir misiniz?
Flexarbon®’un en belirgin ve öne çıkan özelliği geleneksel karbondan çok daha fazla düzeyde esneklik ve dayanıklılık sunmasıdır. Hafif ve işlevsel gözlükler üretme amacında bir marka olduğumuzdan Flexarbon®’un sunduğu esneklik ve dayanıklılık bizim için çok önemli bir yere sahip. Çünkü Flexarbon® çerçevelerimize sadece esneklik sağlamakla kalmıyor aynı zamanda çerçevelerimizin ağırlıklarını azaltmamızda da önemli bir avantaj sağlıyor.

Flexarbon®’u bu sebeple ‘Dünyanın en iyi materyali’ olarak tanımlıyor olmalısınız. Bu tanım sizin bir dileğiniz mi yoksa sadece bir iddiayı mı yansıtıyor?
Evet, belki de Flexarbon®’a dünyanın en iyi materyali derken tamamen objektif olarak bakamıyoruzdur. Ancak hızlıca bir kıyaslama yapmadan geçemeyeceğim. Üst düzey bir materyal olan titanyumu ele alalım.
Titanyum gerçekten de kaliteli, çarpıcı özellikler sunan bir materyal olsa da Flexarbon® titanyumun yalnızca üçte biri ağırlığındadır ve ağırlığına kıyasla çerçevelere on kattan daha fazla oranda sağlamlık sunmaktadır.

Müşterilerinize kendi gözlüklerini kişiselleştirilmelerini sağlayan yepyeni bir online araç geliştirdiniz. Bu yeniliğiniz nasıl doğdu?
Açıkçası Covid-19 pandemi süreciyle birlikte çalıştığımız optik mağazalara daha iyi hizmet sunabilmek adına düşünme şeklimizi değiştirmeye zorlandık diyebilirim. Bu zorlu süreçte optisyenlerimizin çok daha küçük miktarlarda gözlük stokları yaparken çok çeşitlilikte ürüne sahip olmalarını istedik. Bu amaçla gözlüklerini kişiselleştirerek nihai tüketiciye ulaştırmalarına yardımcı olacak bu yeniliğimizi yaptık. Bu konuda da son derece olumlu dönüşler almaya devam ediyoruz.

Optisyenlere sunduğunuz bu yeniliğinizin diğer özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Optisyenlerin büyük miktarlarda gözlük stoğu yapmadan da çok çeşitli gözlüklere ulaşmasına sağlayan bu yeniliğimizin öne çıkan en önemli özelliği kompleks karbon yüzeyler yanında derin, üç boyutlu cilalanmış görünüme sahip gözlük modellerimizde gerçekçi 3D görüntü elde etmeyi başarmamızdır. Bu da Kerl Eyewear imzası taşıyan gözlüklerin yüksek kapasitede gerçeklik algısı sunan ara yüz sayesinde müşteriler için tamamen kişileştirilebilir olmalarını sağlamaktadır.

Optisyenleri bu sürecin hangi noktasına dahil ediyorsunuz?
Optisyenler bu sürecin tamamen merkezinde yer alıyorlar. Sisteme kendi girişlerini yaptıktan sonra kişiselleştirme ara yüz programı optisyenin kendi logosuyla birlikte ekranda görünüyor. Böylece müşteri mağazaya gelip bir Kerl Eyewear gözlüğü ile ilgilendiğinde sadece en uygun şekli, rengi ve ölçüyü hemen bulmakla kalmayıp, optisyenle oturarak iPad veya diz üstü bilgisayarla kusursuz stili ve en ideal şekilde yüzüne yerleşecek çerçeveyi de ayarlayabiliyor.

Kerl Eyewear olarak ‘Heavy-Light’ isimli yeni koleksiyonunuzu beğenilere sundunuz. Bu koleksiyonunuzdaki gözlükler hakkında neler söylemek istersiniz?
Yeni koleksiyonumuz için Flexarbon’un tüm avantajlarından sonuna kadar yararlandık diyebilirim. Kullanıcısına kıyaslanamayacak düzeyde konfor vadeden son derece şık tasarımları bu koleksiyonda bir araya getirdik. Daha önceden konfor vadeden gözlükler için şık görünümden belki tavizler verilebiliyordu. Ancak yeni serimizdeki tasarımlarda bu söz konusu bile değil.

Kaynak: Spectr

Şubat 2022

Koberg

Koberg

Koberg İlk Kez Titanyum Kullanıyor

Almanya merkezli olarak 2013’te Koberg & Tente tarafından kurulan Koberg, ödün vermediği estetik anlayışı, teknolojiye yakınlığı ve yeniliklere açık oluşuyla uluslararası optik pazarındaki yerini güçlendirmeye devam ediyor.

