Masunaga

Masunaga

Zamansız Zanaat & Sanat 120 Yaşında!

Efsanevi markanın 4. nesil temsilcisi ve Ceo’su Soutaro Masunaga, 120. yıl dönümlerini öz değerlendirme yapmak ve geçmişlerinden ders çıkarmak için
eşsiz bir fırsat olarak görüyor.

Bir marka yalnızca onlarca yılı değil, bir asrı aşkın bir zaman dilimini de geride bırakıyorsa, bu durum olağanüstü bir dayanıklılığın, kaliteye tavizsiz bir bağlılığın ve tasarım odaklı net bir vizyonun güçlü bir kanıtıdır. Japon gözlük zanaatkarlığının en seçkin örneklerinden biri olan Masunaga, bu yıl 120. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Bu özel yıl vesilesiyle, Kurucu ailenin dördüncü kuşak temsilcisi ve şirketin Ceo’su Soutaro Masunaga, markanın Fukui’deki mütevazı başlangıcına, büyük-büyükbabası Gozaemon Masunaga’nın vizyoner felsefesine ve gelenekle teknik yenilik arasında kurulan ince dengeye yönelik fikirlerini paylaşıyor. Masunaga Ceo’su, aynı zamanda 120. yıla özel detaylarla üretilen ‘Limited Edition 120’ kapsülleri ve ustalıkla tasarlanarak, birinci sınıf zanaatkarlığın özünü yansıtan Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) serilerinin ikinci sürümü hakkında da özel bir bakış sunuyor. Zamansız bir marka yaratmanın gerçekte hangi özellikleri ve vizyonu gerektirdiğine dair yapılan bu aydınlatıcı röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Soutaro, Masunaga bu yıl 120. yıldönümünü kutluyor. Okurlarımızı markanın başlangıç yılları ve ilk gelişimiyle ilgili bilgilendirir misiniz?
Elbette. Şirketin Kurucusu Gozaemon Masunaga, optik endüstrisini Fukui’de sağlam bir şekilde konumlandırma hedefiyle Osaka ve Tokyo’dan usta zanaatkarları bölgeye getirdi. Fakat hiç kolay bir süreç değildi. Sektöre zorlu bir şekilde adım attı diyebiliriz çünkü o yıllarda Fukui’de üretilen çerçeveler üçüncü sınıf olarak görülüyor, hatta satılamaz bulunuyordu. Kurucumuz Gozaemon Masunaga ürünlerin kalite standartlarını yükseltmek için tam donanımlı zanaatkarların kendi işlerini kurabildiği lonca benzeri bir sistem oluşturdu ve onlara maddi destek de sağladı. Bu sistem sayesinde gözlük zanaatkarlarının sayısı giderek arttı ve optik endüstrisi Fukui geneline yayıldı.

Masunaga’nın tarihinde sizin için kişisel olarak öne çıkan kilometre taşları hangileri?
Tarihimizde işaret edebileceğim şüphesiz pek çok önemli olay var. Ancak benim için en anlamlısı; 2013, 2014 ve 2015 yılları olmak üzere üç yıl üst üste Silmo d’Or Ödülü kazanmış olmamızdır. Çünkü bu başarı sayesinde özellikle Avrupa pazarlarında marka bilinirliğimizi önemli ölçüde artırdık.

Bugün Masunaga dünya genelinde kaliteyle eş anlamlı. Markanızı bu kadar benzersiz kılan nedir?
Kendi markamızı kendimiz üretiyor ve satıyoruz. Özellikle Fukui’deki üreticilerin çoğu bugün yalnızca tek bir aşamadan sorumludur ve bir gözlüğün tamamlanması için birçok firmanın işbirliği gerekir. Buna karşılık Masunaga tasarımdan malzeme araştırmasına, metal işlemeye ve renklendirmeye kadar tüm üretim süreçlerini kendi fabrikasında yönetir. Masunaga’nın bu bütünsel yaklaşımı da tutarlılığı, kaliteyi ve yüksek performansı garantiler. Elbette bir Japon markasıyız, ancak ‘Made in Japan’ vurgusunu ön plana özellikle çıkarmıyoruz. Ürünlerimizin mümkün olduğunca bir nevi ülkesiz olmasını, belirli bir kategoriye sıkışmamasını istiyoruz. Müşterilerimizin Masunaga’yı, Masunaga olduğu için sevmesini; tasarımın ve üretimin bizim imzamızı taşıdığı için değer bulmasını istiyoruz. Masunaga’nın zamansız bir marka olarak algılanmasını hedefliyoruz ve bu tür bir zamansızlığın yıllar içinde inşa edilebileceğine inanıyoruz. Bir markanın zamansız olduğunu söylüyorsanız bu söylemin altını gerçek anlamda doldurmalısınız; yalnızca söylemek yetmez.

Peki Masunaga gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi nasıl koruyor?
Masunaga mükemmellik dışında bir alternatifi kabul etmez ve bu sebeple mükemmel gözlükler üretiriz. Kar elde edebiliyorsak elbette isteriz, ancak zarar etmemiz gerekse dahi tereddüt etmeyiz. Zihnimizde her zaman mükemmel gözlük üretme misyonu vardır. Bu misyon davranış kodumuzun temelini oluşturur ve gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi korumamıza da yardımcı olur. Çünkü her ikisi de üstün nitelikte gözlük üretmek için vazgeçilmezdir.

Güncel tasarım trendleri ve teknolojik gelişmeler yeni koleksiyonlarınızı ne ölçüde etkiliyor?
Kulağa tuhaf gelebilir ama biz ürünlerimizin kalitesinin yaptığımız işin ‘en havalı’ tarafı olmasını isteriz. Müşterilerimizin gözlüklerimizi ellerine alır almaz ‘İşte bu Masunaga mükemmelliği’ demelerini umarız. Ne bir trend belirleyicisi olduğumuzu ne de bir moda takipçisi olduğumuzu düşünüyorum. Fakat müşterilerimizin kendi çizgimize sahip olduğumuzu daima hissedebilmelerini isterim.

Bir asrı aşan bir yıldönümü kutluyorsunuz. Bu özel yılınızı onurlandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Evet bizim için gurur verici bir yıldönümü ve kutlamak amacıyla özel bir web sitesi hazırladık. Bu web sitesinde Masunaga çerçevelerinin zaman içindeki gelişimini anlatan özel içerikler yer alıyor. Arşivlerimizden seçtiğimiz tarihi modellerimizi de bu özel web sitemizden görebilirsiniz. Öte yandan 120. yıl özel seri çerçevelerimiz Limited Edition 120’yi de tanıtıyoruz. Bu özel kapsül koleksiyondaki iki modelde de 18 ayar altın ile titanyumu birleştirmek gibi kendimize özgü teknolojimizi ve zanaatkarlığımızı kullandık.

Bu yıl aynı zamanda Moc (Masters of Craft) serinizin ikinci sürümünü sundunuz. Koleksiyonun özelliklerinden ve ikinci sürümündeki yeniliklerden söz eder misiniz?
Elbette. Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) koleksiyonunu ilk kez 2024 Silmo Paris fuarında tanıttık ve bu ilk sürüm müşterilerimiz tarafından çok beğenildi. Moc koleksiyonu ile zanaatkarlığın zirvesini temsil eden birinci sınıf bir gözlük koleksiyonu hazırlamayı amaçladık. Seri sınırlı miktarda üretiliyor ve dünya çapında yalnızca 100 mağazada satışa sunuluyor. Her Masunaga Moc çerçevesinin kendine özgü bir seri numarası var. Moc ile Masunaga’nın yapabileceklerinin en iyisine mümkün olduğunca yaklaşmayı hedefledik. Sadece güneş gözlüklerinden oluşan ilk sürüm; 5 mikron altın kaplama parçalar, sterling gümüş süslemeler, çift kalkan pedler, üç çizgi detaylı 3.5 mm genişliğinde özel ön yüzeyler, el işçiliği mine uygulamaları ve daha birçok detay içeriyor. İkinci Masunaga Moc sürümü ise sadece optik modellerden oluşuyor. Ayrıca yeni tasarım unsurları da eklendi. Özetle Masunaga Moc serisi için tasarım ile teknik ustalığı bir araya getiren başyapıtımızdır diyebilirim.

Köklü bir başarı geçmişinin ardından Masunaga gelecekte nereye yöneliyor? Önümüzdeki yıllarda hangi hedeflerin hayata geçtiğini göreceğiz?
Bu yıldönümü elbette kutlanması gereken bir başarı; ancak biz bunu sadece bir diğer dönüm noktamız olarak görüyoruz. 120. yıl logomuzda, 120 sayısının 121’e dönüştüğünü görüyorsunuz. Bu sembol geleceğe bakışımızı tam anlamıyla anlatıyor. Bu yıldönümünü kendimizi değerlendirmek ve geçmişimizden ders çıkarmak için harika bir fırsat olarak görüyorum. Umarım markamız ve ürünlerimiz önümüzdeki on yıllar boyunca da geçerliliğini korur ve ilgi görmeye devam eder. Çünkü hikayemiz sürüyor.

Kaynak: Spectr

Aralık 2025

Hoffmann Natural x Press Eyewear

Hoffmann Natural x Press Eyewear

Ortak Tutkudan Doğan Güçlü İşbirliği

Doğal bufalo boynuzuna ortak tutkuyla başlayan Hoffmann Natural ve Press Eyewear işbirliği, sektörel birlikteliklerin gücünü bir kez daha kanıtlıyor.

Almanya’nın Eifel bölgesinden premium marka Hoffmann Natural Eyewear, 1978 yılından bu yana bufalo boynuzunun öncüsü olarak bu doğal ve sürdürülebilir malzemenin farklı ve üstün yönlerini benzersiz koleksiyonlarıyla gözler önüne seriyor. Hoffmann’da cesur formlara, modern renk paletlerine, çağdaş ve özgün tasarımlara dönüşebilen bu doğal malzeme, gerçek gücünü markanın gözlük tutkusundan ve üstün işçilik hassasiyetinden alıyor. Hoffmann atölyesi 2024 yılından itibaren artık yalnızca kendi koleksiyonlarını üretmekle kalmıyor; Robert Marc NYC ve Morgenthal Frederics gibi ikonik markalardaki 20 yılı aşkın deneyimiyle Amerikan gözlük tasarımına yön veren Jeff Press ile de giderek güçlenen bir işbirliği yapıyor. Gözlüklere ve özellikle doğal bufalo boynuzuna ortak tutkunun okyanus aşan bir işbirliğine nasıl dönüştüğü hakkında Hoffmann Natural Eyewear Sahibi Wolfgang Thelen ve Press Eyewear Kurucusu ve Kreatif Direktörü Jeff Press ile gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Merhaba Wolfgang ve Jeff. İlk olarak ne zaman ve nerede tanıştığınızdan bahseder misiniz?
Wolfgang: Merhaba, Jeff ile tanışmamız 2002 yılına kadar uzanıyor. Köklü lüks gözlük markası Morgenthal Frederics’ın Kurucusu Richard Morgenthal ile birlikte Eifel’deki atölyemize ziyarete gelmişlerdi. 2002 yılı benim için hem kızımın doğum yılı oluşu hem de aynı zamanda Jeff ile ikimizi de heyecanlandıran ilk kreatif proje ortaklıklarımızın başlangıç yılı olması bakımından önemli bir dönemdir.

Jeff: Evet, 2002 yılı benim için de önemli bir dönüm noktasıdır. Almanya’daki bu geleneksel gözlük yapım atölyesine ilk gelişimdi ve uzun süredir sektörde olsam da ilham dolu, yeni dostlukların kurulduğu bu ziyaret sonrası yepyeni bir dönemin başlayacağının heyecanını hissetmiştim.

