Matsuda

MATSUDA

Moda Sanatla Buluşuyor

Matsuda’yı gözlük dünyasına on iki yıl önce yeniden kazandıran Ceo James Kisgen ile markanın geçmişi, güncel faaliyetleri ve gelecek hedefleri hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Japon tasarımcı Mitsuhiro Matsuda tarafından kurulan moda markası, 1990’lı yıllarda faaliyetlerine son verdiğinde, başta markanın takipçileri olmak üzere moda çevreleri büyük hayal kırıklığı yaşamıştı. Yıllar içerisinde değişen trendler ve değişen müşteri taleplerine rağmen Matsuda’ya duyulan özlem azalmamıştı. Özellikle markanın Japonya’da usta el işçiliği ile titizlikle üretilen optik ve güneş gözlüklerinin çoğu koleksiyonerler tarafından yüksek talep görmeye devam etti. Matsuda’nın sönmeyen bu ışığının yeniden moda severlerle buluşması ve markanın kendisi için yeni bir sayfa açması ise 2011 yılına denk geliyor. Başarılı iş insanı James Kisgen, Mitsuhiro Matsuda’nın efsanevi markasına yeni bir soluk getirerek, Matsuda’yı moda dünyasıyla 2011 yılında yeniden buluşturdu. Matsuda’nın Ceo’su James Kisgen ile markanın geçmişi, güncel faaliyetleri ve gelecek hedefleri hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

James, bu röportajı yapma fırsatı verdiğiniz için teşekkürler. Şu anda nerede, neler üzerinde çalışıyorsunuz?
Sizinle bu röportajı yapmak benim için zevk. Asıl ben teşekkür ederim. Ailemi büyüdüğüm yer olan Atlanta, Georgia’ya taşıdım. Kısa bir süre önce burada bir tasarım stüdyosu açtık ve yeni stüdyoda ekip oluşturmak için çalışıyorum. Geçtiğimiz yıl Los Angeles’ta ve Avrupa’da daha büyük ofislere taşınmıştık ve şimdi de büyümek için daha fazla alan sağlamak amacıyla Japonya ofisimizi daha büyük bir binaya taşıyoruz. Çok sayıda projemiz var ve her şeyin üstesinden geldiğimizden emin olmak için çok yoğun çalıyoruz. Tüm bu süreçten son derece memnunum.

Matsuda’yı yeniden lanse etmenizin üzerinden on yıldan fazla zaman geçti. Markanın Dna’sına sadık kalmayı gerçekten başardınız. Başarınızı neye bağlıyorsunuz?
Bu süreç bizim için her zaman kolay olmadı ve her zaman doğru olanı yapamadık. Ancak başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı sahiplendik. Her zaman markayı tüm ihtişamıyla geri getirme vizyonumuza odaklandık. Bunu gerçekleştirmek için çalışan, tanıdığım en zeki ve en yaratıcı insanlardan oluşan ekibimle gurur duyuyorum. Onlar olmadan başardıklarımızın hiçbiri mümkün olmazdı.

Böylesine tarihi bir markanın geçmişi ile geleceğini uzlaştırmak zor mu?
Matsuda’nın tarihini yaşatabilmek için daima çok iyi iş çıkarmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu köklü markayla ilgili en sevdiğim şeylerden biri, elli yılı aşkın tarihi boyunca Mitsuhiro Matsuda’nın vizyonuna sadık kalırken “güncel” ve “anın içinde” hissettirmesi. Sorunuza cevap vermek gerekirse, bu durum biraz zorlayıcı olsa da bizi harekete geçiren de bu zorluklardır.

Mitsuhiro ile paylaştığınız benzerliklerden biri de Fransa’ya olan sevginiz. Mitsuhiro 80’li yıllarda giyim serisine ilham bulmak için Paris’e seyahat etmiş. Siz de genç yaşta Fransa’ya hayran oldunuz. Fransa sizin için ne ifade ediyor?
İlham veren Fransa… Dünyanın en güzel, en büyüleyici ülkelerinden biri. Bence Fransız kültüründe hayata ve tarihe karşı duyulan büyük bir takdir var. Gençken Fransa’ya taşındığımda keşfedecek çok şey vardı. Fransa büyüdüğüm yerden çok farklıydı. Aynı zamanda “eski dünya” ve “yeni dünya “nın aynı anda var olduğunu görmeyi de seviyorum. Matsuda için bu vizyondan yararlanmaya çalışıyorum.

Orijinal materyalleri, Mitsuhiro’nun eskizlerini veya Matsuda’nın eski ürünlerini günümüzde nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son on yılda oluşturduğumuz; orijinal eskizler, giysiler, gözlükler, aksesuarlar ve koleksiyon albümlerinden oluşan inanılmaz bir arşivimiz var. Bunları ilham almak için sürekli kullanıyoruz. Bildiğiniz gibi, Heritage Koleksiyonumuzda arşivden çıkardığımız ve sınırlı sayıda yeniden piyasaya sürdüğümüz ürünleri beğenilere sunmuştuk.

Matsuda markasının size en çok ilham veren yönleri nelerdir?
Matsuda her zaman sanatçıları ve sanatı onurlandırmıştır. Ürün tasarımından her bir çerçeveyi üreten zanaatkarlara ve kampanyaların oluşturulma biçimine kadar sanatçılar yaptığımız işte önemli bir rol oynuyor. Sanatçıların çalışmalarını her zaman sevecek ve saygı ile onurlandıracağız.

Cartier’de satış müdürü olarak çalıştınız ve lüks segment hakkında zengin bir bilgiye sahipsiniz. Son on yılda lüks alanında tanık olduğunuz en büyük değişiklikler nelerdir?
Lüks markalar bugün başarılı hikaye anlatıcıları olmak zorunda. Halihazırda tüketicilerin ilgisini çeken şey bu. Elbette ürünün kalitesi ve tasarımı hala en önemli unsurlar, ancak artık tüketiciler markalarla bağlantı kurmak ve kendilerini onların bir parçası gibi hissetmek istiyor. Günümüzde çok sayıda harika lüks markanın olması ilham verici ama biz sadece vizyonumuza sadık kalmayı tercih ediyoruz.

Geçmişteki en büyük akımlardan biri, tasarımda giderek daha az ayrıntıya yönelmekti. Matsuda’nın bu kadar fresh hissettirmesinin nedeni çok sayıda filigran, metal işçiliği ve “eski dünya detaylarına” sahip olması…
Bence tüketiciler sürekli ortaya çıkan her yerde bulunan yeni markaların tekdüzeliğinden bıktı. Bence minimalizmi hala takdir edip saygı duyabilir ve Matsuda gibi markalara benzersiz bir kişilik kazandıran ilginç ayrıntılarla eşleştirebilirsiniz. Yine de biz vizyonumuzu trendlerin mevcut durumuna uyacak şekilde değiştirmedik. Sadece bizim kim olduğumuza ve yapmaktan keyif aldığımız şeye odaklanıyoruz.

Geçtiğimiz on yıl içinde Matsuda ile öğrendiğiniz en önemli ders neydi?
Her zaman tasarım ve gözlüğün sınırlarını daha da zorlamamızı sağlayacak yeni üretim süreçleri arıyoruz. Tüm bu yeni teknolojilerin nasıl geliştiğini ve daha erişilebilir hale geldiğini görmeyi seviyorum. Bununla birlikte, zanaatkarlar şirketimizin ayrılmaz bir parçası ve yakın zamanda da ustalarımızı makineler için terk etmeyeceğiz…

Markayı yeniden canlandırma çabanızın en önemli yönlerinden biri orijinal Matsuda ekibini bir araya getirmekti. Bugünkü durum nasıl?
Orijinal ekip üyelerinin birçoğu hala bizimle birlikte ve şirkette bu kadar çok deneyim ve geçmişe sahip çalışanlarımız olduğu için şanslı hissediyorum.

Mitsuhiro Matsuda için moda ve sanat birbirinden ayrılamazdı. Sizce bu yaklaşım bugün hala geçerli mi?
Bu bakış açısının ve eğilimin yüzde yüz devam ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü moda sanattır ve sanat ise kendini ifade etmek için mükemmel bir araçtır.

Kampanyalar Matsuda mirasının son derece güçlü bir yanıydı. Siz bu geleneği çok iyi bir şekilde sürdürdünüz. Bir marka olarak modern kalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Biz sadece sınırları zorlamayı ve kampanyalarımızda güzel görüntüler yaratmayı seviyoruz. Kampanyalarımız hiç ticari değil. Onlara asla ticari bir bakış açısıyla yaklaşmıyoruz, daha ziyade bir sanat projesi olarak yaklaşıyoruz. Bu noktada daha çok ilgimizi çeken şeyler yaratmaya odaklanıyoruz. Bence sevdiğimiz şeylere sadık kalarak insanların bağ kurabileceği ve bir hikaye anlatmaya yardımcı olacak görüntüler ortaya koyabiliyoruz.

Matsuda’yı devralmanızın üzerinden on yıl geçti, bu süre zarfında gözlük alanında gözlemleyebildiğiniz en anlamlı trend nedir?
Açıkçası nereden başlayacağımı bilemiyorum. Sektörün sürekli değiştiğini hissediyorum. Benim için en önemli değişim, bağımsız markaların yükselişi ve bu markaların bugün ortaya koydukları inanılmaz yaratıcılık seviyesi. Son on yılda hem perakende ortakları hem de tüketiciler bağımsız markalara yeniden hayran oldu.

Mitsuhiro’nun ve markanın vizyonu hakkında uzun uzun konuştuk. Peki siz kişisel olarak bugün hayatınızda nereden ilham alıyorsunuz?
Kulağa ne kadar klişe gelse de her yerden ilham aldığımı söylemek istiyorum. Seyahat, sanat, moda ve müzik en büyük ilham kaynaklarım. Eğlenerek ve keyif alarak ilginç şeyler ortaya koymayı seviyorum.

Kaynak: Favrspecs

Nisan 2023

Gigi Studios

Gıgı Studıos

Gelenek Yeniden Keşfediliyor

Canlı, genç ve modaya uygun tasarımları ile yeteneğini gözlük dünyasına kanıtlayan Gigi Studios, gelenekler ile yenilikçi yaklaşımı harmanlıyor.

Gigi Studios, benzersiz, el yapımı gözlükler tasarlayan ve üreten küresel bağımsız bir markadır. İspanya’nın yaşam tarzı başkenti Barselona’dan gelen marka, sürekli olarak sanattan ve yeni trendlerden ilham almaktadır. Sürekli yenilik arayışı, malzemelerin vizyoner kullanımı ve gözlük tasarımında yılların deneyimi, Gigi Studios’un koleksiyonlarının belirleyici unsurlarıdır.