Günümüzde Koberg dendiğinde, markanın özel olarak geliştirdiği silindirik gözlük menteşeleri akıllara geliyor. Marka, yaşam tarzı trendlerinden esinlenen ünlü tasarımcı Josef Lanta’nın hazırladığı ilk koleksiyonunun ardından, 2019 yılında beğenilere sunduğu ikinci koleksiyonuyla ürün yelpazesini genişletti. Koberg oldukça beğeni toplayan ve dikkat çeken bu koleksiyon için Studio Spektakel tasarım ekibi ile birlikte çalıştı. Markanın ikinci koleksiyonundaki şık modellerde; karakteristik, silindirik Koberg menteşesi hafif ve filigran bir forma dönüştürüldü. Marka, yeni tasarımlarında imzası niteliğindeki menteşe formunu yeniden yorumlayarak önemli bir katkı sağlayan Studio Spektakel ile işbirliğini halen sürdürüyor. Koberg, öne çıkan teknik özelliklere sahip ikinci koleksiyonda Alessandro Picicci ile ortak çalışarak modellerini Design & Optik Manufaktur’da geliştirdi. Çok yönlülük, zarafet ve özgünlük odaklı olarak geliştirilen yeni modeller, Almanya’da yüksek kalite ve titizlikle el yapımı olarak üretildi. Paslanmaz çelik ve asetat ile hazırladığı ilk iki gözlük koleksiyonuyla adından söz ettirmeyi başaran Koberg, şimdi de Almanya’nın Gerlingen kasabasında üretimini gerçekleştirdiği titanyum gözlükleriyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Yakın zamanda beğenilere sunduğu bu üçüncü koleksiyonu ile bir dönüm noktasına ulaşan Koberg, titanyumu ilk kez kullanarak önümüzdeki yıllarda da inovatif işlere imza atacağının sinyalini vermiş oldu. Markanın en yeni titanyum koleksiyonunun modelleri ve koleksiyona dair tüm ayrıntılar hakkında markanın Kurucularından Frank Tente ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Frank, oldukça yeni bir marka olmanıza rağmen koleksiyonlarınızla ilgi topluyorsunuz. Şimdi de üçüncü koleksiyonunuzu beğenilere sunuyorsunuz. Yeni koleksiyonunuzun önceki koleksiyonlarınızla benzerlikleri nelerdir?
Kurulduğumuzdan beri Koberg olarak hazırladığımız gözlük koleksiyonları ince ve titiz işçilikleri ve teknik uygulamalarımızla ön plana çıkmıştır. Bizler için Almanya’da el yapımı olarak ürettiğimiz gözlüklerimizin tasarımları ve işçiliklerinin kalitesi ödün vermeyi reddettiğimiz bir konu olmuştur. Koleksiyonlarımızı oluştururken küçük gözüken, göz ardı edilebilir gibi gözüken ancak bizlere göre zanaat kalitesini etkileyen küçük detaylar daima çok önemlidir. Yeni koleksiyonumuz da dahil olmak üzere en iyi malzemelerle en yüksek kalitede çalışma felsefemiz hiç değişmeyecektir.

Yeni koleksiyonunuzu öncekilerden ayrıştıran özelliklerden bahsedebilir misiniz?
Markamızın üçüncü koleksiyonu için tamamen yenilikçi olmak, markamızın DNA’sına uygun olmak koşuluyla diğer koleksiyonlarımızdan ayrışan özellikler geliştirmek istedik. Bu sebeple yeni koleksiyonumuz tamamen titanyumdan üretildi. İlk iki koleksiyonumuzda yer alan silindirik menteşenin yerini titanyum modellerimizde malzemenin özellikleri sebebiyle daha düz bir tasarım aldı.

Titanyum sizin için yalnızca yeni koleksiyonunuzla mı öne çıkacak yoksa Koberg olarak titanyuma tam bir geçiş mi yapıyorsunuz?
Titanyum bizim için şimdilik sadece yeni koleksiyonumuzun en önemli bir özelliğidir diyebilirim. Paslanmaz çelik ve asetattan kolay kolay vazgeçebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü paslanmaz çelikten üretilen gözlük modelleri bize halen yaratıcılık konusunda titanyumun el vermediği bir çeşitlilik sunuyor.

Titanyum koleksiyonunuzun öne çıkan diğer özellikleri nelerdir?
Bahsettiğimiz gibi yeni koleksiyonumuzun cam kenarlarında, menteşelerinde ve şakaklarında farklı kalınlık seviyelerini işleyebilmek için oldukça sağlam bir hammadde olan titanyum başrolde. Hafif eğimli kenarlara özellikle odaklandık ve başlangıçtan beri Koberg gözlüklerinde kullanılan Berlac’ın muhteşem renkleriyle bir kez daha bazı ince vurgular yaptık.

Yeni koleksiyonunuz için yenilikçi olmayı istediğinizi belirttiniz. Peki materyal olarak titanyumu tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?
Koberg olarak şimdiye kadar hazırladığımız ilk iki koleksiyonda da paslanmaz çelik ve asetat ile eşsiz işlemeleri titiz el işçiliğiyle birleştirerek hedeflediğimiz noktaya kısa sürede gelmeye başardık. Az önce de bahsettiğim gibi zaten inovatif ve farklı bir koleksiyon hazırlama niyetindeydik. Bu yüzden titanyumu yeni bir alternatif malzeme olarak göz önünde bulundurmanın mantıklı olacağını düşündük.

Titanyum ile çalışmak ne gibi avantajlar sunuyor?
Sürdürülebilirlik bizim için her zaman önem verdiğimiz bir faktör oldu. Bu açıdan bakıldığında titanyum, gözlük için yüksek kalitede ve harika bir malzeme olması yanında uzun ömür sunarak sürdürülebilirliğe de önemli katkı sağlıyor. Son derece dayanıklı ve anti alerjenik olması açısından da titanyum avantaj sağlıyor.

Koberg olarak koleksiyonlarınızı nasıl ve nerede tasarladığınızdan bahsedebilir misiniz?
İkinci gözlük koleksiyonumuzu 2019’da beğenilere sunmuştuk ve Studio Spektakel tasarım ekibiyle çalıştık. Studio Spektakel tasarım ekibi, bu koleksiyonun ikonik bir stile kavuşmasında önemli katkılarda bulundu. Modern ve uluslararası bir görünüme sahip olan koleksiyon; karakteristik, silindirik Koberg tasarımlarının, son derece ince menteşeleri ve sap şekillerini mümkün kılan hassas tasarımlara dönüştürülmesinden oluştu. Ekip şimdi üçüncü koleksiyonumuzda da harika işler çıkardı. Saplardaki dekorasyonlar sayesinde birinci sınıf tasarım ürünleri oluşturdukları için Studio Spektakel’e tekrar teşekkür ediyorum.

Koleksiyonlarınızı nerede üretiyorsunuz? Titanyum koleksiyonunuzdaki çerçeveleri de Munster’daki genel merkezinizde mi ürettiniz?
Yeni koleksiyonumuzu Munster’de üretmedik. Munster’de sadece asetat parçalarımızı üretiyoruz. Paslanmaz çelik koleksiyonlarımızı ise ilk günden beri Gerlingen’de Alex Picicci ile yaptığımız işbirliği ile tasarlayıp üretiyoruz. Titanyum koleksiyonumuzun ham parçalarının işlendiği, kaplandığı ve birleştirildiği yer de Gerlingen’dir. Bunun yanı sıra, uzun yıllardır Güney Kore’deki ortaklığımız sayesinde birinci sınıf üretim tekniklerinde uzmanlığımızı geliştiriyoruz.