Jeff, gözlük sektöründe uzun süredir yer alıyorsunuz. 2024’te kendi markanız Press Eyewear’i kurdunuz. Sizi bu adıma yönlendiren neydi?
Jeff: Bu adımı atmak için artık doğru zamanın geldiğini hissettim. Bir buçuk yaşından itibaren gözlük kullanması gereken biriydim ancak 23 yaşına kadar bu mesleğin içerisinde olacağımı hiç düşünmemiştim. 1998 yılında optik endüstrinin ikonik ismi Robert Marc’ın mağazasında satışçı olarak başlayan yolculuğum beni kendi markama kadar getirdi ve gözlük tarihini özellikle de 90’ları hep etkileyici bulmuşumdur. Ben de markamı bu döneme çağdaş ve çok boyutlu bir bakış açısıyla yaklaşmak için geniş bir fırsat olarak gördüm. Çıkış noktam; otomotiv tasarımı, mücevher tasarımı, müzik ve moda ikonları gibi çok farklı ilham kaynaklarından beslenen bir gözlük markası yaratmak oldu ancak her şeyin merkezinde malzeme durmalıydı. Tüm tasarımlarımızda malzeme yıldız olmalıydı çünkü ancak bu sayede her parça kendine özgü, organik bir akışa sahip olabilirdi.

Press Eyewear New York merkezli. Sizce markanız özünde şehrin tipik ruhunu ve enerjisini taşıyor mu?
Jeff: New York öyle dinamik bir yer ki, farklı stillerin karışımı her zaman açık bir kapı bırakıyor. Ben uzun süredir New York’ta çalışıyorum ve tasarlamak, ilham almak için bu şehri her zaman yeni ve canlı bir fırsat olarak gördüm. Dünyadaki birçok yerden ilham alan ama doğduğu şehirden de izler taşıyan bir marka yaratmak istedim. New York’un çok kültürlü yapısı beni her zaman cezbetti; bu yüzden tüm müşteri profillerine hitap eden, farklı beklentileri karşılayabilen ürünler tasarlamayı seviyorum.

Press Eyewear’in doğal boynuz serileri için ortak çalışıyorsunuz. İşbirliğinizin nasıl geliştiğinden bahseder misiniz?
Jeff: Benim için gözlük tasarımı en iyi malzemeler ve en üst el işçiliğiyle başlar. Boynuz gibi doğal ve seçkin bir malzemeyle çalışabilmek istiyordum ve bu alandaki eşsiz, çevre dostu ve vizyoner üretim sürecini Hoffmann’da buldum. Wolfgang ve ekibinin hammadde ve üretim desteğiyle Morgenthal Frederics için ABD’nin ilk bufalo boynuzundan gözlük koleksiyonunu 2006’da tasarlamamdan bu yana yani 20 yıldır bir aradayız. Açıkçası Press Eyewear’ın boynuz serileri için başkasıyla çalışmak aklımın ucundan bile geçmedi.

Wolfgang: Bizim için de anlamlı bir işbirliğidir. Jeff’in vizyonu doğal gözlük literatürümüzde yeni bir boyut açtı. Bufalo boynuzu işindeki uzmanlığımızı Jeff’in yaratıcı yaklaşımı ile birleştirmek her seferinde gerçekten heyecan verici bir sinerji yaratıyor.

Wolfgang, siz boynuz çerçevelerde bir öncüsünüz. Bu doğal malzemeyi sizin için özel kılan nedir?
Wolfgang: Aslında bufalo boynuzu gözlük üretiminde kullanılan en eski malzemelerden biridir.  Hafif, dayanıklı, estetik, hipoalerjenik ve sürdürülebilir oluşu gibi özellikleri bizi her zaman cezbetti. Ton çeşitliliği inanılmaz; farklı doğal boynuz tonlarını ve bitki bazlı renklendirilmiş boynuz plakalarını birleştirerek ilk 24 yılımızda 500’ü aşkın farklı gölgeye ulaştık. His ve dokunuş da dahil olmak üzere diğer malzemelerle karşılaştırmak bizim için zor.

Jeff, siz de bufalo boynuzuna tutkun bir tasarımcınız. Peki bu doğal malzeme sizin için ne ifade ediyor?
Jeff: Başından beri, doğal bufalo boynuzunun güzelliği beni büyülemiştir. Bu malzemeyle her çerçeve kendi karakterini barındırıyor ve yüzle birleşerek gözlüğün en üst formu haline geliyor. Press’te birlikte çalıştığım tasarımcı arkadaşım Riya Mehta bana hep “boynuzla tasarım geliştirmek senin mutluluk alanın” der. Ben de insanların gözlüklerinden, hayatlarındaki diğer değerli objelerle olan aynı heyecanı duymalarını istiyorum.

Wolfgang, şimdi Press’in tüm serilerini DACH bölgesinde siz pazarlıyorsunuz. Bu ortaklığınızın süreceğini de gösteriyor diyebilir miyiz?
Wolfgang: Başından beri Press’in doğal boynuz dünyamıza yeni bir boyut, bambaşka bir derinlik kazandıracağına inanıyorduk. Bu sebeple hiç tereddüt yaşamadık ve evet aramızda 20 yıla uzanan bu dostluk ve işbirliğinin güçlenerek süreceğinin garantisini verebiliriz.

Kaynak: Spectr

Kasım 2025

You Mawo

You Mawo

Kişiye Özgü 3D Baskı Gözlük Uzmanı

Sektörde 10. yılına yaklaşan You Mawo, sadece kişiye özel gözlükleri herkesçe erişilebilir kılmakla yetinmeyip yüz taramasından uyum analizine ve üretime kadar tüm kullanıcı yolculuğunu kusursuzlaştırmaya odaklanıyor.

Almanya merkezli olarak 2016’da kurulan gözlük markası You Mawo, kişiye özel 3D baskı gözlük üretiminde öncü bir yenilikçi olarak öne çıkıyor. Yüksek kaliteli poliamid tozu ve seçici lazer sinterleme (SLS) teknolojisiyle üretilen gözlükler, baştan sona şirketin geliştirdiği özgün bir süreçle tasarlanıyor. Her aşaması optimize edilen bu üretim modeli, kullanıcının yüz verilerine dayalı olarak kusursuz bir uyum sağlayan tamamen kişiselleştirilmiş gözlüklere hayat veriyor. You Mawo’nun Kurucu Ortağı, aynı zamanda Tasarım ve Ürün Geliştirme Direktörü olan Daniel Miko ile markanın yolculuğunu ve bugün geldiği nokta hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Daniel. You Mawo’yu hangi amaç ve vizyonla kurdunuz, kat ettiğiniz yolu nasıl değerlendiriyorsunuz?
You Mawo’nun çıkış noktası “Her insan yüzü şekil, boyut ve oran bakımından benzersizdir” şeklinde çok yalın ama güçlü bir gözlemimize dayanıyordu. Buna rağmen gözlük endüstrisi onlarca yıldır standart ölçüler ve katı tasarım süreçleriyle çalışıyordu. Biz bunu değiştirmek istedik. İlk günden beri hedefimiz, yalnızca sorumlu şekilde üretilen değil, aynı zamanda gerçek anlamda kişiye özel gözlükler hazırlamaktı. Rehber ilkemiz de hep “Yüzler, milyarlarca farklı şekil ve boyuttadır. Gözlükler de öyle olmalı” oldu. Bugün 2025’ten dönüp baktığımızda bu vizyona her zamankinden daha sadık olduğumuzu görüyorum. Özellikle 3D tarama ve eklemeli üretimdeki gelişmeler sayesinde bu fikri sadece teoride değil, pratikte de hayata geçirmeyi başardık. Bu da bizi gerçekten gururlandırıyor.

Bugüne kadar tasarım açısından en değerli bulduğunuz adımlar, yenilikler veya ürünler hangileri oldu?
Çalışmalarımızın birkaç yönü bizi özellikle gururlandırıyor. Tasarım açısından bakıldığında kapsül koleksiyonlarımız ve Youniverse serisinde ürettiğimiz tasarımlar bize estetik ve teknik sınırları zorlama olanağı sundu. Bu projeler bizim için yeni malzemeleri denediğimiz, alışılmışın dışında formları keşfettiğimiz ve gözlüğü yeniden kurguladığımız birer deney alanı oldu. Kişiselleştirme tarafında ise sistemimizi sürekli geliştirmeye odaklandık. Amacımız yalnızca kişiye özel gözlükleri erişilebilir kılmak değil, yüz taramasından uyum analizine ve üretime kadar tüm kullanıcı yolculuğunu kusursuzlaştırmak olmuştur. Mevcut düzeni sorgulamak, You Mawo kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Bunu yenilikçiliğin en önemli şartı olarak görüyoruz.

Özellikle akıllı gözlüklere ilginin oldukça arttığı 2025 yılını, 3D baskı gözlüklerin ulaştığı nokta ve potansiyeli açısından değerlendirir misiniz?
Kesinlikle çok yol katettik ve bugün 3D baskı gözlüklerde ulaşılan sofistike seviye gerçekten etkileyicidir. Malzeme kalitesi, hassasiyet ve kişiselleştirme açısından geldiğimiz nokta çok ileri diyebilirim. Ancak yine de yolun başındayız. Eklemeli üretim, tasarım özgürlüğü ve kişiselleştirme konusunda benzersiz bir esneklik sağlıyor ve özellikle teknoloji entegrasyonunda henüz keşfedilmemiş büyük bir potansiyel görüyoruz. Akıllı gözlükler yeniden gündemde ve biz bu alanda kişiye özel uyum ile akıllı işlevleri birleştirmede eşsiz fırsatlar olduğunu düşünüyoruz. Üretim yaklaşımımız sayesinde yalnızca “akıllı” değil, aynı zamanda konforlu, şık ve tamamen kullanıcıya uyumlu çözümler geliştirebiliyoruz. Ayrıca seri üretim akıllı gözlüklerde eksik kalan en önemli unsurun bu konfor olduğunu da eklemek isterim.

Son yıllarda 3D baskı gözlüklerin prestijli bir tasarım ürünü olarak daha fazla kabul gördüğünü düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Eklemeli üretimin lüks gözlük dünyasına getirdiği olanaklar giderek daha çok takdir ediliyor. Bir dönem niş ya da deneysel görülen bu yaklaşım artık birçok tasarım ve hatta lüks marka tarafından ileriye dönük ciddi bir üretim yöntemi olarak benimseniyor. Algının değiştiğini gözlemliyoruz. 3D baskı çerçeveler artık yalnızca teknik yenilikle ilişkilendirilmiyor. Tasarım değerleri, sürdürülebilir üretim süreçleri ve kullanıcıya gerçek anlamda kişisel bir ürün sunabilme kapasiteleriyle öne çıkıyorlar.

You Mawo olarak gelişen yapay zeka teknolojilerini kullanıyor musunuz? Yapay zeka size nasıl katkı sağlıyor?
Evet, yapay zeka birçok alanda giderek daha değerli bir araç haline geldi. Özellikle tasarım sürecindeki potansiyeli bizi oldukça heyecanlandırıyor. Bizim için yapay zeka, yaratıcı düşüncenin yerine geçen bir unsur değil, adeta bir fikir ortağıdır. Fikirlerimizi sorgulamamıza, beklenmedik formlar keşfetmemize ve tasarım dilimize yeni dinamikler katmamıza olanak tanıyor. Tasarımın ötesinde uyum optimizasyonu, müşteri etkileşimi ve öngörüye dayalı kişiselleştirme gibi alanlarda da potansiyelini görüyoruz. Böylece insanların henüz fark etmedikleri ihtiyaçlarını bile daha iyi anlayabilir hale geliyoruz. Henüz erken aşamadayız ama sağladığı olanakları gerçekten heyecan verici buluyoruz.

Tasarım yaklaşımınız sürekli değişiklik gösteriyor mu? 2025 koleksiyonlarınızda ilham kaynağınız neydi?
Aslında 2025’te köklerimize dönmeye odaklandık. You Mawo olarak kim olduğumuzu ve tasarım dilimizi neyin tanımladığını yeniden sorguladık. Bu derin düşünme süreci bize kimliğimiz ve bizi benzersiz kılan unsurlar hakkında çok daha net bir bakış açısı kazandırdı. Bu yolculuk, bizim için hem ilham verici hem de çok değerli oldu.

Kaynak: Eyestylist

Ekim 2025

Selin Olmsted Studio

Selin Olmsted Studio

Gözlük Tutkusu ile Standartların Ötesine Odaklanıyor

“Silmo İstanbul yerel ve uluslararası markalar ile üreticilere Türkiye, Doğu Avrupa, Orta Doğu, Rusya, Orta Asya ve Kuzey Afrika gibi yeni pazarlarla işbirliği yapma ve genişleme fırsatı sunuyor.”