Gigi Studios’un tarihi bir aile hikayesidir; bu nedenle uzun bir geleneğe dayanır. Patricia Ramo’nun büyükbabası 1962 yılında Barselona’nın kalbinde yer alan Poble Sec’de ilk gözlük fabrikalarından birini kurdu. Babası Luis Ramo, otuz beş yıl boyunca aile şirketinde çalıştı. Babası gibi Patricia Ramo da bu aile mirasını bugüne kadar devam ettirdi. Patricia Ramo, köklerine uzanan tüm bilgi birikimini bir araya getirdi ve işletmelerinin kapsamlı dönüşümüne öncülük etti. Bu süreçte Luis Ramos kızının yanında oldu ve fikirlerini destekledi. Yıllar içinde, özgün ve tutarlı imajıyla Gigi Studios, gözlük evrenindeki yerini sağlamlaştırdı. Gigi Studios’un gözlük çerçeveleri, İtalyan ve Japon üretimi doğal asetat gibi asil malzemelerden üretiliyor. Malzemelerdeki pamuk içeriği rahatlık, esneklik ve dayanıklılık sağlıyor. Buna ek olarak asetat renkler, yapılar ve şekiller için sayısız olasılık sunuyor. İspanyol markaya ait bu özellikler markanın Dna’sını tamamen özgün kılmaktadır. Gigi Studios seri üretim yerine geleneğe odaklanır. Gigi Studios tasarımcılarının özgün tasarımları, nihai ürünü yapan ustalara rehberlik eden birer referans niteliği taşımaktadırlar. Ekip üretimin tüm aşamalarını denetlerken, Gigi Studios’un her bir çerçevesi yüzden fazla üretim aşaması gerektirmektedir. Markanın her bir özel alanda en iyi profesyonellerle çalışması, çerçevelerin ana amaçları olan konfor, işlevsellik ve dayanıklılığı yerine getirmesini sağlıyor. Aile şirketi şu anda kırk beşten fazla ülkede optisyenlere ve bağımsız perakendecilere hizmet veriyor.

Gigi Studios, başka hiçbir gözlük markasının sahip olmadığı canlı, genç ve modaya uygun tasarımları ile yeteneğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Marka, ileriye dönük güneş gözlüğü tasarımları ve şık optik çerçeve şekilleriyle sınırları zorlarken gücünü aile şirketini yöneten Patricia Ramo’dan yani optik işiyle uğraşan üçüncü nesilden alıyor. Gözlük tasarımı ve modayı birleştiren Gigi Studios’un Ceo’su Patricia Roma ile markaya ait koleksiyonlar ve gözlüklerin özellikleri hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Patricia, Gigi Studios gözlük dünyasının gelecek vaat eden genç moda markalarından biri. Sektöre nasıl başladığını bir de senden duymak isteriz?
Her şey büyükbabamın 1960’larda Barselona’da bir gözlük fabrikası kurmasıyla başladı. Sonra babam Luis Ramo onun mirasını devam ettirdi. İyi yapılmış ürünlere olan tutkumu ondan miras aldım. Babamın şirketinde çalışmaya başladığımda henüz yirmi bir yaşındaydım ve kısa sürede bu dünyaya bağlandım.

Aile değerlerinizin markanıza nasıl yansıdığından bahsedebilir misin?
En başından beri amaç, sürekli gelişime bağlı küresel bir marka yaratmaktı. Yıllar içinde optik sektöründen profesyoneller Gigi Studios’a katılmak istedi. Bugün ekibimizde yaratıcı, genç ve uluslararası bir ortamda en yüksek standartlarda çalışan yüzden fazla kişi bulunuyor.

Gigi Studios’u diğer markalardan ayıran temel özelliği nedir?
Sektörün, detaylara çok önem veren ve en önemlisi modayı temel alan yeni bir tasarımcı markasına ihtiyacı olduğunu hissettim. Bu amaçla Gigi Studios’u bugünlere getirdim. İnanıyorum ki geldiğimiz noktada bu ihtiyacı fazlasıyla karşılıyoruz.

Marka adınızı Gigi Studio olarak değiştirme sebebiniz neydi?
“Gigi” ben çocukken aile üyelerim tarafından bana takılan bir isim. “Studios” ise 2019’da gerçekleştirdiğimiz yeniden markalaşma sürecimizden geliyor. Markanın adını “Gigi Studios” olarak değiştirme fikrini çok sevdik çünkü markaya sanatsal ve sanat stüdyosu karakteri kattığını hissettik. Aynı zamanda daha uluslararası bir etki bırakacağını düşündük.

Studio olma karakterinden bahsettiniz. Markanızın arkasındaki felsefeyi nasıl tanımlarsınız?
Eklektik, avangart, geleneksel ve yenilikçi. Tasarım ve yaratıcılığı zanaatkarlıkla birleştiren, merkezi Barselona’da bulunan bağımsız bir şirketiz. İnsanların benzersiz kimliğini destekleyen özgür, çoğulcu bir moda görüşüne sahibiz.

Kendinizi aynı anda hem geleneksel hem de yenilikçi olarak tanımlamak bir çelişki gibi görünüyor. Sizce hangi yönünüz ağır basıyor?
Her ikisi de! Ben her zaman gözlükle iç içe olmuş bir ailenin üçüncü nesliyim. Bu miras benim için çok önemli. Zanaatkarlık bizim özümüz ve bence modernliğimiz de burada yatıyor. Zanaatın her dönemde geçerli olacağını düşünüyorum.

Barselona gözlük için gerçek bir eritme potası gibi görünüyor. Neden bu kadar çok gözlük markası Barselona’dan çıkıyor?
Barselona onlarca yıldır tasarım açısından bir referans olmuştur. Bugün pek çok moda markasına ve sanatçıya ev sahipliği yapıyor. Aynı şeyin gözlük alanında da yaşanmasını şaşırtıcı bulmuyorum. Bu ortam benim için sürekli bir ilham kaynağı ve etrafımızda bağımsız markaların olmasından gerçekten memnunum. Ancak temel ilham dünyanın dört bir yanından ve birçok farklı disiplinden geliyor; moda ve sokak trendleri, sanatsal akımlar ve geçmiş on yıllar da dahil olmak üzere.

Gigi Studios çerçevelerinin tasarımını nasıl ifade edersin?
Tasarımımızı en çok karakterize eden şeyin benzersiz metal koleksiyonumuz olduğunu söyleyebilirim. Herkesin asetata odaklandığı bir dönemde metal üzerine çalışan ilk markalardan biriydik. Böylece piyasaya hem paslanmaz çelik hem de beta-titanyumdan oluşan modaya uygun ve özel bir koleksiyon sunduk. Bugünlerde çok iyi bir metal koleksiyonumuz var ancak asetatta gerçekleştirdiğimiz tasarımlar çok farklı bir yaklaşıma sahip. Bunun nedeni özel konstrüksiyonlarda açılar ve hacimlerle çalışma şeklimizdir.

Güneş gözlüğü koleksiyonunuz hakkında neler söylemek istersin?
Şu anda piyasadaki en ilginç güneş gözlüğü koleksiyonlarından birine sahip olduğumuza inanıyorum. Geniş bir tüketici kitlesi için arzu edilen, fresh ve modaya uygun bir koleksiyonumuz var.

Peki ya optik koleksiyon?
Güneş gözlüğü tasarımlarımızda optik stillerimize kıyasla biraz daha abartılıyız. Ancak her zaman temel kavramların tutarlılığını ve karşıtlığını koruyoruz. Ayrıca, her zaman benzersiz moda vizyonumuzu ifade etmeye çalışıyoruz.

Şu anda Vanguard, Icons, Men, XS ve Lab olmak üzere beş koleksiyonunuz bulunuyor. Bu koleksiyonlardaki karakteristik özelliklerden bahsedebilir misin?
Vanguard bizim en sembolik koleksiyonumuz. Modanın, modernliğin ve sofistikeliğin en üst ifadesi olarak tanımlıyoruz. Kadınlar için optik ve güneş tasarımlarını içeriyor. Men ise erkekler için çağdaş tasarımlar sunan koleksiyonumuz. Daha büyük boyutlarda optik ve güneş modelleri sunuyor. Icons koleksiyonu zamansız şekiller ve ikonik tasarımlarla karakterize edilebilir. Optik ve güneş tasarımları da içeren cinsiyetsiz bir koleksiyondur. Lab koleksiyonumuz teknoloji ve modadan ilham alıyor. Yeni malzemeler ve teknolojik ilerlemelerle yapılan deneylerden ortaya çıkmıştır. Tasarımların inceliği ve aşırı hafifliği koleksiyonu tanımlıyor. Bazı tasarımlar cinsiyetsiz, bazıları ise daha feminen olarak adlandırılabilir. Son olarak, XS* koleksiyonu Dna’mızı alıyor ve bunu ince yüzler için hazırlanmış tasarımlara dönüştürüyor.

Ayrıca kapsül koleksiyonlar ve özel konseptler sunmayı da seviyorsunuz. Bu konuda bizi ne gibi sürprizler bekliyor?
En son Mayıs ayında kapsül koleksiyonumuz ve Haziran ayında yeni bir tasarım konseptiyle özel bir Vanguard Koleksiyonu çıkardık. Bunun yanı sıra, birlikte yeni modeller geliştirmek için kişisel olarak sevdiğim ve saygı duyduğum markalarla ortak çalışıyoruz. Bizi takip etmeye devam edin çünkü bu alanda pek çok sürprizimiz olacak.

Kaynak: Favrspecs

Mart 2023

Minamoto

MINAMOTO

Zen & Zanaatkarlık

Japonya’nın geleneksel gözlük üretimine sıkı sıkıya bağlı Minamoto, modern dokunuşlar eklediği koleksiyonlarını Batılı kitlelere ulaştırmaya devam ediyor.

Japon markası Minamoto, üç yıl önce en kaliteli Japon işçiliğini ve zanaat geleneklerini Batılı müşterilere ulaştırmak amacıyla kuruldu. Minamoto gözlükleri sadece Japon zanaatkarlık geleneklerini takip etmekle kalmıyor, Japonya gözlük endüstrisine ait hassasiyet ve kalite tutkusunu da koleksiyonlarının tümünde gözler önüne seriliyor. Minamoto Japonya’nın Fukui Bölgesi’ndeki gözlük merkezi Sabae’de el işçiliğine eşsiz bir adanmışlıkla yolculuğunu sürdürüyor. Ülkesinin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Minamoto, geleneksel yöntemlerle hazırlanan logosunu dahi usta bir kaligrafa emanet etmiş. Üretim sürecinde geleneksel yöntemlere modern dokunuşlar eklemeyi ihmal etmeyen marka, özgün gözlük koleksiyonlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.

Minamoto’nun özgünlüğe olan bağlılığı sadece gözlük tasarımlarıyla sınırlı değil. Marka gözlük kılıflarını da Japonya’ya özgü washi denilen dekoratif bir kağıttan el yapımı olarak özenle üretiyor. Böylece Minamoto’nun orijinal gözlükleri, orijinal gözlük kılıflarıyla bir araya geldiğinde markanın Dna’sını tanımlayan özgünlük ideal bir şekilde ortaya çıkıyor. Minamoto’nun Dna’sını tanımlayan bir değer unsur ise Zen felsefesinden aldığı ilham. Japon marka, gözlük koleksiyonlarında ürünün özüne odaklanmak amacıyla kendini gereksiz detaylara karşı özgürleştiriyor. Konfor, yüksek kalite, incelik, özel detaylara gösterilen eşsiz özen ve titizlik Minamoto’nun gerçek değerleri haline geliyor. Zen ruhunu yakalayan Minamoto tasarımları sadelik ve minimalizmin izinden gidiyor ve titanyumdan üretildikleri için kullanıcılarına konfor ve rahatlık vadediyor. Ürün Müdürü Hajime Hori ile Minamoto ve felsefesi hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Michael, Merhaba Hajime, Minamoto’nun yolculuğu ne zaman ve nerede başladı?
Yolculuğumuz 2019’un sonunda, AB yönetimiyle şirketimizin pazarda tanınırlığını nasıl artırabileceğimiz hakkında yaptığımız bir görüşmeyle başladı. Avrupa’da çalışırken, müşterilerimizden şirketimizin Japon olduğunun farkında olmadıklarına dair bazı yorumlar duydum. Bu nedenle, ilk üstünde durduğumuz nokta Avrupalılar için ürüne “Japonya Duygusu” katmak oldu.

