Burbas Studio

Burbas Studıo

Gözlüğün Hikayesini Fotoğraflıyor

Burbas Studio’ya göre yapay zeka çağında güçlü kampanyalar üretmenin yolu yalnızca teknolojiden değil, aynı zamanda markanın karakterini ve hikayesini koruyabilmekten geçiyor.

Almanya’nın Köln kentinde faaliyet gösteren fotoğraf ve prodüksiyon stüdyosu Burbas’ın Kurucuları Fabian Burgard ve Max Bastian, moda ve reklam fotoğrafçılığı alanındaki çalışmalarını son yıllarda gözlük sektörüne de taşımış yetenekli isimler olarak dikkatleri giderek üzerlerine çekiyor. Fotoğraf ve video prodüksiyonlarını aynı çatı altında yürüten stüdyo, e-ticaret çekimlerinden uluslararası reklam kampanyalarına kadar geniş bir yelpazede projeler gerçekleştiriyor. Gözlük alanında son olarak Coblens Eyewear’ın 2026 kampanyasına imza atan Burbas ekibi, analog fotoğrafçılığı çağdaş görsel iletişim anlayışıyla bir araya getiren yaklaşımıyla tanınıyor. Fotoğraf Sanatçısı Fabian Burgard; yapay zekanın iletişim kampanyalarında giderek daha fazla yer aldığı günümüzde, özellikle insan hikayesini önceliklendiren, zanaatkarlık temelli gözlük markaları açısından dijital teknolojinin sunduğu olanakların daha dengeli kullanılmasını savunuyor. Burbas Studio’nun Kurucu Ortağı Fabian Burgard ile fotoğrafçılığın dönüşümü, gözlük kampanyalarının geleceği ve Coblens 2026 kampanyası hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Gözlük alanında çalışmaya ne zaman başladınız ve bu fotoğrafçılık disiplini mevcut uzmanlığınızla nasıl örtüşüyor?
Bir gözlük markasıyla ilk kez 2019 yılında çalıştım. Aslında bu alan yaptığım işlerle oldukça doğal bir şekilde örtüşüyor çünkü moda sektörünün farklı alanlarında da çekimler gerçekleştiriyorum. İşin dışında da modaya her zaman büyük ilgi duydum. Gerçi kendi giyim tarzımın çoğu gün pek değiştiği söylenemez. Gözlük konusunda gerçek anlamda bir uzmanlık geliştirmem ise zaman içinde gerçekleşti. Gözlük fotoğraflaması sanıldığından daha zorlu bir alan. Yüzeyler ışığı yansıtıyor, ürünler oldukça hassas yapıda oluyor ve çekim açısındaki küçük değişiklikler bile sonucu ciddi şekilde etkileyebiliyor. Yıllar içinde bir çerçevenin fotoğrafta nasıl en iyi görüneceğine, nasıl konumlandırılması ve nasıl aydınlatılması gerektiğine dair güçlü bir sezgi geliştirdiğimi düşünüyorum. Bu da ancak deneyimle kazanılabiliyor. Hala öğrenmeye ve gelişmeye devam ettiğimi söyleyebilirim.

Yapay zeka destekli fotoğraf kampanyaları hakkındaki görüşünüz nedir? Siz Burbas’ta AI kullanıyor musunuz ve ne gibi avantajlar gözlemlediniz?
Yapay zeka, doğru yerde ve doğru amaçla kullanıldığında son derece değerli bir araç. Biz de Burbas’ta, ürün tasarımının tutarlılığını korumaya yardımcı olan ve konseptin ihtiyaç duyduğu durumlarda devreye alınabilen iş akışları geliştiriyoruz. Bu sayede bütçeyi kontrol altında tutarken daha karmaşık ve yaratıcı görsel dünyalar oluşturmak mümkün olabiliyor. Pek çok marka açısından bu önemli bir avantaj sağlıyor. Bununla birlikte konu tamamen markaya ve müşterinin beklentilerine bağlıdır. Biz bugün hala tamamen analog çekimler gerçekleştiriyoruz. Hatta film banyosu ve baskıları için kendi karanlık odamız da bulunuyor. Benim için en önemli nokta, yapay zekanın bir markanın özgün karakterinin önüne geçmemesidir. Eğer bir marka belirli bir dönemin estetiğinden, geleneksel üretim anlayışından veya güçlü bir zanaatkarlık kültüründen besleniyorsa, yapay zeka burada en doğru tercih olamıyor. En azından şimdilik. Sonuç olarak yapay zekayı tamamen görmezden gelmenin de, yalnızca yeni ve popüler olduğu için kullanmanın da doğru yaklaşım olduğunu düşünmüyorum.

En son Coblens Eyewear’ın 2026 kampanyasını çektiniz. Bu çalışmanızın detaylarını paylaşır mısınız?
Son kampanyamız aslında bizim için oldukça özel bir projeydi. Çekimleri, doğup büyüdüğüm şehirden bir marka olan Coblens Eyewear için gerçekleştirdik. Kendileri gerçekten çok başarılı çerçeveler üretiyor. Kampanyayı, Köln’de bulunan ve savaş sonrası modernist mimarinin önemli örneklerinden biri kabul edilen 1950’lerden kalma Gerling Quarter’da çektik. Kullandığımız bölüm, aynı zamanda müşterilerimiz arasında yer alan bir üniversite tarafından işletildiği için bu eşsiz yapıda çalışma fırsatı bulduk. En güzel tarafı ise mimari ile gözlükler arasında doğal bir uyum oluşmasıydı. Yapının çizgileri ve atmosferi, çerçevelerin karakteriyle görsel açıdan mükemmel bir bütünlük sağladı. Video içeriklerinin yanı sıra, tamamen analog bir fotoğraf serisi de ürettik. Çekimleri film kullanarak gerçekleştirdik, ardından karanlık odamızda elde baskılar hazırladık ve son dosyaları oluşturmak için bu baskıları dijital ortama aktardık. Bu çalışma yöntemi zaten kişisel olarak çok sevdiğim bir süreçtir. Ayrıca bu projede de markanın el işçiliği ve zanaatkarlık vurgusuyla son derece uyumlu bir sonuç ortaya çıkmasını sağladı. Güçlü bir ekiple çalıştığımız için de başından sonuna kadar keyifle yürüttüğümüz, enerjisi yüksek prodüksiyonlardan biri oldu.

Ürün fotoğrafçılığı da yapıyor musunuz? Gözlük sektöründe bu alanın önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, ürün fotoğrafçılığı da yapıyoruz ve açıkçası bu alanı çok seviyorum. Özellikle gözlük sektöründe, marka kimliği oluşturmak için son derece güçlü ve aynı zamanda oldukça etkili bir araç olduğunu düşünüyorum. Bana göre başarılı bir ürün odaklı çekimin sırrı sadelikten geçiyor. Mümkün olduğunca fazla estetik obje kullanmak yerine, daha odaklı ve kontrollü bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Bazen yalnızca doğru doku ve doğru kadraj bile istenilen atmosferi yaratmaya yetebiliyor. Çerçeveleri markanın karakterine uygun bir materyal üzerinde sergilemek bile tek başına güçlü bir etki yaratabiliyor. Teknik özellikleri öne çıkan modeller paslanmaz çelik gibi yüzeylerle çok iyi çalışırken, köklü bir geçmişe sahip markalarda mermer, belirli dokuma yüzeyler ya da eski iç mekanları ve mimari detayları çağrıştıran materyaller etkili sonuçlar verebiliyor. Daha modern veya eğlenceli bir konsept söz konusu olduğunda ise daha beklenmedik yönlere gitmek de mümkün. Kısa süre önce bir mücevher kampanyasında ürünlerin yağlı fırın kağıdı üzerinde fotoğraflandığını gördüm. Son derece minimal bir uygulamaydı ama sonuç gerçekten etkileyiciydi. Sonuç olarak akıllıca düşünülmüş sade çözümlerin, çoğu zaman gereğinden fazla detayla doldurulmuş setlerden çok daha güçlü görseller ortaya çıkardığına inanıyorum.

Burbas Studios olarak önümüzdeki yıllar için temel hedefleriniz veya planlarınız neler?
Birçok hedefimiz olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Ancak, önceliğimiz güçlü işler üretmeye devam etmektir. Güncel kalmak, yeni fikirleri hayata geçirmek ve daha yaratıcı prodüksiyonlara imza atmak bizim için öncelikli konular arasında yer alıyor. Yeni markalarla çalışmaktan da büyük heyecan duyuyoruz. Farklı marka kimlikleri için yeni görsel dünyalar oluşturmak yaratıcı açıdan oldukça besleyici bir süreç. Bunun yanında yeni müşterilerle çalışmak da işimizin en motive edici yönlerinden biri. Profesyonel hedeflerin yanı sıra kişisel projelerime ilişkin planlarım da var. Uzun süredir üzerinde çalıştığım belgesel fotoğrafçılığı projelerimi geliştirmek, kendi görsel dilimi daha da rafine etmek ve uzun zamandır çekim yapmak istediğim bazı özel mekanlarda çalışma fırsatı bulmak istiyorum. Şu sıralar özellikle uzun zamandır aklımı meşgul eden ve çalışmayı çok istediğim yerlerden biri olan Wuppertal’daki bir müze alanına erişim sağlayabilmek için uğraşıyorum.

Gözlük markaları için fotoğrafçılığın geleceğini ne yönde görüyorsunuz? Dijital mi, analog mu, yoksa hibrit bir yaklaşım mı öne çıkacak?
Bence gelecekte her iki yaklaşım da varlığını sürdürecek. Yapay zeka hızla gelişmeye devam ediyor ve bu gelişimi sayesinde birçok marka için son derece güçlü bir araç haline dönüşüyor. Özellikle yeni markaların etkili görsel içerikler üretmesini ve daha erişilebilir olmalarında destek olacağını düşünüyorum. Ancak bununla birlikte üretimin el işçiliğine ve insan dokunuşuna dayanan tarafının tamamen ortadan kalkacağına inanmıyorum. Özellikle yaratıcı kampanya çalışmalarında bu unsur her zaman değerini koruyacaktır. Pazarlama dünyasında mesele yalnızca ortaya çıkan son görsel değil. Bir içeriğin nasıl üretildiği, kimlerin katkı sunduğu ve sürecin arkasındaki insan hikayesi de en az sonuç kadar önem taşıyor. ‘İnsan yaratıcılığı ve emeğiyle üretildi’ duygusu, markaların uzun yıllardır iletişimlerinin önemli bir parçası oldu. Bu bazen insanların bağ kurduğu tanınmış bir sanatçıyla yapılan işbirliği, bazen de kamera arkasında çalışan yaratıcı ekiplerin hikayesi olabiliyor. Çünkü insanlar yalnızca ürünü değil, ürünün etrafında oluşturulan hissi ve anlatıyı da satın alıyor. Gerçekçi olmak gerekirse teknolojinin sunduğu imkanlar hızla genişlediği için sektörün ağırlık merkezi giderek daha fazla dijital tarafa kayacaktır. Ancak üretimin geleneksel, zanaatkarlığa dayanan yönünün tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Her zaman yalnızca ürettiği ürünlerde değil, iletişim biçiminde de özgünlük, karakter ve el işçiliği arayan markalar olacaktır. Bu nedenle geleceğin tamamen dijital ya da tamamen analog değil, her iki yaklaşımın birlikte var olduğu bir yapı üzerine şekilleneceğine inanıyorum.

Kaynak: Eyelist

Temmuz 2026

Einstoffen

Einstoffen

Hassasiyet ve Zarafetin Yeni Evreni

Bağımsız İsviçreli Einstoffen’in Ortak Kurucularından Ramon Studer ile markanın 2026 sezonu yenilikleri ve sınırlı sayıdaki özel serisi IX hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

İsviçre’de Ramon ve Raphael Büsser ile Christian Gisler tarafından 2008’de kurulan Einstoffen, özgün tasarım anlayışı, özenle seçilen malzemeleri ve zanaatkarlığa verdiği önemle bağımsız gözlük markaları arasında kendine güçlü bir konum edindi. Kurulduğu günden bu yana doğadan aldığı ilhamı çağdaş estetik anlayışıyla buluşturan marka, tasarım dilini sürekli geliştirerek bugünkü kimliğine ulaştı. Einstoffen, geçen yılki Sopreterra koleksiyonunun başarısı ardından 2026 sezonunda Ætherra ile doğadan ilham almayı sürdürüyor. Hafiflik, denge ve yalınlık kavramları, Ætherra koleksiyonunda da etkisini gösteriyor.

