Mazzucchelli 1849

Mazzucchelli 1849

175 Yıllık Miras

Mazzucchelli, 175 yıllık mirasının odağına sürdürülebilirliği yerleştirdi. Artık yüksek kalite ve estetik ile yetinmeyen şirket, yeni üretim tesisiyle çevre dostu faaliyetlerini genişletiyor.

Santino Mazzucchelli’nin hayvan boynuzu, kemik ve kaplumbağa kabuğundan tarak ve düğme üretmek üzere küçük bir fabrika açmasının üzerinden 175 yıl geçti. Bu 175 yıl boyunca bu küçük fabrika büyüdü ve potansiyelini anlayan Mazzucchelli ailesinin üyelerinin öngörüleri ve fikirleri sayesinde nesilden nesile geçerek son derece sofistike bir uzmanlığa sahip, özellikle gözlük pazarında kullanılan selüloz asetat granül ve levhalarının üretim ve dağıtımında dünya lideri olan uluslararası bir şirket haline geldi. Mazzucchelli 1849, selüloz asetat üretim endüstrisinde işçiliği ve yenilikçiliği ile dünya çapındaki şöhretini her geçen yıl daha da artıyor. Şirket 175. kuruluş yıldönümünü kutlarken, Grup Ürün Geliştirme Müdürü Elena Orsi Mazzucchelli’nin sürdürülebilir malzemelerin geliştirilmesi ve stratejik genişleme vizyonu hakkındaki röportajını sunuyoruz.

Mazzucchelli 1849’un mirası altı nesli kapsıyor. Şirket, hızla gelişen bir pazarda geleneğin ve zanaatkarlığın korunmasını yenilikçilik dürtüsüyle nasıl dengeliyor?

Bu soru ciddi bir değerlendirmeyi hak ediyor. Bazen doğal olarak gelen bir zihniyet ve iş yaklaşımını açıklamak kolay değildir. Mazzucchelli modernite geleneğini korur, bu şirkete aktarılan ailenin varoluş biçimidir. Mazzucchelli’nin faaliyetleri zaman içinde değişmiştir, ancak ürettiklerimizin kalitesine odaklanma değişmemiştir ve her şeyden önce, her zaman olduğu gibi bizi öteye bakmaya yönlendiren itici güçtür. Sadece pazarı deşifre etmek ve anlamak değil, esas olarak bir adım önde olmak gerekir. Ölçüp biçmeli ve zor seçimler yapmalısınız ama sonra yaptığınız şeye inanmalı ve kararlılıkla uygulamalısınız. Günümüzde değişimler çok şiddetli, hızlı ve etkili olabiliyor. Uyumlu bir ekiple çalışmak elzem hale geliyor. İnsan figürünün kilit rolüne inanıyorum, şirkette yer alan insanların kalitesi kesinlikle fark yaratıyor. Çok yönlü sürdürülebilirlikle ilgili hususlar ele alınırken kişinin ve zanaatkarlığın merkeziliği korunmalıdır.

Mazzucchelli 1849’un bu yıl yeni bir üretim tesisi açacağını biliyoruz. Bu genişlemenin arkasındaki motivasyon, getireceği teknolojiler hakkında ve yeni tesisin şirketin gelecek vizyonuyla nasıl örtüştüğüyle ilgili ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?

Yeni tesisimizi açmak özellikle yenilenebilir kaynaklardan enerji kullanmak ve çok daha düşük enerji tüketimi, daha düşük su tüketimi, daha düşük proses atığı ve daha yüksek üretim verimliliğine sahip olmak için süreçlerimizi yeniden tasarladığımız anlamına geliyor. Bu tasarı, tamamen yeniden tasarlanmış yeni makineler, yüksek düzeyde otomasyon ve yenilikçi bir üretim süreci kontrol sistemi sayesinde gerçekleşmektedir. Sürdürülebilirlikten bahsetmek aynı zamanda daha düşük çevresel etkiye sahip çözümler bulmak anlamına da gelir.

Bu nedenle, süreçlerimizde ortaya çıkan selüloz asetat atığını arıtabilecek ve tedarikçimiz Eastman’ın kimyasal geri dönüşüm tesisinde geri kazanılmak üzere Atık Sonu’na dönüştürebilecek bir Atık Geri Kazanım Merkezi inşa etmeyi planladık. Bu döngüsel asetat atığı geri kazanım süreci müşterilerimize de sunulabilir ve şu anda çöp sahasına gönderilen küresel atık miktarlarının azaltılmasına yardımcı olabilir.

Şirket sürdürülebilirliği kurumsal yönelimine nasıl dahil ediyor ve özellikle M49 biyoplastik gibi sürdürülebilir malzemeler geliştirme konusunu detaylandırır mısınız?

Son yıllarda gerçekleştirilen yatırımların çoğu, çevre üzerinde daha iyi bir etkiye sahip olmak için süreçler, malzemeler ve teknolojilerdeki iyileştirmelere yöneliktir. Bunlardan biri, formülü klasik formülasyonun fiziksel mekanik özelliklerini güçlü bir eko-sürdürülebilirlik özelliği ile birleştiren Mazzucchelli biyoplastiği M49’dur. Geleneksel plastikleştiricinin yerini bitkisel kökenli bir plastikleştirici çözeltisi almış, böylece M49 kayda değer bir biyo-bazlı içeriğe sahip bir biyoplastik haline gelmiştir. Mazzucchelli’nin sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığının çok daha yeni bir örneği, ABD’li Eastman şirketi ile 2020 yılında başlayan işbirliğidir. Bu işbirliğinin ardından Mazzucchelli, hammaddeyi yeniden elde etmek için plastik atıkları birincil moleküllere dönüştüren Karbon Yenileme Teknolojisi adı verilen bir süreçle üretilen yenilikçi bir pul olan Acetate Renew™ ile yapılan levha üretimini üretimine eklemeye karar verdi.

Mazzucchelli 1849, dünya çapında en iyi şirketlerden bazılarıyla işbirliği yapmasıyla tanınıyor. Başarılı işbirliklerinden örnekleri ve bu ortaklıkların şirketin başarısına nasıl katkıda bulunduğunu paylaşabilir misiniz?

Sistem entegrasyonundan yeni ürünlerin geliştirilmesine kadar inovasyon ve iyileştirme programlarını ve projelerini paylaşmaya çalışan tüm müşterilerimizle işbirliği yapıyoruz. Plastik malzeme üretiminde dünyanın en önemli şirketlerinden biri olan ve kimyasal geri dönüşüm süreçlerinde ön sıralarda yer alan ana hammadde tedarikçimiz Eastman Chemical ile yaptığımız işbirliğinden gurur duyuyoruz. Eastman ile işbirliği, işletmelerimizin sürdürülebilirliğini artırma yönünde ilerleyen döngüsel bir atık ve atık geri kazanım süreci oluşturmamızı sağlayacaktır.

Mazzucchelli 1849 selüloz asetat üretim endüstrisinin geleceğindeki rolünü nasıl öngörüyor ve şirket ortaya çıkan zorluklar ile fırsatlara uyum sağlamak için hangi adımları atıyor?

Mazzucchelli selüloz asetat dünyasında önemli bir rol oynamaya devam etmek istiyor. Mazzucchelli, gözlük pazarında, özellikle de sadece üst düzey gözlüklerde çalışanlar için en önemli referanstır ve olmaya da devam etmek istemektedir. Bu nedenle sadece tasarım ve renk varyasyonlarında değil, üretim ve tedarik zinciri entegrasyonu söz konusu olduğunda malzeme ve süreçlerde de yenilikçiliği garanti etmek önemlidir. Bugün artık estetik ve teknik açıdan eşit bir ürün yapmak yeterli değil; malzeme sürdürülebilirliği, giderek artan yüksek kalite ve giderek artan esnek ve hızlı hizmet ihtiyaçlarına yanıt veren çözümler geliştirmek gerekiyor. Mazzucchelli, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara yanıt vermek için kaynak ve enerji yatırımı yapmaktadır ve yeni fabrika ve atık geri kazanım merkezi yatırımları, attığımız yeni adımlardan sadece birkaçıdır.

Kaynak: 20/20 Europe

Temmuz 2024

Rolf Spectacles

Rolf Spectacles

Çevre Dostluğunun Ötesinde

Premium gözlük markası Rolf, her şeyden önce tutarlılığıyla bilinen bir marka için oldukça cesur bir adım atarak marka kimliğini yeniden keşfetti.

Rolf Spectacles, inovasyon, sürdürülebilirlik ve işçiliğe olan bağlılığıyla gözlük sektöründe öne çıkmaktadır. Tirol Alplerinin kalbinde kurulan Rolf Spectacles, kuruluşundan bu yana gözlüklerde doğal malzemelerin kullanılmasına öncülük ediyor. Marka, yalnızca hafif ve rahat olmakla kalmayıp aynı zamanda doğal dünyanın güzelliğini ve esnekliğini de yansıtan el yapımı çerçeveler hazırlamasıyla tanınıyor. Premium gözlük markası Rolf marka kimliğini her şeyden önce tutarlılığı ve sürdürülebilirliği ile bilinen bir marka için oldukça cesur bir adım atarak yeniden keşfetti. Pazarlama Müdürü ve Kurucu Ortak Christian Wolf yeniden markalaşma ve #planetrolf projesi hakkında yapılan röportajını sunuyoruz.

Merhaba Christian, son birkaç yıl Rolf için nasıl geçti? Ne gibi yenilikler yaptınız?

Son birkaç yıl her marka için zorlu geçti, ancak zor zamanlarda yeniden düşünmeniz gerekir ve biz de öyle yaptık. Bölgesel üretimimiz sayesinde, her zaman teslimat yapabilme gibi büyük bir avantaja sahip olduk ve bu da bu yılları çok başarılı kıldı. Substance koleksiyonu ile portföyümüzü genişlettik ve çok sayıda müşteriye ulaşmayı başardık. Ürün kalitesi, tasarımı, yeniliği, sürdürülebilirliği ve fiyatıyla göz dolduruyor. Fabrikamızda 15 yıldır üretim yaptığımız ve tedarikçilerden büyük ölçüde bağımsız olduğumuz için bu alanda değişiklik yapmamız gerekmedi.

Yeniden markalaşma projenizi başlattınız. Siz de yeni veya farklı olan unsurlar nelerdir?

Rolf 2009 yılında piyasaya sürüldü. On yılı aşkın bir sürenin ardından gençliğimizi korumak, yeni bir heyecan yaratmak ve odağımızı keskinleştirmek için kendimizi yenileme ihtiyacı hissettik. Bunun anahtarı markamızın derinlemesine incelenmesiydi. Bu “yeniden başlatma” temel değerlerimizin tanımlanmasına yol açtı ve şimdi bize yeniden yaratıcılık için daha fazla alan sağlıyor.