Marka ismi ne anlama geliyor? Bu terimin daha derin bir anlamı var mı?
Minamoto “Köken” anlamına geliyor. Ekibimizin Minamoto’yu marka ismi olarak seçmesinin nedeni, Japon zanaatkarlığının ruhunu ve şirketimizin köklerini daha geniş kitlelere duyurmaktır.

Bu anlam kaligrafik logonuzda da göze çarpıyor…
Evet logomuz suyun kaynağına, kökenine atıfta bulunan tek bir Kanji karakteriyle ifade ediliyor. Bu logo, tıpkı küçük bir pınarın nehre dönüşmesi ve uzun bir mesafeden sonra sonunda denize dökülüp ona karışması gibi, Japon ürünlerimizin Avrupalılar tarafından kabul edilip sevileceğine dair umudumuzu temsil ediyor..

Minamoto’nun Dna’sından ve felsefesinden bahsedebilir misiniz?
Dna’mız iki kelime ile tanımlanabilir: Zen ve Zanaatkarlık. Zen kelimesinin oldukça geniş bir anlamı var. Ancak Zen’in Minamoto için anlamı, gereksiz olanı ortadan kaldırmak ve değeri en üst düzeye çıkarmaktır. Minamoto tasarımlarında Zen’in ne anlama geldiğini ifade etmek için tek çiçekli vazo örneğini verebiliriz. İzleyicinin çiçeğin güzelliğini tam anlamıyla deneyimleyebilmesi için göz, azami özenle seçilen o tek çiçeğe odaklanmalıdır. Zanaatkarlık sadece gözlük üretiminin teknik yönüyle ilgili değil, aynı zamanda bir şeyleri daha iyi hale getirmek için üretime eleştirel yaklaşan kişinin tutumuyla da ilgilidir. Zanaatkarlık bu nedenle, markamızın temel ilkelerinden biridir.

Japon markaları detaylara verdikleri önemle biliniyor. Minamoto olarak detaylara titizlikle yaklaşmak sizin için de öncelikli mi?
Minamoto olarak Japonya’nın geleneksel gözlük üretimi anlayışına güçlü bir şekilde bağlı olduğumuzdan, gözlüklerin ortaya çıkış sürecinde her detaya özenle yaklaşıyoruz. Ürünlerimizin uzun süreli kullanılmasına odaklanıp hiçbir detayı gözden kaçırmamaya çalışıyoruz. Menteşeleri ve vidaları açıkça göstermekten, plastik burun pedleri ve sap uçları kullanmaktan kaçınıyoruz.

Titanyum konusunda uzmanlaşmış olmanız şaşırtıcı değil. Bu malzeme için neler söylemek istersiniz?
Hafif, dayanıklı, hipoalerjenik, kimyasal olarak stabil olan titanyumun gözlükler için en iyi malzeme olduğuna inanıyoruz. Titanyum aynı zamanda kökenimizin bir parçası, bu yüzden markamızla mükemmel bir şekilde eşleşiyor.

Sizce renkli camların bu kadar öne çıkmasının sebepleri nelerdir?
Renkli camlar, kullanıcıların sadece güneş gözlükleriyle değil, optik gözlükleriyle de renklerin keyfini çıkarmasına ve dünyalarını uygun gördükleri ışığa büründürmelerine olanak tanıyor. Bu yılın en gözde trendi olan renkli camlara podyumlar ve dergilerde sık sık rastlayabilirsiniz.

Minamoto olarak gelecek hedeflerinizden söz edebilir misiniz?
Minamoto hayranlarının sayısını daha da artırmak istiyorum. Markayı daha iyi hale getirmek için zanaatkarlığımızı ortaya koyacak çalışmalara azimle devam edeceğim. Çünkü zanaatkarlık sürekli öğrenmeyi gerektiren bir yolculuktur.

Kaynak: Favrspecs

Şubat 2023

Silhouette Yeni Modeller

SILHOUETTE

Renkli Camlar ve Yeni Modeller

Titan Minimal Art hafifliği, konforu ve dayanıklılığıyla yirmi üç yıldır dünya çapında milyonlarca gözlük kullanıcısını büyülemeye devam ediyor…

Avusturya merkezli Silhouette 1999 yılında tamamen çerçevesiz, menteşesiz ve vidasız gözlükler üretmeyi başardı. Sadece 1.8 gram ağırlığında tüy kadar hafif gözlükler… Silhouette, yirmi üç yıl sonra bugün bile başka hiçbir gözlüğün geçemediği yeni bir konforu tanımladı.

Titan Minimal Art ile Silhouette, şirketi baştan aşağı değiştirecek yeni bir dönemi başlattı. Titan Minimal Art’ın piyasaya sürülmesinden önce, hafiflik gözlük dünyasında hiç konu olmamıştı, ancak bu noktadan sonra şirketin tüm ürünlerinin temel bir özelliği haline geldi. Çok az gözlük modelinin Titan Minimal Art kadar anlatacak hikayesi vardır. TMA 2000 yılında NASA astronotlarıyla birlikte ilk kez uzaya uçtu ve “Sertifikalı Uzay TeknolojisiTM” adı altında astronotlar için standart gözlük olarak seçildi. Aynı yıl, yaz gözlük sezonunun küresel yıldızı haline geldi. Tüm dünyada menteşesiz, vidasız ve çerçevesiz güneş gözlükleri yılın olmazsa olmazı haline geldi. Bu sebeple, Titan Minimal Art’nın 2001 yılında uluslararası düzeyde büyük beğeni kazanması hiç de şaşırtıcı değildi. Çok geçmeden ünlüler de bu ikonik tasarımı benimsemeye başladı.

Titan Minimal Art Special Editions ilki 2010’larda piyasaya sürüldü ve bu özel seri gözlük kullanıcıları arasında daha da büyük bir heyecan yarattı. Top model Nadja Auermann, yıldız fotoğrafçı Nick Knight, makyaj sanatçısı Mary Greenwell ve Viyana Senfoni Orkestrası’ndan müzisyenler gibi ünlü yüzlerle ortaklıkların yanı sıra Arthur Arbesser ve son olarak 2018 güneş gözlüğü sezonu için Perret Schaad gibi moda markalarıyla tasarım işbirlikleri yapıldı. 2017 yılında Silhouette, sınır tanımayan vizyon felsefesini mükemmelleştirmek için Lens Laboratuvarını açarak bir başka kilometre taşına daha ulaştı. Artık camlar, çerçevelerle birlikte şirketin Linz’deki merkezinde, yüksek derecede el işçiliği gerektiren en üst düzeyde hassasiyetle üretilir oldu.

İkonik modelin yirminci doğum gününü kutlamak için eşsiz Titan Minimal Art’ın Özel Sun Edition’u 2019’un başında, güneşli mevsim için tam zamanında piyasaya sürüldü. Silhouette bu özel yılı dört şık yeni güneş gözlüğü modeliyle kutladı. Tasarımlar, sapların minimalist çizgilerinden ilham alan geometrik, mimari şekiller içeriyordu. Küçük gözlükler, kadınlar için kedi gözü camlı ve erkekler için klasik kare camlı modellerin yanı sıra modaya uygun altıgen veya havalı yuvarlak camlı üniseks modellerde de beğenilere sunuldu. 90’ların ikonunun yeni bir optik versiyonu da 2019’un yaz aylarında görücüye çıktı.

Silhouette şimdi de minimalist ve modern çizgilerdeki özel TMA–The Icon koleksiyonunu, dört yeni modelle genişletiyor. Avusturyalı marka tasarımlarını kendi laboratuvarında ürettiği en yeni moda renklerdeki camlarıyla beğenilere sunuyor. Silhouette’nin Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdürü Michael Schmied ile Titan Minimal Art–The Icon koleksiyonunun başarısı ve yeni modellerin özelikleriyle ilgili yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Michael, Silhouette yüksek kalitedeki titanyum gözlük yapımında uzmanlaşmış bir markasınız. Titan Minimal Art’ı bu kadar özel kılan nedir?
Titan Minimal Art, Silhouette markasının tüm tasarım dili için bir ilham kaynağıdır. Saf minimalizm örneği olan bu koleksiyonu “Gereksiz olandan vazgeçmek, gerekli olanı olağanüstü hale getirir” sloganıyla en uygun şekilde özetleyebileceğimi düşünüyorum.

Titan Minimal Artın genel özelliklerini biraz daha açabilir misiniz?
TMA koleksiyonunun farkını gözlüklerin olağanüstü hafifliğinde, yüksek teknolojili titanyum telin garanti ettiği sağlamlık ile esneklikte ve yüze ne kadar rahat oturduklarını fark ettiğinizde anlarsınız. Birçok kişi bu hassasiyet ve kalite seviyesini kopyalamaya çalıştı, ancak hiç kimse bunu başaramadı. Vidalardan ve menteşelerden vazgeçerek, Titan Minimal Art nın sadece günlük kullanım için uygun olmasını değil, aynı zamanda astronotlar için de standart ekipman olmasını sağladık. Koleksiyondaki gözlüklerin titanyum sapları yüze o kadar iyi oturur ki, yerçekimsiz ortamda bile mükemmel bir uyum garanti ederler.

Peki Titan Minimal Art’ya ‘The Icon’ ismini neden eklediniz?
Titan Minimal Art, Silhouette markasının ‘Icon’u yani simgesi niteliğindedir. Titan Minimal Art koleksiyonumuzdaki sadece 1.8 gram ağırlığında olan, çerçeve, vida veya menteşe içermeyen modellerimizle 1999 yılında tüm gözlük pazarında tam anlamıyla bir devrim yarattık. Titan Minimal Art, kullanıcı için başka hiçbir gözlüğün yaklaşamayacağı bir konfor seviyesine sahip mutlak bir hafifliği sunmaktadır. Koleksiyona The Icon sıfatını ise 2013 yılında ekledik. O dönemdeki minimalist ve klasik olan koleksiyonu sportif ve daha dinamik tasarımlarla genişletmeye başladık.

The Icon koleksiyonunuza dört yeni model eklediniz. Yeni modellerden bahsedebilir misiniz?
The Icon koleksiyonu için yuvarlak büyük boy cam şekli ve kelebek form da dahil olmak üzere yeni, modaya uygun tasarımlar hazırlamaya karar verdik. Daha küçük olan yuvarlak cam şekli ve pilot formu gibi klasikler de yeni koleksiyonumuzda mevcut.