Öte yandan 2026 itibarıyla Einstoffen koleksiyonunu; Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden yapılandırıyor. Her biri Einstoffen kimliğinin farklı bir yönünü temsil eden bu seriler, markanın tasarım yaklaşımını ve kalite anlayışını farklı perspektiflerden yansıtıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise markanın yeni premium serisi Einstoffen IX yer alıyor. Cého Studio’nun kurucusu ve gözlük tasarımcısı Cécille Hoggenmüller’in katkısıyla geliştirilen IX, Japonya’da üretiliyor ve sınırlı sayıda sunuluyor. Titanyum, asetat ve ince işçilikle şekillenen detayları bir araya getiren bu çarpıcı seri, gösterişli lüksten çok hassasiyet, zanaatkarlık ve zamansız tasarım anlayışıyla tanımlanan daha rafine bir yaklaşımı temsil ediyor. Einstoffen’in kurucu ortaklarından Ramon Studer ile markaya dair son gelişmeler ve en yeni koleksiyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Ramon. Bugün Einstoffen bağımsız markalar arasında güçlü bir konuma sahip. Sizi bu noktaya taşıyan değerlerinizi özetler misiniz?
Einstoffen için bağımsızlık, hassasiyet ve üretme tutkusu her zaman temel değerler oldu. Markayı kurduğumuz ilk günden bu yana kendi kararlarımızı özgürce alabilmeye ve ürünlerimizi kendi standartlarımız doğrultusunda geliştirmeye büyük önem verdik. Yıllar boyunca her koleksiyona yoğun emek, zaman ve özen gösterirken; tasarım, kalite ve zanaatkarlık açısından daima en yüksek seviyeye ulaşmayı hedefledik. Bizim için belirleyici olan şey trendler ya da kısa vadeli beklentiler değil, samimi, iyi düşünülmüş ve uzun yıllar değerini koruyacak ürünler ortaya koyabilmektir. Malzeme seçiminden üretim tekniklerine, tasarım detaylarından son dokunuşlara kadar aldığımız her kararın bir amacı var. Tasarıma bilinçli yaklaşımımız ve sürekli gelişme arzumuz, bugün de Einstoffen’in temelini oluşturmaya devam ediyor.

Einstoffen tasarımları hem şehir yaşamından hem doğadan unsurlar taşıyor. Bu iki dünyayı nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Doğa her zaman Einstoffen’in kimliğinin önemli bir parçası oldu. Biz, ormanların, dağların ve şehir yaşamının doğal bir uyum içinde bir arada bulunduğu St. Gallen bölgesinden geliyoruz. İlk sloganımız “Raw Nature meets Urban Lifestyle” olmuştu ve aslında bu yaklaşım bugün de markamızı tanımlamaya devam ediyor. Yolculuğumuza ahşap çerçevelerle başladık ve ekip arkadaşlarımızın büyük bölümü zamanının önemli bir kısmını doğada geçiriyor. Öte yandan çağdaş tasarım anlayışı, yalın çizgiler ve modern estetik yaklaşımıyla şehir yaşamına da aynı derecede bağlı hissediyoruz. Bizim için doğa ve kent yaşamı birbirine zıt kavramlar değil, birbirini tamamlayan iki farklı ilham kaynağıdır. Organik esinler ile çağdaş tasarım anlayışı arasındaki bu denge, bugün de Einstoffen’in karakterini ve ortaya koyduğumuz ürünleri şekillendirmeyi sürdürüyor.

Ætherra ile bu yaklaşımı bir adım daha ileri taşıyorsunuz. Yeni koleksiyonun çıkış noktasını ve temel yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Ætherra, Sopraterra ile başlayan tasarım yolculuğunun devamı niteliğini taşıyor. Bir önceki koleksiyon yer yüzü ve toprak üzerindeki formlar ve detaylardan ilham alırken, Ætherra hafiflik, hava ve denge kavramlarına odaklanıyor. Koleksiyonda malzemelerin daha hafif hissettirdiği, formların ise daha akışkan bir karakter kazandığı bir yaklaşım benimsedik. Katmanlar, yansımalar ve yumuşak geçişler hem tasarım dilinde hem de koleksiyonun görsel dünyasında önemli bir yer tutuyor. Detaylara verdiğimiz önemi korurken aynı zamanda daha sakin, daha ferah ve daha dengeli bir ifade yaratmak istedik. Renk paleti de bu yaklaşımı destekliyor. Doğal tonlar, yumuşak kontrastlar ve ilkbaharın ilk ışıklarından ilham alan saydam nüanslar koleksiyonun genel karakterini tamamlıyor.

Bu yıl itibarıyla koleksiyonunuzu dört ayrı seri altında yeniden yapılandırdınız. Buradaki temel amacınızdan ve serilerden bahseder misiniz?
Evet, koleksiyonumuzu Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden düzenledik. Bu yeni yapı, bir yandan bugün Einstoffen’i tanımlayan farklı yönleri daha net ortaya koyarken diğer yandan koleksiyonun daha anlaşılır bir çerçevede sunulmasını sağlıyor. Roots, markanın kökenlerini ve üzerine inşa edildiği temel değerleri temsil ederken, Essentials günlük kullanım için tasarlanan zamansız modellerden oluşuyor. Core, güncel tasarım anlayışımızı en güçlü şekilde yansıtan modellere ev sahipliği yaparken, IX ise zanaatkarlık, malzeme kullanımı ve hassasiyetin en üst seviyede hayat bulduğu en özel ve en yeni serimizi temsil ediyor. Her serinin kendine özgü bir karakteri olsa da tamamı Einstoffen’in ortak Dna’sını taşıyor. Detaylara verilen önem, bilinçli tasarım anlayışı ve kaliteye olan bağlılık tüm koleksiyonun temelini oluşturuyor. Bu yeni yapı şirket içinde de önemli avantajlar sağladı. Koleksiyonumuz büyüdükçe daha net bir sistem oluşturmak gerekli hale gelmişti. Böylece hem geliştirme süreçlerimizi daha sağlıklı yönetebiliyor hem de markanın farklı yönlerini müşterilerimize ve iş ortaklarımıza daha açık şekilde anlatabiliyoruz.

Einstoffen IX’in koleksiyonun en yeni ve en özel serisi olduğunu belirttiniz. Seriyi marka için özel yapan unsurlar neler?
Einstoffen IX, yıllar boyunca form, malzeme ve hassasiyet konusunda edindiğimiz tüm deneyimin bir araya geldiği bir seri diyebiliriz. Bir bakıma marka olarak çıktığımız yolculuğun özünü temsil ediyor. Zaman içinde hassasiyet kavramının yalnızca teknik bir konu olmadığını, aynı zamanda duygusal bir boyuta da sahip olduğunu öğrendik. IX ile birlikte malzemelere, işleme detaylarına ve ancak dikkatli bakıldığında fark edilen ince dokunuşlara bilinçli olarak odaklanıyoruz. IX son derece kontrollü ve rafine bir karaktere sahip olmasına rağmen güçlü bir duruş sergiliyor. Bizim için IX yeni bir başlangıçtan çok, yıllar içinde öğrendiklerimizin doğal bir sonucu ve mantıklı bir devamını temsil ediyor. Deneyimimizin, zanaatkarlık anlayışımızın ve tasarım yaklaşımımızın en saf haliyle bir araya geldiği son noktaya işaret ediyor.

Peki yaklaşık 20 yıllık gözlük deneyimiz IX’in tasarım ve üretim süreçlerine nasıl yansıyor?
Prensiplerimiz, tasarımdan üretime kadar IX’in her aşamasını şekillendiriyor. Seriyi ‘sessiz’ olarak tanımlarken aslında sınırlı sayıda ve seçici yapısından söz ediyoruz. Her model sabit ve numaralandırılmış adetlerde üretiliyor. Yeniden üretim yapılmıyor ve aynı model tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Bu da dikkat çekmeye ihtiyaç duymayan, kendi içinde güçlü bir ayrıcalık duygusu yaratıyor. ‘Hassasiyet’ ile tasarıma yaklaşımımızı ifade ediyoruz. Her çizgi, her oran ve her detay bilinçli olarak şekillendiriliyor, hiçbir unsur tesadüfe bırakılmıyor. ‘Tamamlanmışlık’ ise bir modeli ancak gerçekten hazır olduğuna inandığımız noktada sunmamız anlamına geliyor. IX serisi, geleneksel koleksiyon takvimlerine ya da sezon baskısına göre hareket etmiyor. Öte yandan üretimi Japonya’da yapıldı. Çünkü Japon zanaatkarlığı bizim için sabır, hassasiyet ve detaylara tavizsiz bağlılık anlamına geliyor. Süreçte gereksiz bir aceleye yer yok. Japon zanaatkarlığını kimi zaman malzemeye dönüşmüş bir Zen yaklaşımı olarak görüyorum. Sakin, sabırlı ve sonuca odaklı bu anlayış, en iyi sonuca ulaşabilmek için hiçbir ayrıntıdan ödün vermiyor. Bu bizim tasarım felsefemizle de büyük ölçüde örtüşüyor.

IX serisinin sınırla sayıda üretilmesi kararı Einstoffen için neden önemliydi?
Çünkü IX’i geliştirirken önceliğimiz hiçbir zaman ticari hedefler olmadı. Asıl amacımız, yıllar sonra da değerini koruyacak, zamandan bağımsız bir anlam taşıyacak bir seri ortaya koyabilmekti. Bu sebeple koleksiyonun üretim adetlerini baştan itibaren net ve tutarlı bir şekilde sınırlandırmayı tercih ettik. Modeller yeniden üretilmiyor ve aynı tasarımlar tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Her parça kendi dönemine ait kalıyor ve o özgün karakterini koruyor. Bizim için önemli olan mümkün olduğunca fazla üretmek değil, kalıcılık ve bireysellik hissi taşıyan gözlükler sunabilmekti. Bilinçli olarak seçilen, uzun yıllar keyifle kullanılan ve zaman içinde değer kazanan koleksiyoner parçaları olarak düşünebilirsiniz.

Kaynak: Spectr

Haziran 2026

Ørgreen Optics

Ørgreen Optics

Kopenhag’dan İlham Alan Tavizsiz Duruş

Danimarkalı Ørgreen’e 2024 yılında katılan Tasarım Direktörü Martin Guentert ile tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Ørgreen Optics, 1997 yılından bu yana kendi yolunu kararlılıkla izleyen bağımsız bir marka olarak öne çıkıyor. Renk kullanımındaki özgüveni, güçlü Danimarka tasarım mirası ve yeniliğe yaklaşımındaki sakin ama tavizsiz duruşu, markanın karakterini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Kopenhag yaşamının ritminden beslenen Ørgreen, zamansız bir etki yaratırken aynı zamanda güncel kalmayı başaran gözlük tasarımlarına imza atıyor. Japonya’da yüksek hassasiyetle üretilen her çerçevesi, sade çizgiler ile abartısız bir özgüven arasında kurulan dengeli bir anlayışı yansıtıyor. Uzun ömürlü kullanım hedefiyle geliştirilen bu yaklaşım, estetik kaygının ötesine geçiyor. Ørgreen koleksiyonları, uzun vadeli değer yaratma fikri üzerine kurgulanıyor. Farklı pazarların ihtiyaçlarına yanıt verebilen ölçü ve form çeşitliliği sunarken, markanın öz kimliğinden ödün vermiyor. Markanın yaratıcı vizyonu ise 2024 yılında ekibe katılan Martin Guentert ile yeni bir ivme kazandı. Endüstriyel tasarım kökenli Martin Guentert, Ørgreen Optics’in Tasarım Direktörü olarak görev yapıyor. Gözlük sektöründe 16 yılı aşkın deneyime sahip olan Guentert, teknik yenilik ile rafine bir tasarım anlayışını bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Lazer sinterleme teknolojileri konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınan tasarımcı, günümüz optik dünyasının önde gelen ürün geliştiricileri arasında gösteriliyor. Martin Guentert ile Ørgreen’deki tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilere sunuyoruz.