Selin Olmsted Studio Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk bağımsız gözlük tasarım stüdyosu olarak yeteneği kadar yüksek farkındalığı ve vizyoner kimliğiyle de öne çıkan tasarımcı Selin Olmsted tarafından New York merkezli olarak 2015 yılında kuruldu. Selin Olmsted, stüdyosunun merkezine tasarımın hem estetik olarak etkileyici hem de ticari açıdan uygulanabilir olmasını sağlama çabasını, sürekli öğrenme ve gelişme yaklaşımını, yeni trendlere ve teknolojilere daima hazırlıklı olmayı, iş ortakları ve gözlük zanaatkarlarıyla yakın bağlar kurmayı, bilgisini geleceğin tasarımcı kuşaklarıyla paylaşmayı ve sosyal sorumluluk projeleriyle topluma katkı sunmayı yerleştirmiştir. Ünlü tasarımcı ile gözlüklere bakış açısı, stüdyosu ve tüm yaratıcı çalışmaları hakkında gerçekleştirdiğimiz özel röportajı sunuyoruz.

Merhaba Selin Hanım. Okurlarımız için kendinizi tanıtıp, sektörle buluşma hikayenizden bahsedebilir misiniz?
Merhaba, ben Selin Olmsted. Aslen İstanbulluyum. Kariyerime erkek giyim tasarımcısı olarak başladım ve gözlüğe geçmeden önce on yılı aşkın bir süre bu alanda çalıştım. Yolum, önce serbest ardından tam zamanlı olarak çalıştığım New York’taki Warby Parker’a katıldığımda değişti. Burada, Oliver Peoples’ın Kurucu Ortağı ve sektörün efsane isimlerinden Kenny Schwartz’tan öğrenme ayrıcalığını yaşadım; onun mentorluğu benim için çok değerliydi. Yaklaşık üç yıl kıdemli tasarımcı olarak çalıştıktan sonra, ABD’deki ilk bağımsız gözlük tasarım stüdyosunu kurdum. Bu yıl itibarıyla 10. yılını kutlayan stüdyomuz, global gözlük markalarına tasarım, trend tahmini, ürün geliştirme, ithalat ve üretim hizmetleriyle destek sunuyor.

Selin Olmsted Studio nasıl doğdu? Markanızı hangi temel hedefler ve değerler üzerine inşa ettiniz?
Warby Parker’da çalışırken New York’ta düzenlenen Vision Expo East’e katılma fırsatı buldum. Bu deneyim, bağımsız gözlük markalarının yaratıcılığı ve özgünlüğünü keşfetmemi sağladı. O dönemde Selima Optics’ten Selima Salaun ile de tanıştım ve yaptığımız sohbet bende derin bir iz bıraktı. ABD’de resmi gözlük tasarımı programları ve yerel üretimin eksikliğinden, ben de dahil olmak üzere çoğu tasarımcının farklı yaratıcı ya da optik alanlardan bu sektöre neredeyse tesadüfi girişinden bahsetmiştik. Bağımsız markaların özel tasarım desteğine ihtiyaç duyduğu açıkça ortadaydı. İşte bu farkındalık, ABD’deki ilk bağımsız gözlük tasarım stüdyosu olarak Selin Olmsted Studio’yu kurmam için bana ilham verdi.

Gözlük tasarımı sizin için ne ifade ediyor ve ilham kaynağı olarak yaratıcılığınızı en çok hangi unsurlar etkiliyor?
Gözlük tasarımı benim için sadece bir mesleği değil, amacımı ifade ediyor. Sokakta yürürken gözlük takan birini gördüğümde, şeklin ve rengin ona nasıl uyduğunu, başka hangi kombinasyonların yeni ve güzel bir şey ortaya çıkarabileceğini hayal ediyorum. Tıbbı bir ihtiyaç oldukları doğru ancak çoğu zaman günde 10–12 saat boyunca en görünür yer olan yüzümüzde taşıdığımız bir stil ifadesi anlamına da geliyorlar. Bu da gözlüğün yüze rahat oturması, harika görünmesi ve kullanıcısına özgüven vermesi gibi sorumluluklar yüklerken, yaratıcılık fırsatı da sağlıyor. Tasarımlarımda sporla yaşam tarzını, sporla modayı birleştirmek ya da dandy estetiğini minimal ve modern bakışla yeniden yorumlamak gibi farklı dünyaları tek modelde bir araya getirmeyi seviyorum. Ayrıca, tanıdık gözlük formlarını beklenmedik malzeme, renk veya detaylarla yeniden kurgulamaktan keyif alıyorum. Üretim gelişmeleri de derinden etkiliyor. Kalıp işçiliğinin inceltilmesi, CNC yüzey işleme yenilikleri, çok renkli laminasyon teknikleri, olanakları genişletiyor ve tasarım sürecimizi ileriye taşıyor.

Sizce işlevsellik, yüze uyum, hafiflik gibi faktörler yaratıcı süreci kısıtlıyor mu? Tasarım Dna’nızı nasıl tanımlarsınız?
Tam tersine yaratıcılığın anlamlı ve giyilebilir bir şeye dönüşmesi bu unsurlarla garantilenir. Bizim için tasarım, her açı, her yarıçap ve her yüzeyin özenle çözülmesi demektir. Ön form ile sapın kusursuz şekilde akması ve gözü rahatsız eden geçişlerden kaçınılması gerekir ki, bakan göz bir uyum hissi yaşasın. Çerçevenin her parçası hatta gizli detayları bile titizlikle düşünülmelidir. Gözlükle kişisel ve samimi bir bağ kurarak özel bir anlam kazandırdığından, küçük ve ince detayların kullanıcı tarafından zamanla keşfedilmesi ise apayrı bir keyif veriyor. Bir tasarımı değerlendirirken ekibime sık sık; ürüne emeğimle kazandığım parayı harcar mıydım ya da bir randevuda taksam özgüvenli hisseder miydim sorularını hatırlatırım. Bu sorular bizi dürüst kılıyor. Misyonumuz, duygu uyandıran, özgüven aşılayan ve biraz da büyü taşıyan gözlükler tasarlamaktır. Ayrıca, verilen perakende fiyat noktasında en yüksek algılanan değeri sunmayı önemsiyoruz. Proje izin verdiğinde ise bio- malzemeler, ileri üretim teknikleri ve sürdürülebilir ambalajları araştırıyoruz. Çünkü günümüzde tasarım, estetiğin ötesinde bir sorumluluk da taşıyor.

İtalya, Japonya ve Çin merkezli üreticilerle çalışmanın en büyük avantajları ve zorlukları nelerdir?
İtalyan üreticiler düşük minimum sipariş miktarları, asetatta kusursuz polisaj ve tamburlama, enjeksiyon plastiklerde üstün renk uygulamaları gibi avantajlar sunuyor, ancak Çin’e kıyasla üretim yeniliklerinde daha sınırlılar ve yüksek kalıp maliyetleri olumsuzluk teşkil edebiliyor. Japon üreticiler titanyum işçiliği ve detay hassasiyetinde, asetatta polisaj ve renk çeşitliliğinde öne çıkıyor; ancak uzun teslim süreleri ve tasarım kısıtlamaları dezavantaj oluşturuyor. Çin üreticiler ise hızlı iletişim, yenilikçilik ve taleplerimize yönelik uyum ve esneklikte başarılılar, fakat minimum sipariş miktarlarının İtalya ve Japonya’ya kıyasla daha yüksek olması zorluk yaratabiliyor.

Prestijli markalarla yaptığınız işbirliklerinde kendi tasarım çizginizi korurken her markanın ruhunu da yansıtıyorsunuz. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Yakın gelecek için yeni ortaklık sürprizleri var mı?
Biz her zaman tasarım sürecinin merkezine markanın kimliğini ve müşterisini koyarak başlıyoruz. Bir ön form, sap ya da renk hikayesi geliştirirken kendimize sürekli “Bu müşteri bunu takar mı? İster mi? Satın alır mı?” sorularını soruyoruz. Bazen müşterinin görsellerini oluşturuyor ya da referans alıyoruz, böylece onları net bir şekilde gözümüzde canlandırıp o kişi için tasarlayabiliyoruz. Markanın Dna’sı bizim yol haritamızdır. Kararlarımızı yönlendirir, seçimlerimizi sadeleştirmemize yardımcı olur ve kendi tasarım dilimizi ileriye taşırken markanın karakterine sadık kalmamızı sağlar. Yakın zamanda Raen’in dünyaca ünlü sörfçüler Mikey February ve Coco Ho ile yaptığı işbirliği için heyecan verici 2026 İlkbahar/Yaz güneş gözlüğü modellerini tamamladık. İlk çeyrekte piyasaya çıkacak.

Sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk kavramları malzeme seçimlerinize nasıl yansıyor? Koleksiyonlarınızda hangi malzemeler öne çıkıyor?
Birkaç yıl önce müşterilerimizin bir kısmı standart malzemelerden bio-asetat ve bio-TR90 gibi bio-bazlı nylon’lara geçmeye başladı. Bu durum hem gözlük hem ambalajda sürdürülebilir malzeme seçeneklerine ve üretim tekniklerine dair araştırmalarımızı derinleştirmemizi sağladı. Sonuçlar umut vadediyor. Bu malzemelerin çoğunluğu henüz yüzde 100 yerine yaklaşık yüzde 66 oranında bio-bazlı olsa da devam eden AR-GE çalışmaları oranları istikrarlı bir şekilde iyileştiriyor ve zamanla fosil yakıt bazlı malzemelerin artışını bekliyoruz. Bizde en çok heyecan uyandıran malzeme ise Eastman’in patentli moleküler geri dönüşüm teknolojisiyle geliştirdiği CRT-Acetate da denilen yenilenebilir asetattır. Bu teknoloji, atık plastikleri moleküler geri dönüşüm yoluyla asetat üretimi için bakir hammaddeye dönüştürürken, geleneksel asetat renklerinin tamamına erişim imkanı veriyor. Ambalajda da sürdürülebilirliği destekleyen bio-bazlı/bitki bazlı kaplanmış kumaşlardan yapılan gözlük kılıflarından ilham alıyoruz.

Kosmos ve Myrtle isimli modelleriniz göz kamaştırıyor. Genel özelliklerini ve sizi heyecanlandıran detaylarını paylaşır mısınız?
Kosmos ve Myrtle’ı, New York merkezli bağımsız moda gözlük markası Carla Colour için tasarladık. Kosmos, heykelsi ve fütüristik bir “bat-eye” olarak cesur, eğlenceli ve alışılmışın ötesinde bir çerçevedir. Evrende yapılan bir yolculuk hissini uyandırmak için tasarlandı; görme ve görülme biçiminizi dönüştüren bir parça. Myrtle ise Gena Rowlands’ın 1977 yapımı kült film Opening Night’ın unutulmaz karakterinden ilham alıyor. Altın metal detaylara sahip, büyük boy geometrik bir aviator; saf dramayı ve varlığı kucaklıyor. Her ikisi de İtalyan eko-asetattan üretildi ve %100 UVA/UVB koruması sunan bio-nylon camlarla tamamlandı. Modelleri dünyanın ilk sürdürülebilir kaktüs derisi kumaşından yapılmış kılıf ve yüzde 100 geri dönüştürülmüş temizleme beziyle sunuyoruz.