Bu arada, ne zamandan beri renkli camlarla çalışıyorsunuz?
Bir süredir renkli camlarla çalışıyoruz diyebilirim. Ancak özellikle 2016 yılında Lens Laboratuvarımızı açtığımızdan beri dersem daha spesifik olur. Lens laboratuvarımızdaki kendi renklendirme tesisimiz de dahil olmak üzere 2017 yılının başından itibaren %100 Silhouette imzalı gözlükler sunuyoruz.

Sizce renkli camların bu kadar öne çıkmasının sebepleri nelerdir?
Renkli camlar, kullanıcıların sadece güneş gözlükleriyle değil, optik gözlükleriyle de renklerin keyfini çıkarmasına ve dünyalarını uygun gördükleri ışığa büründürmelerine olanak tanıyor. Bu yılın en gözde trendi olan renkli camlara podyumlar ve dergilerde sık sık rastlayabilirsiniz.

Sizce renkli camlar çerçeveli gözlükler yerine çerçevesiz gözlükler için neden daha ideal?
Çerçevesiz gözlükler sadelikleriyle dikkat çeker. Tam çerçeveli modellerde çerçeve, kullanıcının yüzünde belirgin bir şekilde öne çıkar. Çerçevesiz modeller bunun yerine camların parlamasını sağlar. Bu da moda unsurunu sadece camların şekli ve rengiyle sınırlar. Renkli camları olan çerçevesiz bir gözlük bu sebeple tüm görsel algıyı sade, yalın ve şık bir şekilde kullanıcısının yüzüne yansıtır.

Yeni modellerinizi hangi renk seçenekleriyle sunuyorsunuz?
The Icon koleksiyonundaki yeni modellerimizde renkler açısından radiant rosegold, cosmic blue, mystic ruthenium ve spheric silver arasında seçim yapabilirsiniz.

Renkli camların modaya uygun olmanın ötesinde başka avantajları var mı?
Elbette var. Çoğu öznel olsa da pek çok avantajı var. Birçok kullanıcı renkli gözlüklerle bakmanın daha rahat olduğunu düşünüyor; dünyayı daha rahat bir ışık altında görmek için istedikleri rengi seçebiliyorlar. Renk teorisi ayrıca belirli renklerin örneğin ruh halini iyileştirici etkileri olabileceğini iddia etmektedir.

Yeni modeller hangi teknik özellikler ile öne çıkıyor?
Tüm %100 Silhouette imzası taşıyan gözlükler renkli camlarla da mevcuttur. Renkli camlara sahip bir optik model için her türlü müşteri talebini, örneğin progresif camları bile karşılayabiliriz. Önümüzdeki yıl daha da fazla teknik ve tasarım odaklı yenilikler yapmayı planlıyoruz.

Yeni renkli camlı gözlükleriniz kimler için tasarlandı? Belirli bir demografiyi mi hedefliyorsunuz?
Renkli camlar ve çerçevesiz tasarımlar şu anda tamamen trend olduğundan yeni tasarımlarımız ve renklerimiz özellikle daha genç ve trend bilincine sahip tüketiciler tarafından ilgi ve beğeni topluyor.

Titan Minimal Art ‘The Icon’ modellerinizi ünlüler de tercih ediyor mu?
Çerçevesiz tasarımlar, özellikle de renkli camlı olanlar şu anda çok popüler. Sadece sosyal medyada değil, aynı zamanda tüm dünyadaki podyumlarda ve kırmızı halılarda modellerimizi kullanan ünlülere rastlayabilirsiniz. İlk aklıma gelen isim Rita Ora. Kısa bir süre önce Icon koleksiyonumuzdan Cosmic Blue renkli bir gözlüğümüzü taktı ve Instagram hesabında fotoğraflarını paylaşarak büyük beğeni topladı.

Kaynak: Favrspecs

Ocak 2023

Safilo Group

SAFILO GROUP

Öncelikli İş Ortağınız

Güneş gözlüğü, optik çerçeve, outdoor gözlükleri, google ve kask tasarımı, üretimi ve dağıtımında sektörün öncülerinden Safilo Group, en yüksek kalite standartlarında olmayı sürdürüyor.

Safilo Group Orta ve Doğu Avrupa & DACH Bölgesi Başkanı Thomas Stein, Safilo’yu bugün sektörün ana oyuncularından kılan unsurları ve Safilo’nun müşteri öncelikli yeni iş modelinin detaylarını bizlere anlatıyor.

Safilo küresel varlığından biraz bahseder misiniz?
Safilo’nun Dna’sını oluşturan tasarım odaklı geçmiş ve mirasın yanı sıra, tasarım geliştirme ve geniş marka portföyü, Safilo’yu bugün önemli bir pazar lideri ve ortağı haline getirmektedir. Dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren Safilo’nun iş modeli, tüm üretim ve dağıtım zincirinin takibine olanak tanıyor. Padova, Milano, New York, Hong Kong ve Portland’da bulunan 5 tasarım stüdyomuz, üretim tesislerimiz ve nitelikli üretim ortakları ağımız ile her yüz tipine kusursuz şekilde uygunluk sağlayan ürünlerimizin en yüksek kalite standartlarını karşıladığından emin oluyoruz. Safilo olarak 40 ülkede tamamına sahip olduğumuz geniş iştirak ağımız ve 70 ülkede 50’den fazla dağıtım ortağımızla, tüm dünyada yaklaşık 100.000 seçilmiş satış noktasına ulaşabilmekteyiz.

Türkiye pazarının Safilo Group açısından önemi nedir? Türkiye pazarında hangi markalar daha çok talep görüyor?
Orta ve Doğru Avrupa Bölgemizin bir parçası olan Türkiye, özellikle son yıllarda büyüme yaşadığımız ve marka portföyümüzün genel olarak kabul gördüğü bir pazar. Türkiye’de yüksek bir popülasyon ve marka-model-malzemeden anlayan bilinçli bir tüketici profili var. Özellikle Contemporary segmentte son 2 yılda hızlı bir büyüme yaşadığımızı söyleyebilirim. Carrera ve lisanslı markalarımızdan Tommy Hilfiger özelinde pazar payımızı ciddi oranda büyüttük. Türkiye’ye özel stratejilerimiz doğrultusunda, daha geniş bir müşteri portföyü ile daha yaygın bir dağılım yapıyoruz. Son yıllarda optik payımızı büyük oranda artırdık. Optik-güneş kırılımımızı çok daha orantılı hale getirdik. Marka bağımsız olarak çok güçlü optik koleksiyonlarımız var. Optik portföyümüz farklı tüketici ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanan, kaliteden ödün vermeden fonksiyonelliği ön plana çıkaran her zevke uygun modellerden oluşuyor. Bütün bunlar grubumuzun hedeflediği ‘En iyi tedarikçi olma’ noktasında Türkiye’nin önemini de artıran hususlar.

Safilo Group’un 2022’nin üçüncü çeyreğine ilişkin ticari grafiği nasıl bir görünüm arz ediyor?
Üçüncü çeyrek, yeni koleksiyonlarımızın gücü, markalarımızın arkasındaki yatırımlar ve müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerin çeşitliliğini artırmaya yönelik süregelen çabalarımız sayesinde satışlarımızın ve karımızın arttığı bir diğer çeyrek oldu. Üçüncü çeyrekte net satışlarımız, sabit kurlarla %5.6 artış gösteren organik iş kolunun kaydettiği güçlü büyüme hızı sayesinde %14.9 oranında arttı ve sağlam ABD dolarının yarattığı rüzgarla daha da güç kazandı. Güneş gözlükleri, güçlü yaz sezonunun etkisiyle en iyi performans gösteren ürün kategorimiz olmaya devam etti ve çerçeve satışları tüm önemli pazarlarımızda güçlü seyretti. Bu çeyrekte büyümemiz, yeni koleksiyonlarımızın ve pazarlama kampanyalarımızın başarılı lansmanı sayesinde gerçekleşti. Carrera’nın Ducati ile ortaklığı, Polaroid’in yeni ‘Okula Dönüş’ kampanyası, Smith’in hem güneş gözlüğüne hem de optik çerçevelere odaklanan yeni koleksiyon lansmanı ve son olarak Eylül ayında Oracle Red Bull Racing ile Blenders’ın Monza’daki Gran Premio d’Italia’da resmî olarak başlayan heyecan verici yeni ortaklığı gibi önemli görünürlük projelerine odaklanmaya devam ettik.

Türkiye açısından 2022 yılı nasıl geçti?
Türkiye’deki operasyonumuzun 2022 yılındaki gelişiminden memnuniyet duyuyoruz. Güçlü ve dengeli bir marka, coğrafya, ürün ve kanal portföyüne sahip bir Safilo inşa etmeye yönelik stratejik hedefimiz iyi bir gelişim gösteriyor. 2022, Safilo Türkiye için büyüme yılı oldu diyebilirim. Pandemi dönemini, sistemlerimizi iyileştirmek, dijital yatırımlarımızı tamamlanmak, hizmet kalitemizi yukarıya çekmek adına altyapı çalışmalarımızı hızlandırarak değerlendirdik. Pandemi sonrası, bu çalışmalarımızı sahaya yansıtma fırsatımız oldu. Aldığımız olumlu dönüşler bizi daha da motive etti. Ne mutlu ki bütçe tahminimizin üzerinde bir başarı ile yılı tamamlıyoruz.

Safilo Group’un 2023 stratejilerinden ve ana yatırımlarından kısaca bahsedebilir misiniz?
Önceliğimiz, iş ortaklarımız için mümkün olan en yüksek hizmet kalitesini sunmak. 2019 yılında kilit müşterilere ve bağımsız gözlükçülere odaklanmak için Solstice perakende mağazasının satışını gerçekleştirdik. Ayrıca, perakendecilerle herhangi bir mali ilişkimiz bulunmuyor. Safilo olarak, müşterilerimizin satışlarını artırmalarına ve daha verimli olmalarına yardımcı olmak için güçlü bir dijital B2B platformu geliştirdik. Ana müşterilerimiz, güven, saygı ve şeffaflığa dayalı uzun vadeli ortaklıklar kurduğumuz, kendi bölgelerinde tescilli ve lisanslı markalı gözlük ürünlerimizin dağıtımını gerçekleştiren küresel iş ortaklarımız konumundaki bağımsız gözlükçüler. Müşterilerimizin ihtiyaç ve beklentileri kuruluşumuzun merkezinde yer alır ve her zaman işimizin kalbinde konumlanır. Müşterilerimize öncelik vermeye kararlıyız. Bizi tercih eden müşterilerimiz, seçimlerimize ve iş yapma şeklimize değer veren güvenilir ortaklarımızdır. Mağaza içi ve dijital satışların yanı sıra, satış sonrası ve pazarlama destek hizmetleri sunarak her zaman uzmanlık, özveri ve beceri sağlıyoruz. Sunduğumuz her hizmet müşterilerimizle birlikte ve müşterilerimiz için tasarlanıyor. Müşterilerimizin başarısına katkıda bulunmak için onlara tutarlı bir şekilde mükemmel destek ve hizmet sunmaya kararlıyız. Herhangi bir fiziksel perakende satışımız yok ve bu dünyaya girmeye niyetimiz de yok.  Dijital dönüşümümüz işimizi 360 derece yeniden şekillendiriyor. Safilo şimdi yenilikçi uygulamaların benimsenmesi yoluyla müşteri odaklı faaliyetlerini destekleyecek ve önemli iyileştirmeler sağlayacak bir dijital dönüşüm stratejisine doğru daha kararlı bir geçiş yaparak iş modelini yükseltiyor.  Stratejimizdeki ikinci ana varlık sürdürülebilirlik. Bizim için sürdürülebilirlik, her şeyden önce çevrenin korunması, yenilenebilir kaynakların ve malzemelerin kullanılması ve daha çevreci üretim süreçleri anlamına geliyor. Safilo, Temmuz ayında hepsi küresel ısınmayı durdurmak, biyolojik çeşitliliği geri kazanmak ve okyanusları korumak şeklindeki üç alanda temel çevresel hedeflere bağlı moda ve tekstil endüstrisindeki (hazır giyim, spor, yaşam tarzı ve lüks) şirketleri ve bu şirketlerin tedarikçileri ve distribütörlerini kapsayan global bir koalisyonu bulunan The Fashion Pact’e katıldı. Fashion Pact’ın imzacısı olmak, Safilo’nun amaç odaklı stratejisinin bir parçası ve Safilo Group’un The Fashion Pact misyonu ve öncelikleri uyarınca ‘İklim, Okyanuslar ve Biyoçeşitlilik’ alanlarında yarının küresel zorluklarını ele alan projeler ve girişimler geliştirme taahhüdünü teyit eden bir başka adımı temsil ediyor.