Markanıza özgü tasarım özelliklerini paylaşabilir misiniz?
Koberg modelleri, menteşeler ve saplar arasındaki kesişme noktasında her zaman özel bir vurguya sahiptir. Vidasız ve silindirik menteşe kullandığımız ilk koleksiyonlarımızdan sonra şimdi de titanyum koleksiyonumuzda gömülü karo süsüne yer verdik.

Yeni koleksiyonunuz için kullandığınız karo süsünü nasıl oluşturduğunuzdan söz edebilir misiniz?
Menteşelere silindirik bir eleman eklemek, blok titanyumla çalıştığımız için zor ve talihsiz olabilirdi. Biz de, silindirimizi ‘düzleştirdik’ ve bu durum menteşe için bir tür kaplama kullanmamıza sebep oldu. Karo adı verilen bu kaplamayı yine Gerlingen’de el yapımı olarak titiz bir süreç sonunda oluşturduk.

Ocak 2022

Haffmans & Neumeister

HAFFMANS & NEUMEISTER

Paslanmaz Çeliğin En İyisi

Kendi sınırlarımızı ve kullandığımız malzemelerin sınırlarını zorlamaya odaklanmaya devam edeceğiz.

Haffmans & Neumeister, markanın kuruluşundan bu güne gözlük sektöründe heyecan yaratmaya devam ediyor. Yenilikçi modelleri ve paslanmaz çelikten üretilen çerçeveleri ile Haffmans & Neumeister tüm koleksiyonunu güncelledi.

Merhaba Philipp, Daniel ve Tjarko. Haffmans & Neumeister, birkaç yıl içinde kendisini birinci sınıf bir marka olarak konumlandırmayı başardı. Şimdi ise koleksiyonlarınızı yeniden tasarlıyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Philipp: Amaç koleksiyonları modernize etmek. Bir tasarımcı olarak ilgi alanınızda çalışırken, inceliklerin aşırı farkında olursunuz. Sonuç olarak, her şeyi bu ayrıntılı nüanslar ve parametreler içinde sınıflandırma eğilimindesinizdir. Ancak bu çok pratik olmayabilir. Bu nedenle koleksiyonumuzu yeniden yapılandırmaya karar verdik.

Farkı koleksiyonlarınız arasında çok az ayırt edici özellik olduğunu mu düşündünüz?
Daniel: Konu gözlük olduğunda milimetrenin çok küçük parçalarıyla çalışıyoruz ve bu parçalar genellikle çıplak gözle görülemiyor. Tasarımcının bakış açısıyla, bu ürünleri birbirinden ayırmak önemliydi. Hala önemli ancak genel tüketici için durum aynı değil.

Üretimine son verdiğiniz koleksiyonlar var mı?
Daniel: Evet, yeniden yapılanma, kısa zaman önce koleksiyonumuza dahil ettiğimiz ULX ve Italic’i artık üretmeyeceğiz.

Bu iki koleksiyondaki stillere ne olacak?
Daniel: Her bir modelin özelliklerine bağlı kalmaya her zaman özen gösterdik fakat ULX ve İtalik modellerinden esinlenerek diğer üç koleksiyonumuza küçük dokunuşlar ekledik.

Yeni sezona hangi koleksiyonlarla başlıyorsunuz?
Tjarko: Yeni koleksiyonlarımız; Ultralight, Ultralight Plus ve Bold’dan oluşacak.

Bu koleksiyonlar neye göre birbirinden ayrılıyor?
Tjarko: Koleksiyonlar, malzeme karışımlarıyla birbirinden ayrılıyor ve her biri kendi fiyat kategorisine sahip. Tüm metal çerçeveler Ultralight’a ait. Ultralight Plus modellerimiz, asetat katkılı Ultralight’tır. Üçüncü seri ise daha güçlü ve daha cesur metallerin yanı sıra asetat kombinasyonlu çerçevelerden oluşan Bold koleksiyonumuz.

Hangi koleksiyonlarınız özellikle markanızın DNA’sını temsil ediyor?
Philipp: Ultralight koleksiyonu, markamızı oluşturan tüm tasarım felsefelerinin somutlaşmış halidir. Paslanmaz çelik çerçeve, kaba olsa da sabırla, detaylara özen gösterilerek üretilmiş bir mücevher.

Hangi tasarım özelliği markanız için vazgeçilmezdir?
Daniel: Ultralight serisi ile tanıttığımız, tüm koleksiyonlarımızı birbirine bağlayan, basit ve estetik modüler bir çözüm olan perçin menteşemiz. İnovasyon bizim için çok önemli ama aynı zamanda teknolojinin anlaşılması ve üzerinde çalışılması kolay olması da önemli. Bu koleksiyonla kendimizi yeniden keşfettik. Bu, bizi günümüzde gerçekten temsil eden yeni bir tasarım.

Ultralight koleksiyonunu farklı kılan başka ne var?
Philipp: Ultralight koleksiyonu, sadece saf metal çerçeve tasarımı olan bir parçadan oluşmakta. Ekstra parçalara sahip değil. Saf ve basit, rafine formlara, azaltılmış silüetlere ve minimum ağırlığa odaklandık.

Bunun Ultralight Plus koleksiyonundan farkı nedir?
Philipp: Ultralight Plus ister şakak uçları ister cam ekleri olsun, örneğin Windsor Ring stili gibi asetatla süslenmiş modellerden oluşur. İnce asetat ekstraları koleksiyonun artılarıdır.

Bolt koleksiyonunuz yeni. Burada hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?
Philipp: Bold ağırlıklı olarak bir asetat koleksiyonudur. Ancak tüm koleksiyonlarımızda paslanmaz çelik çerçeveler taban olarak kullanılmaktadır. Bu, çerçeveye ne kadar eklenti yapıldığı ile ilgili bir soru. Cappuccino, cortado, flat white ve latte’nin hepsi sütlü kahvelerdir, ancak onları tanımlayan kahvenin süte oranıdır. Bu, koleksiyonlarımızı şu anda nasıl kararlaştırıldığına benzer bir durum: paslanmaz çeliğin asetata oranı. “Bold”, espressodan daha sütlüdür.