Yeni bir logo, yeni bir kurumsal kimlik ve sadeleştirilmiş bir web sitesini başarıyla hayata geçirdik. Sonuçtan gurur ve mutluluk duyuyoruz. Her gün yeni marka kimliğimizle çalışmaktan keyif alıyoruz.

Yeniden markalaşma süreci nasıl gelişti, kurumsal kültürünüz bu süreçte ne kadar rol oynadı?

Yeniden markalaşma sürecinin tamamı, dışarıdan profesyonellerin yardımıyla uyguladığımız geniş kapsamlı ve iyi düşünülmüş bir karardı. Böyle bir süreç için yeni bakış açılarına ve uzmanlığa ihtiyaç duyarsınız. Innsbruck’tan Rabensteiner ajansını seçtik. Deneyimleri, yaratıcılıkları ve sabırları tam da aradığımız şeydi. Ulrike Hirtzberger ile birlikte konumlandırma, rekabet analizi ve diğer kilit unsurları içeren kapsamlı bir marka stratejisi geliştirdik. Daha sonra bu temel üzerinde detaylar üzerinde çalıştık. Sonuçta ortaya yeni bir logodan çok daha fazlası olan değerlerimizi ve vizyonumuzu tam olarak yansıtan bir marka kimliği çıktı: #planetrolf – ‘Rolf. Doğal olarak el yapımı’. Tasarım yaklaşımımız yüksek teknolojiyi geleneksel işçilikle birleştiriyor ve estetik ile işlevselliğe olan tutkumuzun altını çiziyor. Yeniden markalaşma süreci bu unsurları daha da ön plana çıkarmak için bir fırsat oldu. Teknoloji, işçilik, doğa ve tasarım sevgisi yeni marka kimliğimizde ifade ettiğimiz Dna’mızın temel unsurlarıdır.

Yeniden markalaşmanın bir parçası olarak vurgulamak istediğiniz belirli tasarımlar veya tasarım öğeleri var mı?

Rolf, netlik ve sadelikle karakterize edilen zamansız tasarıma odaklanıyor. Tasarımımız uyumlu bir tasarım dili ile karakterize edilir. İyi tasarımın içten başladığına, kafadan geçtiğine ve kalbe dokunduğuna inanıyoruz. Estetik ve teknoloji eşit derecede önemlidir. Rolf karmaşıklığı sadeliğe dönüştürür.

Tasarımda abartısızlık kendini nasıl gösterir?

Ürünlerimizin işlevselliğinde ve güzelliğinde. Rolf’ta bir gözlüğü göz alıcı logosundan değil, dengeli şekli ve ince, işlevsel zarafetinden tanırsınız. Gözlüklerimiz, işlevsel tasarımın da güzel olabileceğini kanıtlıyor. Her çerçeve yenilikçi bilgi birikimi ve doğal sadelik içeriyor. Bu unsurlara daha fazla yer vermek ve Rolf markasını ürünlerimiz için bir çerçeve olarak güçlendirmek yeniden markalaşmamızın temelini oluşturdu.

Yeniden markalaşma, koleksiyonların uyarlanmasını veya genişletilmesini de içeriyor mu?

Kesinlikle evet. Mevcut koleksiyonlarımızı korumanın yanı sıra sürekli olarak yeni ürünler ve koleksiyonlar sunacağız. Son olarak Fusion koleksiyonumuzu sunduk. Bu koleksiyon teknik uzmanlığımızı doğal malzemelerle birleştiriyor ki bizim için gerçek bir dönüm noktasıdır. Bu amaçla, makinelerimizin modernizasyonuna yatırım yaptık. Bu yatırım, yüksek teknolojiye, yeniliğe ve bağımsızlığa olan bağlılığımızın altını çiziyor.

Peki #planetrolf ne anlama geliyor?

Yenilik, statükoyu sürekli sorgulama ve yenilenebilir hammaddelerden yüksek kaliteli ve dayanıklı gözlük üretme taahhüdümüz. Açık ve şeffaf bir şekilde iletişim kuruyor ve neyi sürdürülebilir ve dürüst ürünler olarak gördüklerine karar vermeyi ortaklarımıza ve müşterilerimize bırakıyoruz. Sürdürülebilirlik yaklaşımımız, harici organik veya eko-etiketlere değil, kendi standartlarımıza ve inançlarımıza dayanmaktadır. Ürünlerimizle özdeşleşebilen herkes #planetrolf’te buluşuyor.

Kaynak: Spectr

Haziran 2024

Oliver Peoples & Roger Federer

Güçlü Uyum

Oliver Peoples and Roger Federer ilk ortak gözlük koleksiyonlarını beğenilere sundu. Serideki tasarımlar, efsanevi tenisçiyi onurlandıran özel detaylarıyla öne çıkıyor.

Batı Hollywood’un kalbinde, Sunset Bulvarı’nda doğan bir miras markası olarak Oliver Peoples, 1987 yılında ilk butiğinin açılmasıyla kuruldu.  Los Angeles’ın eşsiz kültürü; moda, film, sanat, müzik unsurları markanın ürünlerine ve havasına ilham vermeye devam ediyor. Oliver Peoples en başından beri üstün ürün tutkusuna, Kaliforniya’da kök salmış kendine özgü bir kültüre ve hizmet titizliğine sahipti. Bu temel değerler markanın kalbinde yer almayı sürdürürken bugün de varlığını koruyor. Otantik ve tutarlı bir ses aracılığıyla Oliver Peoples hiçbir zaman bir logoya güvenmedi, bunun yerine yaklaşımını takdir eden, saygı duyan ve benzer düşünen tüketicilerle ilişkiler geliştirdi. Roger Federer spor tarihinin en sevilen ve en çok ödül alan tenisçilerinden biri olarak, 237 hafta üst üste olmak üzere 310 hafta boyunca Association of Tennis Professionals (ATP) tarafından teklerde dünya 1 numarası olarak gösterilmiş ve yıl sonunu beş kez 1 numara olarak tamamlamış efsanevi bir sporcudur. En çok Wimbledon şampiyonluğu elde eden erkek tenisçi rekorunu 8 kez ile kırarken, şanlı kariyerinde 20 Grand Slam şampiyonluğu bulunmaktadır. Roger Federer ayrıca kendi adını taşıyan vakfı aracılığıyla son 20 yılda Afrika’da ve kendi ülkesi İsviçre’de 2.5 milyondan fazla çocuk için eğitim fırsatı sunmuştur. Oliver Peoples ve Roger Federer ilk gözlük koleksiyonları için bir araya gelerek, bu özel seriyi 2024 İlkbahar sezonuyla birlikte beğenilere sundular. Roger Federer ve Oliver Peoples markaları altında dört koleksiyondan oluşacak olan bu işbirliği, dördü güneş gözlüğü ve ikisi shield (kalkan) çerçeve olmak üzere altı yeni stil ile başlıyor. Efsanevi Roger Federer’in Oliver Peoples markasıyla birlikte tasarladığı bu eşsiz gözlük koleksiyonu hakkında kendisiyle yapılan röportajı sunuyoruz.

Oliver Peoples sizin için ne ifade ediyor ve sizi Oliver Peoples ile gözlük koleksiyonu için işbirliğine götüren hikayeniz nasıl başladı?
İlk Oliver Peoples çerçevemi satın almamın üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçti ve böylesine köklü ve zarif bir markayla işbirliği yapmak için bir araya gelmenin çok özel olduğunu düşünüyorum. Oliver Peoples ile çalışmak istedim çünkü ürünlerinin bütünlüğünü takdir ediyorum ve RF markamı onlarla genişletmek benim için olması gereken doğal akışın bir parçasıydı. Ayrıca, performans gözlük markasının ne olmasını istediğimiz konusunda da aramızda güçlü bir uyum vardı; son derece işlevsel ama aynı zamanda lüks gözlükler üreteceğimizden emindim ve öyle de oldu.

Koleksiyonu tasarlarken küçük detaylar sizin için ne kadar önemliydi? Kişisel favori detayınızdan söz edebilir misiniz?
Detayların büyük bir hayranıyım. Çerçevenin her açısını ve işlevini özel kılmak için çok yakından odaklandık; hafif tasarım, yüksek optik kaliteli camlar ve tenis raketinden esinlenen özel bir corewire, sap uçları ve Wimbledon’daki kariyer galibiyetlerimin sayısına uygun olarak 8 numaranın kullanılması gibi özel detaylar ekledik.  Birini seçmem gerekirse, kişisel favorim eski tenis raketlerinden esinlenen özel corewire desenidir. Bu özel, ince gönderme doğrudan spor kariyerime yöneliktir.

Koleksiyonda yer alan her gözlüğü rahatlık ve konfor için tasarlandınız. İster yokuş yukarı bisiklet sürerken ister bir tenis maçının ortasında olsun, her gözlüğün performans boyunca tutarlı bir şekilde yüze oturmasını nasıl sağladığınızdan bahseder misiniz?
Geliştirme ekibiyle çalışırken uyum benim için büyük bir odak noktasıydı. İster spor ister günlük yaşam olsun, güneş gözlüklerimizin özellikle herhangi bir aktivitede yüzde kaymadığından emin olmak istedim. Sonuç olarak burun yastıkları ve sap uçlarında kaymayı önlemeye yardımcı olan kauçuk kavrama detayları ortaya çıktı. Tasarımların hafif olması da çerçevenin yüzde dengede durmasına yardımcı oluyor.

Koleksiyonda sizi ve mirasınızı onurlandıran pek çok özel ayrıntı var. Özellikle number 8’e, özel corewire desenini ve sekizgen RF metal logo parçasını dahil etmeye nasıl karar verdiniz?
Bu unsurlar koleksiyondaki her çerçevede yer alan çok hoş gizli detaylar. Daha önce de belirttiğim gibi 8 sayısı, Wimbledon’daki kariyer şampiyonluklarıma ve 8.8.81 olan doğum günüme bir göndermedir. Corewire diye adlandırdığımız özel tel deseni ve sekizgen sap uçları tenise ince bir göndermedir; corewire için vintage tellerden esinlendik ve sap uçları tenis raketinin uç parçası gibi sekizgendir.

Koleksiyonda kullandığınız camların özellikleri hakkında neler eklemek istersiniz?
RF x Oliver Peoples koleksiyonu, denizden ormana ve şehre kadar açık hava ortamlarının tonlarını güçlendirmek için Renk Geliştirme teknolojisini içeren görsel netliği yeniden tanımlayan camlar sunuyor. Polarize camlar parlamayı zahmetsizce keserken, aynalı yüzeyleri kullanıcıya gizem ve şıklık katıyor.