2023’te Türkiye için yatırım planlarınız nelerdir?
2023 yılında Türkiye’de daha da büyümeyi hedefliyoruz. Marka yatırımlarına geçtiğimiz yıla oranla daha fazla hız vereceğiz. David Beckham, Boss Group, Carrera, Tommy Hilfiger ve güçlü kadın koleksiyonları ile Carolina Herrera, Isabel Marant ve Chiara Ferragni marka yatırımlarımızda başı çekiyorlar.

Carrera, Türkiye pazarında öncelikli markalarımızdan biri olarak yatırım anlamında da öncelikli markamız. Ayrıca, son yıllarda en hızlı büyüme yaşadığımız markalarımızdan Tommy Hilfiger, bir diğer yatırım önceliğimiz. Tommy Hilfiger’ın optik pazar değeri de bizim için ayrı bir önem taşıyor.

En yeni lisanslı markalarımızdan David Beckham, tüm dünyaya paralel olarak Türkiye pazarında da kendini kısa bir zamanda ispatlamış ve yerini sağlamlaştırmış markalarımızdan olma özelliği taşıyor.

Bunlara ek olarak, 2023’de lansmanını gerçekleştireceğimiz Carolina Herrera da bizi oldukça heyecanlandırıyor. Ayrıca, hizmet kalitemizi artırmak adına altyapı yatırımlarımız 2023’de de hız kesmeden devam edecek. Safilo, müşterileri ile olan ilişkilerini yeniden şekillendirmeyi, geliştirmeyi ve onların katılımını artırmayı hedefliyor; öte yandan şirket, sürekli olarak müşterilerinin kazanımlarını artırmalarına yardımcı olabilecek yeni araçlar tasarlıyor. Safilo, optikçilere en yenilikçi ürün kataloğundan en gelişmiş e-ticaret ve çok kanallı çözümlere kadar başarılı olmak için gerekli tüm araçları sağlamak üzere You&Safilo adlı yeni bir dijital e-ticaret B2B platformunu hayata geçirdi. You&Safilo platformu, Safilo’nun müşteri merkezli dijital dönüşümünün yeni bir evresi niteliğinde. Bu evre, yeni bir CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) sisteminin yayına konmasını da içeriyor. Platform, müşteri memnuniyeti ve müşteri sadakatinin şirket açısından her zaman bir numaralı öncelik olduğunun ve olmaya devam edeceğinin kanıtı niteliğinde.

Safilo’nun portföyündeki son değişiklikler ve stratejilerden bahseder misiniz?
Tescilli ve lisanslı markalar arasında portföy dengesi sağlamanın yanı sıra optik çerçeve ve güneş gözlüğü ürünlerimiz arasında da denge kurmayı hedefliyoruz. Ayrıca, portföyümüzde yerel ve küresel önemi olan markalar arasında bir eşitlik gözetmek istiyoruz. Bunun yanı sıra, önemli lisanslı markalarımızla uzun yıllar devam edecek ortaklıklarımız sayesinde istikrarlı bir portföy ağına sahibiz.  Lisanslar ve satın almalar yoluyla çeşitli gözlük segmentlerinde ve referans pazarlarda lider konum elde etmemizi sağlayacak hedefe yönelik büyümelerle marka portföyümüze sürekli olarak yeni bir denge hali kazandırmanın yollarını araştırıyoruz.

Aralık 2022

Vycoz

VYCOZ

İşlevsel & Minimalist

Uzakdoğu’nun ileri teknoloji merkezlerinden biri olan Güney Kore’de 2014 yılında kurulan Vycoz, önümüzdeki beş yıl içerisinde otuzdan fazla ülkeye ulaşmayı hedefliyor.

Henüz sekizinci yılını sürdüren Vycoz, Uzakdoğu’nun yüksek teknoloji merkezlerinden biri olan Güney Kore’nin en iyi markalarından görmeyi beklediğimiz özelliklerin çoğunu şimdiden gösteriyor. Markanın çerçeveleri işlevsel, minimalist ve şık. Vycoz’un Kurucusu Jeong Byeong-Jae ile yükselen bir yıldız olmaya aday markası hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Jeong, optik sektörüne girişiniz nasıl oldu?
Kariyerime optisyen olarak başladım ve ilk dönemlerimde Avrupa gözlük markalarının ithalat ve dağıtımında uzmanlaşmış bir şirkette çalıştım. Daha sonra bu deneyimimi kendi şirketimi kurmak için kullandım. Avrupa, gözlük tutkumun büyüdüğü yer ve şimdi kendi markam ile tanınırlık kazanmak için çalışıyorum.

Vycoz markasının kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Vycoz’u 2014’te kurdum. Optik alanında on iki yıllık bir kariyerin ardından kendi gözlük tasarımımı ortaya koyma cesaretini topladım. Önceki işimde birçok farklı Avrupa gözlük markasını görme fırsatım oldu. Ne zaman yeni bir markayla karşılaşsam, her yeni tasarımın temel Dna’sını bulmaya çalışırdım. Kendi tasarımlarımı yapmak da doğal olarak buradan doğdu. Ancak fikirlerimi hayata geçirecek özgüvene ve uzmanlığa sahip olabilmem için daha önümde uzun bir yol vardı. Şirketi kurduktan sonra bile marka kimliğini geliştirmem altı yılımı aldı.

Markanızın felsefesini nasıl tanımlarsınız?
Bir optisyen, bir Ceo, bir gözlük markası tasarımcısı ve bir gözlük kullanıcısı olarak farklı markaların farklı gözlük türleriyle herkesten daha fazla deneyim ve uzmanlık kazandım. Bu aynı zamanda gözlük için konforun ne anlama geldiği konusunda derin bir anlayış geliştirmeme yardımcı oldu. Deneyimlerimi ve anlayışımı ‘Hafif ve Rahat’ diye tanımladığım marka felsefesinde birleştirdim.

Vycoz Güney Kore için tipik bir gözlük markasıdır diyebilir miyiz?
Vycoz, Kore’de vidasız bir gözlük markası olarak benzersizdir. Ayrıca sadece gözlük satmak yerine, gözlükçülerimizi gözlüklerimizi nasıl monte edecekleri ve müşterileri kullanım konusunda eğitmek için kendi satış kılavuzumuzu geliştirdik. Bu özelliklerimiz Kore’de sektör lideri olarak rolümüzü sağlamlaştırıyor.

Mevcut koleksiyonlarınızdan ve koleksiyonlarınızda tercih ettiğiniz materyallerden söz edebilir miyiz?
Bugün Vycoz Çocuk, Optik ve Güneş Gözlüklerini kapsayan on bir farklı koleksiyon sergiliyor. Her kategori her hedef grubun uyum, işlev ve kullanımla ilgili ihtiyaçlarına yönelik derinlemesine bir çalışmaya dayalı olarak tasarlanmıştır. Örneğin Collection Incline-T, progresif cam kullanıcıları için özel olarak hazırlanmıştır. Progresif camlar için optimize edilmiş olan bu koleksiyon, normal tasarımlarımızdan daha geniş bir eğim açısı aralığına olanak sağlamaktadır. Max-Kids de bir başka örnek. Bu koleksiyonun amacı, konfordan ödün vermeden mevcut plastik materyallerden ve klişeleşmiş çocuksu formlardan uzaklaşabileceğimiz şeyler tasarlamaktı. Diğer tüm Vycoz koleksiyonları da fonksiyonel bir gözlük markasından bekleyeceğiniz gibi belirli gruplar ve ihtiyaçlar için hazırlandı. Markamızı ve koleksiyonlarımızı fonksiyonellik kavramıyla bağdaştırıyoruz. Mümkün olan en iyi işçilik için elastikiyet ve dayanıklılık için paslanmaz çelikten beta titanyuma kadar değişen metal materyaller kullanıyoruz.

Vycoz’un tasarım Dna’sını oluşturan unsurlar nelerdir?
Benzersiz menteşe tasarımımız, dikkat çekmek istediğimiz tüm Vycoz gözlük modellerinin temel bir parçasıdır. Bu nedenle, ön şekil veya şakak şekli gibi diğer unsurları menteşe tasarımını tamamlayacak şekilde minimal ve modern tutmaya çalışıyoruz.

Vycoz’u beş yıl içinde nerede görüyorsunuz?
Önümüzdeki beş yıl içerisinde işimizi dünya çapında otuzdan fazla ülkeye genişletmeyi ve Vycoz’u birinci sınıf bir küresel marka olarak konumlandırmayı hedefliyoruz.

Kaynak: Favrspecs

Kasım 2022

Lool Eyewear

LOOL EYEWEAR

İspanyol Minimalizmi

Etnia Barcelona’ya 2021’in Haziran ayında katılan Lool Eyewear, işlevselliği ve hafifliği patentli Cromalyt® malzemesiyle ürettiği koleksiyonlarında buluşturuyor.

Lool Eyewear optik sektöründe oldukça yeni markalar arasında yer almasına rağmen kaplamalar ve yenilikçi ürün detayları ile birinci sınıf kalitede koleksiyonlar sunuyor. Bunun sebebi olarak İspanyol markanın zamanın eskitemediği minimalizmi yansıtan ‘Less is more’ (Az olan çoktur) ilkesini takip etmesi gösteriliyor. Etnia Eyewear Culture Group’a 2021 yılının ortalarında katılan Lool hakkında markanın sahibi David Soliva ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba David… Lool Eyewear’ın kuruluş aşamanızdan bahsedebilir misiniz?
Lool Eyewear’ı İspanya’nın kalbi Barselona’da 2016 yılında optik sektörüne tanıttık. Aslında Lool, optik sektöründen arkadaşlarla yaptığımız bir toplantı sırasında tesadüfen doğdu. Çerçeve bileşenlerinin montajı ve demontajı söz konusu olduğunda mevcut bazı koleksiyonlardaki sorunları tartışıyorduk. Camların montajı, özel aletlere duyulan ihtiyaç gibi sorunlar. Zaman geçtikçe ve gözlükler aşındıkça, sapların açılıp kapanmasındaki gerginliği veya etkinliği nasıl kaybettiklerini konuşuyorduk ki bence bu kalite ve fiyattaki ürünlerde asla olmaması gereken bir şeydi.