Ayrıca stilist ve iç mimar Marcus Paul ile bir ortak çalışma yürütüyorsunuz. Bu koleksiyon hakkında özel olan nedir?
Tjarko: Marcus Paul ile işbirliğimiz moda odaklıdır ve soyulmuş ince metalimizin özellikle kalın bir asetatla yan yana gelmesiyle karakterize edilir.

Peki bu modellerin Bold koleksiyonundaki modellerden farkı nedir?
Tjarko: Yenilenen Bold koleksiyonumuz, “iğne şeridi” olarak bilinen Marcus Paul montaj sistemini içeriyor olsa da, Marcus Paul modelleri gözle görülür şekilde abartılı. Sadece metal ile asetat arasındaki dinamik kontrast değil, aynı zamanda asetat şekillerinin kendileri de belirgin ve hacimlidir.

Yeni koleksiyon politikanız, markalaşma veya satış açısından da değişiklikler getirecek mi?
Philipp: Koleksiyonlarımızı yeniden yapılandırmamız, markalaşmamızdan çok küratörlükle ilgili. Bununla birlikte, koleksiyon yapımız ve markamız ilk piyasaya sürüldüğümüzden bu yana oldukça gelişti.

Daniel: Sektöre döndüğümüzde, önceki markalarımıza ait birçok konsept ve estetik vardı. Son üç yılda çok geliştik ve ilerledik. Markamız da gelişti ve eskiden kim olduğumuzu geride bırakıp, günümüzdeki kimliğimizi yeniden keşfettiğimiz ilgili önemli bir noktaya geldik.

Bu gelişimin önümüzdeki sezonlarda sizi nereye götüreceğine dair planlarınız var mı?
Philipp: Kendi sınırlarımızı ve kullandığımız malzemelerin sınırlarını zorlamaya odaklanmaya devam edeceğiz.

Kulağa heyecan verici geliyor. Teşekkürler.

Kaynak: Spectr

Aralık 2021

L’amy

L’AMY

Lükse Olan Bağlılık

Ünlü Fransız gözlük firması L’amy hem tarihine hem de titiz prensiplerine uygun çalışmalarını artık lüks segmente ağırlık vererek L’amy Luxe markası altında sürdürmeye kararlı görünüyor.

Tarihi açıdan büyük bir öneme sahip Fransa’nın Jura bölgesinde yer alan L’amy, geriye dönüp bakıldığında 200 yıldan fazla bir süredir gözlük sektörüne yön vermektedir. 1980’li yıllarda L’amy moda markalarını bünyesi altına alarak gözlük üretimine geçen ilk firmalardan biriydi.

Günümüzdeyse bu Fransız firması, L’amy Luxe adı altında faaliyet göstermektedir ve lisanslı markalara sahip olma konusunda da beklenenin ötesinde bir ilerleme kaydetmiştir. Firmanın şu anki odak noktası ise özel niteliklere sahip lüks ürünlere yepyeni bir yaklaşımla bakmaktır. L’amy’nin CEO’su Dominique Alba ile şirketin yeni ufuklar keşfetmek adına ulaşmak istediği hedeflerden ve sektörel gelişimlerden bahsettiği röportajı sizlere sunuyoruz.

Merhaba Dominique, L’amy gözlük sektöründeki en iddialı firmalardan biri. İki asırlık köklü bir mirasa sahip olan L’amy’nin kuruluşu neye dayanmaktadır
L’amy her zaman için teknolojinin ve yeniliğin öncülüğünde hareket etmiştir. L’amy’nin tarihçesi ise 1960’lardan başlayarak pazarlama ve tasarımı birbiriyle harmanlayan mühendislik çalışmalarına ve teknolojik girişimlere dayanmaktadır.

Şirketinizin kuruluşu Fransa’nın yüksek kalitede gözlük geliştirme ve üretme kaynağı olarak görülen Jura bölgesine uzanıyor. Bu bölgenin tarihsel açıdan L’amy’e katkısı nedir?
Jura bölgesinde kurulmuş olmak, sektörün en yenilikçi ve aynı zamanda en yüksek kalitede ürün sağlayan firması olmamızda büyük önem taşıyor. Şirketimizin bünyesinde ‘yaşayan miras’ ünvanını alan Henry Jullien ve aynı zamanda piyasadaki en yenilikçi koleksiyonla birden fazla ödül kazanan McLaren da var. Bu durum optik mağazalara lüks segmentte en çok ihtiyaç duyulan kusursuz işçilik ve sınırsız yeniliklere sahip gözlükleri sunmamızı sağlıyor.

L’amy’nin titiz işçiliğine ve yüksek kalitesine dayanan üretimdeki tarihçesine bakarsak, firmanın dönüm noktası olarak nelerden bahsedebilirsiniz?
Aslına bakarsak L’amy çok uzun ve hareketli bir geçmişe sahip. Öncelikle, üretim açısından kilometre taşlarımızdan biri olarak 1883 yılında kurulan modern anlamdaki ilk fabrikamızdan bahsetmeliyim. Bir diğer kilometre taşı olarak ise 1986’da kurduğumuz son model galvanik uygulamalı fabrikamızı gösterebiliriz. Üretim faaliyetlerindeki yeteneklerimiz adeta genlerimize işlemiştir diyebilirim.

1980’lerden itibaren lisanslı markalarla çalışmada uzmanlaşan L’amy’nin portföyünde hangi büyük şirketler yer aldı?
L’amy’nin en uzun süre ortaklık kurduğu ve bu ortaklık sayesinde büyük başarılara imza attığı lisanslı markamız Lacoste’den öncelikle bahsetmek isterim. Ancak başka firmalarla da çok fazla işbirliği yaptığımızı söyleyebilirim. Aslında artık gözlük lisansımız olmayan markaları listelemek benim için çok daha kolay olurdu.

Lisans anlaşmaları yapmayı bıraktığınızdan beri sektördeki diğer firmalar bu alanda güçlendiler mi?
Sektördeki diğer firmaların güçlü konuma gelmesinde bizim lisans anlaşmaları yapmayı bırakmamızın bir payı olduğu doğru. Ancak uzun süreden beri marka konumlanmalarının hızla değişen piyasa koşullarına göre şekillendiğini düşünüyorum.