Koleksiyonun en tanınmış parçalarından biri Mr. Federer çerçevesi. Modeli bu kadar tanınır kılan nedir ve bu ismi seçme sebebiniz nedir?
Mr. Federer’in şekli 2023 Met Gala’da taktığım Oliver Peoples güneş gözlüğünden esinlenildi. Bu zamansız kare cam şeklinin her zaman hayranı olmuşumdur, ancak işbirliğimiz için bu görünümü daha sportif bir şekilde birleştirmek istedim. Bunun sonucunda zamansız, sofistike bir stil ortaya çıktı. Ancak yine de yüksek optik kaliteli camlar, kauçuk kavrama özellikleri ve özel detaylar dahil olmak üzere koleksiyondaki diğer çerçevelerle aynı performans ayrıntılarına sahiptir.

Mayıs 2024

Alexander Wintsch

Retro Cazibesi

Silmo İstanbul’daki varlığımız bize profesyonellerle bağlantı kurmak için değerli fırsatlar sunarken, Türkiye pazarının gelişen trendleri ve tercihleri hakkında içgörü kazanmamızı sağlıyor.

Alexander Wintsch 1958 yılında Barselona’da doğdu. Çocukluğunun büyük bir kısmını annesi Mireya Wintsch’in memleketi olan İsviçre Alpleri’nde geçirdi. Annesi onun hayatında önemli ve temel bir figürdü. Ona disiplinin, çabanın, azmin ve hepsinden önemlisi dağlara ve kayak yapmaya olan tutkusunun önemini öğretti. Babasının yardımıyla Madrid’de ilk gözlük şirketini açtı. Babasından, ilk koleksiyonlarını hazırlamasına yardımcı olan yenilikçi ve girişimci ruhunu miras aldı. Mireya Wintsch uçuş görevlisi olarak çalıştığı ve çeşitli kültürlerle ve ona ilham veren insanlarla tanışmasını sağlayan seyahatlerinin hikayelerini oğluna aktardı. Her seyahatle birlikte, annesinin anılarının onuruna yeni bir koleksiyon doğdu. Bu nedenle, her modele farklı bir heybetli dağın adı verildi. Şimdi de bu özel mirası koruyarak geleceğe taşıyan Alexander Wintsch’in kızından başkası değil. Küresel optik sektörünün önemli oyuncularından biri olan Alexander Wintsch markasının Uluslararası Direktörü ve Kreatif Direktörü Marta Llopis ile markaya dair yaptığımız özel röportajı sunuyoruz.

Tasarımcı olan babanız Alexander Wintsch’in mirasına sahip çıkarak bu köklü markanın Yöneticisi ve Kreatif Direktörü oldunuz. Kariyerinizin nasıl şekillendiğinden bahsedebilir misiniz? Tasarıma ilginiz nasıl başladı?
Madrid’deki IE Üniversitesi’nde İşletme alanında lisans eğitimi aldım. Odak noktam işletme çalışmaları olsa da IE, teknoloji ve inovasyona verdiği önemle tanınıyor. Orada geçirdiğim süre boyunca inovasyon, tasarım ve iş dünyasının kesiştiği noktalara yoğun bir ilgi duymaya başladım. Babam tanıdığım en yaratıcı insandır. Çok sayıda marka için 40 yılı aşkın tasarım deneyimiyle beni gözlük tasarımı dünyasıyla tanıştırdı. Üzerimdeki etkisi çok derin oldu; çok küçük yaşlardan itibaren ona ofisinde eşlik eder, renkli asetatlarla oynar ve yaratıcı sürece ilk elden tanıklık ederdim. Eğitimimi tamamladıktan sonra kendimi tamamen onun işine adadım. Ondan öğrendiğim en değerli derslerden biri, yeni tedarikçiler keşfetmenin ve onlarla işbirliği yapmanın önemi oldu. En iyi malzemeleri temin etmek için sık sık farklı ülkelere seyahat ediyor ve kreasyonlarımızın gerçekten benzersiz olmasını sağlıyoruz. Babamın rehberliğinin ve akıl hocalığının hayatım üzerindeki etkisi çok fazladır. Sadece tasarım tutkusunu benimle paylaşmakla kalmadı, aynı zamanda beni kendi yaratıcılığımı ve sesimi keşfetmeye teşvik etti.

Alexander Wintsch’in tasarım dili hakkında neler söylemek istersiniz? Bu noktada diğer markalardan nasıl ayrışıyor?
Alexander Wintsch’in tasarım dili, zarif ve zamansız tarzıyla öne çıkan, gelenek ve yeniliğin eşsiz bir karışımıdır. Kökleri aile mirasına dayanan Wintsch’in kreasyonları, yeni ve yenilikçi unsurları bir araya getirirken kalıcı zarafeti de yakalıyor. Bu denge hem geleneğe hem de modernliğe değer veren müşterilere hitap eden özgünlük ve mükemmellik ile etkileşime giriyor. Wintsch’in detaylara gösterdiği özen ve aile geleneğini paylaşma konusundaki kararlılığı, her bir parçanın geçmişe bir övgü ve geleceğe bir bakış olmasını sağlayarak seçici müşterilerle kalıcı bir bağ kuruyor.

Koleksiyonlarınız için ilham kaynaklarınız nelerdir? Esinlendiğiniz unsurlar her yeni koleksiyonda farklılık gösteriyor mu?
Markamıza eşlik eden iki ana ilham kaynağı var: aile mirası ve piyasa trendleri. Markamızın temelini oluşturan değer, özellikle büyükannem ve babamın çocukluğundan ilham alan aile mirasımıza dayanıyor. Büyükannem olağanüstü bir kadındı, zamanının ötesindeydi ve son derece cesurdu. Tüm bu unsurlar, tasarladığımız koleksiyonların içinde yer alıyor. Koleksiyonlarımıza İsviçre değerleri ve kültürü aracılığıyla anlam katmaya çalışıyoruz. Bunu başarmak için, en son Davos koleksiyonumuzda görüldüğü gibi, İsviçre’ye her seyahat ettiğimizde ilham arıyoruz. Bir diğer açık ilham kaynağımız ise tasarımcı ekibimizin yeni trendleri, renkleri ve malzemeleri yakalamak için düzenli olarak katıldığı uluslararası ticaret fuarlarıdır. Ayrıca, işbirliği yaptığımız fabrikaları ziyaret etmek de çok önemli. Size sunulan ile gördüğünüz genellikle iki farklı şey olabilir.
Markanın ünlü Icon koleksiyonunun karakteristik yapısından bahsedebilir misiniz? Bu ayrıcalıklı seri yeni modellerle genişleyecek mi?
Icon koleksiyonunun arkasındaki fikir, zaman içinde en çok satan modelleri korumak veya pazar trendlerini takip etmeyen, ancak markamızın bir sembolü olarak hizmet eden benzersiz ve retro modeller ortaya koymaktır. Evet, zaman içinde güçlü bir marka kimliğine sahip yeni özel modellerle kesinlikle genişleteceğiz.
En yeni Davos koleksiyonunuzda öne çıkan çarpıcı detaylar bulunuyor. Davos’un özelliklerinden söz edebilir misiniz?
Davos koleksiyonumuz, İsviçre’den aldığımız ilhamın özünü koruyan kapsül koleksiyonlar sunma konusundaki kararlılığımızın bir kanıtıdır. Bu yıl, Davos ve Arosa olmak üzere iki kapsül koleksiyonu piyasaya sürmekten heyecan duyuyoruz. Adını İsviçre’de kış sporları yarışmalarının oldukça popüler olduğu pitoresk kayak kasabasından alan Davos, benzersiz menteşe detayları ve bambu şakaklarıyla retro bir estetiğe sahip. Detaylara titizlikle özen gösterilerek hazırlanan bu kapsül koleksiyon, slalom, snowboard ve kayakla atlama gibi kış sporlarının heyecan verici dünyasından ilham alıyor. Her bir çerçeve, eko-asetat malzemelerden üretilmiş iğne uçları, karmaşık bir şekilde oyulmuş saplar ve ön kısımdaki ince süslemeler gibi özel dokunuşlara sahiptir. Eylül ayında, tatillerimizi sık sık geçirdiğimiz bir başka büyüleyici İsviçre kayak köyünden esinlenerek Arosa koleksiyonunu piyasaya süreceğiz. Bu özel koleksiyonda, gözlük meraklıları için lüks ve dayanıklı bir seçenek sunan titanyumdan üretilmiş çerçeveler yer alacak.
Alexander Wintsch’te sizin için en özel tasarımlar hangileridir ve neden?
Alexander Wintsch’te bizim için en özel tasarımlar şüphesiz Icon koleksiyonunda yer alıyor. Bunlardan en ikonik olanları AW6145 Sulegg ve AW6144 Grunhorn’dur. Bu iki modelden ilham alan daha fazla seri geliştirmek için sürekli çalışıyoruz. Bununla birlikte, tasarımcımız Alexander’ın kişisel favorisi AW20155 Bernnina kadın modelidir.
Türkiye’de distribütörlüğünüz aracılığıyla temsil ediliyorsunuz. Bu işbirliğinin Alexander Wintsch markasına katkıları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Optiser’in Türkiye’deki tek yetkili distribütörümüz olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Silmo Paris fuarına ilk ziyaretim sırasında meraklı kişiler standımıza yaklaştı. Pazardaki diğer markalardan sıyrılan retro bir marka arıyorlardı ve küçük, gözden uzak bir stantta bile olsa bize ilgi gösterdiler. Onların sayesinde marka sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda da büyüdü. Markanın önemli bir yere gelebileceğine dair bana güven aşıladılar. Bugün 15’ten fazla ülkede temsil ediliyoruz ama şüphesiz en iyi temsil Türkiye’de. Gelenek, aile ve moda değerlerimizi paylaşıyorlar. Ayrıca, Türkiye’de pazara özel modelleri var ve her zaman en son trendleri takip ediyorlar.
Türkiye’de gerçekleştirilen Silmo İstanbul Optik Fuarı’nda temsil edilen markalardan biri olarak fuarı ve fuarın eriştiği coğrafyadaki varlığınızı nasıl değerlendirirsiniz?
Markamız için böylesine önemli bir etkinlik olan Silmo İstanbul Optik Fuarının bir parçası olmaktan onur duyuyoruz. Fuara bizzat katılarak, markamızın temsil edilme ve en yeni koleksiyonlarımızı sergileme konusundaki yetkinliğine şahit oldum. Fuarın yönetim ekibi bu konuda mükemmel bir iş çıkarıyor. Fuardaki varlığımız bize sektör liderleri ve potansiyel müşterilerle bağlantı kurmak için değerli fırsatlar sunarken, aynı zamanda Türkiye pazarının gelişen trendleri ve tercihleri hakkında içgörü kazanmamızı sağlıyor. Türkiye’nin hızla genişleyen bir pazar olduğu göz önüne alındığında, bu fuara katılmak büyüme fırsatlarından yararlanmamıza ve bu bölgedeki marka varlığımızı güçlendirmemize olanak sağlıyor.