Ørgreen’e katıldığınızda markayı inovasyon aracılığıyla geleceğe hazırlamaktan söz etmiştiniz. Bu doğrultuda üretim yaklaşımınız nasıl şekillendi?
Ben katıldığımda Ørgreen zaten renk ve tasarım konusundaki güçlü uzmanlığı ve ürün ile hizmetteki yüksek kalite anlayışıyla öne çıkan bir markaydı. Titanyum koleksiyonlarımız hala markanın temelini oluşturuyor. Bununla birlikte Acetate Cut koleksiyonunda kullandığımız esnek menteşe sistemi ve Quantum High koleksiyonunda Megahertz gibi modellerle daha heykelsi formlara yönelmemiz, ürün yelpazemizi önemli ölçüde genişletti. Geçtiğimiz sonbaharda Nyhavn adını verdiğimiz yeni bir çerçeve ailesi tanıttık. Paslanmaz çelik ve tek renkli sade bir konseptle ilerleyerek, fonksiyonel bir menteşe sistemini daha erişilebilir bir fiyat seviyesinde sunmayı başardık. Bu seri daha genç bir kitleye hitap ederken, markaya yeni kullanıcılar kazandırıyor. Aynı zamanda ürün kimliğimizi daha da netleştirirken, bunu kapsamlı bir marka dönüşümüyle birlikte ele alıyoruz ve bunun yansımalarını artık tüm çalışmalarımızda görmek mümkün hale geldi. Önümüzdeki dönemde ise güneş gözlüklerine daha güçlü bir odaklanma markanın yönünü belirleyecek. Ayrıca bu yıl titanyum tarafında da yeni gelişmeler sunacağız.

Mykita’dan Ørgreen’e uzanan etkileyici kariyerinizin başlangıcı nasıl şekillendi?
KEndüstriyel tasarım eğitimi aldım. Öğrencilik dönemimde yaptığım bir gözlük projesi Berlin’de sergilendi ve Mykita’nın kurucuları tarafından fark edildi. Bu sayede onların ekibine katıldım. Orada uzmanlaşma, deneme yapma ve kendimi geliştirme imkanı buldum. 16 yılın ardından yeni bir şehirde yeni bir sayfa açmak için doğru zamanının geldiğini düşündüm ve Ørgreen’de tasarım ekibine liderlik etme sorumluluğunu üstlendim. Eğitimim daha genel bir tasarım yaklaşımına dayanıyor olsa da klasik endüstriyel tasarıma dönme isteği hiç duymadım. Çünkü gözlük tasarımı benim için zaman geçtikçe daha da ilgi çekici hale geliyor.

Tasarım perspektifinden bakıldığında sizin için gözlüğü özel kılan nedir?
Gözlük; moda, medikal işlev ve kişisel ifade alanlarının kesişiminde yer alıyor. Aynı zamanda insan bedeninin en hassas bölgelerinden biri olan gözler için tasarlanıyor. Kullanıcıya saygı, teknik uzmanlık ve marka kimliğini aynı anda dengelemek ise oldukça zorlu bir süreç diyebilirim. Hayat kurtarmıyoruz belki ama insanların daha iyi görmesini sağlayan ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olan günlük bir eşlikçi yaratıyoruz. Bu da ürünü son derece kişisel kılıyor.

Günümüzde sizi en çok heyecanlandıran materyaller neler ve gözlük tasarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Katmanlı üretim teknikleriyle çalışmayı özellikle seviyorum. 2011 yılında gözlük sektöründe 3D üretim teknolojilerini erken dönemde deneyimleme fırsatı buldum ve hala bu alanda yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Bazı sınırlamaları olsa da aklımdaki formu doğrudan gerçeğe dönüştürmenin en hızlı yollarından birini sunuyor. Öte yandan akıllı gözlükler ilginç bir gelişim sürecinde, ancak henüz günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmiş değiller. Daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için AR-GE çalışmalarının ilerlemesi gerekiyor. Bununla birlikte sektörün öncelikli olarak sürdürülebilirlik konusuna, özellikle üretim öncesi atıkların azaltılmasına odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda daha güçlü çözümler geliştirmenin hem tasarımcıların hem de tüketicilerin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Gözlük tasarımında 2026 yılında öne çıkan trendler Ørgreen koleksiyonlarına nasıl yansıyor?
Açıkçası trend araştırmalarına çok fazla zaman ayırmıyorum. Daha çok sezgilerime, ekibime ve elimizdeki verilere güveniyorum. Ørgreen tarafında sac titanyum, asetat ve 3D üretim tekniklerinde daha heykelsi detaylara yöneldiğimizi göreceksiniz. Doğru yerleştirilmiş pahlar ve yüzey detayları, en sade kesitleri bile çok daha güçlü hale getirebilir. Öte yandan Nyhavn koleksiyonunda formu sadeleştirerek çizgi ve renk üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsiyoruz.

Canlı renkler mi yoksa daha sade bir palet mi? Günümüzde tüketiciler renk kullanımına nasıl yaklaşıyor?
Bu sorunuzun tek bir doğru cevabı yok. Önemli olan belirli bir renk paletinden ziyade, tüketicinin yapılan işi anlaması ve onunla bağ kurabilmesidir. Benim için belirleyici olan netlik ve duygudur. Minimal bir tasarım, renkle zenginleştirilebilir. Bu bazen sadece çerçevenin iç kısmında kullanılan küçük bir dokunuşla bile olabilir. Ancak renk, zayıf bir tasarımı kurtaran bir çözüm değildir. Kendi adıma ise daha çok tek renkli yaklaşımı tercih eden bir tasarımcıyım diyebilirim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler ilginizi çekiyor? İlgi alanlarınız tasarım sürecinizi etkiliyor mu?
Yemek benim için önemli bir ilgi alanı ve Kopenhag bu konuda oldukça güçlü bir şehir diyebilirim. Yemek yemeyi kendim için bir ödül ve aynı zamanda sevdiklerimizle paylaşılacak keyifli bir deneyim olarak görüyorum. Ayrıca her zaman üzerinde çalıştığım bir el işi projesi olur. Örneğin, kostüm tasarımı tekrar tekrar döndüğüm bir alandır. Elektronik entegrasyonundan köpük kil ile modellemeye ve klasik dikiş tekniklerine kadar farklı yöntemleri bir araya getirmeyi seviyorum. Stil yaratma süreci ve insanların buna verdiği tepkiler beni çok etkiliyor. Bunların tümü de doğrudan tasarım sürecime yansıyor.

Gözlük tarihine baktığınızda size en çok ilham veren tasarımcılar veya tasarımlar hangileri?
Gözlük tarihinde elbette ikonik tasarımlar var. Ancak ben çoğu zaman sadece bu alanla sınırlı kalmamaya çalışıyorum. Yalnızca kendi sektörüne odaklanmanın, benzer ve tekrara düşen fikirler üretme riskini artırdığına inanıyorum. Endüstriyel tasarım açısından Jasper Morrison benim için önemli bir referans noktası oldu. Son dönemde ise Ørgreen’in de parçası olduğu Danimarka tasarım geleneğini daha iyi anlamak için Finn Juhl ve Grete Jalk gibi isimlere yöneliyorum.

Kaynak: Eyestylist

Mayıs 2026

Kador

Kador

İtalyan Zanaatının Seçkin Temsilcisi

Dünyaca ünlü tasarımcı Enzo Sopracolle devraldığı Kador mirasını, doğup büyüdüğü Cadore bölgesine saygı duruşundaki yeni Over the Hill koleksiyonuyla kutluyor.

Antonio Frescura tarafından 1962 yılında kurulan Kador Eyewear, 60 yılı aşkın süredir İtalyan zanaatkarlığının rafine bir ifadesi olarak varlığını sürdürüyor. İtalya’nın ilk gözlük üretim merkezi Cadore’da konumlanan marka, köklü teknikleri çağdaş bir tasarım diliyle buluşturarak gelenek ile yenilik arasında dengeli bir çizgi kuruyor. Marka bu yaklaşımı sayesinde, miras ile modernliği güçlü ve tutarlı bir bütünlük içinde yansıtan gözlükler ortaya koyuyor. Kador’un kalite anlayışı, doğal kökenli seçkin İtalyan hammaddelerinin özenle seçilmesiyle başlıyor ve üretimin her aşamasında gösterilen titiz işçilikle şekilleniyor. Her Kador çerçevesi; dayanıklılık, hassasiyet ve malzemeye duyulan derin saygının somut bir yansıması niteliğini taşıyor. Hayatını tasarıma adamış Enzo Sopracolle şirketin yönetimini devraldığında, yalnızca bir markayı değil, Cadore’de on yıllar içinde şekillenmiş güçlü bir mirası da üstlenmiş oldu. Bugün ise oğlu Mattia ile birlikte bu saygın mirası ortak bir yaratıcı vizyon doğrultusunda yeniden yorumlamayı sürdürüyor. Enzo Sopracolle ile Kador’un gelişimi, oğlu Mattia ile birlikte şekillendirdiği yaratıcı yaklaşım ve markanın yeni koleksiyonu Over the Hill’in üzerine gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Köklü Kador mirasını devraldığınızda, neleri korumak neleri değiştirmek istediniz?
Kador; sanat, yenilik, renk ve kaliteyle şekillenmiş güçlü bir mirasa sahip ve bu özgünlüğü korumak bizim için son derece önemliydi. Aynı zamanda oğlum Mattia ile birlikte bu mirası daha net tanımlanmış ve daha tanınabilir bir markaya dönüştürmek istedik. Ben koleksiyonları yeniden yapılandırmaya ve şirketin başkaları için de üretim yapan konumdan çıkarıp, kendi markasını ön plana koyan bir yapıya dönüşmesine odaklandım. Mattia ise teknoloji ve organizasyon tarafında şirketin gelişimine liderlik ederek yeni sistemler kurdu, üretim süreçlerini yöneterek, tesislerimizi genişletti. Zamanla ekip önemli ölçüde büyüdü ve bu dönüşümün bir yansıması haline geldi. Bugün Kador, ortak değerler ve vizyon üzerine kurulu, geleneği çağdaş bir kimlikle buluşturan bir aile projesidir diyebilirim.

Büyük markalarla çalıştıktan sonra Kador gibi küçük ve bağımsız bir yapıyı devralmaya sizi ne motive etti?
Gözlük tasarımı her zaman hayatımın merkezinde yer aldı ve kariyerim boyunca estetik, fonksiyon ve kimliği bir araya getiren ürünler yaratmaya odaklandım. Büyük uluslararası markalarla çalıştıktan sonra daha kişisel ve anlamlı bir şey inşa etme ihtiyacı hissettim. Doğup büyüdüğüm Cadore ile olan bağım bu kararda belirleyici oldu; çünkü burası hem köklerimi hem de İtalyan gözlükçülüğünün tarihsel merkezini temsil ediyor. Bu bölgede bir girişim projesine başlamak hem bu geleneğe katkı sunmak hem de geleceğini şekillendirmek anlamına geliyor. Aynı zamanda bu yolculuğu oğlum Mattia ile paylaşmak, deneyim ile yeni bakış açılarını bir araya getirmek açısından büyük değer taşıyor. Kador’u devralmak yalnızca profesyonel bir hedefi değil, aynı zamanda aile, işbirliği ve kökler üzerine kurulu son derece kişisel bir hayal anlamına geliyor.