Bu durumda lisanslı marka sahibi olmak artık size cazip gelmiyor diyebilir miyiz?
Lisanlı markaların sahibi olmak artık ne L’amy için ne de optisyenler için bir rekabet ortamı oluşturmadığından bunu bir sorun olarak görmüyoruz. Günümüzde, nihai tüketiciler de artık markalar ve ürünler hatta piyasalar hakkında sahip oldukları bilgiler sayesinde farkındalık kazandı.

Genel anlamda pazarın değiştiğini ve eski konseptlerin önceki kadar rağbet görmediğini mi düşünüyorsunuz?
Tam olarak öyle olduğunu söyleyemem. Konseptlerin ne kadar eski olduğuna bakılmaksızın hala başarıya götüren etkenlerden olduğunu düşünüyorum. Bu noktada önemli olan şey nihai tüketici tarafından değişen konseptin nasıl algılandığıdır.

Aslına bakarsanız sektörün değişimden geçtiğinizi söyleyebiliriz. Peki sizce son on senede en büyük etkiyi hangi değişiklikler sağladı?
Üç büyük değişimden söz edebiliriz. İlk önce perakendeci ve tüketiciyi kontrol etmeyi amaçlayan büyük gözlük firmaları birleşti. Ardından, üreticiden tüketiciye kadar olan bütün değer zincirini kontrol etmek adına şirketlerin kendi bünyelerinde ürettikleri gözlük bölümlerinin oluşmasıyla lüks moda döneminin sonuna geldik. Son olarak da, 3 boyutlu yazıcılar, sanal ortamda ürünlerin denenmesi, bağlantı aparatları ve akıllı camlar gibi yeni teknolojilerin ortaya çıktığını görüyoruz.

Sözünü ettiğiniz bu teknolojik gelişmelerin sektöre etkisi nedir?
Pazarda gerçekleşen bu yapısal değişiklikler aslında daha tam olarak bütünü değiştirmiş değil. Ancak bu değişiklikler yavaş yavaş ve sürekli oldukları için bir noktada bütünü de etkileyecektir. Bu durumdan ilk etkilenenler her ne kadar gözlük firmaları olacak olsa da, en büyük etkiyi tüketicilere yeni teklifler ve düzgün stratejilerle yaklaşmak zorunda kalan optik mağazaları hissedecektir.

100. yılını kutlayan ve geleneksel tüketimin öncüsü Henry Jullien’i 2017’de devraldınız. Bu satın almanın ardında yatan motivasyon kaynağınız neydi?
Henry Jullien dünyada çapında detay ve kaliteye önem veren öncü gözlük üreticilerindendir. Artık bu seviyede onların yaptığı sadece el işçiliği olarak değil sanat olarak değerlendirilmelidir. Henry Jullien’de vakit değerlidir. El işçiliğiyle yaptıkları gözlük çerçevelerinin üretiminde yaklaşık 279 aşama kullandıklarını göz önünde bulundurursak; zamanın da etkisiyle, bu sanatsal tarzla, ürünlerin dayanıklılığını garanti etmişlerdir. Henry Jullien geniş bir tüketici topluluğunda güçlü bir yankı uyandıran bir markadır. Bu durum Henry Jullien’i toplumun büyük bir kısmının da bağlı olduğu temel değer algılarına uyan modern bir şirket haline getiriyor. Geçen yüz yılın ardından modaya bu kadar uyumlu olarak ilerlemesi adeta bir mucize olarak kabul edilebilir.

Bu satın alma stratejik açıdan bir değişiklik yapmanıza sebep oldu mu?
Evet oldu. Lüks tüketim pazarına odaklanmaya karar vermemizin üç nedeni var. Birincisi, lüks tüketim segmentinin son 30 yılın en yüksek büyüme oranına sahip olması. İkincisi, bu segmentin, mevcut pandemi krizi de dahil olmak üzere, son iki yüzyılda gerçekleşen krizlere en dayanıklı olan alan olması. Üçüncü olarak ise, başka alanların aksine son on yılda optik mağazaları tarafından iyi bir şekilde hizmet sağlanamadığı için için gözlük sektörü açısından piyasaların yüksek bir potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Nasıl oluyor da lüks tüketim diğer fiyat kategorilerine kıyasla krizden daha az etkileniyor?
İki yüzyıldır ve net bir şekilde 1929 krizinden beri bu duruma tanıklık ediyoruz. Lüks tüketim segmenti, diğerlerine kıyasla bu krizden çok daha az etkilendi ve her krizden sonra hızlı bir şekilde yükselişe geçti. Dünyadaki nüfusun da %20’lik bir kısmına denk gelen en zengin, en eğitimli ve en bilgili kesimi ilgilendirdiği için de bu zamana kadar en dayanıklı segment oldu.

2019 yılında teknik açıdan gelişmiş, yenilikçi ve lisanslı bir marka olan McLaren’ı piyasaya sürdünüz. Daha fazla lisanslı markayla çalıştığınız önceki dönemlere kıyasla bu dönemin arasında ne gibi farklar var?
İnovasyon,  inovasyon ve inavasyon. McLaren markasının koleksiyonları sadece teknolojik içeriği bakımından değil aynı zamanda büyüleyici tasarımıyla da gerçekten eşsiz bir çalışma. Şimdi Henry Jullien ve McLaren geriye kalan tek lisanslı markalarımız olduğu için portföyümüzü modernize ettik ve lüks segmente odaklandık. Bu gelişmeyle beraber de adımızı L’amy Luxe olarak değiştirdik. 

Kaynak: Spectr

Kasım 2021

Etnia Barcelona

ETNIA BARCELONA

Akdeniz’in İhtişamı

Bu yıla damgasını vuran Vintage koleksiyonunun ardında yatan hikayeyle bir kez daha adından söz ettiren Etnia Barcelona, Covid-19 sürecine rağmen çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

Babasının sahip olduğu fabrikada on yedi yaşında çalışma hayatına başlayan David Pellicer, zamanla bütün işleri devralarak 2003 yılında dünyaca ünlü Etnia Barcelona isimli İtalyan gözlük markasını kurdu. Markanın kurulduğu dönemlerde üreticiler için renk çeşitliliği günümüzdeki kadar önem arz etmediği için gözlük koleksiyonları çoğunlukla siyah ya da kahverengi ağırlıklı tonlardan oluşuyordu. Etnia Barcelona bugün, muhteşem işçiliklerini vurgulayan güzel renklere sahip tasarımlarıyla kendinden oldukça söz ettiren bir güneş gözlüğü ve optik gözlük markası olarak sektördeki yerini sağlamlaştırıyor. 2005 yılına gelindiğinde Pellicer, Etnia Barcelona’yı dünya çapındaki tüm büyük ticari fuarlarda lanse ederek tasarım ve yapımda itibar kazanmıştır.