Bu sorunları belirledikten sonra nasıl bir çözüm yoluna gittiniz?
Bir endüstriyel tasarımcı ile birlikte tüm bu sorunları nasıl çözebileceğimizi araştırmaya başladık. Araştırmalarımız sayesinde, basitlik ve işlevselliğe dayalı tüm iş modelimize ilham olan hub adı verilen patentli bir menteşe sistemi tasarladık.

Lool Eyewear’ın felsefesinden söz edebilir misiniz?
Ünlü Alman endüstriyel tasarımcı Dieter Rams’ın da dediği gibi ‘Less, but better’ (Daha az, ama daha iyi) mottosu ile fonksiyonelliği ön planda tutan bir yaklaşıma sahibiz. Bu önermeden hareketle, güzel, zamansız tasarımlar ve zaman içinde kalıcı malzemeler arayışımızı sürdürüyoruz. Her zaman mümkün olduğunca az hammadde kullanıyoruz. Müşterilerimize en yüksek kalite, üstün hizmet ve uygun fiyat konusunda açıkça verdiğimiz bir sözü unutmuyoruz.

Markanızın ismi oldukça sıra dışı. Lool’un logosu da dikkatleri çekiyor. Hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Felsefemizle aynı mantığı izleyerek, ismimizin ve logomuzun da sadeliği temsil etmesi gerektiğini düşündük. İki unsurla sonuçta bir gözlüğü sembolize eden bir logo ve bir isim oluşturduk. Eğer birisi bir gözlüğü minimal hale indirgeyerek çizmek zorunda kalsaydı, bu iki öğeye yani bir çubuk ve bir daireye indirgenirdi. Bu dürtüden yola çıkarak, temel ve sade olanı arayarak Lool’a ulaştık.

Lool Eyewear’ın belirgin bir tasarım dili var mı?
Ürün tasarımına yaklaşımımızda özellikle Avrupa’nın büyük ve köklü tasarım ekollerini ilham kaynağımız olarak görüyoruz. İşlevselliğin formun bir adım ilerisinde olduğuna inanıyoruz ve konseptlerimizin özünü minimalist tasarım anlayışını benimseyerek ifade etmeye özen gösteriyoruz.

Oldukça hafif gözlükler üretmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Cromalyt® malzememiz ve beta titanyumdan oluşan yeni yapıda dört grama ulaşmak kolay olmadı. Ekip çalışmamız ile gücü ve dayanıklılığı artırırken yapıyı ve ağırlığı hafifletmemizi sağlayan malzemelerin araştırılmasını titizlikle gerçekleştiriyoruz.

Hafiflik sizin için neden bu kadar önemli?
Çünkü müşterilerimizin çerçevelerimizi kullanırken rahatlık, işlevsellik ve hafifliği deneyimleyerek memnun kalmaları bizim için çok önemli, ki benim inancıma göre hafiflik konforun ön koşulu gibidir.

Titiz malzeme araştırmalarınızdan söz ettiniz. Hangi malzeme sizin için öne çıkıyor?
Ağırlıklı olarak çelik, özellikle Sandwik 11r51. Kısa bir süre önce, bize aşırı direnç ve maksimum hafiflik sağlayan devrim niteliğindeki malzememiz Cromalyt® ile yeni bir koleksiyonu beğenilere sunduk.

Cromalyt® malzemesi size hangi olasılıkları sunuyor?
Geliştirdiğimiz Cromalyt® malzemesi hazırlıklarımızda bize sayısız olanaklar tanıyor. Çünkü diğer konstrüksiyonlarla ve karışık malzemelerin yer aldığı kombinasyonlarla çalışmamızı sağlıyor. Diğer malzemelerimizi de uygulamaya devam etmek ve gelecek koleksiyonlarımızda gözler önüne sermek amacındayız.

Lool modellerinin yüksek kaliteli dokusal yapıları dikkat çekiyor. Özel bitim işlemlerinizden söz edebilir misiniz?
Son işlem üzerinde çok çalışıyor ve tüm süreçler için oldukça titiz davranıyoruz. Şu anda PVD ve premium lakeler olmak üzere iki ana kaplama kullanıyoruz. PVD, parçaya hem renk hem de sertlik açısından aşırı bir direnç kazandıran çok teknik bir kaplamadır. Lakeler ise hem en yüksek kalitededir hem de uygulamadan önce gerçekleştirdiğimiz bir işlem sayesinde bileşenlere mükemmel bir yapışma sağlamaktadır.

Lakelerden söz etmişken, Lool için belirgin bir renk dünyası var diyebilir miyiz?
Turuncu, kırmızı, mavi gibi yoğun renkleri kullanmaktan gerçekten çok hoşlanıyoruz. Ancak yine de en iyi renklerimiz henüz gelmedi diyebilirim.

Bu sözünüzü açabilir misiniz?
Etnia Eyewear Culture Group portföyüne Lool’un eklenmesi bizim renklere farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamızı sağladı. Şirket çoğu şirketten farklı bir yöntemle çalışıyor ve bizim sadece renklere odaklanmış uzmanlarımız mevcut. Yavaş yavaş Lool’un kendi renkleri sayesinde segmentinde bir referans haline geldiğini göreceğimize inanıyorum.

Lool Eyewear, Etnia Barcelona’ya ne zaman katıldı?
Markamız 2021 yılının Haziran ayında Etnia Barcelona tarafından satın alındı.

Çerçeve yapısının ötesine baktığımızda, bir gözlük sadece camları kadar iyidir. Bu konudaki yorumunuzu öğrenebilir miyiz?
Kesinlikle katılıyorum. Bu sebeple gözlüklerimizde en iyi görsel kaliteyi ve UV korumasını garanti eden Carl Zeiss güneş gözlüğü camları kullanıyoruz. Ayrıca, iç yansımaları önlemek için iç tarafta yansıma önleyici kaplamalar bulunmaktadır.

Halihazırdaki koleksiyonlarınız nelerdir ve bu koleksiyonlarınızın genel özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Tectonic, Stereotomic ve Deco olmak üzere mevcut üç konseptte koleksiyonlarımız bulunmaktadır. Tectonic en minimalist koleksiyonumuzdur. Güzel ve zamansız tasarımları ve renkleri ile herkes için üretilmiştir. Deco en sofistike ve art deco esintili koleksiyonumuzdur. Stereotomic ise tasarım ve inovasyona olan tutkumuzu göstermek istediğimiz en avangart duruşumuzu temsil ediyor.

Bu değerleri göz önünde bulundurduğumuzda tipik bir Lool kullanıcısını nasıl tanımlarsınız?
Rahat, kaliteli bir ürün arayan ve tasarıma değer veren kullanıcılar bizleri tercih ediyor. Çoğunlukla Etnia Eyewear Culture Group tarafından sunulan üstün hizmet ve güvenirliği kaybetmeden farklılaşma arayan insanlar olarak tanımlayabilirim.

Şimdi Lool olarak büyük bir ailenin parçasısınız. Lool için bir sonraki adım ne olacak?
Lool için bir sonraki adım, işlevsellik, hafiflik ve konfordan ödün vermeden Cromalyt® malzememizi tüm koleksiyonlarımızda daha da geliştirerek kullanmaktır.

Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde temel odağınızın neye yönelik olacağından söz edebilir misiniz?
Önümüzdeki birkaç yıl boyunca optisyenlere odaklanacağız. Yeni koleksiyonlarımız için daha iyi ürünler geliştirmek üzere onlarla birlikte çalışmak istiyoruz. Gözlükçüler tüm projelerimizin merkezinde yer alıyor.

Kaynak: Spectr

Ekim 2022

Movitra

MovItra

Yenilikçi ve Milanolu

İtalyan yapımı etiketiyle özgün, zamansız tasarımlarını ileri teknoloji ürünü patentli sistemleriyle birleştiren Movitra, performanstan da ödün vermiyor.

Filippo Pagliacci, Giuseppe Pizzuto ve Diego Ponzetto tarafından Milano merkez alınarak 2014 yılında kurulan Movitra, söz konusu gözlük tasarımı olduğunda kurulduğu ilk günden itibaren estetik ve işlevsellik arasındaki hassas dengeyi korumaktan vazgeçmiyor. Küresel optik sektöründe oldukça hızlı bir büyüme gösteren Movitra’nın bu başarısında özel olarak geliştirip patentlerini aldıkları inovatif mekanizmaları çok önemli bir rol oynuyor. Markanın yenilikçi yeni tasarımları ve inovasyonları hakkında Giuseppe Pizzuto ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Movitra olarak yeni koleksiyonunuzda neler sizlere ilham kaynağı oldu?
Yeni koleksiyonumuza ilham veren ikonlar, İtalyan tasarımının büyük ustaları ve genel olarak onların eserleridir. Tasarım tarihi, özellikle de İtalya’nın tasarım tarihi, tasarımcı bir nesne için yeni bir form düşündüğü için değil, yeni bir işlev veya bir nesnenin işlevini yerine getirmesi için yeni bir yol yarattıkları için ikonik bir rezonansa sahip olan başyapıtlarla doludur. Bialetti moka, Vespa, Castiglioni’nin lambaları, Alessi’nin en yeni ev eşyaları ve Fabio Novembre’nin sandalyeleri gibi ikonik nesnelerin, kavramlarının ardındaki deha ve içinden doğdukları kültürel arka plan dışında birbirleriyle hiçbir ortak noktası yoktur. DNA’mızda, Rönesans’tan bu yana ve belki de daha da öncesinden beri kültürel mirasımızda bulunan şeylerin sert somutluğunu yumuşatabilecek bir yaratıcılık yatmaktadır. İtalyan tasarımının en ikonik nesneleri birbirlerinden ilham almazlar, görsel olarak farklı dilleri konuşurlar, ancak her biri kendi tarzında mükemmeldir. Biz onlardan ilham almıyoruz, biz onların bir parçasıyız, bu tasarım hareketinin bir parçasıyız.

Bu yıl inovasyon ve yenilikçi malzeme kullanımı yoluyla işlevsellik, birçok gözlük tasarımcısı için birincil hedef olmaya devam etmektedir. Bu Movitra için de geçerli mi?
Movitra işlevsel bir ihtiyaçtan doğdu. İşlevsellik bizim DNA’mızda var. Tasarımdan malzeme seçimine kadar yaptığımız tüm seçimler öncelikle işlevsellik ve performansa yöneliktir. Gerisi bir sonuçtur. Bir ürün işlevsel değilse, elbette “bakması güzel” olabilir, ancak iyi bir tasarım ürünü değildir. Bir ürün değildir. Bir ürün, bir gözlük, kullanılabilir, işlevsel olmalıdır. Bunu yıllarca süren araştırma ve geliştirme çalışmalarımız sonucunda derinlemesine anladık ve gözlüklerimizin vazgeçilmez özelliği yaptık.