Küresel gözlük trendleri üzerine kapsamlı ve güçlü çalışmalar sunuyorsunuz. Eyewear Trend Raporlarınızı nasıl hazırladığınızı ve 2026 trendlerinde öne çıkanları paylaşır mısınız?
Hazırlama süreci tüm yılı kapsıyor. İlhamı, moda defileleri, kültürel hareketler, sanat, tasarım, komşu endüstriler ve malzeme yenilikleri gibi pek çok kaynaktan toplayarak, bunları gözlük merceğinden süzüyoruz. Ayrıca perakende verilerini yakından takip ediyor, sektördeki iş ortaklarımızla görüşerek piyasada nelerin hareket ettiğini anlamaya çalışıyoruz. Amacımız, tüm bunları yalnızca ilham veren değil, aynı zamanda markalar için stratejik bir öngörü aracı işlevi gören net temalara dönüştürmektir. 2026 yılı için de birkaç yol gösterici tema belirledik. Cesur mimari formlar ve adeta giyilebilir sanat gibi hissedilen çerçeve yapıları üzerine odaklanan Sculptural; nostaljiye, zanaatkarlığa ve el işinin kusurlu güzelliğine yönelen Sentimental; tavır, cesaret ve bireysellik taşıyarak gündelik başkaldırıyı yakalayan Punk Quotidien, minimalizme, hafifliğe ve ileri düzey konfora odaklanan Ultralight ve gözlükleri alışılmışın çok ötesine taşıyan, beklenmedik oranlarla, görsel oyunlarla ve tekinsizlik hissine odaklanan Surrealism. Bu temaların tümü bir araya geldiğinde yeni yılla sektörün daha ifade dolu, teknik olarak daha yenilikçi ve kullanıcıyla daha fazla duygusal bağ kuran gözlüklere yöneleceğini görüyoruz.

Geçtiğimiz yılki Silmo İstanbul Akademik gibi birçok etkinlikte uzmanlığınızı paylaşmaktasınız. Sektörel eğitimlerdeki artışın optik dünyasına öncelikli yararları sizce nelerdir?
Sektörel eğitim, şu anda optik dünyası için en önemli gelişmelerden biridir. Gözlükler uzun süre öncelikli olarak tıbbi bir cihaz olarak değerlendirildi; moda aksesuarı ya da stil ürünü olarak görülmedi. Tüm sektörel eğitimlerin yükselişi bu boşluğu kapatmaya yardımcı oluyor. Optik mağaza sahipleri ve optisyenler için trendleri, ürün ve malzeme yeniliklerini, müşteri davranışlarını daha derinlemesine anlamanın önüne açıyor. Bilgi artışı, daha zekice kararlar almayı destekler. Ayrıca üreticiler ve tasarımcılarla daha güçlü bağlar kurmalarını sağlar. Optik öğrencileri ve genç tasarımcılar ise gözlük tasarımında gerçek bir kariyer şansı olduğunu görür. Eğitimler, sektörün yaratıcı ve teknik yönlerini tanıtır, sektörel aktörlerle bağlantı kurmalarına yardımcı olur ve yeni bakış açıları getirmeleri için ilham verir. Benim için Silmo İstanbul Akademik gibi platformlarda konuşmacı olmak yalnızca bilgi paylaşmak değil, aynı zamanda bir kıvılcım yakmak anlamına geliyor. Çünkü eğitim arttığında ve bağlantılar kurulduğunda tüm sektör birlikte ilerler.

Silmo İstanbul Optik Fuarı 19-22 Kasım 2025 tarihleri arasında 12. kez gerçekleşecek. Fuarın gelişimini ve endüstriye katkılarını nasıl yorumlarsınız?
Silmo İstanbul Optik Fuarı, özellikle bölgedeki optik endüstrisi için en önemli platformlardan biri haline geldi. Yıllar içinde hem ölçek hem de etki açısından büyüyerek yalnızca Türk optik profesyonelleri değil, giderek artan uluslararası bir kitleyi de kendine çekiyor. Bu gelişim de bağımsız markaların, distribütörlerin, büyük üreticilerin, optisyenlerin ve tasarımcıların buluşup fikir alışverişinde bulunabileceği değerli bir buluşma noktası yaratıyor. Silmo İstanbul ayrıca, yerel ve uluslararası markalar ile üreticilere Türkiye, Doğu Avrupa, Orta Doğu, Rusya, Orta Asya ve Kuzey Afrika gibi yeni pazarlarda işbirliği yapma ve genişleme fırsatı sunuyor.

Değerli röportajınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak dergimiz 4 your eyes hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Ben teşekkür ederim. 4 your eyes, Türkiye’de ve komşu ülkelerde optik sektörü için bilgilendiren, ilham veren ve profesyonelleri birleştiren bir platform yaratarak önemli bir rol üstleniyor. İş dünyasına yönelik içgörüleri yaratıcı yönelimlerle birleştirerek, sektörün nereye gittiğine dair kapsamlı bir bakış sunmanızı, aynı zamanda bağımsız markaların ve büyük moda evlerinin yeni sezon koleksiyonlarını tanıtmanızı gerçekten değerli buluyorum. Gerçek anlamda katkı sağlayan bir yayın ve parçası olmaktan onur duydum.

Eylül 2025

Rodenstock

Rodenstock

Rodenstock Çerçeveleriyle Yeni Hafiflik Çağını Başlatıyor…

Rodenstock için ultra hafiflik, markanın yeniden konumlanma süreciyle artık yalnızca işlevsel bir özellik değil, estetik vizyonunun da belirleyici unsuru haline geldi.

Alman mühendisliğinin gözlük tasarımındaki zirve temsilcilerinden biri olan Rodenstock, 145 yılı aşkın köklü geçmişiyle yalnızca bir marka değil, aynı zamanda bir teknik ustalık mirası taşıyor. Münih merkezli bu öncü üretici, gözlük endüstrisinde çığır açan teknolojilere imza atarken, yüksek hassasiyetle geliştirilen camları ve çerçeve tasarımlarıyla da fark yaratıyor. Optik mükemmeliyet ve konforu bir arada sunma hedefinde olan Rodenstock’un tasarım anlayışının temelinde; fonksiyon, estetik ve inovasyonun kusursuz bileşimi yer alıyor. Medikal optik alanında edindiği uzmanlık, markayı çerçeve tasarımında da sıra dışı bir konuma taşıdı. Rodenstock Eyewear ürünleri yalnızca teknik donanımıyla değil, aynı zamanda zamansız formlara dayalı yalın ve güçlü estetik diliyle de dikkat çekiyor. Her biri ileri mühendislik çözümleriyle destekleniyor. Koleksiyonlar, Alman tasarım geleneklerinin sadeliğini korurken, çağdaş minimalizmin sınırlarını zorlayan detaylarla tamamlanıyor.

Rodenstock’un Dna’sında yer alan hafiflik, markanın yeniden konumlanma süreciyle birlikte artık yalnızca işlevsel bir özellik değil, estetik vizyonunun da belirleyici unsuru haline geliyor. Rodenstock’un ‘Biçim Hafifliği Takip Eder’ (Form Follows Lightness) ilkesi; titanyumun farklı alaşımlarından esnek yay sistemlerine, vidasız bağlantılardan yarı saydam renk geçişlerine kadar tüm detaylar ile gözlüğün yüzle bütünleşmesini ve kişiliği gölgelemeden tamamlamasını hedefliyor. Her bir Rodenstock Eyewear koleksiyonu ‘tasarım yalındır ama sıradan değildir’ mottosunu yeniden yorumluyor. Özellikle Loop koleksiyonunun dinamik çizgileri genç kullanıcıyı yakalarken, Orbit’in çerçevesiz tasarımı Bauhaus felsefesine göz kırpıyor; InfiniTec ise görünür mühendislik detaylarıyla dikkat çekiyor. Sadelikten gelen şıklığı ileri teknolojiyle buluşturan Rodenstock’un tasarım dünyasına bakışı ve yeni ürünlerinde teknik ile stili nasıl harmanladığına dair Tasarım ve Mühendislik Direktörü Benjamin Heirich ile gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Merhaba Benjamin, Rodenstock şu sıralar yeniden konumlanıyor. Bu stratejinin arkasında ne var?
Yeniden konumlanma süreciyle birlikte Rodenstock markasını baştan tanımladık. Net bir tasarım dili, yapılandırılmış bir koleksiyon çerçevesi ve uzun vadeli bir strateji belirledik. Tasarım sürecimizin merkezinde yer alan ‘Biçim Hafifliği Takip Eder’ (Form Follows Lightness) ilkesi, ürün geliştirme anlayışımıza da yön veriyor. Hedefimiz, ultra hafif gözlükler tasarlamaktır. Bu amaç doğrultusunda minimal estetik anlayışını teknik yeniliklerle birleştiriyor ve maksimum hafifliği yakalamaya çalışıyoruz.

Rodenstock teknoloji ve veri odaklı inovasyona önem veriyor. Bu yaklaşım Alman premium markalarına özgü bir özellik mi?
Kesinlikle öyle. Alman premium markaları dünya çapında hassasiyet ve kaliteyle özdeşleşmiş durumdadır. Alman mühendisliği yaklaşımı, bizim ürün geliştirme zihniyetimizin temelini oluşturuyor. Çalışmalarımız verimlilik, mükemmeliyet ve mühendislik ustalığı üzerine kuruludur. Bu anlayış, çerçevelerimizin her bir detayında kendini gösteriyor. Geniş kapsamlı veri tabanımız sayesinde teknik parametreleri analiz edebiliyor ve tasarımlarımızda en ideal uyumu ve maksimum konforu sağlayabiliyoruz.

Rodenstock olarak sıklıkla vurguladığınız yeni ‘Hafiflik Çağı” kavramı pratiğe nasıl yansıyor?
Bu kavram, son derece hafif gözlükler geliştirmek anlamına geliyor; çünkü daha az ağırlık, daha fazla konfor ile eş anlamlıdır. Tüm odağımız fiziksel ve estetik hafiflik kavramı üzerindedir. Yeni teknolojiler ve malzemeler sayesinde, malzeme seçimi, yapı ve tasarım arasında mükemmel denge kuran ultra hafif modeller geliştiriyoruz. En temel vaadimiz, kullanıcılara maksimum konfor sunmaktır. Çünkü kullanıcılar için önemli olan, gözlüklerinin yüzlerinde neredeyse yokmuş gibi hissedilmesidir.

Hafiflik kavramının çerçeve tasarımlarınızı nasıl etkilediğinden bahsedebilir misiniz?
Hafiflik, tasarım yaklaşımımızın her yönünü şekillendiriyor. Zamansız bir estetik yaratmak amacıyla sade formlar, net hatlar ve indirgenmiş şekiller kullanıyoruz. Aynı zamanda, sağlamlıktan ödün vermeden malzeme kullanımını optimize ediyoruz. Titanyum ve RXP® gibi ultra hafif malzemelerle çalışarak çerçeve ağırlığını ciddi ölçüde azaltıyoruz. Saydam ve yarı saydam renkler de hem görsel hem de hissiyat olarak hafifliği pekiştiriyor. Vidasız menteşe sistemleri ve esnek bölge teknolojileri gibi yenilikçi detaylar da konforu artırıyor. Sonuç olarak minimalist çerçeveler yüzle bütünleşiyor ve kullanıcının karakterini ön plana çıkarıyor.

Koleksiyonlarınızın tasarım sürecinde estetik faktörleri nasıl ele alıyorsunuz?
Tasarım rehberimiz ‘Yalın Estetik’ (Pure Aesthetics) yaklaşımıdır. Özellikle Bauhaus akımı estetiğinden ve minimalizmden ilham alıyoruz. Bu yaklaşımımız tasarımlarımızdaki zamansız, sadeleştirilmiş görsel dili tanımlıyor. Çerçevelerimizde fonksiyon ve hafiflik bir araya geliyor. Modern ve uzun ömürlü tasarım anlayışı, Rodenstock ürünlerinin temel karakterini oluşturuyor. Tüm bu niteliklerle geliştirdiğimiz koleksiyonlar ile ultra hafifliği, görünmez hissiyatı, yüksek Alman mühendisliğine dayalı kaliteyi ve ileri seviye ergonomiyi kullanıcılara sunuyoruz.

Kullanılan malzemeler genel ağırlık açısından oldukça belirleyici. Özellikle hangi malzemeleri tercih ediyorsunuz?
Stabilite ile konfor arasında ideal dengeyi kurmak için genellikle malzeme kombinasyonları kullanıyoruz. Kendi prototipleme atölyemizde malzemeleri sürekli test ediyor, daha da hafif sonuçlar elde etmek için süreçleri geliştiriyoruz. Bu sayede optimum hafifliği hedefleyen bir tasarım süreci yürütebiliyoruz. Bu yaklaşımda özellikle titanyum ve RXP® öne çıkan temel malzemelerimiz arasında yer alıyor. Burun pedlerinde ise sadece tıbbi sınıf silikon kullanıyoruz. Tıbbi sınıf silikon cilt dostu olmasıyla öne çıkıyor ve farklı form seçenekleri sayesinde kullanıcılara ideal kullanım konforu sağlıyor.