Etnia Bacelona, gelip geçici moda ve trendlerin belirlediği sınırların ötesinde kendisini ifade etmek isteyen herkes için tasarlanmış geniş bir renk, koleksiyon ve model yelpazesine sahip bağımsız bir gözlük markasıdır. Etnia hazırladığı koleksiyonlarda kaliteye, renk çeşitliliğine ve tasarıma bu denli önem verdiği için kısa sürede seçici gözlük severlerin tercihi haline geldi.

Etnia’nın gözlük modellerini üretirken kullandığı asetat; toz haline getirilmiş pamuk ve asetonun bir macun oluşturmak için karıştırılmasıyla üretiliyor. Çeşitli presleme işlemleriyle renk eklendikten sonra kürlendikten sonra kesilip ve lamine edilen asetat, daha sonra kalıplara dökülür ve bu bileşim blok halinde preslenerek 12 hafta boyunca dinlendirilir. Bu sürenin sonunda kalıplardan çıkarılan bloklar istenilen ölçüye göre kesilir. Bu asetat levhalardan elde edilen plastik çerçeveler Etnia Barcelona’nın gözlüklerinin ön cephesini ve sap kısımlarını oluşturur.

Etnia Barcelona, öncelikli olarak tasarımına, kaliteye olan adanmışlığına, müşterileri memnun etme isteğine ek olarak sürekli olarak markayı iyileştirme gayesiyle inşa edilmiştir. Markanın bu yaklaşımı her bir gözlük modelindeki teknik detaylara ve kaliteli tasarıma yansımaktadır. Etnia Barcelona 1930’lu ve 1960’lı yıllar arasında ünlülerin uğrak yeri olan Katalonya bölgesindeki Empordà’nın eklektik atmosferine ve ihtişamına duyduğu saygıya gönderme yapan Vintage adlı koleksiyonunu beğenilere sunuyor. Vintage koleksiyonunun ardında yatan hikayenin kaynağı Costa Brava’daki huzurlu Akdeniz kıyılarında bulunan ikonik ve tarihi lüks otel La Gavina olarak biliniyor. Etnia Barcelona’nın Kreatif Direktörü Edu Pitarch’ın, koleksiyon hakkındaki düşüncelerinden ve serinin arka planında yatan tarihsel esinlenmelerden bahsettiği, ayrıca markanın Covid-19 sürecinde izlediği prosedürleri açıkladığı röportajı sizlere sunuyoruz.

Hollywood’un altın çağında Empordà sahillerinin yaşam tarzından ilham alan Vintage isimli bir koleksiyon çıkardınız. Size ilham veren bu ambiyanstan, karakterlerden ve mekanlardan biraz bahsedebilir misiniz?
Costa Brava, Empordà’da buluşan birçok Hollywood yıldızı ve yerli halk için bir geçiş noktasıydı. Bu durum Empordà’ya, Costa Brava’daki cennet gibi bir manzara sayesinde sofistike olduğu kadar geleneksel bir hava da katmıştır. Aynı zamanda bu meşhur sahil düzinelerce film setine de ev sahipliği yapmıştır.

Koleksiyonunuzun ilham kaynağı olan La Gavina oteli ve orada konaklayanlarla ilgili olarak bu stili ve yaşam tarzını anımsatacak kişiler hakkında biraz daha fazla bilgi verir misiniz?
Liz Taylor, Kirk Douglas, John Wayne ve Ava Gardner gibi ünlü isimler film çekimleri sırasında bu otelde konaklıyorlardı. Bu sayede eksantrik yaşam tarzlarıyla çekilen sahneleri izlemek için setlere akın eden yerli halkın da monotonluğunu kırmış oldular. Bu büyülü ortama Dali veya Chagall gibi yerel sanatçılar ve folklorik flemenko dansçıları da dahil oluyordu. Sonuç olarak La Gavina otelinin bulunduğu yer, sofistike insanların zaman geçirmeleri için kırsal ve vahşi bir atmosfer de dahil olmak üzere gerekli olan her şeye sahip bir yerdi.

La Gavina’dan aldığınız bu ilhamla ‘vintage’ konseptini nasıl yansıtmak istediniz? Size göre bu ruh halini ve yaşam stilini en çok hangi formlar ve tasarımlar doğru yansıtıyor?
Daha önce ilk Vintage koleksiyonumuzda sunduğumuz klasik tarzımızı geliştirdik. Şimdiki koleksiyonumuzda ise metal formlar ve düz camlara daha çok odaklandık. Tasarımlarımızda kolej stilinden de esinlenerek, vurgulamak istediğimiz renkleri sap detaylarında birleştiriyoruz. Aynı zamanda yeni koleksiyonda bir dizi vintage cam ve 70’lerin stilini yansıtan asetat materyaller kullandık. Bu sayede yeni koleksiyonumuzda hafifçe boyanmış metalik pin detaylarını da revize ederek, zarif formlarla ve renklerle temsil edilen sade ve ihtişamlı bir görünüm elde ettik.

Bu serideki optik çerçevelerin stilini oluşturan en belirgin özellikler ve detaylar nelerdir?
Etnik sembollerle süslenmiş metal saplar, balıksırtı desenli asetat bloklu uç kısımlar ve yaratıcı bir dokunuşla klasik bir stil oluşturan altın gümüş ve pembe altın renkli modeller tasarladık. Daha önce hiçbir marka vintage stiline bizim kadar renkli ve elegant bir perspektifle yaklaşmamıştı.