Cadore bölgesi ile eş anlamlı olan Made in Italy kavramı, Kador için ne ifade ediyor?
Kador için Made in Italy, nesiller boyunca gelişmiş ve rafine olmuş gözlük zanaatının merkezi olan Cadore ile ayrılmaz bir bütündür. Bu kavram; özellikle asetat başta olmak üzere malzemeye saygıyı, teknik ustalık ve zanaatkarlığın birleşimini ifade eder. Bu üretim ekosistemi içinde tasarımcılar, ustalar ve tedarikçiler arasında yakın bir işbirliği sağlanarak kalite ve tutarlılık garanti altına alınır. Sadece İtalyan iş ortaklarıyla çalışmak, bu kimliği daha da güçlendirirken estetik bütünlüğü de koruyor. Cadore yalnızca bir üretim noktası değil, sürekli gelişen kültürel ve endüstriyel bir yapı olduğundan, bu geleneğin bir parçası olmak; onun değerlerini korurken geleceğine katkıda bulunmak anlamına da geliyor.

Kador’da zanaatkar ruhu kaybetmeden yeni teknolojileri nasıl entegre ediyorsunuz?
Yaklaşımımız, gerçek zanaatkarlığı tanımlayan manuel süreçleri belirleyip korumak üzerine kuruludur. Bu süreçler kimliğimizin temelini oluşturuyor. Bununla birlikte, hassasiyeti, verimliliği ve güvenliği artıran alanlarda ileri teknolojileri devreye alıyoruz. Teknolojiyi, insan emeğinin yerine geçmek için değil, onu desteklemek ve geliştirmek için kullanıyoruz. Pek çok durumda yeni teknolojiler, aksi takdirde mümkün olmayacak detay ve yenilikleri hayata geçirmemizi sağlıyor. Bu denge sayesinde hem zanaatkar köklerimize bağlı kalıyor hem de modern bir marka olarak gelişmeye devam ediyoruz.

Yeni Over the Hill koleksiyonunuzun hikayesini ve özelliklerini paylaşır mısınız?
Over the Hill, gözlük sektöründeki kişisel ve profesyonel yolculuğumun bir özeti niteliğinde diyebilirim. İlk adımlarımdan başlayarak uluslararası markalarla yaptığım işbirliklerine uzanan 40 yılı aşkın deneyimimi yansıtıyor. Aynı zamanda vizyonumu şekillendiren Cadore bölgesine bir saygı duruşudur. Koleksiyon, bir yanda yıllar içinde biriken deneyimi, diğer yanda ise bulunduğum yerin kimliğini bir araya getiriyor. Her model, hikayeme, yerel zanaatkarlığa ve tasarımın sürekli evrimine referans veren anlamlı detaylar içeriyor. Over the Hill koleksiyonu için geçmişten beslenen ancak güncel bir bakışla yorumlanan olgun bir ifade diyebilirim.

Deneyimlerinizi güncel bakışla yorumlamanız koleksiyondaki tasarımlara nasıl yansıdı?
Normalde tasarım sürecimde yaratıcılık; pazar ihtiyaçları, araştırma ve stratejik kriterlerle şekillenir. Ancak Over the Hill koleksiyonunda bilinçli olarak bu sınırları kaldırdım ve daha özgür, daha sezgisel bir yaklaşım benimsedim. Bu sayede sadece bu koleksiyona özgü, başka yerde tekrarlanamayacak detaylar geliştirme imkanı buldum. Bu unsurlar yalnızca estetik değil, aynı zamanda fonksiyonel özellikler de taşıyor ve hiç biri pazar odaklı değil, bağımsız bir araştırma sürecinin sonucu olarak ortaya çıktı. Bu nedenle koleksiyondaki her çerçeve, deneyim ve yaratıcı özgürlükle şekillenmiş kendine özgü bir kimlik sunuyor.

Kador’un bağımsız bir marka olarak bugün halen güçlü ve rekabetçi kalmasını sağlayan nedir?
Gücümüz; kalite, tasarım ve zanaatkarlık gibi temel değerlerimize sadık kalmamızdan geliyor. Bu tutarlılık zaman içinde güven ve bilinirlik yaratıyor. Aynı zamanda şirketin gelişimi için planlı ve yapısal yatırımlar yapmaya devam ediyoruz. Koleksiyonlarımız, farklı yaş gruplarına ve zevklere hitap ederken güçlü bir kimliği de koruyor. Yenilik ile zanaatkar kaliteyi bir araya getirerek, farkını deneyimle ortaya koyan ürünler sunuyoruz. Bu denge, giderek daha karmaşık hale gelen küresel pazarda Kador’un rekabet gücünü sürdürülebilir hale getiriyor.

Kador için yakın dönem planlarınız ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
Önceliğimiz; üretim, malzeme ve insan kaynağına yatırım yaparak şirketi güçlendirmek ve tüm süreçlerimizi geliştirme üzerine kurulu diyebilirim. Marka bilinirliğini artırmayı ve gelir büyümesini desteklemeyi hedefleyen planlı bir strateji uyguluyoruz. Bu kapsamda Avrupa’daki varlığımızı güçlendirirken, yüksek potansiyel gördüğümüz Amerika pazarında büyümeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda koleksiyonlarımızı geliştirirken zanaatkar kimliğimizi korumaya devam edeceğiz. Cadore ile bağımızı sürdürmek de bizim için önemli; bu nedenle yerel projeleri desteklemeyi ve bölgeyle olan ilişkilerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Amacımız, yenilik, gelişim ve sorumluluk dengesiyle uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamaktır.

Kaynak: 20/20 Europe

Nisan 2026

Rodenstock Eyewear

Rodenstock Eyewear

Hafifliği Deneyime Dönüştürüyor

“Bizim için gözlük, ancak estetik ile fonksiyonun kusursuz birlikteliği sayesinde gerçek bir tasarım objesine dönüşür.”

Rodenstock Eyewear, Alman mühendislik geleneğini çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturan köklü bir marka olarak, hafiflik ve hassasiyet odağında şekillenen güçlü bir kimlik sunuyor. Marka, tasarımlarının merkezine Bauhaus felsefesinin işlevsellik ve minimalizm prensiplerini yerleştirirken, her çerçevesiyle üstün kullanım konforu, kusursuz uyum ve uzun ömürlü performans hedefliyor. Estetik kararların teknik mühendislik süreçleriyle eş zamanlı ilerlediği bütünsellik anlayışında olan marka; bu sayede tasarımı yalnızca görsel bir ifadeye değil, aynı zamanda ölçülebilir bir performansa dönüştürüyor. Veri temelli mühendislikle geliştirilen Rodenstock gözlükleri kalitede sektör standartlarının ötesine geçerek yeni bir mükemmeliyet ölçütü oluşturmayı amaçlıyor. Gelenek ile yeniliği dengeli bir biçimde bir araya getiren marka, optik hassasiyeti yalnızca bir teknik özellik olarak değil, tasarım dili için de temel bir değer olarak ele alıyor. De Rigo Group bünyesine katılmasıyla birlikte uluslararası dağıtım gücünü daha da genişleten marka; teknik uzmanlığını küresel ölçekte daha görünür kılarken, premium segmentteki konumunu da stratejik olarak güçlendirmeyi sürdürüyor. Rodenstock Eyewear Global Marka Direktörü Stefan Kutschereuter ile markanın hangi değerler üzerinde yeniden konumlandığı, premium segmentte nasıl güçlendiği, iş ortaklarından alınan geri bildirimler ve yeni iletişim kampanyaları hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Rodenstock Eyewear’ı yeniden konumlandırma sürecinden ve markanın bugün geldiği noktadan bahseder misiniz?
Uzun vadeli başarının net bir strateji ve güçlü, iyi yapılandırılmış bir organizasyonla mümkün olduğuna inanıyorum. Sürdürülebilir büyüme için doğru ürünlere, güçlü bir fiyat performans dengesine ve samimi bir marka hikayesine ihtiyaç vardır. En başından beri önceliklerimiz açıktı. Bu sebeple Rodenstock Eyewear olarak hem ürün algımızı hem de marka mesajımızı temel Dna’mız etrafında yeniden şekillendirdik. Marka stratejimiz ve konumlandırmamız; hafifliği, inovasyonu ve premium kaliteye sahip malzemeleri öne çıkaran ayırt edici bir koleksiyon oluşturma gibi net bir temel üzerine kuruludur. Rodenstock, hafiflik ve hassasiyetin Alman mühendisliğiyle buluştuğu minimal Bauhaus felsefesine derin biçimde bağlıdır. Bu bakış açısı yaptığımız her yeniliğe ve çalışmaya yön verirken, koleksiyonlarımızın da geleceğini şekillendirmeyi sürdürüyor.

Markanın mirası ve temel değerleriyle şekillenen yeni kimliğiyle ilgili dünya çapındaki iş ortaklarınızdan nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?
Rodenstock dünya genelinde yüksek güvenle özdeşleşen ve optik endüstrisinde tam anlamıyla öncü bir marka olarak kabul ediliyor. Yeni marka kimliğimize ilişkin uluslararası pazarlardan gelen geri bildirimlerin son derece olumlu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Burada konu yalnızca yeni koleksiyon değildir. Distribütörlerden optisyenlere kadar tüm iş ortaklarımız, Rodenstock’un işlerinin gidişatına ve akışına kattığı değeri de doğrudan deneyimleyebiliyor. İş ortaklarımızın müşterilerinin tamamı bir Rodenstock çerçevesinin hafiflik, tam uyum ve konforlu kullanım ile eş anlamlı olduğunu anında fark edebiliyor.

Birkaç yıl önce De Rigo’ya dahil oldunuz. Bu işbirliğinin koleksiyona etkisinden ve markanın portföyde üstlendiği rolden söz eder misiniz?
De Rigo Group, net bir stratejik vizyonla hareket eden ve her şeyden önce işine tutkuyla bağlı insanlardan güç alan küresel gözlük endüstrisindeki önemli oyuncularından biridir. Güçlü ve karakteristik marka portföyüyle öne çıkan şirket, Rodenstock Eyewear’ın katılımıyla premium segmentini daha da güçlendirdi. Rodenstock Eyewear portföye teknik uzmanlık, inovasyon ve gerçek mühendislik mükemmeliyeti kazandırıyor. Koleksiyonumuzdaki her model hafiflik felsefesine olan sarsılmaz bağlılığımızı yansıtıyor. Bu ilke bizim için tartışmaya açık değil. Bu anlayışımızla örtüşmeyen hiçbir konsept koleksiyonumuza dahil edilmemektedir ve her Rodenstock çerçeve Münih’teki ekibimiz tarafından geliştirilmektedir. İlk fikirden tasarıma, teknik geliştirmeden prototipe kadar tüm süreçleri biz yönetiyoruz. İtalya’daki merkezle yakın işbirliğimiz ise sürecin temel unsurlarından biridir. De Rigo ile kurduğumuz bu güçlü bağlantı da tüm aşamalarda hassasiyet, kalite ve sürekli gelişimi garanti ediyor.

Rafine görünümleri hedefleyen gözlük koleksiyonlarınıza Rodenstock’un hassasiyet mirasını nasıl aktarıyorsunuz?
Rodenstock, optik sektöründe güçlü ve yüksek güvenilirliğe sahip lider bir markadır. Üstün uyum ve olağanüstü kullanım konforu, marka vaadimizin temel unsurları olarak dünya genelinde sürekli övgü alıyor. Münih’teki mühendislik ekibimiz her ürünün en yüksek standartları karşılamasını sağlıyor. Stüdyomuzdaki tasarımcılar aynı zamanda mühendis kimliği taşıyor ve her biri ‘Alman Mühendisliği’ markasının standartlarını ideal biçimde temsil ediyor. Tasarım ve mühendisliği bir araya getirerek, estetik mükemmeliyeti en üst seviyeye taşıyan yenilikçi teknik çözümler geliştirmekteyiz. Böylece stabilite ve dayanıklılığı, hafif ve rafine tasarımlarla buluşturuyoruz. Tüm stratejik kararlarımızda Rodenstock ile yakın çalışıyor, markanın onlarca yıllık uzmanlığından ve veri temelli içgörülerinden faydalanıyoruz. Rodenstock’un uzmanlığıyla olan bu güçlü bağımız koleksiyonumuzdaki her çerçevede üstün hassasiyet ve konfor elde etmemizi mümkün kılıyor.