Hangi türdeki titanyum Rodenstock çerçevelerinin hangi bölümlerinde kullanılıyor?
Her parçaya özel olarak seçtiğimiz titanyum alaşımları sayesinde ideal dengeyi sağlıyoruz. Örneğin; saf titanyumu sağlamlığı ve dayanıklılığı nedeniyle ön yüz, köprü ve uç parçalarda tercih ediyoruz. Beta titanyumu yüksek esneklik sunduğu için sap kısımlarda ve çerçevesiz modellerde kullanıyoruz. Nanometre titanyumu ise özellikle yaylı bağlantı (flex zone) gibi hassas ve işlevsel alanlarda sıklıkla tercih ediyoruz.

RXP® malzemesini benzersiz kılan nedir ve Rodenstock RXP’i nasıl kullanıyor?
RXP®, İsviçre’de üretilen yüksek teknoloji ürünü bir polimerdir. Olağanüstü hafifliği ve yüksek dayanıklılığıyla dikkat çekmektedir. Bu sebeple RXP® malzemesi ince çerçevelerin üretimi için idealdir. Ayrıca RXP® malzemesi cilt dostu ve kolay şekil alabilen bir yapıya olduğundan çerçevelerimizin günlük kullanımda son derece konforlu hale gelmesine olanak sağlıyor.

Özellikle Loop, Orbit ve InfiniTec koleksiyonlarınız yoğun ilgi görüyor. Bu serileri birbirinden ayıran özellikler nelerdir?
Her koleksiyonun kendine özgü bir tasarım dili ve teknik inovasyonu var. Ancak tüm Rodenstock çerçeveleri yüksek konfor sunar ve bireysel olarak ayarlanabilir. Loop koleksiyonu, ileri teknolojiyi vurgulayan, saf titanyumdan yapılmış, sağlam ve hafif saplarıyla öne çıkar. Loop özel bir menteşe sistemine sahiptir. Özellikle modern tasarım diline ilgi duyan genç kullanıcılar için caziptir. Orbit koleksiyonu, vidasız yapısıyla bakım gerektirmeyen bir sistem sunuyor. Bauhaus felsefesi ve dairesel geometri ilhamıyla tasarlandı. RXP® ve titanyum gibi ultra hafif malzemeler içeriyor. Bu serideki çerçevesiz model, 2025 Alman Tasarım Ödülü’nü kazandı. InfiniTec koleksiyonu ise teknolojiyi görünür kılmayı amaçlıyor. Açıkta kalan yaylı menteşe hem işlevsel hem de estetik bir unsur olarak tasarlandı. Bu yay parçası nanometre titanyumdan üretiliyor ve üstün hassasiyet sunuyor.

Son olarak Rodenstock Eyewear ile hangi kullanıcı kitlesine hitap ettiğinizi öğrenebilir miyiz?
Yeniden konumlanma stratejimizle birlikte hedef kitlemizi daha da netleştirdik. Önceliğimiz; kaliteye, uzun ömürlü kullanım avantajına ve teknik hassasiyete değer veren, 35 yaş ve üzerindeki erkek kullanıcılardır. Konfor onlar için büyük önem taşıyor. Stil anlayışları ise sade, zamansız ve işlevsel tasarımları tercih eden bir çizgide şekilleniyor.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2025

Paloceras

Paloceras

Yükselen Yıldız

Gözlük modasında işlevden çok yaratıcı estetiği öne çıkaran bağımsız Paloceras, tasarım ve üretim tekniklerindeki çarpıcı inovasyonlarıyla tüm dikkatleri üzerine çekmeye başladı.

Yükselen gözlük markası Paloceras, kurulduğu 2022 yılı itibarıyla sessiz ama kararlı adımlarla global moda haritasında kendine yer edinmeye başlıyor. Geçtiğimiz ay Paloceras adına New York lansmanı önemli bir dönüm noktası oldu. Markanın büyük dikkat çeken ve çok beğenilen Pebble koleksiyonuna eklenen iki yeni formu, tüm ürün yelpazesindeki çarpıcı yeni renkleri ve kombinasyonları bir araya getiren görkemli lansman, markanın global gözlük modasındaki yerini sağlamlaştırdı. Paloceras’ın Ortak Kurucuları Mika Matikainen (Kreatif Direktör) ve Alexis Perron-Corriveau (Tasarım Direktörü) ile markanın kuruluşu, özgün tasarım yaklaşımı arkasındaki inovasyon arayışı ve yenilikleri hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Paloceras’tan önce ne üzerinde çalışıyordunuz?
Alexis: Montreal’de büyüdüm ve kariyerime marangozlukla başladım. Özel mobilyalar ve mimari parçalar tasarlıyordum. Bu deneyim beni, Montreal’de üniversitede ürün tasarımı okumaya yöneltti. Yerel olarak çalıştıktan sonra Kanada’nın dışına bakma ihtiyacı hissettim ve İsviçre’nin Lozan kentindeki ECAL’de Design for Luxury & Craftsmanship (Lüks ve Zanaatkarlık için Tasarım) Yüksek Lisans programına başvurdum. Mika ile orada tanıştık. İkimiz de bu programı tamamladık ve Paloceras böylece şekillenmeye başladı.

Mika: Benim geçmişim ise dijital tasarım üzerinedir. Finlandiya’da bir reklam ajansında sanat yönetmeni olarak, ardından teknoloji firmalarında çoğunlukla dijital ürün tasarımı alanında çalıştım. Yıllarca dijital ortamlarda çalıştıktan sonra daha fiziksel bir şey yapma isteği duydum. Covid karantinası sırasında Londra’da yaşarken tasarımcı bir arkadaşla yürüyüşe çıktığımızda olası gelecekten konuşurken ECAL’den bahsettik. Başvurdum, kabul edildim ve bu karar her şeyi değiştirdi. Alexis’le orada tanıştık. Ben dijitalden gelip dokunsallık arıyordum, o ise zanaattan gelip dijitale ilgi duyuyordu. Yeteneklerimiz birbirini tamamlıyordu ve birlikte bir şeyler denemenin mantıklı olacağını hissettik. Programın sonuna doğru Alexis tezinde güneş gözlüklerini araştırmaya başladı. Prototiplemelere giriştik ve sonunda gözlük tasarlamaya karar verdik. Bu alanın ne kadar karmaşık olduğunu o zaman henüz bilmiyorduk.

Paloceras ismini nasıl buldunuz ve marka nasıl oluştu?
Mika: Birlikte bir şey yapmaya karar verdikten sonra bir isme ihtiyacımız vardı. O sırada hala İsviçre’de yaşıyordum. Bir gün parkta yürürken kelebekler gördüm ve Latince kelebek demek olan Rhopalocera’yı düşündüm. “Rho” kısmını attım, sonuna bir “s” ekledim ve uygunlukları kontrol ettim. Şaşırtıcı şekilde domain’ler, sosyal medya hesapları da dahil olmak üzere hiçbir yerde kullanılmamıştı. Hemen Alexis’i aradım.

Alexis: Lozan’da küçük bir Afrika kafesinde buluştuk ve karar verdik. İsmi oracıkta tescilledik. Henüz Pebble koleksiyonunu bile düşünmemiştik.

Pebble koleksiyonu moda çevrelerinde hızla ilgi gördü. Bu ilgiyi ön görmüş müydünüz?
Mika: Gözlüğü, işlevsel bir nesne olarak değil, duygusal ve estetik bir etki aracı olarak ele almak istedik. Bu kategori genellikle kendine teknik ya da optik bir pencereden bakıyor. Biz ise modanın perspektifinden bakarsak ne olur, onu görmek istedik. Ben her zaman tasarım, teknoloji ve iş dünyasının kesişim noktasıyla ilgilendim. Sadece bir alanda kalmak bana yeterli gelmezdi. Gözlükte yeni bir şey tasarlamaktan fazlası vardı; daha geniş bir yaratıcı ekosistem inşa etmek gerekiyordu. Şimdi Londra’daki atölyemizde sanatçılarla birlikte özel tasarımlar yapıyoruz. Bu işbirlikleri, Paloceras çatısı altında farklı yaratıcı vizyonların da yer bulmasını sağlıyor. Böylece marka sadece bir ürün değil, aynı zamanda bir platform oluyor.

Alexis: Pebble koleksiyonu başta yaratıcı bir deneydi ama insanlarla bağ kurma amacı da hep vardı. Yüksek lisans tezim güneş gözlükleri ve onların kültürel anlamları üzerindeydi. Gözlük dünyasında pek çok “bekçi” olduğunu fark ettim. Bağımsız marka sayısı az ve bu sektöre adım atmak ise zorlu görünüyordu. Bu zorluk bizi daha da motive etti.

Yepyeni bir asetat estetiği geliştirdiniz. Süreçten ve üretimini nerede yaptığınızdan söz eder misiniz?
Alexis: Uzun bir süreçti. Çoğu tasarımın birbirine benzediği bu kategoride, tanıdık gelmeyen bir şey yapmak istedik. Gözlük tasarımını baştan icat ettiğimizi iddia etmiyoruz ama Paloceras’a özgü, hemen tanınan formlar yaratmak istedik. Asetatla denemeler yaptık, fizik yazılımları ve dijital araçlarla alışılmadık formlar araştırdık. Böylece şişirilmiş (inflated) form fikrine ulaştık. İtalya ve Fransa’daki üreticilere ulaştık ama bu formları üretmeye uygun teknoloji mevcut değildi. Gerçek uzmanlık Shenzhen’deydi, bu yüzden kaynağa yani Çin’e gittik. Shenzhen’de aradığımız teknik kapasiteye sahip küçük, yetenekli bir ekip bulduk. Onların kullandığı kalıplama tekniği, enjeksiyon kalıplamaya benziyor ama asetat için özel olarak uyarlanmış. O dönemde bu teknik Avrupa’da mevcut değildi, hala da pek yaygın değil. Bahsettiğim kalıplama süreci, geleneksel asetat üretiminden farklı makineler ve beceriler gerektiriyor. Tasarım niyeti ile teknik uygulamanın bu birleşimi, sınırları zorlamamıza olanak sağladı. Shenzhen’deki ekibi birçok kez ziyaret ettim. Üretimi yerinde görmek, çalışma koşullarını anlamak ve bizim standartlarımızla uyumlu olduklarından emin olmak bizim için çok önemliydi. Oradaki işbirliğimiz konusunda şeffafız çünkü gerçekten mükemmel bir iş çıkarıyorlar.

New York lansmanınızla Pebble serinize eklenen VX Aviator ve DX Diamond’ı tanıttınız. Özelliklerinden bahseder misiniz?
Mika: Pebble koleksiyonu bir kare ve bir yuvarlak formla başlamıştı. Elbette bu yeterli olmayacaktı. Biz aviator ve cat-eye gibi popüler formları kendi dilimizle yeniden yorumlamak istedik. Renk bu yılki evrimimizde çok büyük rol oynadı. Siyah ve kaplumbağa kabuğu gibi klasiklerin ötesinde, kendi deneyimlerimize dayalı çift laminasyonlar ve yoğun tonlar sunmak istedik. Bazılarını Mazzucchelli’nin özel laminatlarıyla, bazılarını ise farklı manyetik renkleri karıştırarak kendimiz geliştirdik. Bu yenilikler Pebble koleksiyonu için büyük bir sıçrama oldu.

Alexis: Heykel yapmakla takılabilir bir şey yapmak arasında hassas bir denge var. Bu gerilim bizi besliyor. VX Aviator cesur ve tanınabilir formuyla öne çıkıyor. DX Diamond ise daha açılı, daha sert bir karaktere sahip. Cat-eye’a gönderme yapıyor ama daha nötr. Tasarımlar herkes için olsun istiyoruz, bu yüzden tamamen feminen bir siluetten kaçındık. Bu yeni formlar, insanların bizden beklediği çeşitliliğe, yeni form arayışına ve renklere de cevap veriyor.