Nisan 2024

Dita

 

Lüks marka, zanaatkarlıktan ödün vermediği, gelişmiş cam teknolojisine sahip süper rahat ve yüksek kaliteli Dita Lancier koleksiyonuyla dikkatleri üzerine çekiyor.

Dita 1995’ten bu yana gözlüğü geleneklerinin ötesine geçerek yeniden keşfetti ve cesur karakter çerçevelerinden yenilikçi teknoloji aracılığıyla zamansız şekillerin yeni yorumlarına kadar çeşitli ürünlerle gizli bir lüks yarattı. Tasarım alanında 25 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren ve üretimin en üst seviyelerinde yer alan ortaklarıyla Dita’nın uzmanlığı benzersizdir ve optik inovasyonda gerçek bir lider olarak imrenilen bir itibar kazanmıştır. Özellikle altın ve siyahın çarpıcı tonlarındaki farklı ve cesur tasarımlarıyla tanınan Dita, önde gelen bir gözlük markası olarak adından söz ettiriyor. Marka geçtiğimiz yıl, çağdaş yeteneği ve zahmetsiz şıklığıyla büyüleyen Dita Lancier koleksiyonunu tanıttı. Dita Başkan Yardımcısı Drew Oppermann ile Dita Lancier koleksiyonunu diğerlerinden ayıran benzersiz özellikler hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Drew, Dita’yı bir gözlük markası olarak tanıtmaya gerek yok. Ancak bize bu lüks markanın felsefesi hakkında bilgi verebilir misiniz? Dita ürünlerini öne çıkaran nedir?
Dita’da yaptığımız her şeyde bireyselliğe ve statükoyu yıkmaya inanıyoruz. Dita markası tek bir kategoridir ve ürünlerimizden ödün vermeyiz. Yalnızca, olağanüstü ve benzersiz yetilerini nesilden nesile aktaran usta zanaatkarlara sahip en iyi Japon fabrikalarıyla çalışıyoruz.

Dita Lancier’i lanse etmekteki motivasyonunuz neydi?
Dita Lancier koleksiyonumuzu geçen yıl biri güneş gözlüğü diğeri optik olmak üzere iki yeni konseptle yeniden lanse ettik. Koleksiyonun motivasyonu, aynı zamanda şık, süper rahat, yüksek kaliteli bir ürün isteyen tüketiciye hitap eden gelişmiş güneş gözlüğü cam teknolojisine sahip bir marka başlatmaktı. Ardından, özel üretim yöntemleri ve Japonya’dan en iyi malzemeleri kullanarak inanılmaz derecede hafif, minimalist ve modaya uygun olağanüstü bir optik koleksiyon ekledik.

Dita Lancier koleksiyonunun ürün tasarımı ve kullanımı açısından klasik Dita koleksiyonundan farkı nedir?
Dita koleksiyonu, birçok stilde kendine özgü siyah ve altın kombinasyonları da dahil olmak üzere birçok cesur şekil ve renkle güçlüdür. Dita Lancier koleksiyonu ise olağanüstü rahatlığı, giyilebilir şekilleri ve toprak tonları ile modaya uygun ve hafiftir.

Dita Lancier’de gördüğümüz tasarımlardan bazıları nelerdir?
Dita Lancier koleksiyonunda geniş bir tasarım yelpazesi bulacaksınız. Optik tarafta hem yüksek kaliteli titanyum hem de Japon asetatından klasik, modaya uygun ve retro şekillerin bir kombinasyonuna sahibiz. Güneş gözlüğü koleksiyonumuz, karışık malzemeler ve özel özellikler kullanan çeşitli navigatör, pilot, modifiye yuvarlak ve kare şekiller içeriyor.

Dita Lancier aynı zamanda bir spor ortamında konumlanıyor. En çok hangi sporla ilişkilendiriliyorsunuz?
Dita Lancier güneş gözlüğü koleksiyonu başlı başına bir spor güneş gözlüğü koleksiyonu değil. Dita Lancier aktif bir yaşam tarzı güneş gözlüğü markasıdır. Tescilli güneş camlarımız çeşitli aktiviteler için inanılmaz derecede iyi çalışıyor.

Yüksek kaliteli bir görsel deneyim özellikle önemlidir. Camlarınızı diğerlerinden ayıran nedir?
Güneş gözlüğü camlarımızın özel renk tonu formülleri, son derece yüksek kaliteli AR kaplama ve uygulanabildiği yerlerdeki polarizasyon ile birleştiğinde camlarımızı benzersiz kılıyor. Her 3 camın da netliği ve renk kontrastı rakipsizdir. Farkı deneyimlemek için bir Dita Lancier güneş gözlüğünü denemeniz yeterlidir.

Land (Kara), Sea (Deniz) ve Air (Hava) arasında ayrım yapıyorsunuz. Land aktiviteleri için camların özellikleri nelerdir?
Land camımız tam polarizasyon ve yüksek kontrastın en iyi kombinasyonudur. Dita Lancier Land camı, doğal derinlik algısını tamamen korurken göz kamaştırıcı parlamayı önemli ölçüde azaltarak günlük aktivitelerin gerçeklerini karşılar. Yol ve patika ortamları için kahverengi polarize Land cam kırmızılar, yeşiller ve sarılarla kontrast oluşturur. Tam polarizasyon ve yüksek kontrast, daha fazla netlik sağlayarak canlı renkleri ortaya çıkarır ve karada optimum görünürlük sağlar.

Sea kategorisini diğerlerinden ayıran nedir?
Sea camlarımız plaj, tekne, yelken, balıkçılık gibi tüm su aktiviteleri için parlamayı azaltmada en üst seviyeyi sunar. Dita Lancier Sea camı, açık suda ve çevresinde kontrasttan ödün vermeden yansıyan yüzey parlamasının çoğunu ortadan kaldıran tamamen gömülü polarizasyon teknolojisine sahiptir. Bu gri cam, okyanus ve gökyüzünün mavi arka planına karşı kırmızılar ve cilt tonlarıyla kontrast oluşturur. Maksimum polarizasyona sahiptir.

Peki ya Air kategorisi?
Air camlarımız, tüm ışık koşullarında derinlik algısından ödün vermeden maksimum kontrast için polarize değildir. Bu camlar sadece yürüyüş, kayak ve dağcılık için değil, aynı zamanda polarize cam takamayan pilotlar için de mükemmeldir. Geliştirilmiş kontrast ve derinlik algısı sayesinde golf, hentbol veya tenis gibi topa vurulan tüm sporlar için en iyi seçimdir.

Dita Lancier’de hangi malzemeyi tercih ediyorsunuz? Güneş gözlüğü ile optik gözlük arasında malzeme farkı var mı?
Aslında optik ve güneş gözlüğü arasında malzeme açısından çok fazla ayrım yapmıyoruz. Hem optik hem de güneş koleksiyonlarındaki tüm Dita Lancier metalleri yüksek kaliteli titanyumdur. Her ikisinde de standart asetatlardan daha uzun süre kürlenen Japon asetatları kullanıyoruz. Bu seçimimiz asetatın kırılmadan daha ince olmasını ve deforme olmadan daha aşırı sıcaklıklara dayanmasını sağlıyor. Tek fark, sadece güneş koleksiyonumuzda daha atletik güneş gözlükleri için süper hafif bir naylon malzeme kullanıyor olmamızdır.

Kaynak: Spectr

Mart 2024

Hug Spectacles

Lükse Yeni Dokunuş

Lüks Alman markası Hug Spectacles, estetiği temel unsurlara indirgeme konusundaki nadir yeteneği sayesinde abartısız şıklığın öncülerinden biri olarak kabul ediliyor.

Alman lüks gözlük markası Hug Spectacles, sürdürülebilir malzeme ve hammadde kullanımına büyük önem verirken, zamansız tasarım konseptlerini uyguluyor. Popüler çizgilerden ve abartıdan uzak minimalist çerçeveleriyle, detaylara gösterilen özeni ve tutkuyu yansıtıyor. Hug’ın Ortak Kurucularından Thomas Hobmaier ile marka hakkında merak edilenlere dair yapılan röportajı sunuyoruz.

Hug, gözlük dünyasında uzun geçmişi olan Frederic Utz ve Jochen Gutbrod ile birlikte sizin tarafınızdan kuruldu. Kendi gözlük şirketinizi kurmak istemenize ne sebep oldu?
Fred ve ben on yıl boyunca Heidelberg’de Steingasse 14’te birlikte bir mağaza işlettik. Mağaza için ne zaman gözlük seçsek, genellikle aynı anda aynı gözlüğü alırdık. Çok benzer bir estetik duyarlılığımız olduğunu fark ettik, her zaman aynı modellere ve renklere hızla karar verdik. Fred yıllardır kendi gözlüklerimizi yapmamız gerektiğini söylüyordu, böylece sonunda her şeyi istediğimiz gibi yapabilecektik. Jochen’i de aramıza aldıktan sonra gereken tüm becerilere sahip olduk. Tasarımcı, marka oluşturucu ve lider ruhlu iş insanı olarak eksiksizdik; üçümüz de estetik, sade ve kaliteli gözlükler üretmek istiyorduk.
Hug’da yaptığınız işi üçünüz nasıl bölüşüyorsunuz? Günlük üstlendiğiniz rol nedir?
Fred esas olarak tasarımla ilgileniyor. Ayrıca sosyal medya varlığımızın görünümü gibi projelerle de ilgileniyor. Jochen ürünlerimizi hayata geçiriyor; tüm bileşenlerin oluşturulması, tedariki ve dağıtımı ile bitmiş ürün depomuza gelene kadar üretimle olan yazışmalarla ilgileniyor. Ayrıca, özellikle teknik detaylar söz konusu olduğunda, gözlük yapımında en büyük uzmanlığa sahip. Ben marka oluşturma ve satışla ilgileniyorum. Tasarımlarımız söz konusu olduğunda, benim zayıf noktam kesinlikle renk seçimidir. Her tasarım bir etkileşimdir ve her zaman her şeyi birlikte sonuçlandırırız. Tasarımdan başlayarak sonuca ulaşana kadar her açıyı ve detayı inceliyor ve ayarlıyoruz. Aynı şekilde, renk seçimi ve doğru gözlük stilini vurgulamak için gümüş veya altın eklentilerin eklenip eklenmeyeceğine karar vermek de işbirliğimize dayalı bir süreçtir. Herkesin kendi öncelikleri vardır ve bunlar bireysel kararlara yansır.