Yeni koleksiyonunuz önceki yıllara kıyasla daha net çizgilere sahip. Güncel tasarım yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?
Bizim için gözlük, ancak estetik ile fonksiyonun kusursuz birlikteliği sayesinde gerçek bir tasarım objesine dönüşür. Tasarım anlayışımız zamansız tasarımı yenilikçi teknik detaylarla birleştiriyor. Rodenstock olarak basit ama güçlü olan ‘form hafifliği takip eder’ ilkesine sadık kalıyoruz. Bu vizyon doğrultusunda Münih’teki tasarım ve mühendislik ekibimiz sürekli olarak hem son kullanıcıların hem de optisyenlerin ihtiyaçlarına yanıt veren yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Tasarım ekibimizin de sıkça söylediği gibi biz sadece gözlük tasarlamıyor, bir deneyim yaratıyoruz. Bu deneyim de netlik, hassasiyet ve zahmetsiz sadelik üzerine kuruludur.

Rodenstock Eyewear olarak yeni kampanyanızla birlikte perakendecilere sunacaklarınızı paylaşır mısınız?
Kalıcı başarının, net ve samimi bir amaca sahip olan ve farklı olmaya cesaret eden markalara ait olduğuna inanıyorum. Yeni Rodenstock Eyewear kampanyamız Experience Lightness (Hafifliği Deneyimle) ile bu amacı somut hale getiriyoruz. Her Rodenstock gözlük koleksiyonu kendine özgü teknik inovasyonlara ve tasarım özelliklerine sahip olsa da hepsini birleştiren ortak unsur ‘zamansız tasarımla birleşen olağanüstü hafiflik’ deneyimi vadetmesidir. Experience Lightness kampanyasını desteklemek için tamamen yeni bir satış noktası deneyimi de geliştirdik. Bu yapı Rodenstock’un temel değerlerini somut ve etkileyici bir şekilde mağaza ortamına taşıyor.

Rodenstock Eyewear için sırada ne var? Önümüzdeki yıllarda marka ve ürün gelişimi açısından neler bekleyebiliriz?
Rodenstock Eyewear’ın bir sonraki adımı, gözlük dünyasında premium ve teknik marka konumumuzu daha da güçlendirmeye odaklanmak olacak. Önümüzdeki yıllarda her yeni lansman; inovasyon, hafiflik ve zamansız tasarım arasında kusursuz bir denge sunarken teknik Dna’mıza ve güçlü marka kimliğimize sadık kalmayı sürdürecek. Yeni malzemelere, ileri üretim teknolojilerine ve akıllı tasarım çözümlerine yatırım yapmaya devam edeceğiz. Amacımız gözlüğü yalnızca daha hafif ve daha konforlu değil, aynı zamanda her zamankinden daha hassas ve fonksiyonel hale getirmektir. Aynı zamanda tasarım dilimizi olduğundan da rafine hale getirmeye odaklanacağız. Temiz, minimal ve amaca yönelik bu anlayışımız ise daima ‘form, hafifliği takip eder’ felsefemizin rehberliğiyle şekillenecek.

Kaynak: 20/20 Europe

Mart 2026

Sestini

Sestini

Zanaat, İncelik ve Ölçülü Güzellik Odaklı

Sestini, minimal çizgileri heykelsi formlarla birleştiriyor ve işlevselliği İtalyan zanaatının lider yaklaşımıyla ele alıyor.

İtalyan girişimci Carlo Sestini tarafından 2020 yılında kurulan bağımsız gözlük markası Sestini, İtalya’da usta zanaatkarlar tarafından üretilen prestijli ve lüks bir tasarım anlayışıyla küresel optik pazarında dikkat çekmeyi sürdürüyor. Marka; gözlük tasarımlarında en üst seviyedeki kalite standartlarına bağlı kalarak, koleksiyoner değeri taşıyan parçalar hazırlayarak büyümesinde ivme kazanıyor. Geleneksel tekniklere ve İtalyan ustalığına saygı duruşunda bulunan sofistike tasarımları, sade ama özenli kurgulanmış zarafetleriyle beğeni topluyor. Sınırlı sayıda üretimi tercih ederek az sayıda parçadan oluşan koleksiyonunu Mido 2026 fuarında başarıyla sergileyen Sestini; yeni yılla birlikte, zamansız ve gelecekte de kullanılabilir tasarım yaklaşımına sadık kalarak imza renklerini yeniden yorumlayacak. Markanın kuruluş hikayesi, tasarım dünyası ve koleksiyonuna dair detaylarla ilgili Kurucusu ve Kreatif Direktörü Carlo Sestini ile yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Carlo. Okurlarımız için kendinizi biraz tanıtarak, gözlük markası kurma sürecinizi paylaşır mısınız?
Londra’da uluslararası hukuk ve diplomasi okudum. Hayalim büyükelçi olmaktı. Sonra bir modellik ajansı tarafından keşfedildim ve 2014’te model olarak çalışmaya başladım. Sosyal medyada paylaştığım fotoğraflarım ilgi gördü; böylece daha fazla markayla model ve influencer olarak çalışmaya devam ettim. Bu süreçte dünyayı dolaşma fırsatı yakaladım. Gözlükleri ise her zaman kendimi ifade etmenin yolu olarak görmüşümdür. Özellikle lise yıllarımda kaşlarımı saklamama ve korunmuş hissetmeme de yardımcı olan önemli bir objeydi. Gözlük taktığımda insanlarla göz göze gelebiliyor ama aynı zamanda güvende hissediyordum. Kendi gözlük markamı yapma fikrim hep vardı. 2019’da markam için harekete geçmeden önce bir arazi alıp şarap ve zeytinyağı üretimini denedim. Halen moda danışmanı, model ve influencer olarak da çalışıyordum. Ama 2020 yılına geldiğimizde artık odağımın merkezinde sadece Sestini markasıyla lüks İtalyan gözlükleri yaratmak vardı. O dönemde İtalyan gözlüğü üzerine çok araştırma yaptım. Kalite, lüks ve zamansızlığa odaklanan başka genç bir İtalyan marka olmadığını fark ettim.

Markanızı tüm dünyayı olumsuz şekilde etkileyen 2020 yılında lanse etmek, sizin için zorlayıcı oldu mu?
Pandemi dönemi olduğu için başlangıçta elbette zordu. Perakendecilere doğrudan ulaştım ve Sestini için özel bir ağ kurmayı bu sayede başardık. İlk günden yatırımcı almamaya zaten karar vermiştim. Geleneksel şekilde adım adım büyümek istedim. Şu anda CP Agency ile yakın çalışıyorum. 2021 yılında başlayan bu işbirliği sayesinde Sestini koleksiyonu Türkiye, Hindistan, Benelüks ve Avustralya dahil pek çok yeni pazara ulaştı. Bu ortaklık markamın büyümesi için gerçek anlamda bir katalizör işlevi gördü.

Sestini koleksiyonunun kimliği ve tasarım felsefesi hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Sestini, minimal çizgileri heykelsi formlarla birleştiriyor ve işlevselliği İtalyan zanaatının lider yaklaşımıyla ele alıyor. Gözlük, bizim için daha geniş bir yaşam tarzının parçası anlamına geliyor. Sanat, incelik ve ölçülü güzellik Sestini Dna’sının temelini oluşturuyor. Tasarım dili gösterişsiz ama ikonik olarak özetlenebilir. Örneğin, işlenmiş yarım zambak detayı gibi naif kimlik unsurlarımız bunu yansıtıyor. Sadece logosuyla tanınan bir marka olmak istemedik. Bunun yerine bize özgü perçinler geliştirdik ve odağı ürünün detaylarına verdik. Ürünlerimize dokunduğunuzda sapların elde şekillendirildiğini ve oyulduğunu rahatlıkla hissedebilirsiniz.

Biraz da koleksiyonunuz için tercih ettiğiniz malzemelerden ve üretim anlayışınızdan söz edelim mi?
Tasarımlarımda kullandığım malzemenin de kullanıcılar tarafından gerçekten özel olduğunun anlaşılmasına odaklanıyorum. Bir Sestini gözlüğü taktıklarında tıpkı yumuşacık kaşmir bir kazak giydiklerinde hissedecekleri türde bir olağanüstü uyum ve konfor sağlamaya özen gösteriyorum. Sestini’de nesilden nesile aktarılabilecek çerçeveler tasarlamayı amaçlıyoruz. Mazzucchelli’nin geçmiş koleksiyonlarında hiç kullanılmamış asetat plakalarını ve markanın arşivinden seçtiğimiz özel formülleri kullanıyoruz. Geleneksel İtalyan tekniklerini modern hassasiyetle uyguluyoruz. Camlarımız Zeiss tarafından sağlanıyor. Her çerçevemiz izlenebilirlik ve kullanıcısında ayrıcalıklı bir etki bırakması için tek tek numaralandırılıyor. Üretimimizi bilinçli olarak sınırlı tutuyoruz. Kitle üretiminden uzak durmayı, kalite ve bütünlüğü korumanın tek yolu olarak görüyoruz.

Çerçevelerinize dair detaylardan ve Sestini ambleminin sizin ne ifade ettiğinden bahseder misiniz?
Çerçevelerimizde zanaatkarlığa olduğu kadar uyuma da odaklandık. Her tasarımı saklanacak kadar güzel bir obje olarak görüyorum. Sestini estetik imzası menteşeyi asetatla birleştiren metal bağlantı detayımızdır ve elle dokunulduğunda hissedilebilecek şekilde özellikle öne çıkardık. Bu bağlantıyı sağlayan perçinlerin tasarımlarında ilham kaynağım tarihi Toskana kapılarındaki büyük cıvatalar oldu. Bu imza detayımız daha maliyetli ve tüm perçinler altın kaplama olsa da asetatın içine gizlemek yerine görünür olmasını tercih ettim. Yunus amblemimiz ise ailemle ilgili bir anıdan doğdu. Anneannemin anneme verdiği sevimli bir yunus kolyesi vardı. Annem de bu yüzden yunusları çok severdi ve kardeşimle bana ‘yunuslarım’ diye hitap ederdi. Bu sebeple yunus sembolü bizim için sevgi ve sevilmek gibi değerli bir anlam taşıyor. Ayrıca Floransa zambağını da kullandık. Menteşelerin iç kısmında yer alsa da hem dekoratif hem işlevsel olarak, çerçeveyi taktığı anda kullanıcısına çerçevenin üstün kalitesini hatırlatıyor.

Markanız için İtalya’da doğru üretim ortağını bulma süreciniz nasıl gelişti?
Bu kesinlikle en zor kısımdı. Sürece başladığımda kulaktan kulağa tavsiyelere ve sayısız kez yaptığım görüşmelere güvenmek zorundaydım. Doğru zanaatkarı bulmak zaman aldı. Şanslıyım ki ürünümü anlayan ve nadir rastlanan kalitede üretim yapabilen Veneto merkezli ilham verici bir aile şirketiyle çalışıyorum. Çerçeve yapımındaki özenlerini ve nesilden nesile aktarılmış mesleki adanmışlığı yerinde gözlemlemek halen her seferinde beni heyecanlandırıyor. Markam ile göstermek istediğim de tam olarak bu zanaat kültürüdür diyebilirim. Otantik İtalyan uzmanlığını, gözlük sevgisi ve tutkusunu kapsayan güçlü bir kültür sunmak amacındayım. Gelecekte de gözlük tasarımının öncüsü zanaatkarlar olacak. El emeği o kadar güzel ve değerli ki desteklenmesi ve sürdürülmesi gerekiyor. Bu gerçeği yaşatmayı en önemli görevimiz olarak görüyorum.

Bu değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak dikkat çekici ambalaj tasarımlarınızın hikayesini de paylaşır mısınız?
Ambalaj fikri ‘carta fiorentina’ yani Floransalı büyükannelerin çekmece içlerini kapladığı kağıttan ilham alıyor. Kılıflarımızın iç yüzeyi bu dokuya sahip ve gözlükler için koruyucu bir katman hissi yaratıyor. Ambalajlarımız konusunda geliştirmek istediğim daha pek çok fikir var. Benzersiz konseptleri ve detaylara ekleyebileceklerimizi zamana yayarak olgunlaştırıyoruz. Ambalajlarda da kendi ifademi en yüksek düzeydeki kalite ve özenle görmek istiyorum. Sestini ile sadece gözlük değil; aynı zamanda bir hikaye, zanaat ve bütüncül bir deneyim sunmak istiyorum.