Portekiz ve Finlandiya arasında çalışıyorsunuz. Bu ikili sistem sizin için nasıl işliyor?
Mika: Şu anda ekibimizin çoğu Finlandiya’da. Alexis ise hala prototiplemenin büyük kısmının yapıldığı ve tasarım stüdyomuzun yer aldığı Lizbon’da. Aldığımız verimden ve tempomuzdan memnunuz.

Alexis: Markanın ilk evi Portekiz’di. İlk yıl her şey dijital olarak Lizbon’da geliştirildi. Mika ailevi nedenlerle Finlandiya’ya döndüğünde yeni bir düzen kurduk ve ikimiz için de işleyen ve işe yarayan bir ritim bulduk.

Paloceras için sıradaki hedefiniz nedir? Yeni sürprizler beklemeli miyiz?
Mika: İlk optik koleksiyonumuzu tanıtmaya hazırlanıyoruz.

Alexis: Geliştirme süreci zaten başladı. Koleksiyonu önümüzdeki Eylül ayında Silmo Paris fuarında sunmayı planlıyoruz. Perakende ortaklarımız için optik koleksiyonun çok önemli olduğunun bilincindeyiz. Bu yeni optik modellerimizi günlük kullanım için tasarlarken, güneş gözlüklerimizdeki yaratıcı yaklaşımımızı korumaya kararlıyız.

Kaynak: Eyestylist

Temmuz 2025

Design Eyewear Group

Design Eyewear Group

Tasarımda Cesaret

Güçlü kariyerine Face à Face ile başlayan DEG ortak Kreatif Direktörü Claire Ferreira “Gözlük tasarlarken milimetrenin onda biri bile ifadeyi şekillendirmede etkili oluyor. Bir çizginin en küçük kıvrımı bile bambaşka ifadeler ortaya çıkarabiliyor” diyor.

Profesyonel gözlük tasarımcılığına; Pascal Jaulent, Nadine Roth ve Alyson Magee tarafından Fransa merkezli olarak 1995 yılında kurulan Face à Face ile başlayan Claire Ferreira, bağımsız markanın 2015 itibarıyla Design Eyewear Group’a katılmasıyla birlikte günümüzde 15 yılı dolduran kariyerine DEG’nin ortak Kreatif Direktörü olarak devam ediyor. Design Eyewear Group’un en değerli tasarımcılarından biri olarak öne çıkan Claire Ferreira, her bir çerçevenin estetik, yenilik ve özgünlüğü harmanlayan benzersiz bir parçaya nasıl dönüştüğünü ikonik tasarımlarıyla gözler önüne seriyor. Design Eyewear Group’un ortak Kreatif Direktörü Claire Ferreira ile ilham kaynakları, kendine özgü yaratıcı yaklaşımı ve teknik kısıtlamaları fırsata nasıl dönüştürdüğü hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Claire. Gözlük tasarımı yolculuğunuz nasıl başladı ve gelişti?
Tasarım alanına çok erken yöneldim; önce Uygulamalı Sanatlar alanında lise diploması aldım. Sonrasında École Boulle’den Yüksek Teknik Sertifikası, ardından Olivier de Serres’ten Uygulamalı Sanatlar Yüksek Diploması ile mezun oldum. Ardından Londra’daki Royal College of Art’ta ürün tasarımı alanında yüksek lisans yaptım. Böylece tasarıma iki farklı ama tamamlayıcı yaklaşımla bakma fırsatı buldum. Fransa’daki yaklaşımın sosyolojik ve kavramsal; İngiltere’dekinin ise daha sanatsal ve deneysel olduğunu fark ettim. Eğitimimden sonra profesyonel kariyerime Face à Face’te gözlük tasarımcısı olarak başladım ve on beş yıldır bu meslekteyim, markayla birlikte gelişiyorum. Bu süreçte bağımsız bir marka olan Face à Face, Design Eyewear Group’a katıldı. Bugün DEG dokuz marka geliştiriyor ve pazarlıyor; ben de bunlardan üçünün sanat yönetimini ortaklaşa yürütüyorum.

Yeni bir gözlük tasarımı üzerinde çalışırken karşılaştığınız başlıca zorluklar nelerdir?
Dört ana zorluk görüyorum. İlki, ‘zaten görülmüş’ olanlardan uzaklaşıp yenilik yaratma gerekliliği diyebilirim. İkincisi, tasarım hedeflerine ulaşmak için üreticilerin sınırlarını zorlayan teknik zorluklardır. Örneğin Face à Face markasında çok keskin açılarla çalışmayı seviyorum. Oysa teknik açıdan cilalama süreci tam tersine her şeyi yuvarlatmaya odaklanır. Dolayısıyla açılardaki keskinliği korumanın ya da geri kazandırmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Üçüncü olarak, pazar zorluğu var. Markamız uluslararası odaklı olduğu için tarzımızın Dna’sını bedenler, renkler vb. unsurlarla birbirinden ayrışan pazarlara uyumlu olacak şekilde yansıtmamız gerekiyor. Son olarak, denge zorluğu var. Her koleksiyonda yeni bir konsept, sürpriz yaratan ve dikkat çeken bir gözlük formu yaratmak istiyoruz. Ancak bu formun dengeli olmasına, karikatürize değil, şık ve konforlu olmasına da özen gösteriyoruz.

Bu zorluklarla yüzleşmek tasarım sürecinizi nasıl etkiliyor?
Kesinlikle olumlu yönde etkiliyor çünkü bahsettiğim tüm bu kısıtlayıcı unsurlar, aynı zamanda yaratıcılık için fırsatlara dönüşüyor. Hatırlıyorum, yüksek lisans yaparken tamamen özgür tasarım yapmamız istendiğinde, bazen yaratıcılık tıkanabiliyordu çünkü çok fazla olasılık vardı. Kısıtlamalar, içinde çok çeşitli kişiliklerin ifade edilebileceği bir alan sunuyor. Gözlük tasarlarken, çizgi roman çizerken olduğu gibi, milimetrenin onda biri bile ifadeyi şekillendirmede etkili oluyor. Bir çizginin en küçük kıvrımı bile sert, dostça ya da cesur bir ifadeyi ortaya çıkarabiliyor.

Yeni bir koleksiyon tasarlarken ilham kaynaklarınız neler?
Ekip olarak iham kaynaklarımızın çok çeşitlilik gösterdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Paris’in kalbindeki showroom’umuz sayesinde galerilerden, müzelerden ya da sadece sokakta yürürken fikirler bulabiliyoruz. Çağdaş sanat ve modayı yakından takip ediyoruz. Moda Haftası gösterileri, Jardin des Tuileries’deki ‘Première Classe’ aksesuar fuarı ve Milan Tasarım Haftası bizim için vazgeçilmez etkinliklerdir. Ama ilham burada bitmiyor. İşimizi tutkuyla yaptığımız için optik dünyasının derinliklerine daldığımızda, fikirler her an ortaya çıkabiliyor.

Tasarlamış olmaktan en çok gurur duyduğunuz model hangisi ve bu modelin öne çıkan özellikleri neler?
Face à Face’in Sotsas modeliyle özel bir gurur duyuyorum çünkü efsanevi İtalyan tasarımcı Ettore Sottsass’ın çalışmalarından esinlendik. Bu modelde gözlük ve heykeli birleştirmek istedik, Sottsass’ın canlı renklerinden ve oyunbaz ifadesinden yararlandık. Modelin sap tasarımı, Sottsass’ın bir kanepe için kullandığı silindirik kol dayanağı prensibini yeniden yorumluyor. Bir silindirik şekli menteşeye bağlamak ve sap yapısına entegre etmek teknik açıdan büyük bir zorluktu. Estetik olarak da markanın ikonik modellerinden biri oldu. Hem şaşırtıcı hem de şık bir model; daha sonra konsepti daha rafine bir optik versiyona, Kyoto modeline uyarladık.

Herkese uygun bir gözlük tasarlamak mümkün mü sizce?
Bazı markalar evrensel beğeniye hitap eden gözlükler yaratmayı hedefliyor. Bir tasarımcı markasıyız ve kaçınılmaz olarak daha cesur seçimlerle risk alıyoruz; bu da ya gerçek bir sevgi ya da güçlü bir antipati uyandırabiliyor. Ancak daha geniş bir kitleye hitap edebilecek yenilikçi estetikler üzerinde çalışıyoruz. Bunun için ‘evrensel şablon’ diyebileceğimiz bir yaklaşımla, çoğu insana uyum sağlayabilecek oranlar ve çizgiler tasarlıyoruz.

Sizce ticari başarıdan öte, tasarımda başarıyı ne tanımlar?
Farklı bir alandan örnek verecek olursak, Eames sandalyelerini düşünebiliriz. Başarıları, nesneyi mükemmel bir şekilde kavramalarına dayanıyor. Bu durum da ikonik bir form ve ayırt edici bir estetik ortaya çıkarıyor. Başka bir deyişle benzerlerinden ayrışan estetik formla sağlanıp, işlevselliğin gücüyle birleşmeli de diyebiliriz.

Yeni bir gözlük seçerken neyin yakıştığını anlamak oldukça zordur. Bu konuda tavsiyeniz var mı?
Bir çerçevenin yakışıp yakışmadığını belirlemek için birçok unsur var ve bunların bazıları fazlasıyla kişiye özgüdür. Çerçeve yüz şeklinize uymalıdır. Verebileceğim en iyi tavsiyelerden biri, göz bebeğinin yatay olarak camın ortasına denk gelmesine dikkat edilmesi olabilir. Büyük bir yüzünüz varsa ve küçük gözlük istiyorsanız, yuvarlak formları öneririm. Kare ya da dikdörtgen çerçeveler ise yüz boyutuyla orantılı olmalıdır. İnce bir yüzünüz varsa, daha fazla özgürlük var. Büyük gözlükleri tercih ettiğinizde anında daha trend bir stile sahip oluyorsunuz. Her durumda, acele karar verilmemeli çünkü gözlüğün bir kostüm değil, bir ifade aracı olması gerektiğini düşünüyorum.

Design Eyewear Group, Danimarka, İngiltere ve Fransa’da çalışıyor. Her ülkenin tasarım hassasiyetlerinde belirgin farklar var mı?
Klişelere düşmeden söylemek gerekirse, gerçekten bölgesel hassasiyetler gözlemliyoruz. Üç tasarım ekibimizde de bu farklılıklar var. Danimarka’da işlev formu belirliyor; minimal, radikal bir tasarım felsefesi var. ‘Az çoktur’ yaklaşımı takip ediyoruz. Fransa’da yaklaşım daha Latin, daha cesur ve özgür. Konsepte ve hikaye anlatımına güçlü bir vurgu var. İngiltere’de ise nihai kullanıcının tarzı daha ön planda tutuluyor. Yeni formlar sokak modasından ilham alıyor

Ürün yelpazenizi oluştururken global müşteri profili size nasıl yön veriyor?
Amerika’da tüketiciler genelde klasik, dikdörtgen ya da kelebek formları tercih ediyor; daha risksiz, konvansiyonel ürünleri seçiyorlar. İspanyol, İtalyan ve Fransız müşteriler ise genelde daha uzun, daha kare ve daha renkli çerçeveler arıyor. Bu yüzden tüm modellerimiz iki form ve altı renkte sunuluyor. Bu çeşitli seçenekler, her tercihe birkaç alternatifle hitap etmemizi sağlıyor.

Kaynak: Parisee

Haziran 2025

Caroline Abram

Caroline Abram

Moda Ve Tasarımla Şekillenen Bir Yolculuk…

Kadınlara zarif ve neşeli stiller sunan Caroline Abram, gözlüğü görünümün ayrılmaz parçası haline getiren özgün çizgisiyle gönülleri fethediyor.

Caroline Abram hukuk ve ekonomi eğitimi aldıktan sonra, kariyerini moda ve tasarım alanında sürdürmeye karar verdi. Balmain, Celine ve Chloé gibi saygın moda evlerinde çalışarak moda dünyasında adım attıktan sonra gözlük tasarımına yöneldi. 2008 yılında kendi adını taşıyan gözlük markasını kurarak uzun yıllar kullanılabilecek, kaliteli ve modaya yön veren çerçeveler tasarlamaya odaklandı. Moda geçmişi ve gözlüklere duyduğu tutkuyla Caroline Abram, klasik zarafeti modern bir dokunuşla buluşturan özgün bir stil yarattı. Fransız tasarımcı Caroline Abram’ın zamansız ve sofistike çizgileriyle öne çıkan koleksiyonları, onun tasarıma bakışını ve ilham kaynaklarını birebir yansıtıyor. Dünyaca ünlü Fransız tasarımcı ile gözlük dünyasıyla nasıl tanıştığını, tasarıma olan tutkusunu ve koleksiyonlarını besleyen ilham kaynaklarını paylaştığı röportajı sunuyoruz.