Çerçeveleriniz zamansız bir niteliğe sahip; ilham kaynaklarınız nelerdir?
Bu anlamda ilham almak pek gerekli değil, çünkü hepimiz tam olarak bize uygun olanı uygulamak istiyoruz. Mantıken, bu bir yıl diğerinden farklı görünüyor. Çünkü sürekli gelişiyorsunuz ve başınıza gelen her şeyden etkileniyorsunuz. Bir şeyi büyük bir şekilde bir araya getirmek zorunda kalmadan içinizden çıkmazsa, gerçek olamaz. Buna karşılık, her zaman havalı olduğunu düşündüğünüz şeyleri uygularsanız, bunun otomatik olarak her zaman gelişeceğine ve özgün kalacağına, dolayısıyla bağımsız ve heyecan verici olacağına inanıyoruz.
Robert Johnson’dan Gladys Bentley’e, her çerçeve adını bir blues efsanesinden alıyor. Bize bu blues öncülerinin markayı nasıl etkilediğinden söz eder misiniz?
Fred kendisi de gitar çalıyor ve bu eski blues sound’unu seviyor ve ilk koleksiyonu tasarlarken eski plaklarını çok dinledi. Başlangıçta bunlar farklı modeller için sadece çalışma isimleriydi, ancak Fred’in asetat gitar penasını masaya koyduktan sonra bunun bir perçin için güzel bir şekil olduğunu düşündük. Ayrıca, hepimiz müziği seviyoruz. Müzik hemen bir duyguyu aktarıyor ve blues pek çok farklı müzik tarzının temelini oluşturuyor. Bu yüzden ilk koleksiyonumuzu oluşturmamızla oldukça iyi bir uyum sağladı ve bu blues temeline sahip oluşumuz, başka güzel müzik temaları ve koleksiyonları hazırlayabileceğimiz anlamına geliyor.

Tüm gözlükleriniz Almanya’da üretiliyor. Bu da markanız için ödün vermeyeceğiniz bir diğer özellik mi?
İstediğimiz sonucu elde etmek için üretime yakınlığa ve kaliteye ihtiyacımız var. Benzer bir hassasiyetle çalışabilen ve bu kadar güzel yüzeyler üretebilen başka kimsenin olduğunu düşünmüyoruz.
Gözlük çok spesifik bir ürün ve bir kişiye uygun olan model, bir başkasına uygun olmayabilir. Modellerinizi nasıl tasarlıyorsunuz? Aklınızda bir yüzle mi başlıyorsunuz?
Hayır, her zaman aklımızda uygulamak istediğimiz bir stil var. Bu bize aynı zamanda büyük mü küçük mü, kadınsı mı erkeksi mi yoksa uniseks bir varyant olarak mı çalışacağını da söylüyor. Elbette, çeşitli boyutlarda çok iyi çalışan şekillerimiz var. Aksi takdirde koleksiyon içinde güzel bir denge olmasına dikkat ediyoruz.
Hug için sırada ne var? Şu anda üzerinde çalıştığınız ve hakkında konuşabileceğiniz yeni süreçler ya da fikirler var mı?
Çekmecelerimizin içinde gerçekten uygulamak istediğimiz pek çok fikir ve yeni proje var. Ancak bunu her zamanki kalitemizde tutarlı bir şekilde yapmak doğal olarak zaman alıyor ve bir şey hakkında ancak istediğimiz şekilde gerçekleştirilebileceğinden kesinlikle emin olduğumuzda somut olarak konuşmayı öğrendik.

Kaynak: Seen Journal

Şubat 2024

Cutler and Gross

Abartısız ve Lüks

İkonik tasarımları ile premium gözlük dünyasında 55. yılını kutlayan Cutler and Gross kalıcı mirasını korumaya ve hızla büyümeye devam ediyor.

Cutler and Gross, zamansız lüksü İtalyan işçiliğiyle birleştirerek Cadore, İtalya’da el yapımı yüksek kaliteli çerçeveler üretmektedir. Marka, modayı takip etmesiyle ün kazanmış ve yıllar boyunca birçok ünlü tarafından giyilmiştir. Efsanevi ilk günlerde, Cutler ve Gross ortakları Londra’daki Northampton Enstitüsü’ndeki optometri okulunda birbirleriyle tanışmışlardı. 60’lı yılların başlarıydı ve ikisi birlikte bir gözlük işi kurmak için gerçeğe dönüştürebilecekleri cesur bir planla son derece motiveydiler. Sadece iki yıl sonra, ikili güçlerini birleştirdi ve Londra Knightsbridge’de ilk optik mağazalarını açtı. El yapımı ısmarlama çerçeveler satıyorlardı. Bu optik mağazasından 1982 yılında Paris Moda Haftası sırasında lansmanı yapılan kendi gözlük markaları doğdu.
Bu yıl 55. yaşını kutlayacak olan İngiliz premium gözlük markası Cutler and Gross, olağanüstü işçiliğin bir sembolü olarak dimdik ayakta durmaya devam ediyor. 1971’e kadar uzanan ve ikonik tasarımlardan oluşan zengin arşivini Dolomitler’deki kendi fabrikalarında titizlikle denetlenen İtalyan üretimi ile hazırlayan Cutler and Gross, abartısız lüksün ve özgünlüğün özünü temsil ediyor. Cutler and Gross Satış Direktörü ve Ürün Lideri Jack Dooley ile markanın kalıcı mirası ve başarısının ardındaki itici güçler hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Cutler and Gross 2024 yılında 55. yıldönümünü kutluyor. Markayı karakterize eden olağanüstü işçilik mirası göz önüne alındığında, yaklaşan kutlama sırasında bu geleneği onurlandırmayı planlıyor musunuz?
Elbette. Zanaatkarlık işimizin kalbidir. Yetenekli zanaatkarlarımız olmadan bugün bulunduğumuz yerde olamazdık. Zanaatkarlık hikayesini her fırsatta anlatma konusunda bu yüzden tutkuluyuz. Başlangıç tasarımından prototip oluşturmaya, üretimden son cilaya kadar, bir parça el yapımı gözlük üretmenin pek çok adımı var. Bu süreç baştan sona 9-12 ay sürebilir. Gerçek güzellik de burada yatıyor.
İlginç bir şekilde, üretiminizin kalbi İtalya’da atıyor. Bu durum yüksek standartlarınızı korumanızda nasıl bir rol oynuyor?
Dolomitler’de 70’in üzerinde çalışanımızla kendi fabrikamız ve tasarım stüdyomuz olduğu için İtalyan üretimi Cutler and Gross markasının gerçekten merkezinde yer alıyor. Tasarım ve üretim sürecinin her unsuruyla şirket içinde ilgileniyoruz; çerçeveler baştan sona uzman ustalar ve zanaatkarlar tarafından el işçiliğiyle üretiliyor. Fabrikamızda sadece Cutler and Gross için ürünler üretiyoruz ve tasarım stüdyosu tıpkı bir geminin rotasını yönlendiren köprü gibi fabrikanın en üst katında yer alıyor.

Dikkat çekici bir benzetme yaptınız.  Cutler and Gross bu stratejiyi nasıl geliştirdi?
Her zaman çok yüksek standartlara sahiptik, ancak 2018’de üst düzey bir Japon fabrikasına yaptığımız bir gezi, ürünlerimizi daha da yüksek bir seviyeye taşımak için son işlemlerde yapabileceğimiz bazı farklılıklara gözlerimizi açtı. İtalya’da halihazırda sahip olduğumuz çalışanların beceri düzeyini ve mükemmellik standartlarını zorlamak için ne kadar istekli olduklarını gördük. Böylece, yönetim kurulu olarak 2023 yılına kadar Avrupa’daki en yüksek kalitede asetat çerçeveleri üretme hedefini belirledik. Yavaş ve istikrarlı bir ilerleme kaydettik, ancak Kreatif Direktörümüz Alessandro Marcer ve İtalya’daki Genel Müdürümüz Enrico Deppi’nin yardımıyla kaliteyi daha önce görülmemiş seviyelere taşıdık.
Aynı zamanda güncel ve modern kalırken bir miras markası olmayı da başardınız…
Başarımızın anahtarı, Dna’mıza ve mirasımıza duyduğumuz saygının yanı sıra, daha önce gelenlerin güzelliğini geliştirmek ve üzerine inşa etmek için duyduğumuz yaratıcı ihtiyaçtır. Kendi gözlük tasarımlarımızın etkileyici 55 yılının şekillerinden ve silüetlerinden büyük ölçüde ilham alıyor ve etkileniyoruz. Şu anda İtalya Cadore’deki tasarım stüdyomuzda bulunan ve 1971 yılına kadar uzanan kapsamlı arşivimizde 5.000’den fazla Cutler and Gross stili bulunmaktadır.

Dna’dan bahsetmişken, bize Cutler and Gross’u gerçekten çok iyi tanımlayan “Abartısız Lüks” terimi hakkında daha fazla bilgi verebilir misiniz?
Abartısız lüks 50 yılı aşkın süredir yaptıklarımızı anlatan yeni moda ifadesi. Brunello Cucinelli veya Loro Piana’nın kaliteli bir takım elbisesi gibi, çerçevelerimiz de gösterişli amblemler veya dış markalarla süslenmiyor. İç kısmında altın varaklı tek bir logomuz var. Gösteriş yapmaya ihtiyacımız yok ve müşterilerimiz de nadiren buna ihtiyaç duyuyor. Kullandığımız malzemeler ve bunları üretme şeklimiz, güzel bir şekilde oturan bir çerçeve yaratmaya ve dokunsal kalite hissi uyandırmaya yöneliktir.
Markanın Dna’sının değişmeden kalmasını sağlamak için size rehberlik eden kapsayıcı ilkeleriniz var mı?
Beş yıl içinde yaklaşık %300 büyüdük. Bu başarı, değer verdiğimiz birkaç temel değerle bağlantılı. Tasarım anlayışımız, kurucularımız Tony Gross ve Graham Cutler’ın mirasına derinlemesine dayanıyor. Her yeni model, gerçek bir Cutler and Gross çerçevesinin özünü temsil ettiğinden emin olmak için titiz bir onay sürecinden geçer. Gerçek perçinli menteşeler ve elle işlenmiş çerçeveler gibi geleneksel teknikleri kullanmaktan gözlüklerimizin müzik, film ve sanat dünyasına damgasını vurduğu gerçek anlardan ilham almaya kadar, otantiklik savunduğumuz bir diğer temel ilkedir. Yüzeysel trendlerden kaçınıyoruz. Markamızın bir diğer belkemiği de Tony Gross ve Graham Cutler ile birlikte çalışarak onlarca yıldır yolculuğumuzun bir parçası olan adanmış insanlardır. Onlar bütünlüğümüzü pekiştiriyor.