Kaynak: Eyestylist

Şubat 2026

Eschenbach Optik

Eschenbach Optik

Sektörel Geleceği İnşa Eden Alman Kalitesi

“Silmo İstanbul 2025, yerel bir ticari fuardan yüksek düzeyde profesyonel ve uluslararası bir optik fuarına dönüşümün çok net bir göstergesiydi.”

Yüz yılı aşkın köklü geçmişiyle Eschenbach Optik, yüksek modanın peşinden koşmak yerine mühendislik hassasiyeti, üstün kalite ve güvenilirlik temelleri üzerine inşa ettiği sektörel duruşuyla öne çıkmaktadır. Şirketin, insanların yaşam kalitesini artırma ilkesi; şeffaflık, saygı ve güvene dayalı uzun soluklu işbirlikleriyle birleşerek kalıcı başarısının anahtarı olmuştur. Günümüzde Eschenbach’ın portföyü, güçlü markaları ve özenle seçilmiş lisanslı markalarıyla toplam 8 gözlük markasını kapsıyor. En yeni patentli menteşelerinden, Tom Tailor gözlük lisansının lansmanına, Optaro XL gibi çağın temel ihtiyaçlarından biri olan az görmeye yönelik ileri çözümlerine kadar; inovasyonda süreklilik anlayışından ödün vermemektedir. Şirket, Made in Germany etiketini sembolize eden; sorumluluk bilinci, mühendislik mükemmeliyeti ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını kararlılıkla yaşatmaktadır. Sizlere, Eschenbach Optik Uluslararası Satışlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Walter Kaiser ile şirketin felsefesi, global stratejisi ve optik dünyasının geleceğini şekillendiren yeni lansmanları hakkında yaptığımız özel röportajı sunuyoruz.

Merhaba Sayın Kaiser, öncelikle sizi tanımak isteriz. Profesyonel geçmişinizden ve Eschenbach’teki rolünüzden bahseder misiniz?
Merhaba ben Walter Kaiser. Eschenbach Optik’te Uluslararası Satışlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum ve 1991 yılından bu yana şirket bünyesinde çalışıyorum. Ekonomi eğitimi aldım ve profesyonel altyapım uluslararası iş geliştirme üzerine şekillendi. Optik sektörüne geçmeden önce eczacılık, elektronik ve endüstriyel cam gibi farklı alanlarda deneyim kazandım. Ardından optik dünyasına adım atma fırsatı doğdu ve bu alanda kalmaya karar verdim. İyi ki bu seçimi yapmışım.

Eschenbach 100 yılın aşkın tarihiyle güçlü bir marka. Bugün firmaya yön veren temel değerleri ve sektörel yaklaşımı paylaşır mısınız?
Eschenbach Optik, 1913 yılından bu yana optik alanında faaliyet gösteriyor. Günümüzde Eschenbach markasıyla az görme çözümlerinde dünya pazar lideriyiz. Gözlük segmentinde ise 6 kurumsal marka ve üç lisanslı markayla Almanya’da açık ara pazar lideri konumundayız ve global ölçekte önemli bir oyuncuyuz. En temel motivasyonumuz, insanların yaşam kalitesini artırmaktır. Sektörde ise optisyenlerle eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde, gerçek bir iş ortağı olarak konumlanıyoruz.

Geniş bir portföyünüz var. Markalarınızın genel özelliklerinden ve birbirlerini nasıl tamamladıklarından söz eder misiniz?
Kurumsal markalarımız Titanflex, Humphrey’s, Brendel, Jos. Eschenbach ve Freigeist’ten oluşuyor. Her biri net biçimde tanımlanmış hedef kitlelere yönelik olarak tasarlanıyor. Çocuklardan ileri yaş gruplarına, modayı yakından takip edenlerden klasik çizgileri tercih edenlere, renkli ve iddialı tasarımlardan sade ve rafine estetik anlayışına, ulaşılabilir segmentten premium segmente kadar geniş bir yelpaze sunuyoruz. Lisanslı markalarımız Marc O’Polo, Mini Eyewear ve kısa süre önce portföyümüze eklenen Tom Tailor ise bu güçlü markaların kendi konumlandırmaları ve Dna’ları doğrultusunda geliştiriliyor. Tümünün ortak noktası ise üstün kullanım konforu sunmasıdır. Bir Eschenbach çerçevesi mutlaka mükemmel uyum sağlar. Yüksek kalite ve kusursuz hizmet bizim için tartışılmaz önceliklerdir.

Portföyünüzü uluslararası pazarlara sunarken distribütör seçiminde hangi kriterleri esas alıyorsunuz?
Bir Eschenbach distribütörünün, şirketimizin felsefesini, vizyonunu ve misyonunu tüm yönleriyle benimsemesi ve kendi pazarında bunu kusursuz biçimde temsil edebilmesi gerekir. Bugün Eschenbach Optik, dünya genelinde 80’den fazla ülkede temsil ediliyor. Bu da benimsediğimiz yaklaşımın ne kadar doğru ve sürdürülebilir olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Distribütörlerinizin geri bildirimlerini ihracat yaklaşımınıza nasıl entegre ediyorsunuz?
İş ortaklarımızla son derece yakın ilişkiler yürütüyoruz. Fuarlar aracılığıyla düzenli olarak bir araya geliyor, sahada ziyaretler gerçekleştiriyor, günlük iletişimi sürdürüyor ve geri bildirimleri dikkatle dinliyoruz. Bunun yanı sıra saygın trend danışmanlarıyla da yakın işbirlikleri içerisindeyiz. Stratejik toplantılarımızı hazırlarken, pazar ortaklarımızdan gelen eğilim ve gelişmelere dair görüşleri sürece dahil ediyor, bu içgörüleri şirket içi değerlendirmelerimizde ve karar mekanizmalarımızda aktif biçimde kullanıyoruz.

Değişen pazar dinamikleri ihracat stratejilerinizi nasıl etkiliyor? Stratejik planlamanızda hangi unsurlara öncelik veriyorsunuz?
Genel olarak pazarlar bir gecede değişmez. Elbette beklenmedik kırılmalar yaşanabilir, ancak bunlar nadirdir. Gözlük sektöründe yeni bir ürünün pazara sunulma süresi çoğu zaman bir yılı, hatta daha uzun bir zamanı bulur. Bununla birlikte moda dünyasında olduğu gibi yaklaşan trendler belirli ölçüde öngörülebilir. Gerekli durumlarda hızlı ve esnek şekilde hareket edebiliyoruz. Kısa vadeli kazanımları hedeflemiyoruz. Bunun yerine uzun soluklu ve sağlam işbirliklerine odaklanıyoruz. Bu yaklaşım, stratejik planlamamızın temelini oluşturuyor.

Alman mühendisliği ve inovasyon Eschenbach’ın iki güçlü değeri. Ürün geliştirme ve tasarım süreçlerinde bu yaklaşım nasıl hayat buluyor?
Made in Germany ifadesi dünya genelinde kalite ve hizmet anlayışıyla özdeşleşmiş durumdadır. Bu değerler, Eschenbach Optik’in bir Alman şirketi olarak konumlanmasının temelini oluşturuyor. Gözlük sektöründe endüstriyel kalite standartlarını uygulayan öncü firmalardan biriyiz. Ar-Ge mühendislerimiz, ürün geliştirme sürecinin çok erken aşamalarında tasarıma dahil oluyor ve üretim başlamadan önce en yüksek kalite seviyesinin sağlanmasını garanti ediyor. Eschenbach mühendisleri üretim sahalarında sürekli olarak bulunarak üretim standartlarının tutarlılıkla korunmasını sağlıyor. Stoklarımıza giren her ürün aynı kalite süreçlerinden geçiyor. Sevkiyat sonrasında dahi her bir ürün için algılanan kaliteyi dikkatle izliyor ve gerekli durumlarda hızlıca aksiyon alıyoruz. Elbette hiçbir şey yüzde 100 kusursuz değildir. Ancak optisyenlerle eşit bir zeminde iş ortağı olmak, her ürün için uzun vadeli destek sunabilmek adına servis stoğu bulundurmayı da gerektirir. Memnuniyetsiz tüketicilerle karşılaşmanın hiçbir optisyen için kabul edilebilir olmadığını çok iyi biliyoruz.

Eschenbach Optik sürdürülebilirlik odaklı sorumlu şirket anlayışına sahip. Bu konudaki güncel adımlarınızı paylaşır mısınız?
Çevrenin korunması, sektörün geleceği açısından kritik bir yönetim önceliğidir. Eschenbach olarak karbon ayak izimizi sürekli azaltma yönünde kararlı adımlar atıyoruz. Karbon nötr üretim ve dağıtım, tek seferlik bir çözüm değil; uzun vadeli ve aşamalı bir süreçtir. Bu doğrultuda, üst yönetim seviyesinde oluşturulan özel operasyon ekiplerimiz düzenli olarak bir araya geliyor ve daha sürdürülebilir bir gelecek için atılabilecek adımları hayata geçiriyor. Titanflex koleksiyonunda saplarda geri dönüştürülmüş alüminyum kullanılması, plastik çerçevelerde Acetate Renew tercih edilmesi ve koruyucu plastik ambalajların geri dönüştürülmüş malzemelerle değiştirilmesi bu çalışmaların sadece birkaç örneğidir. Bunların yanı sıra devam eden pek çok farklı girişimimiz bulunuyor.

Türkiye’de Delta Optik ile temsil ediliyorsunuz. İşbirliğinizi ve Eschenbach’ın Türkiye pazarındaki konumunu değerlendirir misiniz?
Delta Optik ile iş birliğimiz 1992 yılında başladı ve yıllar içinde başarılı bir ticari ortaklıktan gerçek bir dostluğa dönüştü. Delta Optik, Eschenbach’ın değerlerini ve standartlarını kusursuz biçimde temsil ediyor ve uzun yıllardır Türkiye’de premium gözlük pazarında önemli bir rol üstleniyor. Türk optisyenler Delta Optik ile yürüttükleri işbirliğinden büyük memnuniyet duyuyor. Bu memnuniyet, dünya genelinde birlikte çalıştığımız 40 bini aşkın optisyen ortağımız için de geçerlidir.

Eschenbach Optik, son dönemde inovasyon ve marka gelişimi alanında önemli adımlar attı. Bu gelişmeleri bizimle paylaşır mısınız?
Eschenbach, sapların gevşemesini veya vidaların açılmasını önleyen yeni bir Microtech menteşe sistemi için kısa süre önce patent başvurusunda bulundu. Bu menteşe sistemi halihazırda Titanflex koleksiyonunda kullanılıyor ve artık Marc O’Polo çerçevelerinde de yer alıyor. Tüketici açısından net ve somut bir fayda sunuyor. Silmo Paris 2025’te ise yeni lisanslı markamız Tom Tailor’ın lansmanını yaptık. Tom Tailor, genç ve genç kalan tüketicilere hitap eden ulaşılabilir moda segmentinde güçlü bir büyüme gösteriyor ve Eschenbach’ın fiyat portföyünü giriş seviyesine doğru genişletmesine olanak tanıyor. Az görme çözümleri alanında ise Optaro XL’i gururla tanıttık. iPad’ler için geliştirilen bu uygulama tabanlı kamera sistemi, standart bir iPad’i sesli okuma fonksiyonu da dahil olmak üzere tam donanımlı bir elektronik okuma cihazına dönüştürüyor. Bunlar, 2025 yılına damga vuran başlıca yeniliklerimiz arasında yer alıyor.

Silmo İstanbul Optik Fuarının gelişimini ve global optik endüstrisine katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul 2025, yerel bir ticari fuardan yüksek düzeyde profesyonel ve uluslararası bir optik fuarına dönüşümün çok net bir göstergesiydi. Organizasyon ekibini gönülden tebrik ediyorum. Gerçekten son derece başarılı bir iş çıkardılar.