Gözlük dünyasında doğup, büyüdünüz. Ailenizin izinden gitmek sizin için kaçınılmaz mıydı?
Pek öyle denemez doğrusu. Hatta ilk gençlik yıllarımda gözlükler bana pek bir şey ifade etmiyordu. Benim asıl tutkum çizimdi. Ama annem mutlaka bir diplomam olmasını istiyordu ve ben matematik, fizik ve teknik çizimde çok iyiydim. Bu yüzden diplomamı aldıktan sonra başka bir alana yöneleceğimi düşünüyordum. Sonra her şey doğal bir akışla gelişti. Annemin optik mağazasında çalışmaya başladım. Akşamları da seramik atölyelerine gidiyordum. Bu işin ne kadar zaman alıcı olduğunu biliyordum ve ömrüm boyunca yapmak isteyeceğimden henüz emin değildim.

Tasarım alanına yönelmenizi sağlayan şey neydi?
Bir şeyler yaratma ihtiyacındaydım. Aslında her şey tesadüfen gelişti. 18 yaşındayken bir yıl boyunca Senegal’de babamın yanında kaldım ve orada birine aşık oldum. Paris’te sıkışıp kalmamak için bir yol bulmam gerekiyordu. O dönem Senegal’de el işi boncuklar satan harika dükkanlar vardı. Gümüş boncuklar, Mauritius boncukları, ahşap boncuklar… Bu güzel boncuklarla annemin mağazasında satılacak zincirler yapma fikri geldi aklıma. Sevgilimi görmek için sahile gittiğimde, o çalışırken ben boncuk dizip zincirler hazırlıyordum. Paris’e döndüğümde, zincirleri mağazada sergiledim. Kendi gözlük markamı kurana kadar geçen sürede, koleksiyonları insanlar sevdiği ve hoşuma gittiği için hazırlıyordum, sanki sadece eğleniyordum. Ama zamanla, tam açıklayamadığım bir tutkuya sahip olduğumu fark ettim. Çizmeyi, boyamayı, renklerle çalışmayı çok seviyordum. Bu yüzden kendimi tasarım dünyasında bulmam son derece doğal oldu.

İlk gözlük koleksiyonunuzla birlikte büyük beğeni toplamayı başardınız. Bu koleksiyon için nasıl hazırlanmıştınız?
Başta koleksiyonuma hazır okuma gözlükleri ekleyip zincirlerle kombinlemeyi planlıyordum. Zincirlerim oldukça feminen bir havadaydı ve sadece kelebek formundaki modellerle uyumlu bir koleksiyon hazırlamıştım. Böyle bir pazar olduğunu biliyordum. Ama aslında tasarımlarımı ‘kadın gözlüğü’ olarak görüyordum. Hemen fark ettim ki çerçeveler kaş hizasında konumlandığında yüzü yukarı doğru kaldırıyor, adeta bir lifting etkisi yaratıyordu. Bu yüzden yüz hatlarını yukarı çeken, neşeli ve feminen gözlükler tasarlamaya karar verdim. Gençlerin bile bu tarzı hemen benimsediğini gördüm ve doğru bir yolda olduğumu anladım.

Kadınlara hitap etmek sizin için neden önemliydi? Caroline Abram gözlüklerini nasıl kadınlar takıyor?
Çünkü gözlüklerim benim dünyamın sembolü. Benim için gözlük ‘takı, makyaj ve mini bir yüz gerdirme’ anlamına geliyor. Kadınların genellikle biraz ‘hüzünlü’ gözlükler taktığını düşünüyordum. Onların allık ya da eyeliner sürer gibi gözlük takabilmesini istedim. Şık ama abartısız, güzel ama tuhaf görünmeyen bir tarz yakalamalarına destek olmak istedim. Farklı yönleriyle, görünümüyle ya da sadece kadınlığıyla oynamaktan keyif alan her kadın Caroline Abram takabilir. Yapı ile çok çalışıyorum. Gözlüklerim genellikle oldukça zariftirler. Görünmez değiller ama farklı yüzlere kolayca uyum sağlıyorlar. Gözlüğün kişiyle bütünleşmesini ve nedenini bile tam anlayamadan kadını daha güzel göstermesine odaklanıyorum. Tıpkı makyaj gibi… Makyajın ‘fazla’ durmasını sevmem. Gözlükte de aynı kural geçerli. Gözlüğü değil, gözlüğün ardındaki kadını görebilmelisiniz. Benim amacım tam da bu.

Kadınları yüceltme arzunuz neden bu kadar güçlü?
Bu tamamen bir tutku. Kişiliğimin bir parçası. Küçüklüğümden beri hep uyumu, bütünlüğü arardım. Hiçbir zaman bir trendi sadece moda olduğu için takip etmedim. Elbette hepimiz gibi günlük hayatta gördüğümüz imgelerden ben de bilinçsizce etkilenmişimdir ama tarzım hep bana aitti. Hem Stan Smith giyerim hem şık bir elbise; dar da severim bol da… Kısacası kadın olmanın tadını çıkarırım. Bu sebepledir ki 60’lı yıllara hep hayranlık duydum. Kadınlar adeta birer bebek gibiydi; saçlar özenli, elbiseler canlı renklerde… Hayat dolu.

Peki koleksiyonlarınızı tasarlarken ilhamınızı nereden alıyorsunuz?
İlhamım her zaman malzemeden ya da formdan gelir. Mesela nylon… Bu malzemeyi gördüğümde ona özel bir koleksiyon tasarlamak isterim. Renk paletimle malzemeyi ‘ısıtırım’, saplara yumuşak dalga formlu kıvrımlar vererek tasarıma feminenlik katarım, hafifliğini korumak için titanyum da eklerim. Genellikle malzemeyi yüceltecek şekilde çalışırım. Avustralya’daki bir konuşmamda ilk buluşma temalı bir örnek verdim. Makyaj yaparsınız, en güzel elbisenizi giyersiniz, çantanızı ve ayakkabınızı özenle seçersiniz. Ama masaya oturduğunuzda karşınızdaki adam bütün akşam sadece gözlüklerinizi görür! Herkes çok gülmüştü ama çok doğruydu. İşte bu bana ilham veriyor. Gözlüğümü takan bir kadının aynaya baktığında kendini beğendiğini gördüğüm her an, işte bu benim gerçek amacım dediğim an. Benim yapmak istediğim bu.

Çocuklara yönelik koleksiyon hazırlamaya nasıl karar verdiniz? Size bu ilhamı veren unsurlar neydi?
Kadınların gözlüklerimle kendilerini daha iyi hissetmesini sağlamayı umut ettiğim gibi bu durum çocuklar için de geçerli. Genellikle gözlük takma fikri çocukların moralini bozar, çünkü çoğu okulda alay konusu olurlar. Bu klasikleşmiş bir klişedir. Yetişkin koleksiyonuma oldukça yakın bir çocuk gözlüğü serisini tam da bu sebeple tasarladım. Amaç, çocukluk özelliklerini koruyarak yüzleri güzelleştirmekti. Bir keresinde Caroline Abram gözlüğü alan küçük bir kız çocuğu ile tanıştım, mutluluktan uçuyordu çünkü okula gittiğinde herkes gözlüğünü çok beğenmiş ve tıpkı onun gibi göz doktoruna gitmek istemişti. Sanki ona topuklu ayakkabı satmışım gibi mutluydu. İşte yaratmak istediğim etki tam olarak bu. Gözlük takan küçük kızlarla alay edilmemeli, çünkü zaten çok güzeller.

Dünyaca ünlü bir tasarım markasının sahibi olarak sıradaki hedefiniz nedir?
Büyüme fikri herkesi heyecanlandırır ama benim bir sonraki adım için özel bir planım yok, bu durumdan da memnunum. Yıllarca konfor alanımın dışında çalıştım; işi öğrenmek, her adımı dikkatle atmak gerekiyordu. Artık tek isteğim, insanların seveceği şeyler üretmeye devam etmek. Markayla bağ kuran insanlara karşı bir sorumluluğum var. İnsani ve ailevi tarafımı korumak istiyorum. Daha da büyümek gibi bir amacım yok.

Kaynak: Pret a Voir & Lunettes Originales

Mayıs 2025

Lapima

Lapima

Brezilya’nın İlk Lüks Gözlükleri

Özel üretim odaklı seçkin bir moda anlayışına sahip Lapima, tasarımlarının kıvrım ve hacimlerini milimetrik hesaplamalardan geçirerek, ışık ve gölge arasındaki mükemmel uyumu yakalıyor.

Gustavo ve Gisela Negrão Assis, Brezilya’nın benzersiz mekanlarını, soyut hislerini ve duyusal atmosferini en ince detaylarıyla yakalamaya odaklanıyor. Bu unsurları bir markanın şiirsel özüne dönüştürerek anlatıyorlar. Gisela, bale geçmişi ve pazarlama eğitimiyle zarafet ve hafifliği getirirken; işletme eğitimi almış, girişimci ruhuyla öne çıkan Gustavo, markanın diğer yarısını oluşturuyor. Hayatta ve işte birlikte olan çift, Brezilya’nın ilk lüks gözlük markası Lapima’yı 2016 yılında kurarak, kısa sürede önde gelen dergilerde yer bulup küresel çapta tanınır hale geldi. Lapima’yı şekillendiren yalnızca Gisela ve Gustavo’nun kişisel yolculuğu değil, aynı zamanda Brezilya’nın doğal ve mimari manzaraları, duyusal atmosferi, rüzgarı, yazı, kendine özgü ışığı, denizi ve köklü gelenekleri de markanın kimliğinde önemli bir rol oynuyor. Tüm bunlar, Gisela ve Gustavo’nun tutkularıyla birleşerek Lapima’yı son yılların en dikkat çekici ve güçlü markalarından biri haline getirdi. Lapima’nın Ortak Kurucusu Gisela Negrão Assis ile marka hakkında merak edilenlere dair yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Gisela. Öncelikle, Gustavo ile nasıl tanıştığınızdan bahseder misininiz? Nerelisiniz, kökeniniz nereye uzanıyor?
Gustavo ve ben 2002’den beri birlikteyiz. O dönemde Gustavo, birden fazla moda mağazasına sahip bir girişimciydi. İkimiz de Brezilya’nın São Paulo eyaletindeki Campinas şehrinde doğduk ve Campinas’ta tanıştık. Gustavo işletme eğitimi aldı, ben ise Almanya ve İsviçre’de üç yıl boyunca klasik bale eğitimi aldıktan sonra pazarlama okudum. Sekiz yıl boyunca birlikte olup iki çocuk sahibi olduktan sonra, 2010 yılında iş ortağı olduk. Ancak Lapima hayalini kurmaya başlamamız, birlikte başarılı bir dönem geçirdikten sonra, 2014 yılında gerçekleşti.

Lapima isminin anlamı nedir ve bu markanız için ismi seçmenizin sebebi neydi?
Gustavo ile en büyük oğlumuz Guga, iki yaşındayken Portekizce’de ‘orada yukarıda’ anlamına gelen Lá em cima kelimesini düzgün söyleyemiyor ve Lapima şeklinde telaffuz ediyordu. Bu kelimenin anlamını ve tınısını çok sevdik. Ayrıca, her dilde kolay okunup yazılabilmesi de bizim için önemliydi. Böylece markamız için mükemmel bir isim olduğunu düşündük.