Geleceğe baktığımızda, Cutler and Gross mirasına sadık kalırken büyümeye ve yeniliklere devam etmeyi nasıl planlıyor?
Hem perakende hem de toptan satışı içeren agresif bir büyüme stratejimiz var. Bu büyüme stratejisinin en önemli unsurlarından biri, ürün tekliflerimizi titanyum, perakendeye özel boynuz ve diğer alternatif uyumlar gibi daha lüks teklifleri içerecek şekilde genişletmektir.
Peki ya perakende ve dağıtım?
Sadece kendi butiklerimizde ve premium mağazalarımızda satış yaparak seçici dağıtım modelimizi sürdürmek ve geliştirmek istiyoruz. Dünyanın önemli şehirlerinde yeni amiral gemisi mağazalar açmak için her zaman fırsatlar arıyoruz. Ayrıca mevcut tüm perakende mağazalarımızın tamamen yenilenmesini planlıyoruz. Kilit bir bileşen, kökenlerimize ve kişiselleştirilebilir camlara dayanan ısmarlama teklifimizin geliştirilmesi olacaktır.
Yeni işbirlikleri yapmayı hedefliyor musunuz?
Lüks İngiliz mücevher üreticisi The Great Frog ile gümüş ve altın gözlük dünyasına girmemizi sağlayan beş yıllık bir lisans anlaşması imzaladık. Önümüzdeki iki yıl içinde birkaç işbirliği daha olacak. İşbirlikleri her zaman Dna’mızın bir parçası olmuştur, diğer tasarım öncüsü markalarla ortak çalışmalar yaratıcılığa önemli katkılar sunuyor.

 

Kaynak: Favrspecs

Ocak 2024

Mykita

Eşsiz ve Sofistike

Yeni malzemeleri ve teknolojileri seçmek, yeni yapıları bulmak ve üretimini kendi yöntemleri ve kimliğiyle benzersiz bir şekilde yapmak Mykita’nın Dna’sını tanımlıyor.

Dünya’nın en iyi bağımsız gözlük markaları arasında ön sıralarda yer alan Berlin merkezli Mykita, Dna’sından ödün vermeden hazırladığı eşsiz ve sofistike koleksiyonlarını beğenilere sunmaya devam ediyor. Tasarımdan üretime kadar her koleksiyonunu kendi mutfağında hazırlayan Mykita, 20. yıldönümünü Silmo d’OR 2023 Responsible Company ödülüyle taçlandırdı. Mykita Ceo’su ve Kreatif Direktörü Moritz Krueger ile bu anlamlı ödül ve çok daha fazlası hakkında 23-26 Kasım 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilen Silmo İstanbul Optik Fuarı’nda yaptığımız röportajı sunuyoruz.

Merhaba Moritz Krueger, Mykita 20 yaşında ve dünyanın en iyi bağımsız markaları arasında yer alıyor. Markanızı kurarken sizi en çok ne motive etti? O dönemki hayal ve hedeflerinizi gerçekleştirdiniz diyebilir miyiz?
Her şeyden önce dünyanın en iyi bağımsız markalarından biri olduğumuzu düşünmenizi bir iltifat olarak kabul ediyorum. Çok teşekkür ederiz. Ayrıca uzun süredir gelişimimizi takip ettiğinizi de biliyorum ki bu gerçekten harika. Sanırım kuruluş için motivasyonumuz, kendi markamızı yaratmak ve kendi kararlarımızı almak, gözlük dünyasında alışılmadık bir yol bulmak gibi özerkliğimizi ortaya çıkarmak için saf bir istekten doğdu. Hayal ve hedeflerimizi gerçekleştirdik mi sorusuna gelince, bence her zaman bir şekilde hayal kurmaya ve gelişmeye devam etmelisiniz. Yani bu sonu olmayan, bitmeyen bir şeydir. Ancak şu anki konumumuza büyük bir strateji ve bir sonraki adım gibi ileriye dönük düşünerek gelmedik. Bu yüzden Mykita’nın gelişiminin organik bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim. Hayallerimiz gerçekleştiğinde, dünya çapında pek çok harika insan ve bizimle aynı tutkuyu paylaşan müşteriyle çalışma şansına sahip olduk.

Mykita’nın Dna’sını tanımlamanızı istersek neler söylerdiniz?
Evet, biz bir bakıma vahşi bir çocuğuz diyebilirim. Yani birilerini kabul etmek yerine kendi yolumuzu bulmak istiyoruz. Bu yüzden bence şirketin temeli gerçekten de kendi üretimimizi yapıyor olmamıza dayanıyor ve üretimimizi kendimizin yapıyor olması her zaman daha da gelişmek için bize belki de en büyük ilham kaynağı oldu. Ben kendi üretimimizi yaptığımız yere mutfağımız diyorum. Yani yeni teknolojiler, yeni malzemeler seçmek, yeni yapılar bulmak ve sürekli olarak gerçek anlamda yenilik yapmaya çalışmak ve işleri kendi yöntemimizle ve kendi kimliğimizle benzersiz bir şekilde yapmak; Mykita’nın Dna’sını açıklıyor. Bence her şeyin tek bir çatı altında bütünleşmesi çok nadir bir durum. Fikirden tasarıma ve üretime kadar, bence gerçekten çok ama çok entegre bir şekilde çalışıyoruz.
Dünyaca ünlü bir gözlük tasarımcısı olarak ilham kaynaklarınız sürekli değişkenlik gösteriyor mu? Sizi tasarıma en çok ne teşvik ediyor?
Bence ilham kaynaklarımızın değişkenlik gösteriyor oluşunu yine ilk olarak mutfağımızda neler olduğunu anlamak ve malzemelerimizi sürekli yenilediğimizden ve gözlük için kullanabileceğimiz daha fazla şey bulduğumuzdan emin olmaya çalışmamız ile açıklayabiliriz. Ayrıca birincil ilham kaynağı diye bir şey söz konusu değil. Çünkü evet, benim ilham aldığım kaynaklarım var, ama biliyorsunuz, benimle birlikte çalışan harika bir ekibim ve tasarım ekibim var. Hepimizin bireysel yeteneklerimiz var. Gözlüklerimizi tasarlarken bir yandan dünyaya bakmaya çalışırken, her pazarda neye ihtiyaç duyulduğunu görmeye de çalışıyoruz. Ama tabii ki daha çok kavramsal bir bakış açısıyla bazı daha şaşırtıcı olan yeni estetik türlere ulaşmaya çalışıyoruz, ancak bunların malzemelerle çalışmakla ve bizim için de üretimde yeni seçenekler belirlemeye çalışmakla alakası var. Yani aslında her şey bir ekip çalışması ile gerçekleşiyor.

Biraz da Mykita’nın en yeni koleksiyonundan ve modellerin öne çıkan özelliklerinden bahsedelim…
Açıkçası Covid’in iki yılı önemliydi. Biz bu dönemde kendimize odaklanmaya çalıştık ve organizasyonun temelini yeniden inşa etmek üzerinde durduk. Böylece tekrar yeni ürünler çıkararak, işbirlikleri gerçekleştirdik. Bu sebeple son koleksiyonumuzu Mykita olarak sahip olduklarımızı kutlamak amacıyla hazırladık. Yani ilk koleksiyonumuzdan geçen on yıllarla birlikte sunduğumuz diğer koleksiyonlarımıza bakarak, yeni ifade yolları ve estetik bulmaya çalışmadan kod yazılımı ve Dna’mızla gerçek bir tutarlılık gösteren bir koleksiyon oluşturduk.
20. yıl dönümüzü Silmo d’OR 2023 Responsible Company ödülü ile taçlandırdınız. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz ve sürdürülebilirlik projeleriniz 2024’te hız kazanacak mı?
Evet, kesinlikle. Silmo’nun sürdürülebilirlik ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk için ödül verdiğini duyduğumuzda çok heyecanlandık. Çünkü biliyorsunuz bu konular Mykita için başlangıcımızdan itibaren çok önemli olmuştur. Bizim ürünlerimizi kendimiz üretiyor, malzemelerimizi kendimiz tedarik ediyoruz. Bu sürekli bir yolculuk ve sürekli olarak bir şeyleri optimize etmeye ve geliştirmeye çalışıyoruz. Bu sebeple Paris’te bu ödüle layık görülmek bizim için inanılmazdı. Çünkü bu ödül Mykita’nın bir ürününe verilmedi, çok daha bütünsel bir yaklaşımla tüm çalışanlarımıza ve tüm ortaklarımıza verildi. 

Mykita koleksiyonlarında favoriniz olan güneş gözlüğü ve optik gözlükler hangileridir ve neden?
Bu soruyu yanıtlamak benim için çok zor, çünkü tek bir favorim olmadığını söyleyebilirim. Tek bir favorim olamaz çünkü bizim için portföylerimiz biraz da küçük bir aile gibidir. Pek çok farklı model var ve şu anda gerçekten sevdiğim ya da çok ama çok havalı bulduğum model, Berlin merkezli bir firmayla ile yaptığımız işbirliğinin ürünü. Bence gerçekten de arzu edilen bir model. Tasarımında çok güçlü bir duruşu var ve malzemesiyle dikkat çekiyor. Malzemesi bizim bir inovasyonumuzdur ve ilk olarak 2009 yılında pazara sunduk. Bu yüzden ürün, bu malzemeyi nasıl geliştirdiğimizi, süreçlerimizin nasıl geliştiğini gerçekten açıklamak için ideal bir örnek görevi görüyor. Berlin’deki ortağımızla bu ürün ile yeni bir estetiğe ulaştık. Yani bu ürün için aynı zamanda gerçek bir Berlin kutlaması gibi diyebiliriz.
Yeni yılla birlikte Mykita’dan sürpriz işbirlikleri, koleksiyonlar ya da açılışlar beklemeli miyiz?
Çok açıkça bizden sürpriz gelişmeler göreceğinizi söylemeliyim. Ama maalesef henüz detay veremiyorum. Ancak bizimle ilgili bir işbirliği ya da açılış olmasa da büyük bir haber verebilirim. Yeni bir binaya taşınıyoruz. Berlin’de yeni bir Mykita House bulduğumuz için gerçekten çok şanslıyız. Yeni bina şehrin merkezinde ve gelecek yıl Temmuz ayında taşınacağız. Yeni bina şu anda bulunduğumuz yerden yürüyerek sadece 10 dakika uzaklıkta. Gerçekten harika bir lokasyon olduğunu düşünüyoruz ve geleceğimiz için doğru bir adım attığımıza inanıyoruz. Bu taşınma bizim için gerçekten çok önemli çünkü house yani ev her zaman Mykita’nın manifestosu olmuştur.