Movitra olarak materyal seçimlerinizde asetatı mı metali mi tercih ediyorsunuz, neden?
Bu sorunun cevabı da performansta yatmaktadır. Movitra’nın DNA’sında metal var. Çünkü metal, patentli rotasyon sistemimizin ideal çalışması için en iyi performans malzemesidir. Aslında, asetat camlarımız bile onlara stabilite ve sağlamlık kazandıran, kalıcı performans sağlayan metal bir çekirdeğe sahiptir. Yeni koleksiyonlarımız aslında metale çok daha fazla odaklanıyor, çünkü her zaman işlevselliğe ve performansa dikkat etmek istiyoruz. Bir sonraki adımımız, bir kez daha çok yüksek performansa sahip tamamen yenilikçi bir sistem sunan bir asetat koleksiyonunu piyasaya sürmek olacak.

Kısa süre önce metal/titanyum iki çerçeveden oluşan yeni bir sınırlı sayıda üretim duyurusu yaptınız. Bu ikisi de dahil olmak üzere tüm çerçeveleriniz rotasyon sistemine sahip mi? Rotasyonun faydalarını açıklayabilir misiniz?
Tüm çerçevelerimiz kendi patentli rotasyon sistemimize sahiptir. Bu sistem olmadan gözlük üretmiyoruz, bu bizim en temel özelliğimiz. Patentli rotasyon sistemimizin avantajı, camların korunması ve gözlüklerin son derece düz ve cep boyutunda yapılabilmesidir. Ayrıca sistemimizin kapanmayı kolaylaştırdığını gördük, bu nedenle jest teması da merkezi hale geliyor ve geçmişe kıyasla tamamen bozuluyor. Üzerinde çok çalıştığımız bir diğer temel konu da duygusallık. Mekanizmanın tıklaması ya da entegre esnek menteşeye sahip çubuğumuzun kapanma tıklaması benzersiz bir duyusal deneyim yaratmak üzere tasarlandı. Gerçek şu ki tam olarak neyden bahsettiğimi anlamanın en iyi yolu çerçevelerimizi denemekten geçiyor.

Kaynak: 20/20 Europe

Eylül 2022

Look

LOOK – MADE IN ITALIA

Çağdaş & Yenilikçi

Çağdaş & Yenilikçi… Tasarımlarında rafine İtalyan yaratıcılığını odak noktası haline getiren Look- Made In Italia, yeni koleksiyonlarıyla gündemdeki yerini koruyor.

Look- Made In Italia, 1978’den beri yüksek kaliteli gözlükler tasarlayan ve üreten bir İtalyan firması olarak karşımıza çıkıyor. Bir atölye olarak kurulan Look- Made In Italia yıllar içinde organize ve uluslararası bir şirkete dönüşmüş, çerçeve tasarımı, üretimi ve dağıtımı konusunda Avrupa’daki öncü markalardan biri haline gelmiştir. Look Tasarımcısı Giordano Cazzola ve Pazarlama Müdürü Marco De Fina ile güncel koleksiyonları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhabalar… Bizlere Look- Made in Italia’nın güncel koleksiyonlarının genel özelliklerinden ve satış konseptinden bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Merhabalar… Öncelikle bizleri ağırladığınız için teşekkürlerimizi sunmak isteriz. Look- Made in Italia olarak koleksiyonlarımızda marka olarak araştırmayı, kaliteli üretim sürecini ve benzersizlik odaklı işlevsel tasarımları nasıl bir araya getirdiğimizi ideal bir şekilde yansıtmak istedik. Koleksiyonlarımızın satış konseptinde, yetişkin ürün segmentimiz, premium veya üst düzey kalite göstergesi olarak malzeme üzerinden tanımlanmaktadır. Koleksiyonlarımızda kullandığımız malzemelerin kalitesi tüm serilerimizi ayrıcalıklı olarak ön plana çıkarmaktadır.

Bünyenizdeki markalarınızdan olan Materika’yı ve koleksiyonlarını genel olarak diğerlerinden ayıran yönleri nelerdir?
Giordano Cazzola: Materika gerçekten de tasarım dili ve çizgisiyle markalarımız arasında ayrıcalıklı bir yere sahip bir markadır. Bunun sebebi olarak Materika’da Look- Made In Italia’nın tasarım araştırmasına olan yatkınlığının daha yüksek bir seviyeye çıkarılmış olmasını gösterebiliriz. Look- Made In Italia’da tasarımcının hedefleri ile üretim departmanı arasındaki doğrudan bir diyalog vardır. Materika’da da teknoloji ve işçilik bir araya gelerek, malzemelerin incelenmesi ve inovasyonun yönlendirilmesinin her projenin odak noktası olmaya devam ettiği bir durum söz konusudur. Bu sayede de Materika üst düzey gözlük segmentinde yeni konseptler ortaya çıkararak koleksiyonlarını her geçen gün daha geniş kullanıcı kitlelerine ulaştırmayı başarıyor.

Materika’nın büyük ilgi gören Strato koleksiyonundan bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Strato, Materika’nın deneysel bölümünde yer alan yeni Alumix koleksiyonunun bir parçasıdır. Bu yeni deneyim, şirketimizin geçmişte yaptığı seçimleri, örneğin ayırt edici malzemelerimizden birini en iyi şekilde temsil etmek için yenilemektedir. Look- Made In Italia olarak yeniliklerin ve inovasyonun izinden gitme gibi bir misyona sahip olduğumuz için böyle deneysel çalışmalardan eşsiz koleksiyonlar çıkarıp, beğenilere sunmaktan memnunuz.

Biraz da Strato koleksiyonunda kullandığınız bu Alumix malzemesinin özelliklerinden söz edebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Strato koleksiyonunda en baskın olarak kullandığımız malzeme olan Alumix, alüminyum ve magnezyum karışımı bir maddedir. Süper hafif ve yüksek performanslı olan Alumix malzemesi, tamamen özel işleme kriterlerine göre şekillendirilmiştir. Strato’da konsept, Look- Made In Italia’nın Alumix üzerine yaptığı araştırmanın uzmanlığını, farklı kalınlıklar ve yüzeyler arasında uyumlu bir diyalog olarak anlaşılan kontrast temasına uygulamaktır. Amaç, saran bir dokunsallık algısı yoluyla gözlemcinin dikkatli gözünü tatmin etmektir.

Peki tasarım açasından baktığımızda Strato’nun öne çıkan özellikleri ve renk seçimleri hakkında neler söylersiniz?
Giordano Cazzola: Strato modelleri, detaylara ve işçiliğin zenginliğini artıran bir katmanlaşma fikrine odaklanan çağdaş bir tasarımla karakterize edilir. Çok sayıda mekanik adım, hesaplanmış işçilikle dönüşümlü olarak, doğruluk ve hassasiyetle birleştirilmiş bir süreç hikayesi yaratır. Böylece mutlak estetik yeniliğe sahip çekici gözlüklere dönüşür. Renk seçimleri konusunda ise Strato koleksiyonumuzda sadece yeni renkler değil devrim niteliğinde bir renk paleti oluşturduğumuzu söyleyebilirim. Renkler yakut kırmızısından virtual yeşile kadar değişiyor. Sinyal sarısından grafit siyaha ve daha güven verici gece mavisi veya arduvaz grisine kadar. Ancak renkler asla düz veya donuk görünmüyor. Örneğin asit yeşili veya ametist morunun doygunluğu hem mat hem de metalik nüanslarla seyreltilmiştir. Camları döndürerek ve gözlem noktasını değiştirerek yüzeydeki somut farklılıkların nasıl kavranabildiğini görmenin heyecan verici olduğunu söylemeliyim.

Bir diğer özel seri de Aurea isimli kapsül koleksiyon. Bu koleksiyonun özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Marco De Fina: Aurea sınırlı sayıda üretilen bir kapsül koleksiyonudur. New Rinascimento (Yeniden Doğuş) imaj kampanyasının görsel deneyimini somutlaştırmak için yaratılmış bir projedir. Aslında, değerlerimizi sadece imajımız aracılığıyla değil, onları temel işimizi temsil eden ürüne dönüştürerek iletmeye karar verdik. Aurea’nın New Rinascimento’nun meyvesi olduğunu söyleyebiliriz.

Bu özel kapsül koleksiyon nasıl doğdu?
Giordano Cazzola: Aurea görünüşte yalın bir kavram olan doğadan doğdu. Gelişimi, doğanın bütünlüğü içinde anlaşılan ortak paydanın tanımlanmasıyla başladı. Bir çevre olarak doğa ama aynı zamanda insan doğası olarak doğa. İnsanın doğa ile her zaman aradığı bağlantı. Bunu, uyumun en yüksek ifadesi olan ‘altın oran’da tanımladık. Bu tanım sayesinde doğada her zaman var olan ‘güzellik’ ile samimi bir bağ kurduğumuza inanıyoruz.

Aurea kapsül koleksiyonu hangi kitleyi hedef alarak tasarlandı?
Giordano Cazzola: Look- Made In Italia koleksiyonlarında genellikle geniş kitleleri hedefleyen bir firma olmuştur. Sınırlı sayıda olmak üzere ürettiğimiz Aurea kapsül koleksiyonumuz da premium ve üst kalite seviye segmentinde olup yetişkinlere hitap etmektedir. Koleksiyondaki gözlüklerle her mevsim gözlük kullanmak özendirilmektedir.

Aurea kapsül koleksiyonundaki modellerden ve özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Kapsül, Look- Made In Italia tasarımcıları Giuseppe De Riva ve Augusto Valentini tarafından tasarlanan ikisi erkek ve ikisi kadın olmak üzere dört çerçeveden oluşuyor. Aurea ayrıca yetişkin premium ve yetişkin üst düzey kalite segmentlerinde Look- Made In Italia’nın asetat çerçevelerdeki gelişimini tamamlamak amacıyla iki koleksiyon daha oluşturacak.

Aurea’nın tasarım dilini nasıl tanımlarsınız?
Giordano Cazzola: Aurea’nın tasarım dili rafine İtalyan yaratıcılığını ortaya koyuyor. Her şey, uyum kelimesiyle özetleyebileceğimiz basit bir kavramı takip ederek güzelliği temsil etme arzusundan doğuyor.

Bu kapsül seride hangi malzemeleri ve renkleri tercih ettiniz?
Giordano Cazzola: Her şeyden önce Aurea, uzmanlığımızın denendiği tam bir asetat ürünüdür. Renk oyunları, projenin altında yatan yaratıcılığı sonuna kadar ifade etmek için asetatlardan ayrıntılı renklendirme işlemlerine kadar uzanmaktadır. Örneğin Aurea 4530 modelinde ‘üst üste binen hafiflik’ kavramı tanıtılmıştır. Asetat malzeme, her katmanın kendine özgü bir estetik işlevi olduğu bir renk tabakalaşması gibi görünecek şekilde işlenmiştir.

Kendi üretimini yapan bir marka olarak ekolojik ayak izinizi düşük tutmak amacıyla ne gibi adımlar atıyorsunuz?
Öncelikle araştırmalarımızı en iyi hammaddeleri seçmeye odaklıyoruz. Onlar olmadan mükemmel ürünler yapamazsınız. Bizim için bu bir zorunluluk. Alumix gibi malzemeleri kendi bünyemizde araştırıyor ve geliştiriyoruz. Araştırıp kullandığımız malzemelerimizin çevresel etkileri çok düşüktür ve sürdürülebilir bir ürün yaşam döngüsü oluştururlar. Sayısız kez ve mekanik özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden geri dönüştürülebilirler, bu da düşük ayak izi ile ürün performansında sürekliliği ve sürdürülebilirliği garanti ediyor.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2022

Barton Perreira

BARTON PERREIRA

Kaliforniyalı Lüks

Bill Barton ve Patty Perreira birbirlerine duydukları derin saygı ve hayranlıkla ortak olarak kurdukları markaları ile dünya genelinde gözlük lüksünü yorumluyorlar.