Lapima zanaatkarlık geleneğini koruma ve yeniden canlandırmaya yönelik bağlılığını nasıl hayata geçiriyor?
Lapima’yı oluştururken, güneş gözlükleri için yeni bir estetik anlayışı yaratmayı hedefledik. Brezilya’nın ilk lüks gözlük markasını, kendi atölyemizde el işçiliğiyle üretmek istedik. Lapima’nın özünde, Brezilya’nın yaşam tarzını, özgün tasarımlarla ve üstün kaliteyle dünyaya yansıtma yatmaktadır. Markanın felsefesi, özel üretim odaklı bir moda anlayışına dayanıyor. Sipariş üzerine üretiyoruz, malzeme israf etmiyoruz ve stok biriktirmiyoruz. Lapima, yavaş bir tempoda çalışıyor. Her model elle tasarlanıyor, prototip haline getiriliyor ve titizlikle üretiliyor. Yeni bir koleksiyon geliştirme süreci bir yılı bulabiliyor. Müşterilerimizin, satın aldıkları her çerçevenin içine işlenen emeği ve sevgiyi hissettiğini biliyoruz. Yılda üç yüz gün güneş alan Campinas’taki atölyemiz çalışan 30 zanaatkarın-ki bunların 25’i kadın-kendilerini ait hissedebilecekleri, keyifle çalışabilecekleri ve benzersiz ürünler ürettiklerinden emin olabilecekleri bir ortam sağlamak bizim için paha biçilemez diyebilirim. İşimizi her gün daha da büyük bir tutkuyla yapmamızı sağlayan da çalışanlarımızla bir bütün oluşumuzdur.

Lapima koleksiyonları için tercih ettiğiniz materyaller nelerdir?
Lapima olarak, petrol bazlı asetat yerine pamuk bazlı asetat kullanan bir İtalyan asetat üreticisiyle çalışıyoruz. Camlarımız, Avrupa Birliği ve FDA sertifikalarına sahiptir. Menteşeler ise Almanya’da, aile işletmesi olan bir firma tarafından üretilmektedir. Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi, haute couture çalışan bir modaevi benzeri hareket edip stok üretimi yapmıyor; talebe göre üretiyoruz ve Lapima’daki tüm çalışanlarımız Campinas şehrinin yerel topluluğundan geliyor.

Siz ve Gustavo, ilhamınızı Brezilya’dan olduğu kadar, kendi iç dünyanızdan da alıyorsunuz. Başka hangi unsurlar sizi etkiliyor?
Lapima, bizim yaşadığımız ve hissettiğimiz her şeyi yansıtıyor. Brezilya ve onun eşsiz atmosferi en büyük ilham kaynağımızdır. Doğası, renkleri, mimarisi ve tasarımcıları, üzerinde en çok durduğumuz unsurlar arasında yer alıyor. Kültürel olarak çok zengin bir ülkeyiz ve markamızla, dünyaya gördüğümüz güzellikleri sunuyoruz. Bunun yanında, ruh halimiz ve çevremizdeki duygusal atmosfer de tasarımlarımızı büyük ölçüde şekillendiriyor. Sanatsal ve özgün bir süreçte, ilham kaynağımızı önce kağıt üzerine elle çizerek başlıyoruz. Ardından, her ön yüzün kıvrımlarını ve hacimlerini milimetrik hesaplamalardan geçirerek, ışık ve gölge arasındaki mükemmel uyumu dengelemeye özen gösteriyoruz. Son olarak, bu ilhamı en iyi şekilde yansıtacak doğru tonu seçerek renkleri sürece dahil ediyoruz. Lapima’nın önünde daha pek çok yol var, keşfedilecek ve paylaşılacak çok şeyimiz olduğunu düşünüyoruz.

Lapima gözlüklerini tercih eden kullanıcılar nasıl bir profile sahip?
Lapima’yı 2016 yılında bir sanat galerisi ortamında tanıttık ve ne mutlu ki dünya çapındaki müşterilerimizin çoğu sanata, mimariye ve doğaya aynı tutkuyla bağlılar. Kendine güvenen, ne istediğini bilen ve bunu logolarla ifade etmeye ihtiyaç duymayan kadınlar, Lapima’yı en çok benimseyen grup arasında yer alıyor. Aynı zamanda, özgüveni yüksek erkekler de Lapima dünyasını keşfetmeye başladı. Özellikle X koleksiyonumuz uzun sapları ve geniş burun köprüleri ve heykelsi tasarımlarıyla, daha geniş yüz hatlarına sahip olan herkes için ideal bir seçenek sunuyor.

Kaynak: Eyebook

Nisan 2025

Einstoffen

Einstoffen

Avangart Zarafet

Bağımsız İsviçreli marka, çiçeklerin karmaşık çizgilerinden ve kıvrımlarından esinlenerek, benzersiz frezeleme tekniğini kullandı. Sonuç, muhteşem 2025 koleksiyonu Sopraterra…

Einstoffen, 2008 yılında Ramon ve Raphael Büsser ile Christian Gisler tarafından kurulan bağımsız İsviçreli gözlük markası olarak, ahşap ve taş gibi doğal malzemeler kullanmasının yanı sıra deney ve kombinasyona olan sevgisiyle tanınıyor. Einstoffen, çevresine dikkat eden ve hayattan keyif alan bağımsız fikirli bireyler için gözlük ve moda yaratıyor. Markanın ürünleri İsviçre’de tasarlanıyor ve bazen sıra dışı malzemeler veya abartılı detaylar içeren titiz bir süreç kullanılarak üretiliyor. Tutkuları ahşap veya taş gibi doğal malzemelere aittir. Elle işlenen bu malzemeler, organik ve sürdürülebilir Einstoffen görünümünün ana bileşenlerini oluşturuyor. Ancak marka, malzemelerin ötesinde daha çok deneysel tasarım arzusuyla tanımlanıyor. Çünkü marka, ancak alışılmadık olanla karşılaşıldığında yeni ve sınırları aşan tasarımların ortaya çıktığını savunuyor. Diğer premium markalar arasında bağımsız kalmayı felsefesinin temeline yerleştiren Einstoffen, 2025 yılına en yeni koleksiyonu Sopraterra ile merhaba diyor. Sopraterra koleksiyonunda ince işlenmiş frezeler ve birinci sınıf gözlük zincirleri dikkatleri çekiyor. Sizlere Einstoffen’in Kurucu Ortaklardan Ramon Studer ile titizlikle işlenmiş yeni çerçeveleri içeren Sopraterra koleksiyonu hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Ramon, yeni koleksiyonunuz için Sopraterra ismini seçtiniz. Sebebini öğrenebilir miyiz?
Doğaya ve özellikle yeryüzüne değer veren bir markayız. Felsefemizin temelinde çalışanlarımız, iş ortaklarımız ve toplum kadar dünya-doğa ile olan saygı odaklı bağımız da yer almaktadır. Yeni koleksiyonumuzun oluşum aşamasında çiçeklerden ve botanikten ilham alan tasarımlar hazırlamak istedik. Doğal yapıları ve renkleri yakalayıp vurgulayan gözlükler üzerine odaklandık. Başlangıç noktamız buydu. Sonra bir Cuma akşamı, Raphael ve ben bir restoranda otururken; masanın üzerinde ‘Sopraterra’ adlı bir müzik grubunun el ilanını gördük. Spontane bir şekilde konserlerine gittik ve konser sonrası yeni koleksiyonumuzun adının Sopraterra olacağı netleşti.

Gerçekten de az rastlanır bir durum. Sopraterra sözlüklerde olmayan, türetilmiş bir isim. Peki sizin için ne ifade edip, çağrıştırıyor?
Sopraterra bizim için ‘Yeryüzünün üstünden bir bakış’ anlamına geliyor. Bu isimle olan ilişkimiz en iyi koleksiyon metnimizdeki sözlerle anlatılabilir: “Yukarıya, gökyüzüne, sonsuzluğa bakıyoruz. Gözlüklerimizin çerçevelediği gözlerimiz, ruhumuzun pencereleridir. Güneşe doğru açan çiçekler gibi biz de ışığa doğru uzanırız. Varoluşun güzelliğini ve kırılganlığını çağrıştıran bir isim olan Sopraterra, insanın görme, anlama ve hayal etme arzusunun bir kanıtı olarak duruyor.”

Peki Einstoffen’in Dna’sını kucaklayan bu özel tema yeni koleksiyona nasıl yansıyor?
İki yıl kadar önce, benzersiz frezeleme tekniklerini hayata geçirmek için yoğun bir araştırma ve deneme sürecine başladık. Doğanın kusursuz geometrisinden ilham alarak, çiçeklerin organik formlarını modern gözlük tasarımlarına ustalıkla yansıttık. Her bir model hem zarif hem de dinamik detaylarla şekillendirilerek doğadaki ahengi gözlüklerimize taşıyor. Malzeme seçiminden işçilik detaylarına kadar her aşamada, Einstoffen’in yenilikçi ruhunu ve özgün estetik anlayışını koruduk.

Sopraterra koleksiyonundaki çerçevelerinizde çiçekler hangi yönleriyle tasarımı etkiledi?
Çiçeklerin karmaşık çizgilerinden ve kıvrımlarından ilham alıyoruz. Doğadaki organik formları ve akışkan hatları gözlük tasarımlarımıza yansıtmak için bu unsurları dijitalleştiriyor, ardından hassas frezeleme teknikleriyle çerçevelerimize işliyoruz. Her bir model, çiçeklerin zarif asimetrisini ve doğadaki ritmini taşıyan detaylarla şekilleniyor. Işık ve gölge oyunları yaratan bu ince işlemeler, gözlüklerin yüzeyinde adeta doğal bir doku hissi uyandırıyor. Renk seçimlerimizde de doğanın sunduğu zengin paletten ilham alarak sıcak tonlar, derin dokular ve çarpıcı kontrastlarla koleksiyonumuza estetik bir dinamizm katıyoruz.

Bahsettiğiniz bu teknik süreçteki en büyük zorluklar nelerdir?
Çerçevelerimizi oluşturmak çok aşamalı bir süreç gerektiriyor. İnce parlatma işleminden sonra çerçeveler, her çerçevenin hassas bir şekilde ayarlandığı ve freze makinesinin maksimum doğruluk elde etmek için yeniden kalibre edildiği ikinci bir manuel mikro frezeleme işleminden geçiyor. Tasarımları mükemmelleştirmek için bazen lazer gravürler ekliyoruz ve bu gravürleri daha sonra kusursuz bir yüzey için tekrar parlatıyoruz.

Biraz da Sopraterra koleksiyonundaki gözlüklerden bahsedelim…
Sopraterra koleksiyonu, her biri 3 ila 5 renkte mevcut olan 22 optik çerçeve ve 22 güneş gözlüğü içeriyor. Koleksiyonumuzun büyük bir kısmı ünisekstir; hem kadınlara hem de erkeklere hitap ediyor. Kadın modelleri genellikle eğlenceli ve cesur frezelere sahipken, erkek modelleri sade ve zarif çizgileriyle öne çıkma eğilimindedir. Ayrıca koleksiyondaki Haute Couturier ve Voyante modelleri hem frezelenmiş hem de lazerle oyulmuştur. Bu modellerimiz 200 adet olmak üzerine sınırlı sayıda üretilmiştir.

Yeni koleksiyonda göze çarpan bir diğer özellik de gözlük zincirleriniz. Bu aksesuar sizin için ne ifade ediyor?
Gözlük zincirlerimiz koleksiyonun doğal bir uzantısıdır. Çerçevelerimizle aynı birinci sınıf asetatın kullanılması ve gerçek taşların bir araya getirilmesi uyumlu ve ahenkli bir görünüm yaratıyor. Zincirlerimiz sadece işlevsel aksesuarlar değil, aynı zamanda gözlüklerimizi tanımlayan detaylara gösterilen özeni de vurgulamaktalar.

Sopraterra’da oldukça avangartsınız. Basic koleksiyonunuzdaki tasarım çizgilerini de görmeye devam edeceğiz, değil mi?
Basic koleksiyonu ürün gamımızın kalbini oluşturuyor. Sopraterra ile sınırları zorlarken bile klasik modellerimiz kimliğimizin temel taşı olmaya devam ediyor. Zamansız zarafeti ve birinci sınıf işçiliği temsil ediyorlar. Elbette, bir Einstoffen çerçeveyi benzersiz yapan küçük ayrıntılara yönelik sevgimizden ödün vermiyoruz. Bizim için basit, asla standart veya sıkıcı demek değildir.

Kaynak: Spectr

Mart 2025