Türkiye’de distribütörlüğünüz aracılığıyla temsil ediliyorsunuz. Bu işbirliğinizi ve Mykita’nın Türkiye pazarındaki konumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Öncelikle, Türkiye’de bu harika ekibe sahip olduğumuz için çok minnettarız ve çok şanslıyız. İşbirliğimize 2008’de başladık, toptancı olarak müşterilerimiz oldular. Üç yıl sonra da distribütörümüz oldular. O zamandan beri gerçekten çok yakın çalışıyoruz, bir aile gibi bir aradayız. İşbirliğimizin her geçen yılı birbirimizi daha iyi dinlemeye, birbirimize yardım etmeye ve destek olmaya çalışıyoruz. Tüm ekibin buraya getirdiği tutkuyu ve bağlılığı gerçekten hissedebiliyorum. Bu benim için çok özel bir şey ve markaların Silmo İstanbul’daki bağımsız, büyük sunumla ne kadar güzel temsil edildiğini görmek ayrıca heyecan veriyor. İstanbul’a gelişimle birlikte yaklaşık 10 ya da 12 müşteriyi mağazalarında ziyaret ettik. Güzel bir sunum yaptık ve tüm mağazalar, müşteriler çok mutlu ve çok heyecanlıydı. Herkes gelecek hakkında konuşuyordu ki bunu çok önemli buluyorum. Onlar da nasıl daha iyi ortaklar olabileceğimizi ve birlikte büyüyebileceğimizi anlamak istiyorlar. Bence her şeyin bir şekilde daha da konsolide olduğu gözlük dünyasında, kendi benzersizliği ve estetiği olan güçlü bağımsız markalara sahip olmak çok önemli. Nihai müşterilere gerçekten en ideal şekilde hizmet sunmak için en iyi gözlükçülerle birlikte çalışmak da son derece önemli diye düşünüyorum.
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nda sizi ilk kez aramızda görmekten çok mutluyuz. Son olarak 10. yaşını kutlayan Silmo İstanbul ile ilgili değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?
Biz de burada olmaktan çok mutluyuz. Fuarın ikinci günü İstanbul’a iner inmez Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirdiğiniz o görkemli geceye katıldık. Gerçekten tarih kokan o güzel binada harika bir konseptle mükemmel bir gece yaşadık. Bu sebeple biz de 10. Yıl dönümüzü kutluyoruz. Üstelik ilk kez katıldığım Silmo İstanbul Optik Fuarı’nda da gerçekten harika bir organizasyona ev sahipliği yaptığınızı görüyoruz. Ekibinizle fuara ilk başladığınız yıllarda bu başarı sizin için belki çok net değildi ama sizler hayal etmeye ve inanmaya devam ettiniz. Üstelik coğrafi konumunuzla Avrupa’yı Orta Doğu ve Uzak Doğu ile birleştirmeniz de gerçekten harika. Silmo İstanbul’un 10. yılında artan ziyaretçisi ve katılımcısıyla büyük bir başarıya imza attığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Silmo İstanbul büyümeye ve ilgi toplamaya devam ediyor. Sizleri tebrik ediyoruz.

Aralık 2023

Philipp Plein

Lüksü Yeniden Tanımlıyor

Philipp Plein, De Rigo ile yaptığı işbirliği sonucunda tasarımı, detayları ve yüksek kalitesi ile mücevherleri andıran lüks gözlükler sunarak dikkatleri çekiyor.

Alman moda tasarımcısı Philipp Plein tarafından kurulan lüks marka kendine özgü, yüksek kalitedeki ve eşsiz ürünleriyle dünya çapında büyük beğeni toplamaya devam ediyor. Philipp Plein De Rigo ile yaptığı işbirliğiyle gözlük modasında da iddialı olduğunu küresel anlamdaki hızlı yükselişiyle kanıtladı. Markanın Kurucusu ve Kreatif Direktörü Philipp Plein ile başarılı De Rigo ortaklığı, tasarımlarındaki ilham kaynakları, gözlük koleksiyonlarının özellikleri ve markasının gelecek hedefleri hakkında yaptığımız röportajı sunuyoruz.

Markanızı henüz 20 yaşındayken kurdunuz. Bu cesur girişim için sizi en çok ne motive etti? O dönemki hayallerinizin tümünü şu günden geriye dönüp baktığınızda gerçekleştirdiniz diyebilir miyiz?
Aslında her şeye yeni başladık diyebiliriz. Markayı genişletiyoruz ve iki yıl önce De Rigo ile birlikte gözlük işine başladık. Bu ortaklık büyük bir küresel başarı oldu. De Rigo ile yaptığımız bu ortaklıktan dolayı çok heyecanlıyız, çünkü bize markamızı daha önce sunulmadığımız yeni bir optik çerçeve ve güneş gözlüğü pazarına taşıma fırsatı verdi. Tahmin edebileceğiniz gibi yeni ürün kategorileri ile birçok yeni pazarda genişlemeye başladık. Örneğin, artık bizim için yeni olan saat işimiz, otel işimiz var ve bir sonraki adım, önümüzdeki yıldan itibaren Milano’da başlayacağımız restoranı açmak olacak ve evet, daha gerçekleştirmek istediğimiz birçok hayalimiz var.

Büyük başarılara imza atmış bir tasarımcısı olarak moda endüstrisi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Moda asla durmayan bir şeydir. Moda her zaman çok hızlı hareket ediyor ve değişiyor. Moda sürekli değişiklikler yaşıyor. Biz kendimizi modaya adapte etmek için buradayız. Toplumumuz değişiyor, müşterilerimiz değişiyor ve moda da değişiyor. Yani modanın çok akıcı ve çok hızlı olduğunu düşünüyorum.

Birçok ürün grubuna koleksiyon hazırlıyorsunuz. İlham kaynaklarınız sürekli değişkenlik gösteriyor mu? Sizi tasarıma en çok ne teşvik ediyor?
Ben her zaman her yerden ilham alıyorum. Sadece ilhamın size gelmesini sağlamaya hazır olmanız gerekiyor. Pek çok insan ilham alabilmek için yabancı yerlere seyahat etmeleri gerektiğini düşünüyor ama bu doğru değil. İlham almaya hazır olduğunuzda ilham alırsınız ve her şeyden ilham alabilirsiniz. Bu güzel bir akşam yemeği ya da bir öğün olabilir, sadece sokakta yürümek de olabilir. Her yerde ilham bulabilirsiniz. İlham her yerdedir.

Diğer ürünlerinizle kıyasladığınızda gözlük tasarımı farklı niteliklere sahip olmayı gerektiriyor mu?
Evet, bu işte başarılı olmak istiyorsanız, öncelikle markanızı bir gözlüğe nasıl dönüştüreceğinizi öğrenmelisiniz. Gözlük tasarımı size çok fazla alan tanımaz. Eğer bir elbise ya da tişört tasarlarsanız, keşfetmek ve üzerine baskılarınızı ya da desenlerinizi koymak için çok fazla alanınız olur. Ama gözlüğe geldiğimizde özel bir üründen bahsediyoruz. Çok tanımlı ve çok hassas olmanız gerekiyor. Tabii ki tasarımın işlevi takip etmesi gerekiyor ve bu çok önemli. Giyilebilir bir ürün tasarlamak zorundayız. Çünkü çılgın bir elbise giyebilirsiniz ama bir şeyi doğrudan yüzünüze taktığınızda konfora, işlevselliğe sahip olmalı ve tasarlarken yüzde olacağı gerçeğini de asla unutmamalısınız. İnsanlar yüzleri söz konusu olduğunda çok titizdir. Bu yüzden gözlük tasarlamak gerçekten zor bir iş ama bence biz bunu çok iyi başardık. Çünkü piyasadaki diğer ürünlerin çoğundan kesinlikle farklı olan bir ürünümüz var, bu yüzden de öne çıkıyor.

Philipp Plein markasına ait bir gözlüğü, diğer gözlüklerden ayıran en temel özellikler nelerdir?
Farkı anlamak için sadece detaylara bakmanız dahi yeterli olacaktır. Örneğin logo her yerde küçük alanlarda yer alabiliyor. Şakağın iç kısımlarına bile küçük logolar yerleştirdiğimizi görebilirsiniz. Her şey ayrıntıda gizlidir ve bir Philipp Plein gözlüğü bir mücevher parçası gibidir. Hatta artık sadece bir gözlük değil, bir mücevher parçasıdır diyebiliriz. Bir Philipp Plein gözlüğün her detayına baktığınızda farklı özelliklerini bulabilirsiniz. Bu gerçekten özel bir şey ve tabii ki gözlüklerin kalitesi de olağanüstü. Çünkü ortağımız De Rigo ile birlikte, yani en iyinin en iyisiyle çalışıyoruz. Dünyanın en iyi tedarikçilerinden ve üreticilerinden biriyle ortağız.

Gözlük endüstrisine De Rigo ile yaptığınız işbirliği ile giriş yaptınız. De Rigo’yu seçmenizin nedenlerinden bahsedebilir misiniz?
De Rigo pazardaki dört büyük oyuncudan biridir. De Rigo, uzun yıllardan beri yaptıkları işte çok geleneksel ve başarılı olan bir aile şirketidir ve bu tamamen yaklaşımlarıyla ve ayrıca olağanüstü gözlükler tasarlamak için çok gerekli olan kalite ve kalite anlayışına sahip olmalarıyla ilgilidir. Çünkü güzel ürünler bulabilirsiniz ama kalite aynı değildir. Bu yüzden tüm bu özelliklere sahip bir firmaya gitmeye karar verdik ve De Rigo bunu kesinlikle yerine getiriyor. Biz tasarımı sunabiliriz ama sonra onu uygulamak için doğru insanlara sahip olmanız gerekir. De Rigo ile sahip olduğumuz şey bu. Şu anda kalite ve tasarım açısından bir Philipp Plein gözlüğünden daha iyi ve daha yüksek bir şey bulmak zor. De Rigo da vizyonumuzu anladı ve her şeye ek olarak fiyat konumlandırmasını en iyi şekilde uyguladı.

Yakın zamanda De Rigo ile Plein Sport markanıza ait gözlükler için de küresel bir lisans anlaşması imzaladınız. Plein Sport koleksiyonunu ne zaman piyasada görebileceğiz? Nasıl bir koleksiyon olacak?
Plein Sport çok ilginç bir proje, çünkü Philipp Plein Eyewear’dan tamamen farklı. Çok daha ticari bir yaklaşıma sahip ve çok daha geniş bir dağıtıma odaklanacak. Tasarım açısından daha demokratik. Spor bir marka ve konumlandırma açısından Oakley’e daha yakın olabilir. Koleksiyon bu yılın sonunda, gelecek yılın başında piyasaya çıkacak. Yani 2024’ün ilk çeyreğinde Plein Sport gözlük koleksiyonunu piyasaya süreceğiz ve bu bizim için çok heyecan verici. Çünkü Plein Sport markalaşma, logolar gibi özellikler açısından tamamen farklı bir proje, markanın Dna’sı kesinlikle farklı. Teknik olarak hafif çerçevelerimiz, spor çerçevelerimiz, koşmak için çerçevelerimiz, bisiklete binmek için çerçevelerimiz ve tabii ki günlük kullanım için çerçevelerimiz var. Ancak hepsine baktığımızda, işlevin en üstte olduğunu söylemeliyim.

Kasım 2023

Markus T

25. Yılını Kutluyor

Almanya’nın en önde gelen gözlük markalarından biri olan Markus T, yirmi beşinci yıldönümünü 100 Seasons ismini verdiği çarpıcı bir reklam kampanyası ile kutluyor.