Barton Perreira, Kaliforniya’dan lüks bir dokunuşa sahip bir gözlük markasıdır ve dünya ki bir çok markanın işçiliğine fark atacak, olaylara farklı bir yorum katan ve bunu tasarımlarına ve ürünlerine yansıtan bağımsız bir markadır. Japonya’da titizlikle elde üretilen tek bir Barton Perreira çerçevesinin rafine edilmesi haftalar alır. Eşi benzeri olmayan her ayrıntıya gösterdikleri tutkuyla dikkat çeken Japonya’nın önde gelen zanaatkarları, Braton Perreira gözlüklerinin her yönüyle hassasiyet ve ustalıkla hayata geçirilmesini sağlıyor. Ancak bu benzersiz tarzın kurucularının da hakkını vermek lazım. Barton Perreira, iki çok özel insan arasındaki sinerjinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Patty Perreira’nin sezgisel stili ve hikayeli tasarımları, Vera Wang, Prada, Miu Miu, Paul Smith ve on sekiz yılı aşkın bir süre Oliver Peoples koleksiyonlarının merkezinde yer aldı. Korkusuz ve duygulu sezgileri onun her hareketine rehberlik etti. Bill Barton, kariyerine gözlük endüstrisinin inceliklerini ve insan ilişkilerinin değerini öğrenerek bir gözlükçü olarak başladı. Bu deneyimler onu önce Oliver Peoples’in CEO’su sonrada Barton Perreira’nın kurucusu olmasını sağladı. Bill Barton ve Patty Perreira ile markalarının kökeni hakkında yapılan röportajı sunuyoruz

Merhaba Patty ve Bill, bize markanızın kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz? Kendi markanızı oluşturmaya nasıl karar verdiniz?
Bill Barton: Patty Perreira ve ben, Oliver Peoples’da birlikte çalıştıktan sonra 2007’de Barton Perreira’yı kurduk. Oliver Peoples markayı, 2006’da Oakley’e sattı. Satış ile birlikte ben işten ayrıldım ama Patty birkaç ay kaldı. Sonrasında çalıştığı işin onun için yeterli olmadığına karar verdi. Bir araya geldik ve kendi markamızı kurabileceğimizden çok emindik. Oliver Peoples’ta kaldığımız yerden devam etmek ve gelişmek istedik. Patty ve ben ürünler yaratmak için inanılmaz bir sinerjiye sahibiz. Patty bir tasarımcı olarak çok üretken ve farklı türleri kusursuz bir şekilde tasarlama yeteneği var.  Şimdiye kadar tanıştığım hiçbir tasarımcıya benzemiyor.
Patty Perreira: Bill ve ben her zaman bağımsız özgür düşünürler olduk. Aynı özgür ruhlu bağımsız bakış açısını markamız için de istedik. Bana ilham veren şeylere sadık kalmak benim için önemliydi. Bill Barton ve ben, yeni bir dönem, kalite ve kültürü temsil edecek bir gözlük markası yaratma vizyonuna sahiptik. Gözlük bizim ortak tutkumuzdu ve güçlerimizi birleştirme ve markamızı yaratma zamanının geldiğini hissettik.

Kaliforniya’da Los Angeles’a yakın bir yerdesiniz. Konum sizin için ne kadar önemli?
PP: Venice Beach’te yaşıyorum ve çalışıyorum. Venice sürekli gelişim halinde ve olağanüstü güçlü bir yapıya sahip. Tasarım estetiğimde, Kaliforniya’nın etkisi olduğunu düşünüyorum. Kaliforniya lüksü, üst düzey sürdürülebilir malzemeler kullanılarak ürettiğiniz tasarımlarınızın, sofistike, rahat, rafine ve incelikli olmasıdır.

Sayısız Hollywood ünlüsü ve ikonik isimler markanızın gözlüklerine rağbet gösteriyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
BB: Her tür insanın gözlüklerimizi seçmesine bayılıyoruz. Kim oldukları önemli değil. Ancak ikonların gözlük seçerken Barton Perreira’yı tercih etmeleri, bunu bir reklam değil tercih olduğunu bilmek içimde gerçek bir gurur duygusu oluşuyor.
PP: Barton Perreira kullanan ünlülerin listesi ile gurur duyuyorum. Ryan Gosling’den Michelle Obama’ya, Brad Pitt’ten Lady Gaga’ya, Young Thug’dan Maluma’ya ve çok daha fazlasına kadar birçok ünlü gözlüklerimizle boy gösteriyor. Bu, koleksiyonumuzun pek çok benzersiz stili tamamlayan derinliğini ve çeşitliliğini gösteriyor.

Kuruluşundan bu yana sizin için en önemli başarılarınız neler oldu?
BB: Çıkardığımız her koleksiyon, işbirliği veya sınırlı sayıdaki parçanın Barton Perreira için bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Ürün geliştirme sürecimize harcanan zaman, çaba ve tutku yoğun ve kişiseldir.

Aranızdaki görev ve sorumluluk dağıtımından bahsedebilir misiniz?
PP: Birbirimize karşılıklı saygı ve hayranlığın temel olduğu harika bir ortaklığımız var. Bill beni motive ediyor, meydan okuyor ve bana ilham veriyor. Bill ve ben birbirimizin içgüdülerine güveniyoruz. İkimiz de gözlük endüstrisinde uzun yıllara dayanan deneyime sahibiz. Ben yaratıcılığa yönelirken, onun uzmanlığı ise iş alanında. Bu, her birimizin Barton Perreira’nın başarısı için en uygun şekilde bireysel becerilerimize odaklanmamızı sağlıyor. Yeteneklerimiz gerçekten birbirini tamamlıyor.

Gözlüklerinize özgü vazgeçilmez tasarım özellikleriniz nelerdir?
PP:Kişiye özel tasarım, üstün kalite ve kusursuz bir uyum.

Gerçek tasarımın özellikle daha teknik özelliklere kıyasla önemi nedir sizce?
PP: Diğer tasarımcılar çoğu çerçeveyi yalnızca nesne olarak tasarlarken ben çerçeveyi hem nesne hem de yüz için tasarlıyorum. Çerçevenin genel uyumu, dengesi ve hissi için çok önemli olan kaşların, elmacık kemiklerinin vb. ince kıvrımlarını çok önemli olduğu için bu detayları göz önünde bulundurarak tasarlıyorum.  Bir erkek yüzüne karşı bir kadın yüzünün dış hatlarını düşünüyorum. Bir Barton Perreira çerçevesini taktığınızda, farkı hemen anlayacak ve hissedeceksiniz.

Malzeme ve işleme olduğunda çok titizsiniz. Hangi malzemelerle çalışmayı tercih ediyorsunuz? Gözlüklerinizde herhangi bir özel teknik özellik var mı?
PP: Dayanıklı, esnek, çeşitli çarpıcı renkleri ve lüks cilalı bir yüzeyi olduğundan Japon selüloz asetat ile çalışmayı seviyorum. Asetatlarımız doğal malzemelerden üretildiğinden, onları daha sürdürülebilir bir seçenek haline getiriyor. Metal çerçevelerimizde sağlamlığı, uyarlanabilirliği ve hipoalerjenik faydaları nedeniyle Alpha Titanium’u tercih ediyoruz. Güneş camlarımız VIOFF adı verilen bir Japon AR kaplaması ile kaplanmıştır. VIOFF, UV ışığının yalnızca yaklaşık yüzde elli yedisini emen geleneksel AR kaplamalara kıyasla UV ışığının yüzde doksan beşini emiyor. Ayrıca Japon hafif titanyumu kullanıyoruz ve altın çerçevelerimizi 0.3 mikron 24K Altın ile kaplıyoruz.

Hem titanyum hem de asetat camlarınız Japonya’da üretilmektedir. Kalite standartlarınız bunu mu gerektiriyor?
BB: Evet, Japonya’nın dünyanın en iyi gözlük üreticilerine sahip olduğuna inanıyoruz. Buna ek olarak, Japonya’daki bağlantılarımızla olan ilişkilerimiz otuz yılı aşkın bir geçmişe sahip. Bu kadar yüksek düzeyde anlayış ve iletişim sektörümüzde son derece nadir görülüyor.

Japonya’yı bir üretim yeri olarak benzersiz yapan nedir?
BB: El işçiliğine duyduğumuz bağlılık ve saygı, her zaman tasarım sürecimizin merkezinde yer alır. Dünyanın en iyi gözlüklerini üretmeye büyük ölçüde önem veren zanaatkarlarla çalışıyoruz. Tasarım sürecimiz benzersizdir ve bizi diğer markalardan ayıran en önemli özelliğimiz. Japonya’da işçilik en küçük detaylara verilen öneme dayanıyor. Bu bizim için istediğimiz lükse ulaşmak demek.

Güneş gözlüklerinde camların rengi çok önemlidir. Siz ne düşünüyorsunuz?
PP: Güneş gözlüğü camlarımızın özel, zengin, mücevher tonlarındaki renklerini yaratmak için Japonya’daki cam üreticimizle işbirliği halindeyiz. Doğadaki renklerden ilham alıyoruz. Örneğin, üreticimize günbatımının veya okyanusun turkuaz gradyanlarının fotoğraflarını gönderiyorum ve onlar da bu tonları renklendirip eşleştirebiliyorlar. Doğal tonların cilt tonlarını daha güzel tamamladığını düşünüyorum.
Müşterilerinizle nasıl bir iletişim kurmaya önem veriyorsunuz? Onlara hangi mesajları iletmek istiyorsunuz?
BB: Perakendecilerimize markamızla başarılı olabilmeleri için mümkün olan her olanağı sağlamaya ve böylece mağazalarında başarı yaratmaya çalışıyoruz. Bu bir ortaklık. Perakende ortaklarımız Barton Perreira ile ne kadar başarılı olursa, nihai tüketicinin de markamız hakkında o kadar fazla bilgisi olur.

Peki ya sürdürülebilirlik? Bu konu hakkındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
BB: Markamızın başlangıcından beri, zararlı kimyasallar olmadan elde edilen, Japonya’da bulunan en kaliteli malzemeleri kullanarak gözlük üretmeye kendimizi adadık. Çevre dostu bir reçinenin temeli olarak ahşap ve pamuktan elde edilen selülozlu bitki bazlı asetatlar kullanıyoruz. Her mevsim kullanıma uygun, modası geçmeyen gözlükler tasarlıyoruz. Alışveriş çantalarımız geri dönüştürülmüş malzemelerden, temizlik bezlerimiz geri dönüştürülmüş PET şişelerden yapılmakta. Sürekli olarak karbon ayak izimizi azaltmak ve dünyaya karşı daha nazik olmak için elimizden geleni yapmanın yeni yollarını düşünüyoruz.

Kaynak: Favrspecs

Temmuz 2022