Ocak 2026

Masunaga

Masunaga

Zamansız Zanaat & Sanat 120 Yaşında!

Efsanevi markanın 4. nesil temsilcisi ve Ceo’su Soutaro Masunaga, 120. yıl dönümlerini öz değerlendirme yapmak ve geçmişlerinden ders çıkarmak için
eşsiz bir fırsat olarak görüyor.

Bir marka yalnızca onlarca yılı değil, bir asrı aşkın bir zaman dilimini de geride bırakıyorsa, bu durum olağanüstü bir dayanıklılığın, kaliteye tavizsiz bir bağlılığın ve tasarım odaklı net bir vizyonun güçlü bir kanıtıdır. Japon gözlük zanaatkarlığının en seçkin örneklerinden biri olan Masunaga, bu yıl 120. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Bu özel yıl vesilesiyle, Kurucu ailenin dördüncü kuşak temsilcisi ve şirketin Ceo’su Soutaro Masunaga, markanın Fukui’deki mütevazı başlangıcına, büyük-büyükbabası Gozaemon Masunaga’nın vizyoner felsefesine ve gelenekle teknik yenilik arasında kurulan ince dengeye yönelik fikirlerini paylaşıyor. Masunaga Ceo’su, aynı zamanda 120. yıla özel detaylarla üretilen ‘Limited Edition 120’ kapsülleri ve ustalıkla tasarlanarak, birinci sınıf zanaatkarlığın özünü yansıtan Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) serilerinin ikinci sürümü hakkında da özel bir bakış sunuyor. Zamansız bir marka yaratmanın gerçekte hangi özellikleri ve vizyonu gerektirdiğine dair yapılan bu aydınlatıcı röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Soutaro, Masunaga bu yıl 120. yıldönümünü kutluyor. Okurlarımızı markanın başlangıç yılları ve ilk gelişimiyle ilgili bilgilendirir misiniz?
Elbette. Şirketin Kurucusu Gozaemon Masunaga, optik endüstrisini Fukui’de sağlam bir şekilde konumlandırma hedefiyle Osaka ve Tokyo’dan usta zanaatkarları bölgeye getirdi. Fakat hiç kolay bir süreç değildi. Sektöre zorlu bir şekilde adım attı diyebiliriz çünkü o yıllarda Fukui’de üretilen çerçeveler üçüncü sınıf olarak görülüyor, hatta satılamaz bulunuyordu. Kurucumuz Gozaemon Masunaga ürünlerin kalite standartlarını yükseltmek için tam donanımlı zanaatkarların kendi işlerini kurabildiği lonca benzeri bir sistem oluşturdu ve onlara maddi destek de sağladı. Bu sistem sayesinde gözlük zanaatkarlarının sayısı giderek arttı ve optik endüstrisi Fukui geneline yayıldı.

Masunaga’nın tarihinde sizin için kişisel olarak öne çıkan kilometre taşları hangileri?
Tarihimizde işaret edebileceğim şüphesiz pek çok önemli olay var. Ancak benim için en anlamlısı; 2013, 2014 ve 2015 yılları olmak üzere üç yıl üst üste Silmo d’Or Ödülü kazanmış olmamızdır. Çünkü bu başarı sayesinde özellikle Avrupa pazarlarında marka bilinirliğimizi önemli ölçüde artırdık.

Bugün Masunaga dünya genelinde kaliteyle eş anlamlı. Markanızı bu kadar benzersiz kılan nedir?
Kendi markamızı kendimiz üretiyor ve satıyoruz. Özellikle Fukui’deki üreticilerin çoğu bugün yalnızca tek bir aşamadan sorumludur ve bir gözlüğün tamamlanması için birçok firmanın işbirliği gerekir. Buna karşılık Masunaga tasarımdan malzeme araştırmasına, metal işlemeye ve renklendirmeye kadar tüm üretim süreçlerini kendi fabrikasında yönetir. Masunaga’nın bu bütünsel yaklaşımı da tutarlılığı, kaliteyi ve yüksek performansı garantiler. Elbette bir Japon markasıyız, ancak ‘Made in Japan’ vurgusunu ön plana özellikle çıkarmıyoruz. Ürünlerimizin mümkün olduğunca bir nevi ülkesiz olmasını, belirli bir kategoriye sıkışmamasını istiyoruz. Müşterilerimizin Masunaga’yı, Masunaga olduğu için sevmesini; tasarımın ve üretimin bizim imzamızı taşıdığı için değer bulmasını istiyoruz. Masunaga’nın zamansız bir marka olarak algılanmasını hedefliyoruz ve bu tür bir zamansızlığın yıllar içinde inşa edilebileceğine inanıyoruz. Bir markanın zamansız olduğunu söylüyorsanız bu söylemin altını gerçek anlamda doldurmalısınız; yalnızca söylemek yetmez.

Peki Masunaga gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi nasıl koruyor?
Masunaga mükemmellik dışında bir alternatifi kabul etmez ve bu sebeple mükemmel gözlükler üretiriz. Kar elde edebiliyorsak elbette isteriz, ancak zarar etmemiz gerekse dahi tereddüt etmeyiz. Zihnimizde her zaman mükemmel gözlük üretme misyonu vardır. Bu misyon davranış kodumuzun temelini oluşturur ve gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi korumamıza da yardımcı olur. Çünkü her ikisi de üstün nitelikte gözlük üretmek için vazgeçilmezdir.

Güncel tasarım trendleri ve teknolojik gelişmeler yeni koleksiyonlarınızı ne ölçüde etkiliyor?
Kulağa tuhaf gelebilir ama biz ürünlerimizin kalitesinin yaptığımız işin ‘en havalı’ tarafı olmasını isteriz. Müşterilerimizin gözlüklerimizi ellerine alır almaz ‘İşte bu Masunaga mükemmelliği’ demelerini umarız. Ne bir trend belirleyicisi olduğumuzu ne de bir moda takipçisi olduğumuzu düşünüyorum. Fakat müşterilerimizin kendi çizgimize sahip olduğumuzu daima hissedebilmelerini isterim.

Bir asrı aşan bir yıldönümü kutluyorsunuz. Bu özel yılınızı onurlandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Evet bizim için gurur verici bir yıldönümü ve kutlamak amacıyla özel bir web sitesi hazırladık. Bu web sitesinde Masunaga çerçevelerinin zaman içindeki gelişimini anlatan özel içerikler yer alıyor. Arşivlerimizden seçtiğimiz tarihi modellerimizi de bu özel web sitemizden görebilirsiniz. Öte yandan 120. yıl özel seri çerçevelerimiz Limited Edition 120’yi de tanıtıyoruz. Bu özel kapsül koleksiyondaki iki modelde de 18 ayar altın ile titanyumu birleştirmek gibi kendimize özgü teknolojimizi ve zanaatkarlığımızı kullandık.

Bu yıl aynı zamanda Moc (Masters of Craft) serinizin ikinci sürümünü sundunuz. Koleksiyonun özelliklerinden ve ikinci sürümündeki yeniliklerden söz eder misiniz?
Elbette. Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) koleksiyonunu ilk kez 2024 Silmo Paris fuarında tanıttık ve bu ilk sürüm müşterilerimiz tarafından çok beğenildi. Moc koleksiyonu ile zanaatkarlığın zirvesini temsil eden birinci sınıf bir gözlük koleksiyonu hazırlamayı amaçladık. Seri sınırlı miktarda üretiliyor ve dünya çapında yalnızca 100 mağazada satışa sunuluyor. Her Masunaga Moc çerçevesinin kendine özgü bir seri numarası var. Moc ile Masunaga’nın yapabileceklerinin en iyisine mümkün olduğunca yaklaşmayı hedefledik. Sadece güneş gözlüklerinden oluşan ilk sürüm; 5 mikron altın kaplama parçalar, sterling gümüş süslemeler, çift kalkan pedler, üç çizgi detaylı 3.5 mm genişliğinde özel ön yüzeyler, el işçiliği mine uygulamaları ve daha birçok detay içeriyor. İkinci Masunaga Moc sürümü ise sadece optik modellerden oluşuyor. Ayrıca yeni tasarım unsurları da eklendi. Özetle Masunaga Moc serisi için tasarım ile teknik ustalığı bir araya getiren başyapıtımızdır diyebilirim.

Köklü bir başarı geçmişinin ardından Masunaga gelecekte nereye yöneliyor? Önümüzdeki yıllarda hangi hedeflerin hayata geçtiğini göreceğiz?
Bu yıldönümü elbette kutlanması gereken bir başarı; ancak biz bunu sadece bir diğer dönüm noktamız olarak görüyoruz. 120. yıl logomuzda, 120 sayısının 121’e dönüştüğünü görüyorsunuz. Bu sembol geleceğe bakışımızı tam anlamıyla anlatıyor. Bu yıldönümünü kendimizi değerlendirmek ve geçmişimizden ders çıkarmak için harika bir fırsat olarak görüyorum. Umarım markamız ve ürünlerimiz önümüzdeki on yıllar boyunca da geçerliliğini korur ve ilgi görmeye devam eder. Çünkü hikayemiz sürüyor.

Kaynak: Spectr

Aralık 2025

Hoffmann Natural x Press Eyewear

Hoffmann Natural x Press Eyewear

Ortak Tutkudan Doğan Güçlü İşbirliği

Doğal bufalo boynuzuna ortak tutkuyla başlayan Hoffmann Natural ve Press Eyewear işbirliği, sektörel birlikteliklerin gücünü bir kez daha kanıtlıyor.

Almanya’nın Eifel bölgesinden premium marka Hoffmann Natural Eyewear, 1978 yılından bu yana bufalo boynuzunun öncüsü olarak bu doğal ve sürdürülebilir malzemenin farklı ve üstün yönlerini benzersiz koleksiyonlarıyla gözler önüne seriyor. Hoffmann’da cesur formlara, modern renk paletlerine, çağdaş ve özgün tasarımlara dönüşebilen bu doğal malzeme, gerçek gücünü markanın gözlük tutkusundan ve üstün işçilik hassasiyetinden alıyor. Hoffmann atölyesi 2024 yılından itibaren artık yalnızca kendi koleksiyonlarını üretmekle kalmıyor; Robert Marc NYC ve Morgenthal Frederics gibi ikonik markalardaki 20 yılı aşkın deneyimiyle Amerikan gözlük tasarımına yön veren Jeff Press ile de giderek güçlenen bir işbirliği yapıyor. Gözlüklere ve özellikle doğal bufalo boynuzuna ortak tutkunun okyanus aşan bir işbirliğine nasıl dönüştüğü hakkında Hoffmann Natural Eyewear Sahibi Wolfgang Thelen ve Press Eyewear Kurucusu ve Kreatif Direktörü Jeff Press ile gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Merhaba Wolfgang ve Jeff. İlk olarak ne zaman ve nerede tanıştığınızdan bahseder misiniz?
Wolfgang: Merhaba, Jeff ile tanışmamız 2002 yılına kadar uzanıyor. Köklü lüks gözlük markası Morgenthal Frederics’ın Kurucusu Richard Morgenthal ile birlikte Eifel’deki atölyemize ziyarete gelmişlerdi. 2002 yılı benim için hem kızımın doğum yılı oluşu hem de aynı zamanda Jeff ile ikimizi de heyecanlandıran ilk kreatif proje ortaklıklarımızın başlangıç yılı olması bakımından önemli bir dönemdir.

Jeff: Evet, 2002 yılı benim için de önemli bir dönüm noktasıdır. Almanya’daki bu geleneksel gözlük yapım atölyesine ilk gelişimdi ve uzun süredir sektörde olsam da ilham dolu, yeni dostlukların kurulduğu bu ziyaret sonrası yepyeni bir dönemin başlayacağının heyecanını hissetmiştim.