Peki koleksiyondaki güneş gözlüklerine bu yaklaşımı nasıl yansıttınız? Size göre koleksiyonu farklı kılan iki ya da üç güneş gözlüğü modelini örnek verebilir misiniz?
Quinn ve Kirk adlı iki modelimiz bizim için güzel referanslar oluşturuyor. Gözlüklerimizde kullandığımız 2.5 bazlı camlar eski tasarımlara da öykünerek modellerimize modern ve tarz sahibi bir görünüş veriyor. Vintage koleksiyonunda kalınlıklarına göre farklılık gösteren üç seri sunuyoruz. Aynı zamanda el işçiliğinin son derece belirgin olduğu camların metalik ruhunu yansıtan transparan asetat detaylar da gözlük modellerimizde öne çıkıyor.

Gözlük sektöründe 2021 sezonu için hangi trendler göze çarpıyor ve sizin koleksiyonunuz bu trendlere uyum sağlıyor mu?
2021 sezonunda altıgen, diktörtgen ve panto formundaki gözlük tasarımları trend modeller arasında yer alıyor. Aslına bakacak olursak bu sene trendlerin birbirinden ayrıştığını görüyoruz. Piyasada göze çarpan birçok trend var ancak kullanıcılar tarafından tercih edilen modeller karışık kültürel katmanları tasarımlarda zenginleştirerek ve birbirinin ötesine geçirerek yeni örnekler oluşturan gözlüklerdir.

Dünya çapında büyük etkilere neden olan Covid-19 virüsü ve devam eden pandemi sürecindeki duraklamalarla geçen bir yılın ardından Etnia Barcelona çalışma sürecini normal bir şekilde mi yürütüyor?
Birinci önceliğimizi her ne olursa olsun beşeri sermayeyi korumak olarak belirledik. Değer zincirimizin başında çalışma arkadaşlarımız geldiğinden, onlar her zaman için önceliğimiz olmuştur. İkincil önceliğimiz olarak ise Etnia Barcelona olarak müşterilerimize koşulsuz şartsız destek olmamızdan bahsedebilirim. Bizi biz yapan şey onlar olduğu için tüm desteğimizi müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Pandemi sürecinde markamız için birincil önem olarak; eksik, gecikmiş ve erken ödemeler adına daha fazla esneklik sağlamak amacıyla finansman planlarımızı genişlettik. Şirket olarak çarklarımızın dönmesini sağlayarak bu süreci atlatmayı mümkün olduğunca kolaylaştırıyoruz.

Tüm bunların dışında Etnia Barcelona Vakfı olarak da Covid-19 sonrası bir proje için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışma kapsamında, birçok optik mağazaya bulundukları bölgelerde yaşayan zor durumdaki ailelere yardımcı olabilmeleri için yüz elli bin gözlük dağıtıyor olacağız. Zorluklar karşısında bir araya gelmeye istekli ve insanların birbirlerine her zamankinden fazla yardım ettiği bir toplum oluşumuna destek vermek için çalışıyoruz.

Pandeminin başlamasından şu güne kadar çalışmalarınızda hız kesmediniz. Önümüzdeki süreç de Etnia Barcelona için bu şekilde mi ilerleyecek?
2020 yılını ve 2021’in sonuna kadar olan süreci, Etnia Barcelona tarihindeki en çok koleksiyonun piyasaya sürüldüğü bir süreç olarak öngörmüştük. Çalışmalarımızı yavaşlatmak yerine yaratıcılık ve markamızın gücüyle alakalı olarak atılımlar gerçekleştirdik. Sahip olduğumuz sonsuz yaratıcılık döngüsüyle gözlük sektörünün gözlerini kamaştırmaya hazırız. Etnia Barcelona, DNA’sına işlenmiş genetik özellikleri sayesinde birçok alanda deneyim kazanan ve kendini geliştirebilen bir markadır. Şu ana kadar olduğu gibi önümüzdeki süreçte de bu kararlılığımızı sürdürmek ve sektördeki en güçlü bağımsız marka olduğumuzu kanıtlamak için çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz.

Kaynak: 2020 Europe

Ekim 2021

Götti

GOTTI

Sınırsız Kombinasyon

Perspective koleksiyonunu yeni eklenen modellerle düşündüğümde beni en çok etkileyen özelliği, koleksiyonun kişiselleştirmeye açık modüler bir konsept ile geliştirmiş olmamızdır.

Götti, stillerinde çarpıcı değişiklikler yapmak isteyen hayranları için gözlük koleksiyonlarıyla birlikte günlük yaşamdaki özgünlüğü somutlaştırıyor. Götti gözlükleri en üst düzey rafine tasarımı, geleneksel işçiliği ve teknik yeniliği bir araya getiriyor. Kendine güvenen stili, kalitesi ve İsviçreli olmanın en açık bir ifadesini yansıtması ile Götti optik sektöründeki sağlam duruşunu koruyor. İsviçre merkezli gözlük markası Götti,  şekil ve renk paleti olarak çok çeşitli kişiselleştirme özellikleri sunan çerçevesiz gözlüklerden oluşturduğu Perspective koleksiyonunu üç yıl önce beğenilere sunmuştu. Bağımsız tasarım markası Götti büyük beğeni toplayan ve cesur çizgileriyle ön plana çıkan Perspective koleksiyonunu eklediği beş yeni versiyon ile genişletti. Götti’nin Kurucusu Sven Götti’ye göre büyük resimden bakıldığında Perspective koleksiyonu sadece uzun soluklu olması umulan bir hayalin gerçekleşmesini değil, aynı zamanda şirketin üretim faaliyetlerini kendine ait tesisinde yapmasını da beraberinde getirdi.

Sayın Sven Götti, Perspective koleksiyonundaki çerçevesiz stillerinizin yeni versiyonlarını ekliyorsunuz. Seride yaptığınız son yenilikler de sizce önümüzdeki trendlerin bir parçası olacak mı?
Son dönemlerde mükemmel ve zamana yenik düşmeyen gözlüklere doğru gittikçe artan bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Elbette gözlükler çok farklı şekillerde ve çok farklı yaratım süreçleri içerisinde tasarlanıp, üretilebilir. Ancak birinci sınıf bir gözlük koleksiyonunun olmazsa olmaz bileşenleri bulunmaktadır. Bu bileşenler daima inovasyona açık olmak, sağlıklı üretim ortamını sağlayabilmek ve zamanın ruhuna ayak uydurabilmekten geçmektedir. Biz de Götti olarak tüm bu bileşenler diğer koleksiyonlarımızda olduğu gibi Perspective koleksiyonumuzda da bir araya getirebildiğimizi düşünüyoruz. Bu sebeple koleksiyonumuzu yeni eklediğimiz tasarımların gelecek trendlere yön verebileceğinden eminim.

