Kador

İtalyan Zanaatının Seçkin Temsilcisi

Dünyaca ünlü tasarımcı Enzo Sopracolle devraldığı Kador mirasını, doğup büyüdüğü Cadore bölgesine saygı duruşundaki yeni Over the Hill koleksiyonuyla kutluyor.

Antonio Frescura tarafından 1962 yılında kurulan Kador Eyewear, 60 yılı aşkın süredir İtalyan zanaatkarlığının rafine bir ifadesi olarak varlığını sürdürüyor. İtalya’nın ilk gözlük üretim merkezi Cadore’da konumlanan marka, köklü teknikleri çağdaş bir tasarım diliyle buluşturarak gelenek ile yenilik arasında dengeli bir çizgi kuruyor. Marka bu yaklaşımı sayesinde, miras ile modernliği güçlü ve tutarlı bir bütünlük içinde yansıtan gözlükler ortaya koyuyor. Kador’un kalite anlayışı, doğal kökenli seçkin İtalyan hammaddelerinin özenle seçilmesiyle başlıyor ve üretimin her aşamasında gösterilen titiz işçilikle şekilleniyor. Her Kador çerçevesi; dayanıklılık, hassasiyet ve malzemeye duyulan derin saygının somut bir yansıması niteliğini taşıyor. Hayatını tasarıma adamış Enzo Sopracolle şirketin yönetimini devraldığında, yalnızca bir markayı değil, Cadore’de on yıllar içinde şekillenmiş güçlü bir mirası da üstlenmiş oldu. Bugün ise oğlu Mattia ile birlikte bu saygın mirası ortak bir yaratıcı vizyon doğrultusunda yeniden yorumlamayı sürdürüyor. Enzo Sopracolle ile Kador’un gelişimi, oğlu Mattia ile birlikte şekillendirdiği yaratıcı yaklaşım ve markanın yeni koleksiyonu Over the Hill’in üzerine gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Köklü Kador mirasını devraldığınızda, neleri korumak neleri değiştirmek istediniz?
Kador; sanat, yenilik, renk ve kaliteyle şekillenmiş güçlü bir mirasa sahip ve bu özgünlüğü korumak bizim için son derece önemliydi. Aynı zamanda oğlum Mattia ile birlikte bu mirası daha net tanımlanmış ve daha tanınabilir bir markaya dönüştürmek istedik. Ben koleksiyonları yeniden yapılandırmaya ve şirketin başkaları için de üretim yapan konumdan çıkarıp, kendi markasını ön plana koyan bir yapıya dönüşmesine odaklandım. Mattia ise teknoloji ve organizasyon tarafında şirketin gelişimine liderlik ederek yeni sistemler kurdu, üretim süreçlerini yöneterek, tesislerimizi genişletti. Zamanla ekip önemli ölçüde büyüdü ve bu dönüşümün bir yansıması haline geldi. Bugün Kador, ortak değerler ve vizyon üzerine kurulu, geleneği çağdaş bir kimlikle buluşturan bir aile projesidir diyebilirim.

Büyük markalarla çalıştıktan sonra Kador gibi küçük ve bağımsız bir yapıyı devralmaya sizi ne motive etti?
Gözlük tasarımı her zaman hayatımın merkezinde yer aldı ve kariyerim boyunca estetik, fonksiyon ve kimliği bir araya getiren ürünler yaratmaya odaklandım. Büyük uluslararası markalarla çalıştıktan sonra daha kişisel ve anlamlı bir şey inşa etme ihtiyacı hissettim. Doğup büyüdüğüm Cadore ile olan bağım bu kararda belirleyici oldu; çünkü burası hem köklerimi hem de İtalyan gözlükçülüğünün tarihsel merkezini temsil ediyor. Bu bölgede bir girişim projesine başlamak hem bu geleneğe katkı sunmak hem de geleceğini şekillendirmek anlamına geliyor. Aynı zamanda bu yolculuğu oğlum Mattia ile paylaşmak, deneyim ile yeni bakış açılarını bir araya getirmek açısından büyük değer taşıyor. Kador’u devralmak yalnızca profesyonel bir hedefi değil, aynı zamanda aile, işbirliği ve kökler üzerine kurulu son derece kişisel bir hayal anlamına geliyor.

Cadore bölgesi ile eş anlamlı olan Made in Italy kavramı, Kador için ne ifade ediyor?
Kador için Made in Italy, nesiller boyunca gelişmiş ve rafine olmuş gözlük zanaatının merkezi olan Cadore ile ayrılmaz bir bütündür. Bu kavram; özellikle asetat başta olmak üzere malzemeye saygıyı, teknik ustalık ve zanaatkarlığın birleşimini ifade eder. Bu üretim ekosistemi içinde tasarımcılar, ustalar ve tedarikçiler arasında yakın bir işbirliği sağlanarak kalite ve tutarlılık garanti altına alınır. Sadece İtalyan iş ortaklarıyla çalışmak, bu kimliği daha da güçlendirirken estetik bütünlüğü de koruyor. Cadore yalnızca bir üretim noktası değil, sürekli gelişen kültürel ve endüstriyel bir yapı olduğundan, bu geleneğin bir parçası olmak; onun değerlerini korurken geleceğine katkıda bulunmak anlamına da geliyor.