Alman gözlük markası Markus T, gözlük ve teknik üstünlüğe sahip tasarım için olağanüstü bir tutkuyla hareket ediyor. ‘Titanyumun Ustası’ olarak bilinen bağımsız marka, kendi merkezinde geliştirdiği yeni teknolojilerle bu alandaki statükoyu sürekli olarak zorluyor. Yenilikçi marka, kazandığı kırktan fazla tasarım ödülünü bu sürekli ilerleme ve modernizasyon arayışına borçludur. Markanın Kurucusu ve Kreatif Direktörü Markus Temming, 1999 yılında titanyum çerçevelerinden oluşan ilk koleksiyonunu piyasaya sürdü. Titanyuma ek olarak, tasarımcı özel bir poliamid olan tescilli materyali TMi’yi kullanmaktadır. Birkaç yıl süren araştırma ve geliştirme çalışmalarının ardından TMi, gözlük üretiminde kullanılan plastik malzemeler arasında en hafif ama en güçlü poliamidlerden biri haline geldi. Titanyum ve TMi malzeme kombinasyonuna sahip Markus T çerçeveleri 3.7 gram ile mutlak hafifliktedir. Markus Temming, markasının yaratıcı vizyonu ve ürün geliştirme üzerinde tam kontrol sahibi olmaya devam ediyor. Boyama süreçleri veya patentli ve vidasız konektörler gibi ileriye dönük teknolojiler geliştirmenin yanı sıra, sürdürülebilir üretim ve mümkün olan en küçük ekolojik ayak izi, kendisinin ve ekibinin en temel misyonudur. Bu yıl yirmi beşinci yıldönümünü hem görsel hem de tasarım açısından çarpıcı olan 100 Seasons (100 Mevsim) isimli kampanya ile kutlayan Markus T’nin Kurucusu Markus Temming ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Markus. Öncelikle büyük bir ilgi gören 100 Seasons kampanyanız için sizi kutluyorum. Yirmi beşinci yıl dönümüzü bu kampanyayla kutlama nedeniniz nedir?
Tüm sektörlerde yirmi beşinci yıldönümünü gümüş yılı temsil ediyor olabilir ancak sadece gümüş yıl diyerek geçmek Markus T olarak bizim değerlerimizle çok fazla uyuşmuyordu. Bu sebeple yirmi beş yılda yirmi beş kez geçirdiğimiz ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerinden ilham alarak yüz mevsime gönderme yapan 100 Seasons kampanyamızı beğenilere sunduk.

Kampanyanızın temel mesajı nedir ve bu mesajı kampanyanızda nasıl aktarıyorsunuz?
Kampanyamız 100 Seasons ile doğum günümüzü sadece tek bir günde değil, tüm 2023 yılı boyunca kutlamak en büyük isteğimizdi. Bu yirmi beş yıldır devam eden yolculukta çalışanlarımızın bizim için ne kadar değerli olduğu mesajını vermek amacıyla hareket ettik. Bu sebeple 100 Seasons kampanyasının çekimlerini kendi fabrikamızda bizimle uzun yıllardır beraber olan çalışanlarımızı model olarak kullanarak gerçekleştirdik. Neredeyse rötuş yapılmayan fotoğraflardan sekiz yüzü arasından en özgünleri seçtik. Kampanya görüntülerimiz yıl boyunca web sitemizde, sosyal medyada, ticari fuar stantlarımızda, PoS materyallerinde siyah-beyaz portreler olarak yer almaya devam edecek.

Dilerseniz şirketinizin yirmi beş yıllık tarihine hızla bir göz atalım. Sizce en büyük dönüm noktalarınız nelerdir?
Geçen zaman içerisinde gerçekten de birçok büyük dönüm noktasına ulaştığımızı söyleyebilirim. Öncellikle Markus T’in tarihindeki en önemli olaylardan biri tartışmasız 1998 yılında, bugün hala portföyümüzde bulunan bir koleksiyon olan Design Classic’in geliştirilmesiyle ‘doğması’ oldu. Koleksiyonlarımız, müşteri tabanımız, patentlerimiz, tasarım ödüllerimiz ve çalışan sayımız daha fazla alana ihtiyaç duyduğumuz noktaya kadar istikrarlı bir şekilde büyüdü. Bu da 2016’yı bir başka önemli dönüm noktası haline getiren Gütersloh-Isselhorst’taki cam fabrikasına taşındığımız zamana denk geliyor. Çok inişli çıkışlı ve duygu yüklü bir proje olan bu taşınma çoğu zaman yapılabilir olanın sınırlarını zorluyordu. Geriye dönüp baktığımızda çok heyecan verici bir dönemdi ve sonuçta gurur duyduğumuz bir şey ortaya çıktı.

Sizce hangi materyaller ve teknolojiler Markus T’yi daha iyi temsil ediyor?
Markus T olarak en yüksek kalitedeki titanyum ile kendi tescilli hafif plastiğimiz TMi’ye son derece güveniyoruz. Hammaddeden şekillendirme sürecine ve renklendirmeye kadar her iki malzemede de uzmanlığımızı kanıtladık. Tam istediğimiz gibi çalışana kadar üretim sürecindeki her adımı mükemmelleştiriyoruz. Örneğin 2014 yılında patentli titanyum renklendirme işlemi MSC’yi bu şekilde geliştirdik. Bu, yıllar sonra bizim ve müşterilerimiz için hala şaşırtıcı olan son derece karmaşık bir süreçtir. MSC, metalin üzerini koruyucu bir oksit katmanla kaplama işlemidir diyebiliriz.

Tasarımlarınızla da sektörde dikkat çekici bir etki yaratıyorsunuz. Peki bunu nasıl başarıyorsunuz?
Evet, bu doğru. İnsanların gözlüklerimizi görür görmez yani çerçeve üzerinde markayı gösteren bir etiket olmasa bile tanıyabilmelerini istiyoruz. Bu temel hedefe odaklanarak kendimize özgü oluşturduğumuz tasarım dilini kullanmaya özen gösteriyoruz. Açıkçası çerçevelerimiz kendi kendilerini kullanıcılara çok ideal bir şekilde gösteriyor. Ne mutlu ki çevremizden ve katıldığımız fuarlardan Markus T kullanıcılarının çoğu zaman birbirlerini tanıdıklarını duyuyoruz. Ayrıca dikkat çekmemizin bir sebebi olarak da teknolojiyi gizlemek yerine ön plana çıkarmak için aktif olarak çalışmamızı gösterebilirim.

Yeni 100 Seasons kampanyanız ile klasik Markus T tarzından biraz uzaklaştığınızı da görüyoruz. Markus T’de değişen şeyler nelerdir?
Yirmi beşinci yılımızda bilinçli olarak Markus T için tipik olanın dışında tasarımlar denemek istiyoruz. Örneğin, sosyal medya kampanyasının bir parçası olarak fuarlarda çekilişle sunduğumuz yıldönümü koleksiyonumuzu ele alalım. Daha önce de bahsettiğim gibi yıldönümü sloganımız için dört mevsimden ilham aldık. Koleksiyondaki yeni titanyum çerçeveleri özenle lazerle kesilmiş olarak görüyorsunuz. Koleksiyonda örneğin ilkbahar çerçevesi için çiçek detayları ekledik. Bu tür yaratıcı denemeleri yıl boyunca sürdüreceğiz ve önceden planlamadığımız spontane fikirlere de yer vereceğiz.

O halde marka kimliğinizi temelden yenilemiyorsunuz?
Hayır, yaptığımız ve yapacağımız bu yaratıcı denemelere yönelik yenilikçi yaklaşımımız kim olduğumuza sırtımızı döndüğümüz anlamına gelmiyor. Markus T’de her zaman yeni fikirlere vardır. Üstelik bu yıl bilerek ‘eğerler ve amalar’ kullanmamak amacıyla daha cesur ve daha deneysel olmayı seçtik. Yirmi beş yıllık deneyimimizle marka kimliğimizi değiştirmeden yeniliklere odaklanıyor oluşumuzun doğal olduğuna inanıyoruz. ‘Fazlalıkları azaltarak mükemmelliğe ulaşmak’ hala yol gösterici ilkelerimizin ilkini temsil ediyor. Biz Markus T olarak bir markanın yön değiştirirken bile Dna’sına uygun hareket etmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Dna’mızın genleri üç temel özellikten oluşuyor: Sade. Güzel. Akıllı.

Markus T’nin halihazırdaki durumundan ve nereye doğru gittiğinden bahsedebilir misiniz?
Öncelikle her zaman değiştiğimizi bunun da Dna’mızın bir parçası olduğunu yeniden vurgulamak isteriz. Bu değişim her trendi körü körüne takip ettiğimiz anlamına gelmiyor. Aksine, optisyenlerin ihtiyaçlarına yanıt verdiğimiz anlamına geliyor. Bu tür bir esneklik ancak burada Almanya’daki Gütersloh-Isselhorst’ta kendi üretimimizi kendimiz yaptığımız için mümkün. Sonuç olarak, ürünlerimizin kalitesi üzerinde doğrudan kontrolümüz var.

Büyük beğeni kazanan Dot Mono koleksiyonunuzdaki favori modelleriniz ve bu modellerin özellikleri nelerdir?
Popüler Dot Mono koleksiyonumuzu gerçekten özel kılan şey, benzersiz menteşe teknolojisidir. Koleksiyondan öne çıkan üç modelimizden söz etmek isterim. Bu modeller Dot Mono koleksiyonunun bir parçası olmalarına rağmen aynı zamanda bir bakıma tek başlarına gibi de duruyorlar. Ön kısımların iki boyutlu tasarımının, sade profilleri içinde çok havalı olduğunu durduğunu düşünüyorum. O kadar havalı ki kendimde kullanıyorum. Pembe altın 24 karat PVD kaplamanın tonu tasarımı gerçekten öne çıkarıyor ve çerçevelere bir tür özel ve şık altın ışıltısı veriyor. Bu altın ışıltısı izlenimi şimdiden özlemeye başladığımız sıcak günlerden esinleniyor. Saten titanyum yüzeyin ince pembe altın rengi, normalde teknik olan Dot çerçevesine daha yumuşak bir karakter kazandırıyor ve yaz mevsimini çağrıştırıyor.

Bu yıl bizi başka hangi sürprizler bekliyor?
Doğrusunu isterseniz bu yıl kendinizi neyle şaşırtacaksınız diye de sorabilirsiniz. Çünkü bahsettiğim gibi bu yıl katı planlamalarımıza dayanmadığı için çok özel ve yenilikçi fikirlerimiz bize yol gösterecek. Spontane, yaratıcı ve esnek bir şekilde hareket ediyoruz. Güçlü yönlerimizin ne olduğunun bilinciyle yeni tasarımlarla kendimizden emin ve rahat bir şekilde ilerliyoruz. Bu sebeple bizler de sizin kadar heyecanlıyız.

Kaynak: Favrspecs

Ekim 2023