Perspective koleksiyonunda sizi kişisel olarak memnun eden özellikler hangileridir?
Perspective koleksiyonuna yeni eklenen modellerimizi de düşündüğümde beni en çok etkileyen özelliği, koleksiyonun modüler bir konsept ile geliştirilmiş olmasıdır. Burada söylemek istediğim tüm koleksiyonun yalnızca birkaç temel unsurla inşa edilmiş olmasına rağmen gözlük kullanıcılarına modüler yapısı nedeniyle sınırsız kombinasyonlar sunabiliyor olmasıdır. Koleksiyonu cazibe merkezi haline dönüştüren de kişiselleştirmeye yönelik çeşitli seçeneklerden oluşan modüler kitin geliştirilmesi ve genişletilebilmesidir.

Adlarını saydığınız bu versiyonları birbirinden ayıran özellikler nelerdir
Versiyonları oluşturma sürecimize Rimless dediğimiz sistem ile sade, elegant ve göze çarpmayan klasik bir çerçevesiz modelle başladık. Rimless’e daha sonra camları çevreleyen, hassas ve zarif bir çerçeveye sahip olan Loop’u ekledik. Loop ile birlikte gözlüğün siluetini geliştirmeye daha fazla olanak sağlamış olduk. Bold sistemi ise Loop’un tam tersine güçlü, cesur görünüm sunan çerçeveleri oluşturmaktadır. Space versiyonumuzla ise tasarımsal yaratıcılığımızın sınırlarını zorlamayı seçerek her şeyin neredeyse mümkün olabileceği daha özgür bir noktaya geldik.

O halde çerçevelerinizin bıraktığı tüm etki modüler değişikliklere göre radikal bir şekilde farklılaşıyor…
Gerçekten de öyle. Tasarımlarımız aynı temel formlarını korurken bile klasik bir çerçevesiz gözlük stili oldukça zenginleştirilmiş bir hale dönüştürülebiliyor. Bu sayede tamamen farklı bir görünüme kavuşabilme özelliğine sahip bu optik çerçevelerimiz ile farklı hedef kitlelere de ulaşma şansı yakalayabiliyoruz.

Yenilenen koleksiyonunuzun renk seçeneklerinden söz edebilir misiz
Perpective koleksiyonunda, üç farklı metal renk ve on iki temel renk grubu ile çalışıyoruz. Tabii bu renkleri burun pedleri, sap uçları veya cam birleşim noktaları da dahil olmak üzere tüm bileşenlerde sunuyoruz. Gözlük modellerimize dair her şey kullanıcıların kişisel zevklerine göre özgürce birleştirilebilir. Az önce bahsettiğim sınırsız kombinasyon imkanını da bu durum sağlamaktadır. Çünkü koleksiyondaki her gözlük tasarımına eklenen veya tercih edilen küçük kişisel parçalarla bambaşka görünümler verebiliyoruz.

Koleksiyonunuzun üretim sürecinden de biraz bahsedebilir misiniz
Perspective koleksiyonunun kişiselleştirmeye olanak sağlayan modüler konseptinin üretim aşamasında birden fazla aksaklık ve engelle karşılaştığımızı söyleyebilirim. Çünkü sap kısımlarını birleştiren menteşe bölümlerini içermek üzere, camlarla çerçeve arasında da yepyeni bir bağlantı gerektiriyordu. Başlangıçta konseptimizi optik endüstrisi içindeki ve dışındaki sayısız üreticiyle paylaştık ve birkaç prototip dahi elde ettik. Ancak bu prototipler içimize sinmedi ve istediğimiz anlamda işe yaramadı. Bu çalışmalarımız sonuç vermeyince, yine de modüler konseptimize tamamen inandığımız için düşüncelerimizi gerçeğe dönüştürmeye son derece odaklanmıştık. Bu sebeple kendi geliştirme departmanımızı kurma kararı aldık. Böylece başarılı bir ürün geliştirme süreci yaşadık ve bir sonraki adımda ise İsviçre içinde üretimi kendimiz gerçekleştirmiş olduk.

Sizin açınızdan, üretiminizi kendinizin yapmasının temel avantajları nelerdir?
Çok sayıda kombinasyon seçeneği sayesinde, koleksiyondaki her gözlük ayrı ayrı üretildi. Ve bu sadece alanında deneyimli çalışanlar sayesinde mümkün oldu. Öte yandan, bir ürünü baştan sona geliştirmenin ve ardından kendi imalatınızı yapmanın sevindirici ve gurur verici bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda sınırlı sayıda bileşenden oluşturduğumuz tüm sistem, bu sistemin üretimi için gerekli olan kaynaklar üzerinde son derece düşük bir etkiye sahip oldu ve bu sebeple doğaya karşı olumlu bir yaklaşımı da temsil etmiş oldu. Üretim faaliyetlerimizi kendimiz gerçekleştirirken aynı anda çalışma koşullarımızı da doğrudan biz kontrol etmiş olduk. Bu açık ve şeffaf yöntem sadece süreci bizim açımızdan eğlenceli hale getirmedi. Aynı zamanda bir ürünün nereden geldiğini, nasıl yapıldığını bilmek isteyen gözlükçülerimiz ve son tüketicilerimiz için de ilgi çekici oldu.

Kendi üretiminizi gerçekleştirmek önemli ölçüde bağımsızlığı da getirir. Covid-19 sürecinde kendi üretiminizi yapıyor olmanın faydasını görebildiniz mi?
Aslına bakarsanız, Almanya ve Japonya’daki üreticilerimizle ilgili olarak herhangi bir aksaklık veya uzun bekleme süreleri ile karşılaşmadık. Ancak Covid-19 pandemisiyle gelen kısıtlamalar ve karantinalar envanter planlamamıza zarar verdi. Bu noktada kendi üretimimizi gerçekleştiriyor olmamız zorlu pandemi süreci içerisinde daha sıkı bir kontrole sahip olmamızı ve her gün müşterilerimize yanıt verebilmemizi sağladı.

Eylül 2021