Jeff, gözlük sektöründe uzun süredir yer alıyorsunuz. 2024’te kendi markanız Press Eyewear’i kurdunuz. Sizi bu adıma yönlendiren neydi?
Jeff: Bu adımı atmak için artık doğru zamanın geldiğini hissettim. Bir buçuk yaşından itibaren gözlük kullanması gereken biriydim ancak 23 yaşına kadar bu mesleğin içerisinde olacağımı hiç düşünmemiştim. 1998 yılında optik endüstrinin ikonik ismi Robert Marc’ın mağazasında satışçı olarak başlayan yolculuğum beni kendi markama kadar getirdi ve gözlük tarihini özellikle de 90’ları hep etkileyici bulmuşumdur. Ben de markamı bu döneme çağdaş ve çok boyutlu bir bakış açısıyla yaklaşmak için geniş bir fırsat olarak gördüm. Çıkış noktam; otomotiv tasarımı, mücevher tasarımı, müzik ve moda ikonları gibi çok farklı ilham kaynaklarından beslenen bir gözlük markası yaratmak oldu ancak her şeyin merkezinde malzeme durmalıydı. Tüm tasarımlarımızda malzeme yıldız olmalıydı çünkü ancak bu sayede her parça kendine özgü, organik bir akışa sahip olabilirdi.

Press Eyewear New York merkezli. Sizce markanız özünde şehrin tipik ruhunu ve enerjisini taşıyor mu?
Jeff: New York öyle dinamik bir yer ki, farklı stillerin karışımı her zaman açık bir kapı bırakıyor. Ben uzun süredir New York’ta çalışıyorum ve tasarlamak, ilham almak için bu şehri her zaman yeni ve canlı bir fırsat olarak gördüm. Dünyadaki birçok yerden ilham alan ama doğduğu şehirden de izler taşıyan bir marka yaratmak istedim. New York’un çok kültürlü yapısı beni her zaman cezbetti; bu yüzden tüm müşteri profillerine hitap eden, farklı beklentileri karşılayabilen ürünler tasarlamayı seviyorum.

Press Eyewear’in doğal boynuz serileri için ortak çalışıyorsunuz. İşbirliğinizin nasıl geliştiğinden bahseder misiniz?
Jeff: Benim için gözlük tasarımı en iyi malzemeler ve en üst el işçiliğiyle başlar. Boynuz gibi doğal ve seçkin bir malzemeyle çalışabilmek istiyordum ve bu alandaki eşsiz, çevre dostu ve vizyoner üretim sürecini Hoffmann’da buldum. Wolfgang ve ekibinin hammadde ve üretim desteğiyle Morgenthal Frederics için ABD’nin ilk bufalo boynuzundan gözlük koleksiyonunu 2006’da tasarlamamdan bu yana yani 20 yıldır bir aradayız. Açıkçası Press Eyewear’ın boynuz serileri için başkasıyla çalışmak aklımın ucundan bile geçmedi.

Wolfgang: Bizim için de anlamlı bir işbirliğidir. Jeff’in vizyonu doğal gözlük literatürümüzde yeni bir boyut açtı. Bufalo boynuzu işindeki uzmanlığımızı Jeff’in yaratıcı yaklaşımı ile birleştirmek her seferinde gerçekten heyecan verici bir sinerji yaratıyor.

Wolfgang, siz boynuz çerçevelerde bir öncüsünüz. Bu doğal malzemeyi sizin için özel kılan nedir?
Wolfgang: Aslında bufalo boynuzu gözlük üretiminde kullanılan en eski malzemelerden biridir.  Hafif, dayanıklı, estetik, hipoalerjenik ve sürdürülebilir oluşu gibi özellikleri bizi her zaman cezbetti. Ton çeşitliliği inanılmaz; farklı doğal boynuz tonlarını ve bitki bazlı renklendirilmiş boynuz plakalarını birleştirerek ilk 24 yılımızda 500’ü aşkın farklı gölgeye ulaştık. His ve dokunuş da dahil olmak üzere diğer malzemelerle karşılaştırmak bizim için zor.

Jeff, siz de bufalo boynuzuna tutkun bir tasarımcınız. Peki bu doğal malzeme sizin için ne ifade ediyor?
Jeff: Başından beri, doğal bufalo boynuzunun güzelliği beni büyülemiştir. Bu malzemeyle her çerçeve kendi karakterini barındırıyor ve yüzle birleşerek gözlüğün en üst formu haline geliyor. Press’te birlikte çalıştığım tasarımcı arkadaşım Riya Mehta bana hep “boynuzla tasarım geliştirmek senin mutluluk alanın” der. Ben de insanların gözlüklerinden, hayatlarındaki diğer değerli objelerle olan aynı heyecanı duymalarını istiyorum.

Wolfgang, şimdi Press’in tüm serilerini DACH bölgesinde siz pazarlıyorsunuz. Bu ortaklığınızın süreceğini de gösteriyor diyebilir miyiz?
Wolfgang: Başından beri Press’in doğal boynuz dünyamıza yeni bir boyut, bambaşka bir derinlik kazandıracağına inanıyorduk. Bu sebeple hiç tereddüt yaşamadık ve evet aramızda 20 yıla uzanan bu dostluk ve işbirliğinin güçlenerek süreceğinin garantisini verebiliriz.

Kaynak: Spectr

Kasım 2025

You Mawo

You Mawo

Kişiye Özgü 3D Baskı Gözlük Uzmanı

Sektörde 10. yılına yaklaşan You Mawo, sadece kişiye özel gözlükleri herkesçe erişilebilir kılmakla yetinmeyip yüz taramasından uyum analizine ve üretime kadar tüm kullanıcı yolculuğunu kusursuzlaştırmaya odaklanıyor.

Almanya merkezli olarak 2016’da kurulan gözlük markası You Mawo, kişiye özel 3D baskı gözlük üretiminde öncü bir yenilikçi olarak öne çıkıyor. Yüksek kaliteli poliamid tozu ve seçici lazer sinterleme (SLS) teknolojisiyle üretilen gözlükler, baştan sona şirketin geliştirdiği özgün bir süreçle tasarlanıyor. Her aşaması optimize edilen bu üretim modeli, kullanıcının yüz verilerine dayalı olarak kusursuz bir uyum sağlayan tamamen kişiselleştirilmiş gözlüklere hayat veriyor. You Mawo’nun Kurucu Ortağı, aynı zamanda Tasarım ve Ürün Geliştirme Direktörü olan Daniel Miko ile markanın yolculuğunu ve bugün geldiği nokta hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Daniel. You Mawo’yu hangi amaç ve vizyonla kurdunuz, kat ettiğiniz yolu nasıl değerlendiriyorsunuz?
You Mawo’nun çıkış noktası “Her insan yüzü şekil, boyut ve oran bakımından benzersizdir” şeklinde çok yalın ama güçlü bir gözlemimize dayanıyordu. Buna rağmen gözlük endüstrisi onlarca yıldır standart ölçüler ve katı tasarım süreçleriyle çalışıyordu. Biz bunu değiştirmek istedik. İlk günden beri hedefimiz, yalnızca sorumlu şekilde üretilen değil, aynı zamanda gerçek anlamda kişiye özel gözlükler hazırlamaktı. Rehber ilkemiz de hep “Yüzler, milyarlarca farklı şekil ve boyuttadır. Gözlükler de öyle olmalı” oldu. Bugün 2025’ten dönüp baktığımızda bu vizyona her zamankinden daha sadık olduğumuzu görüyorum. Özellikle 3D tarama ve eklemeli üretimdeki gelişmeler sayesinde bu fikri sadece teoride değil, pratikte de hayata geçirmeyi başardık. Bu da bizi gerçekten gururlandırıyor.

Bugüne kadar tasarım açısından en değerli bulduğunuz adımlar, yenilikler veya ürünler hangileri oldu?
Çalışmalarımızın birkaç yönü bizi özellikle gururlandırıyor. Tasarım açısından bakıldığında kapsül koleksiyonlarımız ve Youniverse serisinde ürettiğimiz tasarımlar bize estetik ve teknik sınırları zorlama olanağı sundu. Bu projeler bizim için yeni malzemeleri denediğimiz, alışılmışın dışında formları keşfettiğimiz ve gözlüğü yeniden kurguladığımız birer deney alanı oldu. Kişiselleştirme tarafında ise sistemimizi sürekli geliştirmeye odaklandık. Amacımız yalnızca kişiye özel gözlükleri erişilebilir kılmak değil, yüz taramasından uyum analizine ve üretime kadar tüm kullanıcı yolculuğunu kusursuzlaştırmak olmuştur. Mevcut düzeni sorgulamak, You Mawo kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Bunu yenilikçiliğin en önemli şartı olarak görüyoruz.

Özellikle akıllı gözlüklere ilginin oldukça arttığı 2025 yılını, 3D baskı gözlüklerin ulaştığı nokta ve potansiyeli açısından değerlendirir misiniz?
Kesinlikle çok yol katettik ve bugün 3D baskı gözlüklerde ulaşılan sofistike seviye gerçekten etkileyicidir. Malzeme kalitesi, hassasiyet ve kişiselleştirme açısından geldiğimiz nokta çok ileri diyebilirim. Ancak yine de yolun başındayız. Eklemeli üretim, tasarım özgürlüğü ve kişiselleştirme konusunda benzersiz bir esneklik sağlıyor ve özellikle teknoloji entegrasyonunda henüz keşfedilmemiş büyük bir potansiyel görüyoruz. Akıllı gözlükler yeniden gündemde ve biz bu alanda kişiye özel uyum ile akıllı işlevleri birleştirmede eşsiz fırsatlar olduğunu düşünüyoruz. Üretim yaklaşımımız sayesinde yalnızca “akıllı” değil, aynı zamanda konforlu, şık ve tamamen kullanıcıya uyumlu çözümler geliştirebiliyoruz. Ayrıca seri üretim akıllı gözlüklerde eksik kalan en önemli unsurun bu konfor olduğunu da eklemek isterim.

Son yıllarda 3D baskı gözlüklerin prestijli bir tasarım ürünü olarak daha fazla kabul gördüğünü düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Eklemeli üretimin lüks gözlük dünyasına getirdiği olanaklar giderek daha çok takdir ediliyor. Bir dönem niş ya da deneysel görülen bu yaklaşım artık birçok tasarım ve hatta lüks marka tarafından ileriye dönük ciddi bir üretim yöntemi olarak benimseniyor. Algının değiştiğini gözlemliyoruz. 3D baskı çerçeveler artık yalnızca teknik yenilikle ilişkilendirilmiyor. Tasarım değerleri, sürdürülebilir üretim süreçleri ve kullanıcıya gerçek anlamda kişisel bir ürün sunabilme kapasiteleriyle öne çıkıyorlar.

You Mawo olarak gelişen yapay zeka teknolojilerini kullanıyor musunuz? Yapay zeka size nasıl katkı sağlıyor?
Evet, yapay zeka birçok alanda giderek daha değerli bir araç haline geldi. Özellikle tasarım sürecindeki potansiyeli bizi oldukça heyecanlandırıyor. Bizim için yapay zeka, yaratıcı düşüncenin yerine geçen bir unsur değil, adeta bir fikir ortağıdır. Fikirlerimizi sorgulamamıza, beklenmedik formlar keşfetmemize ve tasarım dilimize yeni dinamikler katmamıza olanak tanıyor. Tasarımın ötesinde uyum optimizasyonu, müşteri etkileşimi ve öngörüye dayalı kişiselleştirme gibi alanlarda da potansiyelini görüyoruz. Böylece insanların henüz fark etmedikleri ihtiyaçlarını bile daha iyi anlayabilir hale geliyoruz. Henüz erken aşamadayız ama sağladığı olanakları gerçekten heyecan verici buluyoruz.

Tasarım yaklaşımınız sürekli değişiklik gösteriyor mu? 2025 koleksiyonlarınızda ilham kaynağınız neydi?
Aslında 2025’te köklerimize dönmeye odaklandık. You Mawo olarak kim olduğumuzu ve tasarım dilimizi neyin tanımladığını yeniden sorguladık. Bu derin düşünme süreci bize kimliğimiz ve bizi benzersiz kılan unsurlar hakkında çok daha net bir bakış açısı kazandırdı. Bu yolculuk, bizim için hem ilham verici hem de çok değerli oldu.

Kaynak: Eyestylist

Ekim 2025