Kador’da zanaatkar ruhu kaybetmeden yeni teknolojileri nasıl entegre ediyorsunuz?
Yaklaşımımız, gerçek zanaatkarlığı tanımlayan manuel süreçleri belirleyip korumak üzerine kuruludur. Bu süreçler kimliğimizin temelini oluşturuyor. Bununla birlikte, hassasiyeti, verimliliği ve güvenliği artıran alanlarda ileri teknolojileri devreye alıyoruz. Teknolojiyi, insan emeğinin yerine geçmek için değil, onu desteklemek ve geliştirmek için kullanıyoruz. Pek çok durumda yeni teknolojiler, aksi takdirde mümkün olmayacak detay ve yenilikleri hayata geçirmemizi sağlıyor. Bu denge sayesinde hem zanaatkar köklerimize bağlı kalıyor hem de modern bir marka olarak gelişmeye devam ediyoruz.

Yeni Over the Hill koleksiyonunuzun hikayesini ve özelliklerini paylaşır mısınız?
Over the Hill, gözlük sektöründeki kişisel ve profesyonel yolculuğumun bir özeti niteliğinde diyebilirim. İlk adımlarımdan başlayarak uluslararası markalarla yaptığım işbirliklerine uzanan 40 yılı aşkın deneyimimi yansıtıyor. Aynı zamanda vizyonumu şekillendiren Cadore bölgesine bir saygı duruşudur. Koleksiyon, bir yanda yıllar içinde biriken deneyimi, diğer yanda ise bulunduğum yerin kimliğini bir araya getiriyor. Her model, hikayeme, yerel zanaatkarlığa ve tasarımın sürekli evrimine referans veren anlamlı detaylar içeriyor. Over the Hill koleksiyonu için geçmişten beslenen ancak güncel bir bakışla yorumlanan olgun bir ifade diyebilirim.

Deneyimlerinizi güncel bakışla yorumlamanız koleksiyondaki tasarımlara nasıl yansıdı?
Normalde tasarım sürecimde yaratıcılık; pazar ihtiyaçları, araştırma ve stratejik kriterlerle şekillenir. Ancak Over the Hill koleksiyonunda bilinçli olarak bu sınırları kaldırdım ve daha özgür, daha sezgisel bir yaklaşım benimsedim. Bu sayede sadece bu koleksiyona özgü, başka yerde tekrarlanamayacak detaylar geliştirme imkanı buldum. Bu unsurlar yalnızca estetik değil, aynı zamanda fonksiyonel özellikler de taşıyor ve hiç biri pazar odaklı değil, bağımsız bir araştırma sürecinin sonucu olarak ortaya çıktı. Bu nedenle koleksiyondaki her çerçeve, deneyim ve yaratıcı özgürlükle şekillenmiş kendine özgü bir kimlik sunuyor.

Kador’un bağımsız bir marka olarak bugün halen güçlü ve rekabetçi kalmasını sağlayan nedir?
Gücümüz; kalite, tasarım ve zanaatkarlık gibi temel değerlerimize sadık kalmamızdan geliyor. Bu tutarlılık zaman içinde güven ve bilinirlik yaratıyor. Aynı zamanda şirketin gelişimi için planlı ve yapısal yatırımlar yapmaya devam ediyoruz. Koleksiyonlarımız, farklı yaş gruplarına ve zevklere hitap ederken güçlü bir kimliği de koruyor. Yenilik ile zanaatkar kaliteyi bir araya getirerek, farkını deneyimle ortaya koyan ürünler sunuyoruz. Bu denge, giderek daha karmaşık hale gelen küresel pazarda Kador’un rekabet gücünü sürdürülebilir hale getiriyor.

Kador için yakın dönem planlarınız ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
Önceliğimiz; üretim, malzeme ve insan kaynağına yatırım yaparak şirketi güçlendirmek ve tüm süreçlerimizi geliştirme üzerine kurulu diyebilirim. Marka bilinirliğini artırmayı ve gelir büyümesini desteklemeyi hedefleyen planlı bir strateji uyguluyoruz. Bu kapsamda Avrupa’daki varlığımızı güçlendirirken, yüksek potansiyel gördüğümüz Amerika pazarında büyümeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda koleksiyonlarımızı geliştirirken zanaatkar kimliğimizi korumaya devam edeceğiz. Cadore ile bağımızı sürdürmek de bizim için önemli; bu nedenle yerel projeleri desteklemeyi ve bölgeyle olan ilişkilerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Amacımız, yenilik, gelişim ve sorumluluk dengesiyle uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamaktır.

Kaynak: 20/20 Europe

Nisan 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir