Aydın Optik

AYDIN OPTİK

Uzun Vadeli Güvenin İzinde

“Silmo İstanbul; yeni koleksiyonları ve sektördeki güncel gelişmeleri yakından takip etme fırsatı sunarken, markalarla doğrudan iletişim kurabilmemizi sağlıyor.”

Merhaba Pınar Hanım ve Aydın Bey. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak, Aydın Optik’in kuruluş sürecinden bahseder misiniz?

Pınar Ayazlı: Merhaba, 1988 yılında Sakarya’da doğdum. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, 2009 yılında bir optik cam firmasında profesyonel iş hayatına adım attım. Bu süreçte 6,5 yıl boyunca yöneticilik yaparak sektörde önemli deneyimler edindim. 2016 yılında görevimden ayrıldım. Anne olduktan sonra sektöre bir yıl ara verdim ve 2017 yılının Ocak ayında ilk mağazamız olan Hendek şubemizi açarak kendi girişimcilik yolculuğumuza başladık. Mesleki gelişimime devam ederek 2022 yılında Optisyenlik Programı’ndan mezun oldum. Bugün ise geçmişten bugüne edindiğim tüm bilgi ve deneyimi işimize yansıtmayı sürdürüyorum.

Aydın Ayazlı: Merhaba, 1984 yılında Sakarya’da doğdum. 2005 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Optisyenlik Bölümü’nden mezun oldum. Yirmi yılı aşkın süredir optisyenlik alanında edindiğim deneyimle, özellikle atölye süreçlerinde kapsamlı bilgi ve uzmanlığa sahibim. Mesleğimi, yıllar içinde kazandığım bu birikim ve aynı heyecanla yapmaya devam ediyorum.

Aydın Optik’te eşiniz Pınar Hanım ile çalışma yönteminiz nasıl, özel bir görev dağılımınız var mı?

Aydın Ayazlı: Uzun yıllara dayanan sektör tecrübem ve mağazacılık alanındaki deneyimim doğrultusunda, işin teknik ve operasyonel süreçlerini yönetmeye odaklanıyorum. Eşim ise cam ve satış alanındaki güçlü bilgi birikimiyle müşterilerin ihtiyaçlarını doğru analiz ederek en uygun çözümlere yönlendirilmesinde aktif rol üstleniyor. Özellikle cam seçiminden satış sürecine kadar uzanan tüm aşamalarda müşteri memnuniyetini merkeze alan yaklaşımı, hizmet kalitemizi daha da güçlendiriyor. Birbirini tamamlayan bu iki farklı uzmanlık alanının bir araya gelmesiyle, mağaza yönetiminde hem teknik doğruluğu hem de müşteri memnuniyetini ön planda tutan dengeli ve verimli bir yapı oluşturabiliyoruz. İşbirliğimiz, müşterilere daha doğru ve güvenilir bir hizmet sunmamıza da önemli katkı sağlıyor.

Aydın Optik olarak yıllar içinde büyümenizi ikinci şubeyle sürdürdünüz. Lokasyon tercihiniz neden Serdivan oldu?
İkinci şube için planladığımız konsept Serdivan bölgesiyle daha uyumluydu. Tabii yine de Serdivan’ı tercih etmeden önce bölgenin dinamiklerini ve müşteri potansiyelini detaylı şekilde değerlendirdik. Serdivan ilçesinin Hendek’e göre daha genç, hareketli ve çeşitliliğe açık bir yapıya sahip olması tercihimizde önemli bir etken oldu. Özellikle güneş gözlüğü ve özel koleksiyonlara yönelik ilginin yüksek olması, Serdivan şubemizi farklı bir konseptle konumlandırmamıza olanak sağladı. Bunun yanında, bölgenin değişen tüketici beklentilerine daha geniş bir ürün yelpazesiyle yanıt verebileceğimizi gördük. Bu doğrultuda iki şubemizi de bulunduğu lokasyonun ihtiyaçlarına göre planlayarak ilerlemekteyiz. Her mağazamızın bulunduğu bölgenin beklentilerine uygun bir yapı oluşturmasına özen gösteriyoruz.

Peki her iki şubeniz arasında farklılaşan müşteri beklentilerini nasıl yönetiyorsunuz?
İki farklı lokasyonda hizmet vermek, müşterilerimizi daha yakından tanımamıza ve ihtiyaçlarına uygun bireysel çözümler geliştirmemize önemli katkı sağlıyor. Hendek şubemizde daha çok temel optik ihtiyaçlara yönelik, fonksiyonel ürünlerin ön planda olduğu bir yapı bulunuyor. Buradaki müşteriler genellikle sağlık ve kullanım odaklı tercihler yapıyor. Serdivan şubemizde ise daha geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz. Optik ürünlerin yanı sıra güneş gözlükleri ve özel koleksiyonlar da önemli bir yer tutuyor. Serdivan’daki müşteriler stil, marka ve tasarım açısından daha seçici ve trend odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Şubeler arasındaki bu farklılıklar, ürün seçiminden mağaza içi sunuma kadar birçok konuda daha esnek ve yenilikçi hareket etmemizi sağlıyor. Her iki şubemiz için de geçerli olan en önemli nokta ise müşterilerimizin beklentilerini doğru analiz ederek ihtiyaçlarına en uygun seçenekleri sunmaya özen göstermemizdir. Beklentilerdeki farklılıklara göre ürün portföyümüzü ve satış yaklaşımımızı şekillendiriyoruz. Bu sayede müşterilerimize daha doğru, daha kişiselleştirilmiş ve memnuniyet odaklı bir hizmet sunabiliyoruz.

Mağazalarınız için marka ve ürün seçimi sürecinde hangi kriterler sizin için belirleyici oluyor?
Marka ve ürün seçimi yaparken bizim için en önemli kriterlerin başında kalite ve güvenilirlik geliyor. Bir markanın yalnızca ürün kalitesiyle değil, kurumsal yaklaşımı ve sektördeki itibarıyla da güçlü bir duruş sergilemesini önemsiyoruz. Bunun yanı sıra markanın tasarım dili, sektördeki konumu ve distribütörle kurulacak uzun vadeli işbirliği potansiyeli de karar sürecimizde belirleyici rol oynuyor. Müşterilerimizin beklentilerini dikkatle analiz ederek hem güncel trendleri yakalayabilen hem de zamansız tasarım anlayışını koruyan markalarla çalışmayı tercih ediyoruz. Çünkü bizim için önemli olan yalnızca dönemsel taleplere yanıt vermek değil, uzun vadede sürdürülebilir bir müşteri memnuniyeti oluşturabilmektir. Ürün seçimi yaparken kalite, tasarım ve kullanım deneyimi arasındaki dengeyi de göz önünde bulunduruyoruz. Bunun yanında çalıştığımız firmaların sunduğu satış sonrası destek, garanti süreçleri ve iletişim yaklaşımı da büyük önem taşıyor. Güçlü bir portföy oluşturmanın yalnızca ürün çeşitliliğiyle değil, aynı zamanda güvenilir ve sürdürülebilir iş ortaklıklarıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle marka seçimlerimizi kısa vadeli ticari hedeflerden çok, uzun vadeli işbirliği anlayışıyla şekillendiriyoruz.

Aydın Optik olarak mağaza içi hizmet anlayışınızı ve müşteri memnuniyeti yaklaşımınızdan bahseder misiniz?
Mağaza içi hizmet anlayışımızın temelinde güven, samimiyet ve doğru yönlendirme yer alıyor. Biz müşterilerimize yalnızca bir ürün sunmayı değil, ihtiyaçlarını doğru analiz ederek onlar için en uygun çözümü belirlemeyi hedefliyoruz. Her müşteriyi ayrı bir deneyim olarak görüyor, birebir iletişim kurarak beklentilerini anlamaya ve en doğru ürüne ulaşmalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yaklaşımımızın, müşteri memnuniyetinin en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Satış sürecinin yanı sıra satış sonrasındaki memnuniyet de bizim için en az o kadar değer taşıyor. Bu nedenle müşterilerimizle uzun vadeli ve güvene dayalı ilişkiler kurmaya özen gösteriyoruz. Yıllar içerisinde oluşan müşteri bağlılığını da bu yaklaşımın doğal bir sonucu olarak görüyoruz. Çünkü Aydın Optik’te bizim için en değerli referans, memnun bir müşterinin bizi çevresine tavsiye etmesidir.

Aydın Optik olarak dijital iletişim ve sosyal medya çalışmalarınızı nasıl şekillendiriyorsunuz?
Dijital iletişim ve sosyal medya, günümüzde müşteriye ulaşmanın en hızlı ve etkili yollarından biri haline geldi. Sosyal medyayı yalnızca bir tanıtım kanalı olarak değil, aynı zamanda marka kimliğimizi ve hizmet anlayışımızı yansıttığımız önemli bir iletişim platformu olarak değerlendiriyoruz. Bu sayede müşterilerimizle daha yakın temas kurabiliyor, beklenti ve taleplerine daha hızlı şekilde karşılık verebiliyoruz. Sosyal medya üzerinden aldığımız geri bildirimler de müşterilerimizi daha iyi anlamamıza ve hizmet yaklaşımımızı geliştirmemize katkı sağlıyor. Değişen tüketici beklentilerini yakından takip ederek iletişim dilimizi ve paylaşımlarımızı bu doğrultuda şekillendirmeye özen gösteriyoruz. Dijital kanalların sunduğu etkileşim fırsatı, müşterilerimizle daha güçlü ve sürdürülebilir bir bağ kurmamıza yardımcı oluyor.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın önemini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nı sektörümüz açısından önemli ve değerli bir buluşma noktası olarak görüyoruz. Fuar, yeni koleksiyonları ve sektördeki güncel gelişmeleri yakından takip etme fırsatı sunarken, markalarla doğrudan iletişim kurabilmemizi sağlıyor. Özellikle farklı markaları bir arada görmek ve ürünleri yerinde incelemek, mağazalarımız için daha doğru değerlendirmeler yapmamıza yardımcı oluyor. Aynı zamanda sektör profesyonelleriyle bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunmak ve farklı deneyimleri dinlemek de fuarı bizim için oldukça kıymetli yapıyor. Silmo İstanbul’un hem sektörün gelişiminde hem de biz optik perakendecilerin mesleki bilgilerini güncel tutmasında da önemli bir rol üstlendiğine inanıyoruz.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Aydın Optik ailesi olarak 4 your eyes ekibine biz teşekkür ederiz. 4 your eyes, optik sektöründeki güncel gelişmeleri ve yenilikleri profesyonel bir bakış açısıyla aktaran değerli bir yayındır. Trendleri, markaları ve farklı bakış açılarını bir araya getiren içerikleri ile bizler için önemli bir bilgi paylaşım platformu olduğunu düşünüyoruz. Sektörel iletişime sağladığınız katkıyı değerli buluyor, başarılarınızın devamını diliyoruz.

Temmuz 2026

Platin Optik

Platin Optik

Sürdürülebilir Büyümenin İzinde

“Silmo İstanbul’un hem yerli hem de uluslararası katılımcıları bir araya getirerek Türkiye optik sektörünün gelişime önemli katkılar sağladığını düşünüyorum.”

Merhaba Murat Bey, optik sektörüne girişinizi ve kariyer yolculuğunuzu okurlarımızla paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Murat Çam. Optik sektörüne 2001 yılında, kuzenim Semih Saraçoğlu’nun yanında faaliyet gösteren Sesa Dış Ticaret Limited Şirketi’nde başladım. Sektörün dinamiklerini ilk kez burada yakından tanıma fırsatı buldum ve farklı alanlarda edindiğim deneyimler sayesinde optik dünyasının işleyişine dair önemli bir altyapı oluşturdum. Ardından 2005 yılında ağabeyim Suat Çam’ın kurucusu olduğu Ant Optik’te çeşitli görevlerde bulundum. Bu süreçte hem satış ve pazarlama hem de marka yönetimi, müşteri ilişkileri ve distribütörlük operasyonları gibi farklı alanlarda sektör tecrübemi geliştirme imkanı buldum. Uzun soluklu meslek hayatım boyunca optik sektörünün geçirdiği değişimlere yakından tanıklık ettim. Farklı markalarla çalışmak, optik mağazalarının beklentilerini daha iyi anlamamı ve sektörün ihtiyaçlarına daha geniş bir perspektiften bakabilmemi sağladı. Edindiğim bilgi birikimi ve deneyimlerin ardından, Mart 2025’te Platin Optik kurarak kendi iş yolculuğuma başladım.

Platin Optik’in kuruluş hedeflerinden ve sektörde nasıl konumlandığından bahseder misiniz?
Platin Optik’i kurarken amacımız yalnızca ürün dağıtan bir şirket olmak değildi. Temsil ettiğimiz markalara değer katan, iş ortaklarıyla uzun vadeli ilişkiler kuran ve sektöre güven temelli bir yaklaşım sunan bir yapı oluşturmayı hedefledik. Vizyonumuz, dünya çapında güçlü markaları Türkiye pazarında en doğru şekilde konumlandırmak ve sektörün en güvenilir distribütörlerinden biri olmaktır. Çünkü kuruluş felsefemizin temelinde sadece ürün satışı yapmak değil, iş ortaklarımızla birlikte büyümek yer alıyor. Çalıştığımız optik mağazalarını bir müşteri olarak değil, uzun yıllar birlikte yol yürüyeceğimiz iş ortakları olarak görüyoruz. Karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurarak sektörümüze değer katmayı amaçlıyoruz. Bu anlayış doğrultusunda, iş ortaklarımızın ihtiyaçlarını yakından takip ediyor ve sürdürülebilir başarı için her aşamada destek sunmaya özen gösteriyoruz. Uzun vadeli iş ortaklıklarının, sektörün gelişimine ve ortak hedeflere ulaşılmasına önemli katkılar sağladığına inanıyoruz. Bu nedenle çalıştığımız optik mağazalar için ürün tedarikinden satış sonrası hizmetlere, yedek parça desteğinden ticari danışmanlığa kadar her konuda hızlı ve çözüm odaklı olmaya özen göstermekteyiz.

Türkiye pazarına kazandırdığınız markaları ve öne çıkan özelliklerini okurlarımızla paylaşır mısınız?
Distribütörlüğünü üstlendiğimiz markaların büyük bölümü yalnızca gözlük üretimine odaklanmış ve kendi alanlarında uluslararası başarı elde etmiş markalardır. Henry Jullien, Fransa’nın en prestijli markalarından biri olup, lüks tüketim alanında önemli ödüllere layık görülmüştür. Epos Eyewear; İtalyan tasarımını, mimari estetiği ve dayanıklılığı gözlük tasarımında buluşturan özel bir markadır. Sea2See, denizlerdeki plastik atıkları geri dönüştürerek sürdürülebilir üretim anlayışına öncülük etmektedir. Marka, yalnızca gözlük üretmekle kalmayıp çevresel farkındalığın artırılmasına da katkı sağlamaktadır. Ovvo Optics, üstün teknolojiyle üretilen hafif, dayanıklı ve yüksek performanslı çerçeveleriyle dünya çapında tanınmaktadır. Barbour ise 130 yılı aşkın geçmişiyle Britanya’nın en köklü yaşam tarzı markalarından biri olarak geleneksel mirasını gözlük koleksiyonlarına başarıyla taşımaktadır. Bu markaların her biri, kendine özgü hikayesi, tasarım dili ve güçlü marka kimlikleriyle optik mağazalarına farklılaşma fırsatı sunmaktadır. Biz de bu değerli markaları Türkiye pazarıyla buluşturarak hem sektör profesyonellerine hem de son kullanıcılara nitelikli seçenekler sunmayı hedefliyoruz.

Sea2See gibi çevreci markaların Türkiye’deki karşılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sea2See markası Türkiye’de beklentilerimizin üzerinde bir ilgi gördü. Bunun en önemli nedenlerinden birinin, tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığının her geçen yıl artması olduğunu düşünüyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyor olmamız da markanın ortaya koyduğu çevresel misyonun daha kolay karşılık bulmasını sağlıyor. Sea2See yalnızca geri dönüştürülmüş malzemelerden gözlük üreten bir marka değil, aynı zamanda okyanus ve denizlerdeki plastik atıkların toplanmasına ve yeniden ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlayan global bir proje olarak da öne çıkıyor. Bu yönüyle tüketicilere yalnızca bir ürün değil, anlamlı bir hikaye ve sosyal sorumluluk yaklaşımı da sunuyor. Özellikle son yıllarda kullanıcıların satın alma kararlarında ürünün kalitesi kadar üretim sürecine ve markanın değerlerine de önem verdiğini gözlemliyoruz. Sea2See, çevreye duyarlı yaklaşımını somut bir faydaya dönüştürebilen markalardan biri olduğu için bu noktada dikkat çekiyor. Optik mağazalarından da marka hakkında oldukça olumlu geri dönüşler alıyoruz. Tüketiciler, kullandıkları ürünün çevresel bir katkı sağlamasını değerli bulurken, mağazalar da güçlü bir hikayeye sahip markaları koleksiyonlarına dahil etmekten memnuniyet duyuyor.

Sizce uluslararası bir markanın distribütörlüğünü üstlenmenin en temel sorumluluğu nedir?
Temsil ettiğimiz markaları kendi markalarımız gibi görüyoruz. Bu nedenle önceliğimiz yalnızca satış yapmak değil, markaların değerini korumak, doğru şekilde konumlandırılmalarını sağlamak ve uzun vadeli gelişimlerine katkıda bulunmaktır. Bir distribütörün görevinin sadece ürün tedarik etmekten ibaret olmadığına inanıyoruz. Marka kimliğinin doğru anlatılması, ürünlerin doğru satış noktalarında yer alması ve markanın hedef kitlesiyle sağlıklı şekilde buluşturulması da bu sorumluluğun önemli bir parçasıdır. Bu doğrultuda, temsil ettiğimiz her markanın kendi karakterine ve hedeflerine uygun bir stratejiyle hareket etmeye özen gösteriyoruz. Doğru ürünleri doğru iş ortaklarıyla buluşturarak markaların Türkiye pazarındaki sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bizim için başarı yalnızca kısa vadeli satış rakamlarıyla değil, markaların yıllar içinde oluşturduğu değer ve elde ettiği güvenle ölçülüyor. Bu nedenle iş ortaklarımızla ve temsil ettiğimiz markalarla uzun soluklu ilişkiler kurmayı, en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz.

Sektörde çeyrek asırlık deneyime sahipsiz. Sektördeki gelişim ve değişimleri nasıl değerlendirirsiniz?
Sektöre başladığım dönemde moda markalarının pazardaki etkisi oldukça yüksekti. Sonraki yıllarda ise yalnızca gözlük üretimine odaklanan butik markalar sektörde önemli bir yer edinmeye başladı. Günümüzde moda markaları ile bağımsız gözlük markalarının bir arada bulunduğu, tüketicilere daha fazla seçenek sunan zengin ve dinamik bir pazar yapısı oluştuğunu görüyoruz. Tüketicilerin ise dayanıklı, zamansız tasarımlara sahip ve uzun yıllar kullanılabilecek ürünlere yöneldiklerini gözlemliyoruz. Tabii burada biraz da ekonomik koşulların etkisi de söz konusu diye düşünüyorum. Ancak, kalite ve kullanım ömrü, satın alma kararlarında her geçen gün daha belirleyici hale geliyor. Bununla birlikte, ürünün sunduğu konfor, teknik özellikler ve marka hikayesi de tüketicilerin tercihlerini etkileyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bilinçli tüketici profilinin güçlenmesiyle birlikte, sürdürülebilirlik ve ürünün sağladığı uzun vadeli değer de satın alma süreçlerinde daha fazla önem kazanmaya başladı. Önümüzdeki yıllarda sürdürülebilirlik kavramının Türkiye optik sektöründe çok daha belirleyici hale geleceğine inanıyorum. Çevre dostu malzemeler, sorumlu üretim süreçleri ve toplumsal fayda sağlayan projelerin, markaların tercih edilmesinde daha önemli bir rol oynayacağına inanıyorum.

Platin Optik olarak izleyeceğiniz yol ve gelecek planlarınızdan söz eder misiniz?
Öncelikli hedefimiz, mevcut markalarımızı Türkiye pazarında hak ettikleri konuma taşımaktır. Uzun vadede ise kendi markamızı oluşturarak uluslararası pazarlarda söz sahibi olan ve dünya çapında tanınan bir marka haline getirmek istiyoruz. Bu doğrultuda hem ürün portföyümüzü hem de iş ortaklığı ağımızı sürdürülebilir şekilde büyütmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda sektörün değişen ihtiyaçlarını yakından takip ederek, iş ortaklarımıza daha fazla katma değer sunabilecek yeni marka ve işbirliği fırsatlarını da değerlendirmeyi planlıyoruz. Bu süreçte istikrarlı büyümeyi korurken, hizmet kalitemizi ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güçlü ilişkileri daha da geliştirmeyi önemsiyoruz. Yenilikçi bakış açımız, kalite odaklı yaklaşımımız ve sektörel deneyimimizle, sadece Türkiye’de değil uluslararası arenada da güçlü ve kalıcı bir marka değeri oluşturmayı amaçlıyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Özellikle optik sektörü gibi yeniliklerin, tasarım trendlerinin ve marka stratejilerinin hızlı değiştiği bir alanda Silmo İstanbul, profesyonellerin gelişmeleri yakından takip edebilmesi için önemli fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda sektör profesyonelleri arasında doğrudan iletişim kurulmasına ve yeni iş bağlantılarının oluşmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda hem yerli hem de uluslararası katılımcıları bir araya getirerek Türkiye optik sektörünün gelişime önemli katkılar sağladığını düşünüyorum. Türkiye’nin bölgesel konumu sayesinde farklı pazarlardan sektör profesyonellerini buluşturabilmesi fuarın değerini artıran unsurlar arasındadır. Her yıl büyük bir ilgiyle takip ettiğimiz ve değer verdiğimiz bu değerli fuarımız için organizasyona teşekkür ediyoruz.

Röportajınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes hakkında neler söylemek istersiniz?
4 your eyes’ın uzun yıllardır optik sektörüne son derece değerli katkılar sunduğunu düşünüyorum. Sektördeki güncel gelişmeleri, yenilikleri ve önemli haberleri profesyonel bir bakış açısıyla okuyucularına aktaran önemli bir iletişim platformu olarak görüyorum. Bu değerli çalışmalarınız nedeniyle ekibi tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

Temmuz 2026

Burbas Studio

Burbas Studıo

Gözlüğün Hikayesini Fotoğraflıyor

Burbas Studio’ya göre yapay zeka çağında güçlü kampanyalar üretmenin yolu yalnızca teknolojiden değil, aynı zamanda markanın karakterini ve hikayesini koruyabilmekten geçiyor.

Almanya’nın Köln kentinde faaliyet gösteren fotoğraf ve prodüksiyon stüdyosu Burbas’ın Kurucuları Fabian Burgard ve Max Bastian, moda ve reklam fotoğrafçılığı alanındaki çalışmalarını son yıllarda gözlük sektörüne de taşımış yetenekli isimler olarak dikkatleri giderek üzerlerine çekiyor. Fotoğraf ve video prodüksiyonlarını aynı çatı altında yürüten stüdyo, e-ticaret çekimlerinden uluslararası reklam kampanyalarına kadar geniş bir yelpazede projeler gerçekleştiriyor. Gözlük alanında son olarak Coblens Eyewear’ın 2026 kampanyasına imza atan Burbas ekibi, analog fotoğrafçılığı çağdaş görsel iletişim anlayışıyla bir araya getiren yaklaşımıyla tanınıyor. Fotoğraf Sanatçısı Fabian Burgard; yapay zekanın iletişim kampanyalarında giderek daha fazla yer aldığı günümüzde, özellikle insan hikayesini önceliklendiren, zanaatkarlık temelli gözlük markaları açısından dijital teknolojinin sunduğu olanakların daha dengeli kullanılmasını savunuyor. Burbas Studio’nun Kurucu Ortağı Fabian Burgard ile fotoğrafçılığın dönüşümü, gözlük kampanyalarının geleceği ve Coblens 2026 kampanyası hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Gözlük alanında çalışmaya ne zaman başladınız ve bu fotoğrafçılık disiplini mevcut uzmanlığınızla nasıl örtüşüyor?
Bir gözlük markasıyla ilk kez 2019 yılında çalıştım. Aslında bu alan yaptığım işlerle oldukça doğal bir şekilde örtüşüyor çünkü moda sektörünün farklı alanlarında da çekimler gerçekleştiriyorum. İşin dışında da modaya her zaman büyük ilgi duydum. Gerçi kendi giyim tarzımın çoğu gün pek değiştiği söylenemez. Gözlük konusunda gerçek anlamda bir uzmanlık geliştirmem ise zaman içinde gerçekleşti. Gözlük fotoğraflaması sanıldığından daha zorlu bir alan. Yüzeyler ışığı yansıtıyor, ürünler oldukça hassas yapıda oluyor ve çekim açısındaki küçük değişiklikler bile sonucu ciddi şekilde etkileyebiliyor. Yıllar içinde bir çerçevenin fotoğrafta nasıl en iyi görüneceğine, nasıl konumlandırılması ve nasıl aydınlatılması gerektiğine dair güçlü bir sezgi geliştirdiğimi düşünüyorum. Bu da ancak deneyimle kazanılabiliyor. Hala öğrenmeye ve gelişmeye devam ettiğimi söyleyebilirim.

Yapay zeka destekli fotoğraf kampanyaları hakkındaki görüşünüz nedir? Siz Burbas’ta AI kullanıyor musunuz ve ne gibi avantajlar gözlemlediniz?
Yapay zeka, doğru yerde ve doğru amaçla kullanıldığında son derece değerli bir araç. Biz de Burbas’ta, ürün tasarımının tutarlılığını korumaya yardımcı olan ve konseptin ihtiyaç duyduğu durumlarda devreye alınabilen iş akışları geliştiriyoruz. Bu sayede bütçeyi kontrol altında tutarken daha karmaşık ve yaratıcı görsel dünyalar oluşturmak mümkün olabiliyor. Pek çok marka açısından bu önemli bir avantaj sağlıyor. Bununla birlikte konu tamamen markaya ve müşterinin beklentilerine bağlıdır. Biz bugün hala tamamen analog çekimler gerçekleştiriyoruz. Hatta film banyosu ve baskıları için kendi karanlık odamız da bulunuyor. Benim için en önemli nokta, yapay zekanın bir markanın özgün karakterinin önüne geçmemesidir. Eğer bir marka belirli bir dönemin estetiğinden, geleneksel üretim anlayışından veya güçlü bir zanaatkarlık kültüründen besleniyorsa, yapay zeka burada en doğru tercih olamıyor. En azından şimdilik. Sonuç olarak yapay zekayı tamamen görmezden gelmenin de, yalnızca yeni ve popüler olduğu için kullanmanın da doğru yaklaşım olduğunu düşünmüyorum.

En son Coblens Eyewear’ın 2026 kampanyasını çektiniz. Bu çalışmanızın detaylarını paylaşır mısınız?
Son kampanyamız aslında bizim için oldukça özel bir projeydi. Çekimleri, doğup büyüdüğüm şehirden bir marka olan Coblens Eyewear için gerçekleştirdik. Kendileri gerçekten çok başarılı çerçeveler üretiyor. Kampanyayı, Köln’de bulunan ve savaş sonrası modernist mimarinin önemli örneklerinden biri kabul edilen 1950’lerden kalma Gerling Quarter’da çektik. Kullandığımız bölüm, aynı zamanda müşterilerimiz arasında yer alan bir üniversite tarafından işletildiği için bu eşsiz yapıda çalışma fırsatı bulduk. En güzel tarafı ise mimari ile gözlükler arasında doğal bir uyum oluşmasıydı. Yapının çizgileri ve atmosferi, çerçevelerin karakteriyle görsel açıdan mükemmel bir bütünlük sağladı. Video içeriklerinin yanı sıra, tamamen analog bir fotoğraf serisi de ürettik. Çekimleri film kullanarak gerçekleştirdik, ardından karanlık odamızda elde baskılar hazırladık ve son dosyaları oluşturmak için bu baskıları dijital ortama aktardık. Bu çalışma yöntemi zaten kişisel olarak çok sevdiğim bir süreçtir. Ayrıca bu projede de markanın el işçiliği ve zanaatkarlık vurgusuyla son derece uyumlu bir sonuç ortaya çıkmasını sağladı. Güçlü bir ekiple çalıştığımız için de başından sonuna kadar keyifle yürüttüğümüz, enerjisi yüksek prodüksiyonlardan biri oldu.

Ürün fotoğrafçılığı da yapıyor musunuz? Gözlük sektöründe bu alanın önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, ürün fotoğrafçılığı da yapıyoruz ve açıkçası bu alanı çok seviyorum. Özellikle gözlük sektöründe, marka kimliği oluşturmak için son derece güçlü ve aynı zamanda oldukça etkili bir araç olduğunu düşünüyorum. Bana göre başarılı bir ürün odaklı çekimin sırrı sadelikten geçiyor. Mümkün olduğunca fazla estetik obje kullanmak yerine, daha odaklı ve kontrollü bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Bazen yalnızca doğru doku ve doğru kadraj bile istenilen atmosferi yaratmaya yetebiliyor. Çerçeveleri markanın karakterine uygun bir materyal üzerinde sergilemek bile tek başına güçlü bir etki yaratabiliyor. Teknik özellikleri öne çıkan modeller paslanmaz çelik gibi yüzeylerle çok iyi çalışırken, köklü bir geçmişe sahip markalarda mermer, belirli dokuma yüzeyler ya da eski iç mekanları ve mimari detayları çağrıştıran materyaller etkili sonuçlar verebiliyor. Daha modern veya eğlenceli bir konsept söz konusu olduğunda ise daha beklenmedik yönlere gitmek de mümkün. Kısa süre önce bir mücevher kampanyasında ürünlerin yağlı fırın kağıdı üzerinde fotoğraflandığını gördüm. Son derece minimal bir uygulamaydı ama sonuç gerçekten etkileyiciydi. Sonuç olarak akıllıca düşünülmüş sade çözümlerin, çoğu zaman gereğinden fazla detayla doldurulmuş setlerden çok daha güçlü görseller ortaya çıkardığına inanıyorum.

Burbas Studios olarak önümüzdeki yıllar için temel hedefleriniz veya planlarınız neler?
Birçok hedefimiz olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Ancak, önceliğimiz güçlü işler üretmeye devam etmektir. Güncel kalmak, yeni fikirleri hayata geçirmek ve daha yaratıcı prodüksiyonlara imza atmak bizim için öncelikli konular arasında yer alıyor. Yeni markalarla çalışmaktan da büyük heyecan duyuyoruz. Farklı marka kimlikleri için yeni görsel dünyalar oluşturmak yaratıcı açıdan oldukça besleyici bir süreç. Bunun yanında yeni müşterilerle çalışmak da işimizin en motive edici yönlerinden biri. Profesyonel hedeflerin yanı sıra kişisel projelerime ilişkin planlarım da var. Uzun süredir üzerinde çalıştığım belgesel fotoğrafçılığı projelerimi geliştirmek, kendi görsel dilimi daha da rafine etmek ve uzun zamandır çekim yapmak istediğim bazı özel mekanlarda çalışma fırsatı bulmak istiyorum. Şu sıralar özellikle uzun zamandır aklımı meşgul eden ve çalışmayı çok istediğim yerlerden biri olan Wuppertal’daki bir müze alanına erişim sağlayabilmek için uğraşıyorum.

Gözlük markaları için fotoğrafçılığın geleceğini ne yönde görüyorsunuz? Dijital mi, analog mu, yoksa hibrit bir yaklaşım mı öne çıkacak?
Bence gelecekte her iki yaklaşım da varlığını sürdürecek. Yapay zeka hızla gelişmeye devam ediyor ve bu gelişimi sayesinde birçok marka için son derece güçlü bir araç haline dönüşüyor. Özellikle yeni markaların etkili görsel içerikler üretmesini ve daha erişilebilir olmalarında destek olacağını düşünüyorum. Ancak bununla birlikte üretimin el işçiliğine ve insan dokunuşuna dayanan tarafının tamamen ortadan kalkacağına inanmıyorum. Özellikle yaratıcı kampanya çalışmalarında bu unsur her zaman değerini koruyacaktır. Pazarlama dünyasında mesele yalnızca ortaya çıkan son görsel değil. Bir içeriğin nasıl üretildiği, kimlerin katkı sunduğu ve sürecin arkasındaki insan hikayesi de en az sonuç kadar önem taşıyor. ‘İnsan yaratıcılığı ve emeğiyle üretildi’ duygusu, markaların uzun yıllardır iletişimlerinin önemli bir parçası oldu. Bu bazen insanların bağ kurduğu tanınmış bir sanatçıyla yapılan işbirliği, bazen de kamera arkasında çalışan yaratıcı ekiplerin hikayesi olabiliyor. Çünkü insanlar yalnızca ürünü değil, ürünün etrafında oluşturulan hissi ve anlatıyı da satın alıyor. Gerçekçi olmak gerekirse teknolojinin sunduğu imkanlar hızla genişlediği için sektörün ağırlık merkezi giderek daha fazla dijital tarafa kayacaktır. Ancak üretimin geleneksel, zanaatkarlığa dayanan yönünün tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Her zaman yalnızca ürettiği ürünlerde değil, iletişim biçiminde de özgünlük, karakter ve el işçiliği arayan markalar olacaktır. Bu nedenle geleceğin tamamen dijital ya da tamamen analog değil, her iki yaklaşımın birlikte var olduğu bir yapı üzerine şekilleneceğine inanıyorum.

Kaynak: Eyelist

Temmuz 2026

Bayer Optik

BAYER OPTİK

Balıkesir’de Güvenin Adresi

“Silmo İstanbul Optik Fuarı; yenilikleri yakından takip edebilme, yeni işbirlikleri geliştirme ve farklı bakış açıları kazanabilmemiz açısından bizler için son derece değerli bir buluşma noktasıdır.”

Merhaba Ogün Bey. Optik sektörüne girişinizi ve bugün geldiğiniz noktayı nasıl özetlersiniz?
Optik sektörüne yaklaşık 16 yıl önce işin mutfağından çırak olarak başladım. Mesleğe ilk adım attığım günden bu yana yalnızca teknik bilgi edinmekle kalmayıp, aynı zamanda müşteri ilişkileri, ürün bilgisi ve sektörel gelişmeler konusunda da kendimi sürekli geliştirmeye özen gösterdim. Bu süreçte turizm şehirlerimizden Muğla’da otel içi optik mağazadaki çalışmalarımla yabancı turist müşteri portföyü edinme gibi deneyimler kazanarak hem mesleki bakış açımı genişlettim hem de danışanların ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilme yetkinliği kazandım. Bugün 2023 yılında açtığımız mağazamız Bayer Optik’te, optisyen kız kardeşim ile birlikte yıllar içinde edindiğim birikimimi en doğru şekilde müşterilerimize aktarmanın ve onların hayatına dokunan çözümler sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bayer Optik’in kuruluş aşamasından ve nasıl bir konsept geliştirdiğinizden bahseder misiniz?
Butik, samimi ve güven veren bir optik mağazası açmak niyetindeydik. 2023 yılının Mayıs ayında istediğimiz bu konsepti Bayer Optik markasıyla hayata geçirdik. İlk günden itibaren kaliteli ürünleri doğru yönlendirme ve içten bir hizmet anlayışıyla sunma amacında olduk. Müşterilerimizin kendilerini rahat hissedebileceği; ürünlerimizi, konforlu bir alanda ve aceleye etmeye gerek duymadan inceleyebileceği ve güven hissiyle alışveriş yapabilecekleri bir ortam oluşturmayı hedefledik. Bu doğrultuda hem fiziksel mağaza düzenimizi hem de hizmet yaklaşımımızı bu vizyon üzerine inşa ettik. Müşterilerimizin ihtiyaçlarını gerçekten dinleyebileceğimiz ve onlara birebir ilgi gösterebileceğimiz bir yapı kurmaya özen gösterdik. Bugün de butik mağaza anlayışımızı koruyarak kişisel deneyimi ön planda tutmaya devam ediyoruz.

Uzun soluklu mesleki deneyiminiz Bayer Optik’teki hizmet anlayışınıza nasıl yansıdı?
Uzun yıllar sektörde aktif olarak çalışmış olmak, müşterinin ihtiyacını daha ilk temas anında doğru analiz edebilme becerisi kazandırıyor. Bu deneyim sayesinde müşterilerimize yalnızca ürün sunmak yerine, onların gerçek ihtiyaçlarını daha hızlı anlayarak en doğru çözümleri önerebiliyoruz. Bayer Optik’te satış odaklı bir yaklaşım yerine, tamamen ihtiyaç ve memnuniyet odaklı bir hizmet anlayışı benimsiyoruz. Her müşterinin göz yapısı, yaşam tarzı ve beklentileri farklı olduğundan kişiye özel çözümler sunmaya büyük önem veriyoruz. Müşterilerimizin yalnızca satın alma sürecinde değil, sonrasında da kendilerini güvende hissetmelerini önemsiyoruz. Bu nedenle doğru yönlendirme ve sürdürülebilir memnuniyet anlayışını hizmet yaklaşımımızın merkezinde tutuyoruz. Geri bildirimlerle güçlenen uzun soluklu müşteri ilişkileri kurabilmek de bizim için en değerli kazanımlardan biri oluyor.

Lokasyon seçimi mağazacılıkta oldukça önemli. Sizin Bayer Optik için tercihiniz ne yönde oldu?
Evet, gerçekten de bir mağazanın konumu verdiği hizmetin içeriğine bağlı olarak ciddi şekilde önem taşıyor. Bunu yıllar içerisindeki gözlemlerimle sayısız kez deneyimlediğimden, Bayer Optik’in kuruluşu öncesi en dikkat ettiğimiz ve hassas davrandığımız konu da lokasyonu oldu diyebilirim. Bu sebeple mağazamızı, özel hastaneye yakın ve şehir merkezi ile hastane aksını birleştiren bir noktada konumlandırmayı tercih ettik. Gözlüklerin sadece moda aksesuarı olmadıkları, aynı zamanda dijital çağın etkisiyle kullanıcı ihtiyaçlarının giderek arttığı bir göz sağlığı hizmeti verdiğimiz gerçeğini de farkındayız. Bu sebeple hastane ve şehir merkezi dengesini sağlayan konumumuz sayesinde oldukça geniş bir müşteri kitlesine hitap edebiliyoruz. Hem merkezde yaşayan müşterilerin hem de hastane ziyaretleri sonrasında reçeteli çerçeve ihtiyacı doğan danışanların kolay ulaşılabileceği bir noktadayız.

Dünya genelinde miyopi artışı söz konusu. Reçeteli çerçeve ihtiyacındaki müşterilerinize nasıl destek oluyorsunuz?
Günümüzde özellikle dijital ekran kullanımının artmasıyla birlikte miyopi başta olmak üzere görme problemleri daha yaygın hale geldi. Bu yüzden teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, özellikle cam ve ölçüm teknolojilerindeki yenilikleri müşterilerimize sunuyoruz. Daha net görüş, hızlı adaptasyon ve yüksek konfor sağlayan çözümler sunarak müşteri memnuniyetini en üst seviyede tutmayı hedefliyoruz. Ayrıca, müşterilerimizi yalnızca mevcut ihtiyaçlarına göre değil, uzun vadeli görme konforlarını da dikkate alarak yönlendirmeye çalışıyoruz. Özellikle çocuklarda ve gençlerde miyopi kontrolüne yönelik geliştirilen güncel çözümleri yakından takip ediyor, aileleri bu konuda bilgilendirmeye önem veriyoruz. Her bireyin görme ihtiyaçları farklı olduğu için ölçümden ürün seçimine kadar tüm süreci kişiye özel bir yaklaşımla değerlendiriyoruz. Teknolojinin sunduğu imkanları doğru danışmanlıkla birleştirmenin, başarılı bir optik hizmetinin en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz.

Kız kardeşinizle birlikte çalışıyor olmanız, ekip yapınızı ve müşterilerle kurduğunuz ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Aile bireyiyle birlikte çalışmak, ekip içindeki uyumu ve güveni doğal bir şekilde güçlendiriyor. Bu uyum ve samimiyet mağaza atmosferine de yansıyor. Müşterilerimiz mağazamıza geldiklerinde kendilerini bir satış ortamından ziyade misafir oldukları bir ortamda hissediyorlar. Bu durum, müşterilerle daha sıcak ve uzun vadeli ilişkiler kurmamıza katkı sağlıyor. Birlikte çalışıyor olmamız sayesinde müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha hızlı ve uyumlu şekilde yaklaşabiliyoruz. Pek çok müşterimiz zaman içerisinde yalnızca alışveriş yapmak için değil, fikir almak ve danışmak için de mağazamızı ziyaret ediyor. Bizim için en değerli geri dönüşlerden biri, müşterilerimizin bizi çevrelerine gönül rahatlığıyla tavsiye etmeleri oluyor. Bu güven duygusunun yıllar içinde oluşan samimi iletişimden beslendiğine inanıyoruz.

Satışa sunacağınız ürünleri seçerken dikkate aldığınız en önemli kriterleriniz neler?
Ürün seçimi yaparken kalite, konfor ve tasarımı bir arada sunabilmeye dikkat ediyoruz. Farklı yaş gruplarına ve bütçelere hitap eden ürünleri tercih ederken, aynı zamanda güncel moda trendlerini de yakından takip ediyoruz. Amacımız, müşterilerimize hem estetik hem de fonksiyonel açıdan tatmin edici seçenekler sunmaktır. Bununla birlikte ürün çeşitliliğine yaklaşımımızda nicelikten çok niteliğe önem veriyoruz. Müşteriyi gereksiz ürün kalabalığıyla yormak yerine, özenle seçilmiş ve gerçekten ihtiyaçlara cevap veren koleksiyonlar oluşturmaya çalışıyoruz. Bu sayede hem butik mağaza kimliğimizi koruyor hem de farklı beklentilere hitap eden dengeli bir ürün yelpazesi sunabiliyoruz.

Peki mağazanızın mimari tasarımını ve ürün sunum düzenini oluştururken hangi unsurları ön planda tuttunuz?
Tasarımında ferahlık, sadelik ve alan kullanımında maksimum konfor sağlamaya yönelik bir yaklaşım benimsedik. Müşterilerin ürünleri rahatça inceleyebileceği, kendilerini yormadan seçim yapabileceği bir düzen oluşturduk. Görsel bütünlüğü korurken aynı zamanda mağazanın işlevselliğini de ön planda tuttuk. Butik mağaza anlayışımıza uygun olarak sıcak ve davetkar bir atmosfer oluşturmayı hedefledik. Ürünlerin ön plana çıktığı, müşterilerin kendilerini rahat hissederek vakit geçirebileceği bir ortam tasarlamaya özen gösterdik. Vitrin düzeninden ürün yerleşimine kadar her detayın sade ve anlaşılır olmasını istedik. Çünkü doğru mağaza deneyiminin yalnızca ürünlerden değil, müşterinin mağazada geçirdiği zamandan da beslendiğine inanıyoruz.

Bayer Optik olarak önümüzdeki yıllar için hedefleriniz neler? Yakın zamanda yeni şube planınız var mı?
Öncelikli hedefimiz mevcut mağazamızda sunduğumuz hizmet kalitesini sürekli olarak geliştirmek ve daha ileriye taşımaktır. Gelecekte yeni yatırımlar ve şubeleşme elbette gündemimizde olabilir; ancak bu süreci planlı ve doğru adımlarla ilerletmek istiyoruz. Biz büyümenin yalnızca fiziksel olarak genişlemekten ibaret olmadığını düşünüyoruz. Müşteri memnuniyetini artırmak, hizmet kalitemizi sürekli geliştirmek ve Bayer Optik’e duyulan güveni daha da güçlendirmek öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Sektördeki yenilikleri yakından takip ederek müşterilerimize her seferinde daha iyi bir deneyim sunmaya devam edeceğiz. Doğru zamanı ve doğru koşulları yakaladığımızda, yeni yatırımları da aynı titizlikle değerlendireceğiz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimi ve sektöre katkıları hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul Optik Fuarı; yenilikleri yakından takip edebilme, yeni işbirlikleri geliştirme ve farklı bakış açıları kazanabilmemiz açısından bizler için son derece değerli bir buluşma noktasıdır. Her yıl yerli ve yabancı sektör profesyonellerini aynı çatı altında bir araya getirmesi, fuarın sektör adına üstlendiği önemli rolü açıkça ortaya koyuyor. Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın her yıl büyüyerek etki alanını genişletmesi, Türkiye optik sektörünün dinamizmine yaptığı katkıları da net şekilde gösteriyor. Ayrıca sektör profesyonelleri arasındaki bilgi paylaşımını ve ticari etkileşimi güçlendirmesi bakımından da önemli bir değer yarattığını düşünüyorum.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Sektörümüz açısından 4 your eyes’ın bilgilendirici ve vizyoner olması yanında sektöre değer katan bir yayın olduğunu düşünüyorum. 4 your eyes, yalnızca güncel haberleri aktaran bir yayın olmanın ötesinde, sektördeki yenilikleri, markaları ve profesyonelleri görünür kılan önemli bir iletişim köprüsü görevi de üstleniyor. Bayer Optik olarak biz teşekkür ediyor ve başarılı yayınlarınızın devamını diliyoruz.

Haziran 2026

Gülce Optik

Gülce Optik

Mooshu İstanbul’un Ruhunu Taşıyor

“Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor.”

Merhaba Kadir Bey. Gülce Optik’in kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı okurlarımızla paylaşır mısınız?
Gülce Optik’in hikayesi, gözlüğe yalnızca bir ihtiyaç olarak değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzının bir parçası olarak bakma anlayışı ile 2017 senesinde bir aile şirketi olarak başladı. İlk günden beri amacımız, müşterilerimize sadece bir gözlük sunmak değil; onların kendilerini iyi hissedecekleri, tarzlarını yansıtacak özel parçalar sunabilmekti. Zaman içerisinde tasarım ve üretime olan ilgimizi geliştirmeye çalışırken bu süreçte Mooshu markası doğdu. Mooshu ile birlikte daha özgün, detay odaklı ve karakter sahibi tasarımlar üretmeye başladık. Gözlüğün ilk çiziminden son halini aldığı montajına kadar, birçok aşamayı kendi atölyemizde yürütüyor olmamız, markanın kimliğini daha güçlü ve özgün hale getirdi. Bugün geldiğimiz noktada; hem optik mağazacılık tarafında müşterilerimize kaliteli hizmet sunmaya devam ediyor hem de Mooshu ile tasarım odaklı bir marka kimliği oluşturuyoruz. Yerel üretimi, kaliteli işçiliği ve modern tasarım anlayışını bir araya getirerek, Türkiye’de kendi çizgisini oluşturan markalardan biri olma yolunda ilerliyoruz.

Mooshu’nun Dna’sından ve diğer yerli markalarımızdan hangi özellikleriyle ayrıştığından bahseder misiniz?
Mooshu ürünlerinin en önemli özelliklerinden biri İstanbul’daki atölyemizde yüzde 100 Türk yapımı olarak ortaya çıkmalarıdır. Markanın ‘Hand Made in Istanbul’ mottosu da tam olarak buradan geliyor. İstanbul; farklı kültürlerin, sokak estetiğinin, modern ve zamansız detayların iç içe geçtiği çok güçlü bir şehir olduğundan, biz de bu enerjiyi tasarımlarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Markanın Dna’sında el işçiliği, özgünlük ve detaylara verilen önem var. Modellerimiz için yalnızca estetik unsurlar değil, kullandığımız materyal, yüzle kurduğu denge ve kullanım konforu da son derece önemli kriterlerdir. Seri üretim mantığından uzak durarak, daha karakter sahibi, kişiselleştirilmiş ve uzun ömürlü ürünler ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Bu nedenle, Hand Made in Istanbul bizim için sadece bir üretim ifadesi değil; aynı zamanda şehrin dinamik, kozmopolit, özgür ve yaratıcı yapısının Mooshu’nun ruhuna birebir yansımasıdır.

Mooshu’nun tasarım dilini nasıl tanımlarsınız? Modelleriniz için ilham kaynaklarınız neler?
Tasarımlarımızda geçmişin karakteristik çizgilerinden ilham alırken, bunları günümüz estetik anlayışıyla yeniden yorumlamaya çalışıyoruz. Özellikle 60’lar ve 70’lerin gözlük kültürü, retro çerçeve detayları, analog tasarım anlayışı ve İstanbul’un sokak estetiği bizim için önemli ilham kaynakları arasında yer alıyor. Bunun yanında endüstriyel detaylar, kullanılan materyalin doğal dokusu ve el işçiliğinin bıraktığı izler de tasarım sürecimizi etkiliyor. Mooshu’da tasarım yaparken yalnızca trend odaklı düşünmüyoruz. Modelin yüzde kurduğu dengeyi, taşıdığı karakteri ve kişiye verdiği duyguyu da önemsiyoruz. Vintage çizgilerin verdiği güçlü karakteri, daha sade ve rafine detaylarla bir araya getirerek modern ama zamansız bir görünüm oluşturmayı hedefliyoruz.

Tasarım geliştirme ve üretim süreçlerinizde kalite yaklaşımınızı nasıl koruyorsunuz?
Kalite, bizim için Mooshu’nun tasarım ve üretim süreçlerinde her gün ödün vermeden uygulamaya çalıştığımız bir prensiptir. Tasarım aşamasında bir model estetik olarak ne kadar güçlü görünürse görünsün, eğer kullanım konforu, denge veya malzeme kalitesi ile istediğimiz seviyede değilse o modeli üretime almıyoruz. Bazen tek bir detay için uzun süre çalıştığımız ya da bir modeli yeniden revize ederiz. Çünkü hızla üretilen değil, uzun ömürlü ve karakter sahibi ürünler ortaya çıkarma hedefindeyiz. Ürün geliştirme sürecinde ise özellikle el işçiliği ve son montaj aşamalarına büyük önem veriyoruz. Çerçevenin yüzle kurduğu oran, polisaj kalitesi, kaplama aşamaları ve küçük detayların bütünlüğü bizim için belirleyici unsurlar arasında yer alır.

Mooshu gözlükleri için tercih ettiğiniz materyaller neler ve üretimde teknoloji ile el işçiliğini nasıl dengeliyorsunuz?
Kullandığımız malzeme ve üretim teknikleri, Mooshu’nun karakterini doğrudan belirleyen unsurlardır. Özellikle titanyum kaplama hem dayanıklılık hem de yüzey kalitesi açısından bizim için önemli bir tercihtir. Metal yüzeylerde daha rafine bir görünüm elde ederken aynı zamanda uzun ömürlü kullanımı garantiliyor. Hafif ama güçlü yapı oluşturabilmek adına farklı metal kombinasyonları ve özel yüzey işlemleri üzerinde yeni AR-GE çalışmalarımız var. Kullandığımız PA (Poliamid/Naylon) camlar ise hafiflik, optik netlik ve kullanım konforu açısından önemli avantajlar sağlıyor. Üretimde lazer kesim ve hassas işleme teknolojileri süreçlerimizin önemli bir parçasıdır. Bu teknikler sayesinde daha net hatlar, daha kontrollü detaylar ve yüksek hassasiyet elde edebiliyoruz. Ancak bizim için teknoloji tek başına yeterli değil; birçok aşamada mutlaka el işçiliği ve ince işçilik devreye giriyor. Çünkü bir modelin karakterini ve ruhunu bu titiz zanaatın verdiğine inanıyoruz.

Mooshu’nun ve koleksiyonlarının gelişimine süreklilik kazandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?
AR-GE çalışmalarını Mooshu’nun gelişim sürecinin en önemli parçalarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle üretim sürecinin birçok aşamasında deneme, geliştirme ve yeniden yorumlama üzerine çalışıyoruz. Özellikle materyal seçimleri, hafiflik–dayanıklılık dengesi ve kullanım konforu üzerine sürekli testler yapıyoruz. Bazen küçük görünen bir detay bile ürünün hissini ve performansını tamamen değiştirebiliyor. Bu yüzden üretim sürecinde hem teknik hem de tasarımsal açıdan sürekli iyileştirme yaklaşımı benimsiyoruz. Mooshu’nun sürekli gelişimini sürdürülebilir kılan en önemli unsur, üretimimizin büyük bölümünü kendi kontrolümüzde yürütüyor olmamızdır. Aynı zamanda kullanıcı deneyimlerini ve sektördeki yenilikleri dikkatle takip ederek kendimizi sürekli güncel tutmaya çalışıyoruz. Teknolojiyi yakından takip ederken el işçiliği ve zanaat kültürünü de korumaya önem veriyoruz. Bizce gerçek gelişim, yalnızca yeni teknolojiler kullanmaktan değil; aynı zamanda markanın ruhunu koruyarak her koleksiyonda bir öncekinin üzerine koyabilmekten geçiyor.

Gülce Optik’in toptancı ve üretici kimliğini birlikte yönetmek size nasıl bir avantaj sağlıyor?
Gülce Optik’in perakende, toptan satış ve üretici yönlerinin birbirini beslemesi sayesinde hem kullanıcı beklentilerini daha doğru analiz edebiliyor hem de ürün geliştirme süreçlerinde daha hızlı ve kontrollü hareket edebiliyoruz. Toptancı yapımız sayesinde farklı mağazaların, farklı müşteri profillerinin ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı buluyoruz. Bu da bize yalnızca tasarım odaklı değil; aynı zamanda pazardaki gerçek ihtiyaçlara cevap veren koleksiyonlar oluşturma avantajı sağlıyor. Yapılanmamızı; tasarım, üretim ve satış süreçlerinin birbiriyle sürekli iletişim halinde olduğu daha dinamik bir sistem üzerine kurduk. Böylece sahadan gelen geri bildirimleri hızlı şekilde üretime yansıtabiliyor, ürün geliştirme süreçlerini daha verimli hale getirebiliyoruz. İş ortaklıklarımız için ise uzun vadeli ve güven temelli ilişkileri önemsiyoruz. Çalıştığımız noktalarla yalnızca ürün tedarik eden bir yapı olmak yerine, markanın tasarım dilini ve kalite anlayışını birlikte büyüten işbirlikleri oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızın Mooshu’nun gelişim sürecine ve güvenirliğine önemli katkı sağladığını düşünüyoruz.

Mooshu için ileri dönem uluslararası hedeflerinizden ve ihracat planlarınızdan bahseder misiniz?
Biz Mooshu’yu yalnızca bir gözlük üreticisi olarak değil; kendi tasarım dili, karakteri ve üretim anlayışı olan bir lifestyle markası olarak konumlandırıyoruz. Bu nedenle global pazarda da daha seçici ve marka kimliğini koruyan bir büyüme hedefliyoruz. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarları, Mooshu’nun tasarım çizgisi açısından önemli potansiyel taşıyor. İhracat tarafında, kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme planlıyoruz. Halihazırda özellikle İtalya, Yunanistan, Kuveyt, Dubai gibi ülkelerde marka varlığımızı oldukça güçlendirmiş durumdayız. Önceliğimiz yalnızca ürün ihraç etmek değil; markanın hikayesini, kalite anlayışını ve tasarım kültürünü doğru şekilde temsil edebilecek işbirlikleri kurmaktır. Son yıllarda birçok uluslararası fuarda katılımcı olarak iş ortaklıkları edindik. Önümüzdeki süreçte de uluslararası fuarlar, seçili butik optik mağazalar ve tasarım odaklı satış kanalları üzerinden Mooshu’nun global bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz. Türkiye’den çıkan, kendi tasarım diliyle dünyada tanınan güçlü bir gözlük markasına dönüşmek en büyük hedeflerimizden biridir.

Peki Mooshu için yeni koleksiyonlar, teknolojiler veya işbirlikleri gündemde mi?
Mooshu’da tasarım ve üretim tarafında sürekli gelişen bir yapımız var. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem yeni koleksiyonlar hem de üretim teknolojileri tarafında farklı çalışmalarımız olacak. Özellikle zamansız çizgileri modern detaylarla birleştiren daha güçlü koleksiyonlar üzerinde çalışıyoruz. Malzeme kullanımında farklılıklara odaklandık. Daha desenli yüzey detaylarına ve renk kombinasyonlarında daha özgün ve karakter sahibi tasarımlar geliştirmeyi sürdürüyoruz. Ayrıca, üretim hassasiyetini artıracak yeni sistemler ve işleme teknikleri üzerine yoğunlaşıyoruz. Daha hafif, daha dayanıklı ve kullanım hissi daha güçlü ürünler geliştirebilmek adına farklı materyaller ve üretim yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında Mooshu’nun tasarım kimliğini farklı disiplinlerle bir araya getirecek işbirlikleri de gündemimizde yer alıyor. Moda, sanat ve tasarım dünyasından farklı yaratıcı alanlarda, başarılı isimler ile ortak projeler üretmenin markaya yeni bir perspektif kattığına inanıyoruz.

İki yıl üst üste Silmo Award İstanbul ödülü kazanmak, Mooshu’nun marka algısını nasıl etkiledi?
Silmo İstanbul Optik Fuarı kapsamında yerli üretim gözlük kategorisinde iki yıl üst üste ödüllendirmeyi sadece bir başarı olarak değerlendirmiyoruz. Yıllardır emek verdiğimiz üretim ve tasarım anlayışının sektör tarafından karşılık bulduğunu görmek bizim için çok değerliydi. Peş peşe aldığımız bu ödüller Mooshu’nun, marka konumlandırması açısından güvenilirliğini ve bilinirliğini önemli ölçüde güçlendirdi. Hem sektör profesyonelleri hem de kullanıcı tarafında markaya olan ilginin artmasını sağladı. Özellikle ‘tasarım odaklı Türk markası’ algısının daha güçlü oluştuğunu gözlemledik. Aynı zamanda bu ödüller bizim için bir motivasyon kaynağı da oldu. Çünkü Mooshu’da yalnızca estetik olarak güçlü ürünler üretmeyi değil; üretim kalitesi, işçilik ve marka kimliğiyle de uzun vadeli bir değer oluşturmayı hedefliyoruz. İki yıl üst üste gelen bu başarı, doğru yolda olduğumuzu hissettiren gurur verici bir gelişme oldu.

Silmo İstanbul Optik Fuarının sektör açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın, Türkiye optik sektörünün gelişimi açısından kritik bir platform olduğunu düşünüyoruz. Hem yerli markaların kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilmesi hem de uluslararası sektör profesyonellerinin bir araya gelebilmesi açısından oldukça önemli bir buluşma noktasıdır. Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor. Bizim için Silmo İstanbul sadece bir fuar değil; aynı zamanda markamızı yerli ve yabancı sektör profesyonellerine tanıtma fırsatı yakaladığımız, sektör içi iletişimi güçlendirdiğimiz bir platformdur. Mooshu olarak özellikle tasarım gücü yüksek ve üretime yatırım yapan markaların daha fazla ön plana çıkmasının sektörün gelişimi açısından çok değerli olduğu inancındayız: Silmo İstanbul’un da bize bu ortamı sağlamasından dolayı oldukça mutluyuz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Mooshu gibi yerli markalara; sektörde kendini ifade edebilme alanı açan 4 your eyes’ın optik dünyası için kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yerli üretimin, tasarım kültürünün ve sektördeki yaratıcı bakış açısının daha görünür hale gelmesine önemli bir desteği olduğuna inanıyoruz. Bizim için gözlük yalnızca bir aksesuar değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzını yansıtan güçlü bir ifade biçimidir. Bu bakış açısını paylaşabildiğimiz platformların sektöre ilham verdiğine inanıyoruz. Nazik davetiniz için biz teşekkür ederiz.

Haziran 2026

Einstoffen

Einstoffen

Hassasiyet ve Zarafetin Yeni Evreni

Bağımsız İsviçreli Einstoffen’in Ortak Kurucularından Ramon Studer ile markanın 2026 sezonu yenilikleri ve sınırlı sayıdaki özel serisi IX hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

İsviçre’de Ramon ve Raphael Büsser ile Christian Gisler tarafından 2008’de kurulan Einstoffen, özgün tasarım anlayışı, özenle seçilen malzemeleri ve zanaatkarlığa verdiği önemle bağımsız gözlük markaları arasında kendine güçlü bir konum edindi. Kurulduğu günden bu yana doğadan aldığı ilhamı çağdaş estetik anlayışıyla buluşturan marka, tasarım dilini sürekli geliştirerek bugünkü kimliğine ulaştı. Einstoffen, geçen yılki Sopreterra koleksiyonunun başarısı ardından 2026 sezonunda Ætherra ile doğadan ilham almayı sürdürüyor. Hafiflik, denge ve yalınlık kavramları, Ætherra koleksiyonunda da etkisini gösteriyor.

Öte yandan 2026 itibarıyla Einstoffen koleksiyonunu; Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden yapılandırıyor. Her biri Einstoffen kimliğinin farklı bir yönünü temsil eden bu seriler, markanın tasarım yaklaşımını ve kalite anlayışını farklı perspektiflerden yansıtıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise markanın yeni premium serisi Einstoffen IX yer alıyor. Cého Studio’nun kurucusu ve gözlük tasarımcısı Cécille Hoggenmüller’in katkısıyla geliştirilen IX, Japonya’da üretiliyor ve sınırlı sayıda sunuluyor. Titanyum, asetat ve ince işçilikle şekillenen detayları bir araya getiren bu çarpıcı seri, gösterişli lüksten çok hassasiyet, zanaatkarlık ve zamansız tasarım anlayışıyla tanımlanan daha rafine bir yaklaşımı temsil ediyor. Einstoffen’in kurucu ortaklarından Ramon Studer ile markaya dair son gelişmeler ve en yeni koleksiyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Ramon. Bugün Einstoffen bağımsız markalar arasında güçlü bir konuma sahip. Sizi bu noktaya taşıyan değerlerinizi özetler misiniz?
Einstoffen için bağımsızlık, hassasiyet ve üretme tutkusu her zaman temel değerler oldu. Markayı kurduğumuz ilk günden bu yana kendi kararlarımızı özgürce alabilmeye ve ürünlerimizi kendi standartlarımız doğrultusunda geliştirmeye büyük önem verdik. Yıllar boyunca her koleksiyona yoğun emek, zaman ve özen gösterirken; tasarım, kalite ve zanaatkarlık açısından daima en yüksek seviyeye ulaşmayı hedefledik. Bizim için belirleyici olan şey trendler ya da kısa vadeli beklentiler değil, samimi, iyi düşünülmüş ve uzun yıllar değerini koruyacak ürünler ortaya koyabilmektir. Malzeme seçiminden üretim tekniklerine, tasarım detaylarından son dokunuşlara kadar aldığımız her kararın bir amacı var. Tasarıma bilinçli yaklaşımımız ve sürekli gelişme arzumuz, bugün de Einstoffen’in temelini oluşturmaya devam ediyor.

Einstoffen tasarımları hem şehir yaşamından hem doğadan unsurlar taşıyor. Bu iki dünyayı nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Doğa her zaman Einstoffen’in kimliğinin önemli bir parçası oldu. Biz, ormanların, dağların ve şehir yaşamının doğal bir uyum içinde bir arada bulunduğu St. Gallen bölgesinden geliyoruz. İlk sloganımız “Raw Nature meets Urban Lifestyle” olmuştu ve aslında bu yaklaşım bugün de markamızı tanımlamaya devam ediyor. Yolculuğumuza ahşap çerçevelerle başladık ve ekip arkadaşlarımızın büyük bölümü zamanının önemli bir kısmını doğada geçiriyor. Öte yandan çağdaş tasarım anlayışı, yalın çizgiler ve modern estetik yaklaşımıyla şehir yaşamına da aynı derecede bağlı hissediyoruz. Bizim için doğa ve kent yaşamı birbirine zıt kavramlar değil, birbirini tamamlayan iki farklı ilham kaynağıdır. Organik esinler ile çağdaş tasarım anlayışı arasındaki bu denge, bugün de Einstoffen’in karakterini ve ortaya koyduğumuz ürünleri şekillendirmeyi sürdürüyor.

Ætherra ile bu yaklaşımı bir adım daha ileri taşıyorsunuz. Yeni koleksiyonun çıkış noktasını ve temel yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Ætherra, Sopraterra ile başlayan tasarım yolculuğunun devamı niteliğini taşıyor. Bir önceki koleksiyon yer yüzü ve toprak üzerindeki formlar ve detaylardan ilham alırken, Ætherra hafiflik, hava ve denge kavramlarına odaklanıyor. Koleksiyonda malzemelerin daha hafif hissettirdiği, formların ise daha akışkan bir karakter kazandığı bir yaklaşım benimsedik. Katmanlar, yansımalar ve yumuşak geçişler hem tasarım dilinde hem de koleksiyonun görsel dünyasında önemli bir yer tutuyor. Detaylara verdiğimiz önemi korurken aynı zamanda daha sakin, daha ferah ve daha dengeli bir ifade yaratmak istedik. Renk paleti de bu yaklaşımı destekliyor. Doğal tonlar, yumuşak kontrastlar ve ilkbaharın ilk ışıklarından ilham alan saydam nüanslar koleksiyonun genel karakterini tamamlıyor.

Bu yıl itibarıyla koleksiyonunuzu dört ayrı seri altında yeniden yapılandırdınız. Buradaki temel amacınızdan ve serilerden bahseder misiniz?
Evet, koleksiyonumuzu Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden düzenledik. Bu yeni yapı, bir yandan bugün Einstoffen’i tanımlayan farklı yönleri daha net ortaya koyarken diğer yandan koleksiyonun daha anlaşılır bir çerçevede sunulmasını sağlıyor. Roots, markanın kökenlerini ve üzerine inşa edildiği temel değerleri temsil ederken, Essentials günlük kullanım için tasarlanan zamansız modellerden oluşuyor. Core, güncel tasarım anlayışımızı en güçlü şekilde yansıtan modellere ev sahipliği yaparken, IX ise zanaatkarlık, malzeme kullanımı ve hassasiyetin en üst seviyede hayat bulduğu en özel ve en yeni serimizi temsil ediyor. Her serinin kendine özgü bir karakteri olsa da tamamı Einstoffen’in ortak Dna’sını taşıyor. Detaylara verilen önem, bilinçli tasarım anlayışı ve kaliteye olan bağlılık tüm koleksiyonun temelini oluşturuyor. Bu yeni yapı şirket içinde de önemli avantajlar sağladı. Koleksiyonumuz büyüdükçe daha net bir sistem oluşturmak gerekli hale gelmişti. Böylece hem geliştirme süreçlerimizi daha sağlıklı yönetebiliyor hem de markanın farklı yönlerini müşterilerimize ve iş ortaklarımıza daha açık şekilde anlatabiliyoruz.

Einstoffen IX’in koleksiyonun en yeni ve en özel serisi olduğunu belirttiniz. Seriyi marka için özel yapan unsurlar neler?
Einstoffen IX, yıllar boyunca form, malzeme ve hassasiyet konusunda edindiğimiz tüm deneyimin bir araya geldiği bir seri diyebiliriz. Bir bakıma marka olarak çıktığımız yolculuğun özünü temsil ediyor. Zaman içinde hassasiyet kavramının yalnızca teknik bir konu olmadığını, aynı zamanda duygusal bir boyuta da sahip olduğunu öğrendik. IX ile birlikte malzemelere, işleme detaylarına ve ancak dikkatli bakıldığında fark edilen ince dokunuşlara bilinçli olarak odaklanıyoruz. IX son derece kontrollü ve rafine bir karaktere sahip olmasına rağmen güçlü bir duruş sergiliyor. Bizim için IX yeni bir başlangıçtan çok, yıllar içinde öğrendiklerimizin doğal bir sonucu ve mantıklı bir devamını temsil ediyor. Deneyimimizin, zanaatkarlık anlayışımızın ve tasarım yaklaşımımızın en saf haliyle bir araya geldiği son noktaya işaret ediyor.

Peki yaklaşık 20 yıllık gözlük deneyimiz IX’in tasarım ve üretim süreçlerine nasıl yansıyor?
Prensiplerimiz, tasarımdan üretime kadar IX’in her aşamasını şekillendiriyor. Seriyi ‘sessiz’ olarak tanımlarken aslında sınırlı sayıda ve seçici yapısından söz ediyoruz. Her model sabit ve numaralandırılmış adetlerde üretiliyor. Yeniden üretim yapılmıyor ve aynı model tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Bu da dikkat çekmeye ihtiyaç duymayan, kendi içinde güçlü bir ayrıcalık duygusu yaratıyor. ‘Hassasiyet’ ile tasarıma yaklaşımımızı ifade ediyoruz. Her çizgi, her oran ve her detay bilinçli olarak şekillendiriliyor, hiçbir unsur tesadüfe bırakılmıyor. ‘Tamamlanmışlık’ ise bir modeli ancak gerçekten hazır olduğuna inandığımız noktada sunmamız anlamına geliyor. IX serisi, geleneksel koleksiyon takvimlerine ya da sezon baskısına göre hareket etmiyor. Öte yandan üretimi Japonya’da yapıldı. Çünkü Japon zanaatkarlığı bizim için sabır, hassasiyet ve detaylara tavizsiz bağlılık anlamına geliyor. Süreçte gereksiz bir aceleye yer yok. Japon zanaatkarlığını kimi zaman malzemeye dönüşmüş bir Zen yaklaşımı olarak görüyorum. Sakin, sabırlı ve sonuca odaklı bu anlayış, en iyi sonuca ulaşabilmek için hiçbir ayrıntıdan ödün vermiyor. Bu bizim tasarım felsefemizle de büyük ölçüde örtüşüyor.

IX serisinin sınırla sayıda üretilmesi kararı Einstoffen için neden önemliydi?
Çünkü IX’i geliştirirken önceliğimiz hiçbir zaman ticari hedefler olmadı. Asıl amacımız, yıllar sonra da değerini koruyacak, zamandan bağımsız bir anlam taşıyacak bir seri ortaya koyabilmekti. Bu sebeple koleksiyonun üretim adetlerini baştan itibaren net ve tutarlı bir şekilde sınırlandırmayı tercih ettik. Modeller yeniden üretilmiyor ve aynı tasarımlar tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Her parça kendi dönemine ait kalıyor ve o özgün karakterini koruyor. Bizim için önemli olan mümkün olduğunca fazla üretmek değil, kalıcılık ve bireysellik hissi taşıyan gözlükler sunabilmekti. Bilinçli olarak seçilen, uzun yıllar keyifle kullanılan ve zaman içinde değer kazanan koleksiyoner parçaları olarak düşünebilirsiniz.

Kaynak: Spectr

Haziran 2026

Zorlu Gözlük

Zorlu Gözlük

Porto Romana ile Dünyaya Açılıyor

“Silmo İstanbul’un sektörel iletişimi güçlendirdiğine, yeni ticari bağlantılar oluşturduğuna ve markaların gelişim sürecine önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz.”

Merhaba Ömer Bey, Zorlu Gözlük’ün kuruluş hikayesini ve firmanın optik sektöründeki gelişimini okurlarımızla paylaşır mısınız?
Zorlu Gözlük, 2018 yılında sektördeki uzun yıllara dayanan mağazacılık ve tasarım tecrübesini daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya taşımak amacıyla hayata geçti. Kuruluş sürecindeki temel hedefimiz; kaliteli, erişilebilir ve kullanıcı beklentilerine cevap veren ürünleri modern tasarım anlayışıyla bir araya getirerek sektörde güçlü ve kalıcı bir yer edinmekti. Bu doğrultuda, kurucu ortaklarımızla birlikte daha sistemli bir yapı oluşturarak sektördeki deneyimimizi daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefledik. Edindiğimiz bilgi birikimini ve sektörel tecrübemizi daha güçlü, sürdürülebilir ve rekabetçi bir marka çatısı altında toplama ihtiyacı da bu yapının temelini oluşturdu. Bu süreçle birlikte üretim faaliyetlerimizi kendi kurumsal çatımız altında daha verimli şekilde yönetme imkanı elde ettik. Aynı zamanda markalaşma sürecimiz hız kazandı ve büyüme hedeflerimiz daha net bir stratejiye oturdu. Bununla birlikte yurt dışı açılımlarımızı da güçlendirerek uluslararası ölçekte daha görünür bir marka olma yolunda ilerlemeye devam ediyoruz.

Yenilikçi ve değişime açık bir vizyonla hareket ediyorsunuz. Bu yaklaşım iş modelinize ve koleksiyon oluşturma süreçlerinize nasıl yansıyor?
Yenilikçi yaklaşımımız; trend analizi, hızlı koleksiyon geliştirme ve müşteri geri bildirimlerine dayalı üretim modeliyle iş süreçlerimize doğrudan yansıyor. Sektörde değişen kullanıcı beklentilerini yakından takip ediyor, koleksiyonlarımızı oluştururken yalnızca estetik unsurları değil; kullanım alışkanlıklarını, konfor beklentilerini ve satış dinamiklerini de dikkate alıyoruz. Bu nedenle tasarım süreçlerimizi daha esnek, dinamik ve güncel bir yapı içerisinde yönetmeye özen gösteriyoruz. Koleksiyon hazırlık sürecinde global trendleri yakından takip ederken, kendi marka kimliğimizi korumayı da oldukça önemsiyoruz. Bizim için yenilik yalnızca yeni model üretmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda üretim süreçlerini geliştirmek, kalite standardını sürdürülebilir hale getirmek ve müşteriye daha hızlı çözümler sunabilmek anlamına da geliyor. Bunun yanında uluslararası arenadaki büyük oyuncularla kurduğumuz iletişimler ve işbirlikleri de vizyonumuzu geliştiren önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Porto Romana markanız nasıl konumlanıyor; tasarım Dna’sı ve koleksiyon yapısından bahseder misiniz?
Porto Romana, modern, şık ve zamansız tasarımlarıyla geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eden bir marka olarak konumlanıyor. Koleksiyonlarımızı oluştururken estetik görünüm ile kullanım konforunu bir arada sunmaya büyük önem veriyoruz. Kadın, erkek, uniseks ve çocuk kategorilerinde oluşturduğumuz ürün çeşitliliği sayesinde farklı yaş gruplarına ve farklı stil anlayışlarına hitap edebiliyoruz. Özellikle clip-on gibi kullanıcıya pratik kullanım avantajı sağlayan koleksiyonlarımız da yoğun ilgi görüyor. Ürünlerimizin yalnızca şıklık, kalite ve işlevsellikleriyle değil, kullanıcıda bıraktıkları duygusal etkiyle de öne çıkmasını önemsiyoruz. Kendini iyi hisseden, stilini rahat şekilde yansıtabilen kullanıcı profiline hitap eden bir marka kimliği oluşturmaya çalışıyoruz.

Porto Romana’nın uluslararası büyüme sürecini ve ihracat yaklaşımınızı paylaşır mısınız?
Yurt dışı distribütörlük ağımız, markamızın uluslararası alandaki bilinirliğini artırırken aynı zamanda sürdürülebilir ihracat büyümemize de önemli katkılar sağlıyor. İhracat sürecinde yalnızca ürün satışı odaklı değil, uzun vadeli ve güçlü işbirlikleri kurmaya dayalı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bugün itibarıyla 17 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor olmamız, bu stratejinin önemli bir sonucudur. Farklı pazarlardaki kullanıcı beklentilerini ve sektör dinamiklerini yakından takip ederek her bölgenin ihtiyaçlarına uygun bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Distribütör ağımızı güçlendirmek ve yeni partnerlikler oluşturmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bunun yanında markamızın uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesi adına fuarlar ve sektörel organizasyonları da oldukça önemsiyoruz. Bizim için ihracat yalnızca ticari büyüme anlamına gelmiyor; aynı zamanda markamızı farklı pazarlarda doğru şekilde temsil edebilmek anlamı da taşıyor. Bu nedenle kalite standardımızı koruyarak, sürdürülebilir ve güvene dayalı bir büyüme modeliyle ilerlemeye özen gösteriyoruz.

Zorlu Gözlük’ün bu hızlı gelişiminde belirleyici olan dinamikler sizce neler?
Doğru ürün konumlandırması, hızlı üretim kabiliyeti, üretimde standartlaşma, verimlilik, izlenebilirlik, ölçülebilirlik çerçevesinde oluşturduğumuz planlama anlayışı ve müşteri odaklı yaklaşımımız bu büyümenin ve gelişimin temelini oluşturuyor. Bunun yanında değişen sektör dinamiklerine hızlı uyum sağlayabilmek ve kullanıcı beklentilerini doğru analiz etmek de bizim için oldukça önemlidir. Üretimden satış sonrası sürece kadar her aşamada sürdürülebilir kalite anlayışıyla hareket etmeye özen gösteriyoruz. Kontrollü ve istikrarlı büyümenin, markaları uzun vadede daha güçlü bir noktaya taşıdığına inanıyoruz.

Koleksiyonlarınızın tasarım ve üretim süreçlerinde hangi kriterleri temel alıyorsunuz?
Tasarım süreçlerimizde estetik, işlevsellik ve kullanıcı beklentileri bizim için temel kriterler arasında yer alıyor. Bir ürünün yalnızca görsel olarak dikkat çekici olması değil, aynı zamanda günlük kullanımda konforlu ve uzun ömürlü bir deneyim sunması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle koleksiyonlarımızı oluştururken trendleri takip ederken zamansız bir tasarım anlayışını da korumaya özen gösteriyoruz. Üretim tarafında ise kalite, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik en fazla önem verdiğimiz konular arasında bulunuyor. Kullanılan malzeme seçiminden üretim aşamalarına kadar tüm süreçleri titizlikle planlıyor ve kontrol ediyoruz. Sürdürülebilir başarının, yalnızca üretim kapasitesiyle değil; istikrarlı kalite standardını koruyabilmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu noktada alanında uzman ve deneyimli ekiplerle çalışmak da süreçlerimize önemli katkı sağlıyor. Tasarım ve üretim arasında kurduğumuz dengeli yapı sayesinde hem estetik açıdan güçlü hem de kullanıcı memnuniyeti yüksek koleksiyonlar ortaya çıkarmayı hedefliyoruz.

Ürünlerinizde tercih ettiğiniz materyallerden ve üretime yönelik standartlarınızdan bahseder misiniz?
Üretim süreçlerimizde yüksek kaliteli hammaddeler kullanmaya ve uluslararası üretim standartlarına uygun bir yapı oluşturmaya büyük önem veriyoruz. Bizim için kalite kontrol, üretimin yalnızca belirli bir aşaması değil; sürecin tamamına yayılan temel bir anlayıştır. Ürünlerimizin dayanıklılığı, kullanım konforu ve uzun ömürlü olması en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor. Aynı zamanda operasyonel süreçlerde sürdürülebilir kalite standardını koruyabilmek adına tüm aşamaları titizlikle takip ediyoruz. Satış sonrasında da müşterilerimizin her zaman bize ulaşabilmesini önemsiyor, garanti kapsamındaki süreçlerde hızlı ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsiyoruz.

Biraz da Zorlu Gözlük olarak izleyeceğiniz yol ve gelecek planlarınızdan söz eder misiniz?
Kısa vadede ürün kalitemizi daha da ileri taşımak, tasarım süreçlerimizi sürekli geliştirmek ve koleksiyon çeşitliliğimizi artırmak öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Özellikle kullanıcı beklentilerinin hızla değiştiği günümüzde hem tasarım hem de üretim tarafında daha dinamik bir yapı oluşturmayı önemsiyoruz. Bununla birlikte mevcut marka gücümüzü daha sağlam bir noktaya taşımak ve müşteri memnuniyetini sürdürülebilir hale getirmek de temel önceliklerimiz arasında bulunuyor. Orta vadede ise ihracat hacmimizi artırmayı, yeni pazarlarda daha aktif rol almayı ve uluslararası görünürlüğümüzü güçlendirmeyi hedefliyoruz. Farklı kullanıcı profillerine hitap edecek yeni ürün grupları ve marka yapılanmaları üzerine de çalışmalarımız devam ediyor. Sektörde kalıcı ve güçlü bir marka olabilmek adına, büyüme sürecimizi kontrollü, planlı ve sürdürülebilir bir anlayışla ilerletmeye özen gösteriyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendirir siniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın sektörümüzün en önemli buluşma noktalarından biri olduğu çok açık. Hem Türkiye’den hem de farklı ülkelerden sektör profesyonellerini bir araya getirmesi açısından oldukça değerli bir organizasyon olduğunu düşünüyoruz. Yeni işbirlikleri kurmak, sektördeki gelişmeleri yakından takip etmek ve markaların kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilmesi adına önemli katkılar sağlıyor. Aynı zamanda fuarda yer almak markaların bilinirliğini artırırken, sektördeki konumlarını da güçlendiriyor. Biz de Zorlu Gözlük olarak Silmo İstanbul’un sektörel iletişimi güçlendirdiğine, yeni ticari bağlantılar oluşturduğuna ve markaların gelişim sürecine önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Özellikle optik sektörü gibi sürekli gelişen ve yenilenen bir alanda, firmaların kendilerini doğru şekilde ifade edebilmeleri büyük önem taşıyor. Bu noktada 4 your eyes dergisi hem markalar hem de sektör profesyonelleri arasında önemli bir köprü görevi üstleniyor. Aynı zamanda sektördeki gelişmelerin, yeniliklerin ve marka hikayelerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına da önemli katkı sağlıyor. 4 your eyes’ın uzun yıllardır sektöre sunduğu katkıyı değerli buluyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

Mayıs 2026

Emre Optik

EMRE OPTİK

Bir Optik Deneyim Merkezi…

“Silmo İstanbul sayesinde global optik trendlerini yakından takip etme ve sektördeki yenilikleri doğrudan deneyimleme fırsatı buluyoruz.”


Merhaba, İlyas Bey. Okurlarımıza kendinizi tanıtarak Emre Optik’in kuruluş hikayesini anlatır mısınız?
Merhaba ben İlyas Elmas. Emre Optik’in temelleri, 1978 yılında İzmir’de bir aile girişimine dayanır. O dönemde optik sektörü henüz bugünkü teknik ve estetik olgunluğa ulaşmamışken, bireylerin doğru gözlük seçimi konusunda güvenilir yönlendirmeye duyduğu ihtiyaç oldukça belirgindi. Biz bu mesleği hiçbir zaman yalnızca ticari bir faaliyet olarak konumlandırmadık; optiği, doğrudan yaşam kalitesine temas eden bir uzmanlık alanı olarak ele aldık. Bu yaklaşım, yıllar içinde süreklilik, güven ve bilgi birikimiyle şekillenen bir kurumsal kültüre dönüştü. Bugün Emre Optik, Ege Bölgesi’nde farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren ve geleneksel tecrübeyi çağdaş optik anlayışıyla bütünleştiren güçlü bir marka kimliği taşımaktadır.

Emre Optik bugün Ege Bölgesi’nde güçlü bir mağaza ağına sahip. Büyüme sürecinizde temel stratejiniz neydi?
Büyüme yaklaşımımız hiçbir zaman hızlı genişleme odaklı olmadı; temel önceliğimiz sürdürülebilir güven inşa etmekti. Faaliyet gösterdiğimiz her bölgede, müşteri beklentilerini doğru analiz etmek ve bu beklentilere nitelikli çözümler sunmak ana stratejimizi oluşturdu. Doğru ürün, doğru danışmanlık ve tutarlı kalite anlayışı, markamızın büyümesinde belirleyici rol oynadı. Bununla birlikte global markaları portföyümüze dahil ederek estetik ve teknik çeşitliliği artırdık. Böylece farklı müşteri segmentlerine hitap edebilen, dengeli ve zengin bir ürün yapısı kurmayı başardık. Ayrıca zamanın ve koşulların dinamiklerine de uyum göstermeyi tercih ettik. Bu bağlamda özellikle son yıllarda dijitalleşmeye yaptığımız yatırımlar, markamızın erişim alanını genişleterek fiziksel mağaza deneyimini tamamlayan güçlü bir yapı oluşturdu. Dijital kanallar üzerinden sağladığımız bu entegrasyon, müşterilerimizle daha kesintisiz ve çok yönlü bir iletişim kurmamıza olanak tanıdı.

Didim, Karşıyaka, Foça ve Bodrum gibi farklı lokasyonlarda hizmet vermek, müşteri beklentileri ve satış yaklaşımınızda nasıl farklılıklar oluşturuyor?
Her lokasyon, kendine özgü bir müşteri profili ve estetik algı barındırır. Bu nedenle her mağazamızı bulunduğu çevrenin dinamiklerini dikkate alarak konumlandırıyor, tek tip bir yaklaşım yerine yerel ihtiyaçlara duyarlı bir yapı benimsiyoruz. Turistik bölgelerde uluslararası ziyaretçilerin etkisiyle daha çeşitli ve trend odaklı tercihler öne çıkarken, yerel müşteri kitlesinde fonksiyonellik, konfor ve uzun ömürlü kullanım beklentisi daha belirgin hale gelir. Örneğin Bodrum gibi destinasyonlarda stil ve moda odaklı güneş gözlüğü modellerine yoğun ilgi gözlemlenirken, daha yerleşik bölgelerde günlük kullanım konforu ön plana çıkmaktadır. Bu farklılıkları dikkate alarak ürün gamımızı ve mağaza deneyimimizi mikro ölçekte yeniden kurguluyor, her lokasyona özgü bir hizmet yaklaşımı geliştiriyoruz.

Emre Optik’i bir optik deneyim merkezi olarak konumlandırıyorsunuz. Bu yaklaşımı mağaza içi hizmet süreçlerine nasıl yansıtıyorsunuz?
Bir gözlük, yalnızca görsel bir aksesuar değil; bireyin stilini, konforunu ve günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir objedir. Bu bakış açısı, mağaza içindeki tüm hizmet süreçlerimizin temelini oluşturur ve müşteriye temas ettiğimiz her noktada kendini hissettirir. Bu nedenle mağazalarımızı sadece ürün sunulan alanlar olarak değil, çok boyutlu bir deneyim merkezi olarak ele alıyoruz. Müşterilerimize yüz anatomisine uygun çerçeve seçimi, kullanım amacına göre cam önerileri ve stil danışmanlığı gibi bütüncül bir hizmet sunuyoruz. Amacımız, her müşterinin kendine en uygun ürünü bilinçli bir şekilde seçmesine destek olmak ve bu süreçte yüksek memnuniyet sağlayan bir deneyim yaşamalarını garanti etmektir.

Ürün portföyünüzü oluştururken marka, stil, kalite ve fiyat dengesi kurmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
Bir ürünün estetik gücü kadar teknik performansı da belirleyicidir. Bu nedenle portföy oluştururken; tasarım, dayanıklılık ve kullanım konforu arasında dengeli bir yapı kurmaya özen gösteriyoruz. Aynı zamanda farklı fiyat aralıklarında alternatifler sunarak her müşterinin kendi beklentilerine uygun bir ürüne ulaşabilmesini mümkün kılıyoruz. Farklı segmentleri dengeli şekilde bir araya getirerek hem erişilebilir hem de premium beklentilere yanıt verebilen bir yapı kuruyoruz. Bu yaklaşımımız, markamızın erişilebilirlik ve kalite arasındaki dengeyi korumasını sağlıyor.

Mağazalarınızda satışını en çok yaptığınız optik ve güneş gözlüğü markaları hangileri?
Güneş gözlüğü kategorisi, özellikle mevsimsel etkilerle birlikte yüksek talep gören bir segment olarak öne çıkıyor. Özellikle yaz dönemlerinde artan hareketlilik, bu kategorideki ürün çeşitliliğimizi ve stok yönetimimizi daha dinamik hale getiriyor. Bunun yanında optik çerçeveler ve ileri teknoloji cam çözümleri de portföyümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Ray-Ban, Persol, Prada ve Miu Miu gibi uluslararası markalar müşterilerimiz tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Bununla birlikte farklı fiyat segmentlerinde dengeli bir ürün çeşitliliği sunarak geniş bir müşteri kitlesine hitap etmeyi sürdürüyoruz. Ürün çeşitliliğimiz hem marka bağlılığını güçlendiren hem de yeni müşteri kazanımını destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.

Farklı segmentlerden oluşan bu geniş ürün çeşitliliğini nasıl bir stok yönetimiyle destekliyorsunuz?
Optik sektörü, trendlerin hızlı değiştiği dinamik bir yapıya sahiptir. Bu dinamizm, stok planlamasında esnek ve hızlı aksiyon alabilen bir yapı kurmayı zorunlu kılıyor. Bu nedenle veri odaklı stok yönetimi kritik bir rol oynar. Satış verilerini düzenli olarak analiz ediyor, bölgesel talep farklılıklarını yakından takip ediyoruz. Aynı zamanda sezonluk dalgalanmaları ve ürün bazlı performansları da dikkate alarak stok dağılımımızı aktif bir şekilde yeniden şekillendiriyoruz. Bu veriler ışığında koleksiyonumuzu periyodik olarak revize ederek hem güncel trendlerle uyumu koruyor hem de stok verimliliğini daha kontrollü ve etkin bir şekilde optimize ediyoruz. Böylece hem ürün bulunurluğunu koruyan hem de gereksiz stok yükünü minimize eden dengeli bir stok kurgusu oluşturmayı hedefliyoruz.

Fiziksel mağaza deneyiminizi 2014’te dijital platformlara da taşıdınız. Online satışa açılmanın Emre Optik’e katkılarını paylaşır mısınız?
Dijitalleşme, markamızın gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu adım, yalnızca yeni bir satış kanalı oluşturmanın ötesinde, markamızın erişim ve iletişim gücünü de önemli ölçüde artırdı. Online satış kanalı sayesinde coğrafi sınırların ötesine geçerek Türkiye genelinde daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma imkanı elde ettik. Farklı şehirlerdeki müşterilerimize de aynı hizmet kalitesini sunabilmek, marka algımızı daha güçlü ve tutarlı bir zemine taşıdı. Aynı zamanda dijital platformlar, müşterilerin ürünleri detaylı şekilde inceleyebilmesine ve marka hakkında daha fazla bilgi edinmesine olanak tanıyarak mağaza deneyimini tamamlayan bir yapı oluşturdu. Bu entegrasyon sayesinde fiziksel mağazalar ve dijital kanallar arasında kesintisiz bir deneyim sunarak müşteri memnuniyetini daha sürdürülebilir hale getirmeyi başardık.

Satış süreci ve sonrasında müşterilerinize sunduğunuz hizmet yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Optik sektörü, doğası gereği güven temelli bir alandır. Bu nedenle satış sürecini yalnızca bir alışveriş anı olarak değil, uzun vadeli bir ilişkinin başlangıcı olarak ele alıyoruz. Müşteriler, uzun süre kullanacakları bir ürünü tercih ederken doğru yönlendirme beklerler. Bu noktada ihtiyaç analizi, doğru bilgilendirme ve kişiye özel önerilerle süreci daha bilinçli ve güvenli hale getirmeyi önemsiyoruz. Bu nedenle şeffaflık, doğru ürün önerisi ve satış sonrası destek hizmetlerimiz iş modelimizin temelini oluşturur. Satış sonrasında da bakım, ayar ve teknik destek gibi hizmetlerle müşterilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Müşterilerimizin yıllar sonra tekrar bizi tercih etmesi, kurduğumuz ilişkinin en güçlü göstergesidir.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimi ve sektöre katkıları hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul, optik sektörünün en önemli buluşma noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Yeni koleksiyonların sergilendiği, trendlerin şekillendiği ve sektör profesyonellerinin bir araya geldiği güçlü bir platformdur. Silmo İstanbul sayesinde global optik trendlerini yakından takip etme ve sektördeki yenilikleri doğrudan deneyimleme fırsatı buluyoruz. Fuarın her geçen yıl Silmo İstanbul Akademik ile sunduğu gibi mesleki eğitime daha fazla odaklanması veya Silmo Award İstanbul ile sektör profesyonellerini ödüller ile teşvik edip desteklemesini çok değerli buluyoruz.

Röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Optik sektöründe bilgi akışını artıran yayınların büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz. 4 your eyes gibi platformlar hem sektör profesyonelleri hem de optik alanına ilgi duyan okuyucular için önemli bir referans kaynağı niteliğindedir. Bu tür çalışmaların sektöre katkı sağlamaya devam edeceğini düşünüyor ve bu röportaj için biz de teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Mayıs 2026

Ørgreen Optics

Ørgreen Optics

Kopenhag’dan İlham Alan Tavizsiz Duruş

Danimarkalı Ørgreen’e 2024 yılında katılan Tasarım Direktörü Martin Guentert ile tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Ørgreen Optics, 1997 yılından bu yana kendi yolunu kararlılıkla izleyen bağımsız bir marka olarak öne çıkıyor. Renk kullanımındaki özgüveni, güçlü Danimarka tasarım mirası ve yeniliğe yaklaşımındaki sakin ama tavizsiz duruşu, markanın karakterini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Kopenhag yaşamının ritminden beslenen Ørgreen, zamansız bir etki yaratırken aynı zamanda güncel kalmayı başaran gözlük tasarımlarına imza atıyor. Japonya’da yüksek hassasiyetle üretilen her çerçevesi, sade çizgiler ile abartısız bir özgüven arasında kurulan dengeli bir anlayışı yansıtıyor. Uzun ömürlü kullanım hedefiyle geliştirilen bu yaklaşım, estetik kaygının ötesine geçiyor. Ørgreen koleksiyonları, uzun vadeli değer yaratma fikri üzerine kurgulanıyor. Farklı pazarların ihtiyaçlarına yanıt verebilen ölçü ve form çeşitliliği sunarken, markanın öz kimliğinden ödün vermiyor. Markanın yaratıcı vizyonu ise 2024 yılında ekibe katılan Martin Guentert ile yeni bir ivme kazandı. Endüstriyel tasarım kökenli Martin Guentert, Ørgreen Optics’in Tasarım Direktörü olarak görev yapıyor. Gözlük sektöründe 16 yılı aşkın deneyime sahip olan Guentert, teknik yenilik ile rafine bir tasarım anlayışını bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Lazer sinterleme teknolojileri konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınan tasarımcı, günümüz optik dünyasının önde gelen ürün geliştiricileri arasında gösteriliyor. Martin Guentert ile Ørgreen’deki tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilere sunuyoruz.

Ørgreen’e katıldığınızda markayı inovasyon aracılığıyla geleceğe hazırlamaktan söz etmiştiniz. Bu doğrultuda üretim yaklaşımınız nasıl şekillendi?
Ben katıldığımda Ørgreen zaten renk ve tasarım konusundaki güçlü uzmanlığı ve ürün ile hizmetteki yüksek kalite anlayışıyla öne çıkan bir markaydı. Titanyum koleksiyonlarımız hala markanın temelini oluşturuyor. Bununla birlikte Acetate Cut koleksiyonunda kullandığımız esnek menteşe sistemi ve Quantum High koleksiyonunda Megahertz gibi modellerle daha heykelsi formlara yönelmemiz, ürün yelpazemizi önemli ölçüde genişletti. Geçtiğimiz sonbaharda Nyhavn adını verdiğimiz yeni bir çerçeve ailesi tanıttık. Paslanmaz çelik ve tek renkli sade bir konseptle ilerleyerek, fonksiyonel bir menteşe sistemini daha erişilebilir bir fiyat seviyesinde sunmayı başardık. Bu seri daha genç bir kitleye hitap ederken, markaya yeni kullanıcılar kazandırıyor. Aynı zamanda ürün kimliğimizi daha da netleştirirken, bunu kapsamlı bir marka dönüşümüyle birlikte ele alıyoruz ve bunun yansımalarını artık tüm çalışmalarımızda görmek mümkün hale geldi. Önümüzdeki dönemde ise güneş gözlüklerine daha güçlü bir odaklanma markanın yönünü belirleyecek. Ayrıca bu yıl titanyum tarafında da yeni gelişmeler sunacağız.

Mykita’dan Ørgreen’e uzanan etkileyici kariyerinizin başlangıcı nasıl şekillendi?
KEndüstriyel tasarım eğitimi aldım. Öğrencilik dönemimde yaptığım bir gözlük projesi Berlin’de sergilendi ve Mykita’nın kurucuları tarafından fark edildi. Bu sayede onların ekibine katıldım. Orada uzmanlaşma, deneme yapma ve kendimi geliştirme imkanı buldum. 16 yılın ardından yeni bir şehirde yeni bir sayfa açmak için doğru zamanının geldiğini düşündüm ve Ørgreen’de tasarım ekibine liderlik etme sorumluluğunu üstlendim. Eğitimim daha genel bir tasarım yaklaşımına dayanıyor olsa da klasik endüstriyel tasarıma dönme isteği hiç duymadım. Çünkü gözlük tasarımı benim için zaman geçtikçe daha da ilgi çekici hale geliyor.

Tasarım perspektifinden bakıldığında sizin için gözlüğü özel kılan nedir?
Gözlük; moda, medikal işlev ve kişisel ifade alanlarının kesişiminde yer alıyor. Aynı zamanda insan bedeninin en hassas bölgelerinden biri olan gözler için tasarlanıyor. Kullanıcıya saygı, teknik uzmanlık ve marka kimliğini aynı anda dengelemek ise oldukça zorlu bir süreç diyebilirim. Hayat kurtarmıyoruz belki ama insanların daha iyi görmesini sağlayan ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olan günlük bir eşlikçi yaratıyoruz. Bu da ürünü son derece kişisel kılıyor.

Günümüzde sizi en çok heyecanlandıran materyaller neler ve gözlük tasarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Katmanlı üretim teknikleriyle çalışmayı özellikle seviyorum. 2011 yılında gözlük sektöründe 3D üretim teknolojilerini erken dönemde deneyimleme fırsatı buldum ve hala bu alanda yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Bazı sınırlamaları olsa da aklımdaki formu doğrudan gerçeğe dönüştürmenin en hızlı yollarından birini sunuyor. Öte yandan akıllı gözlükler ilginç bir gelişim sürecinde, ancak henüz günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmiş değiller. Daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için AR-GE çalışmalarının ilerlemesi gerekiyor. Bununla birlikte sektörün öncelikli olarak sürdürülebilirlik konusuna, özellikle üretim öncesi atıkların azaltılmasına odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda daha güçlü çözümler geliştirmenin hem tasarımcıların hem de tüketicilerin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Gözlük tasarımında 2026 yılında öne çıkan trendler Ørgreen koleksiyonlarına nasıl yansıyor?
Açıkçası trend araştırmalarına çok fazla zaman ayırmıyorum. Daha çok sezgilerime, ekibime ve elimizdeki verilere güveniyorum. Ørgreen tarafında sac titanyum, asetat ve 3D üretim tekniklerinde daha heykelsi detaylara yöneldiğimizi göreceksiniz. Doğru yerleştirilmiş pahlar ve yüzey detayları, en sade kesitleri bile çok daha güçlü hale getirebilir. Öte yandan Nyhavn koleksiyonunda formu sadeleştirerek çizgi ve renk üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsiyoruz.

Canlı renkler mi yoksa daha sade bir palet mi? Günümüzde tüketiciler renk kullanımına nasıl yaklaşıyor?
Bu sorunuzun tek bir doğru cevabı yok. Önemli olan belirli bir renk paletinden ziyade, tüketicinin yapılan işi anlaması ve onunla bağ kurabilmesidir. Benim için belirleyici olan netlik ve duygudur. Minimal bir tasarım, renkle zenginleştirilebilir. Bu bazen sadece çerçevenin iç kısmında kullanılan küçük bir dokunuşla bile olabilir. Ancak renk, zayıf bir tasarımı kurtaran bir çözüm değildir. Kendi adıma ise daha çok tek renkli yaklaşımı tercih eden bir tasarımcıyım diyebilirim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler ilginizi çekiyor? İlgi alanlarınız tasarım sürecinizi etkiliyor mu?
Yemek benim için önemli bir ilgi alanı ve Kopenhag bu konuda oldukça güçlü bir şehir diyebilirim. Yemek yemeyi kendim için bir ödül ve aynı zamanda sevdiklerimizle paylaşılacak keyifli bir deneyim olarak görüyorum. Ayrıca her zaman üzerinde çalıştığım bir el işi projesi olur. Örneğin, kostüm tasarımı tekrar tekrar döndüğüm bir alandır. Elektronik entegrasyonundan köpük kil ile modellemeye ve klasik dikiş tekniklerine kadar farklı yöntemleri bir araya getirmeyi seviyorum. Stil yaratma süreci ve insanların buna verdiği tepkiler beni çok etkiliyor. Bunların tümü de doğrudan tasarım sürecime yansıyor.

Gözlük tarihine baktığınızda size en çok ilham veren tasarımcılar veya tasarımlar hangileri?
Gözlük tarihinde elbette ikonik tasarımlar var. Ancak ben çoğu zaman sadece bu alanla sınırlı kalmamaya çalışıyorum. Yalnızca kendi sektörüne odaklanmanın, benzer ve tekrara düşen fikirler üretme riskini artırdığına inanıyorum. Endüstriyel tasarım açısından Jasper Morrison benim için önemli bir referans noktası oldu. Son dönemde ise Ørgreen’in de parçası olduğu Danimarka tasarım geleneğini daha iyi anlamak için Finn Juhl ve Grete Jalk gibi isimlere yöneliyorum.

Kaynak: Eyestylist

Mayıs 2026

Göz-Lüks Optik

Göz-Lüks Optik

Gücünü Meslek Sevgisinden Alıyor

“Özellikle yerli üreticilerin uluslararası ziyaretçilerle doğrudan temas kurabilmesi açısından Silmo İstanbul’un çok değerli bir platform olduğunu düşünüyorum.”

Merhaba Erol Bey, Göz-Lüks Optik’in kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı okurlarımızla paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Erol Aydoğan. Göz-Lüks Optik’in temeli yaklaşık 40 yıla yaklaşan perakende, üretim ve sivil toplum kuruluşu deneyiminin birikimi üzerine kuruldu. Bu süre zarfında gözlükçülük mesleğinin içinde olmak benim için sadece bir iş değil, aynı zamanda büyük bir gurur kaynağı olmuştur. İnsanların göz sağlığına dokunabilmek, onların yaşam kalitesine katkı sağlayan bir sürecin parçası olmak mesleğimi her zaman daha anlamlı hale getirdi. Meslek hayatım boyunca sevmediğim hiçbir işi yapmadım diyebilirim. Ticari kaygıları çoğu zaman ikinci planda tutarak bu işi önce meslek sevgisiyle yürütmeye çalıştım. Bu nedenle perakendeci kimliğimi her zaman mesleki yolculuğumun en değerli tarafı olarak görüyorum. Bu süreçte sektörün hemen her alanını yakından tanıma fırsatı buldum. Son 10 yılda ise bu tecrübeyi markalaşma ve ihracat odağıyla daha kurumsal bir yapıya taşıdık. Bugün Türkiye’de üretilen ürünleri farklı pazarlara ulaştıran, Fransa, İtalya gibi ülkelerden seçtiğimiz değerli markaların distribütörlüğünü yürüten ve de kendi markasıyla büyümeyi hedefleyen bir yapı olarak yolumuza devam ediyoruz.

Perakendecilikteki güçlü deneyiminiz üretim ve ihracat faaliyetlerin yürütmede ne gibi avantajlar sağladı?
Perakende bu işin temelidir çünkü son tüketiciyi, ürünün kullanım sürecini ve optik mağazaların ihtiyaçlarını doğrudan görme imkanı sağlar. Laboratuvardan çerçeve üretimine kadar uzanan bu deneyim, ithalat ve ihracat süreçlerinde doğru kararlar almamıza katkı sağladı. Kuruluşumuzun en önemli motivasyonlarından biri de perakendeden gelen bu birikimi dış pazarlara taşımaktı. Bugün bu tecrübeyi ticari yapımıza sağlıklı şekilde entegre ettiğimizi düşünüyoruz. Sahada edinilmiş bilgi, hangi ürünün hangi pazarda karşılık bulacağını öngörebilme açısından bize önemli bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle perakendeden gelen bakış açısını yalnızca geçmişimiz olarak değil, bugün yaptığımız tüm planlamaların temel referansı olarak görüyoruz.

Türkiye distribütörlüğünü yürüttüğünüz markaları okurlarımız için biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Şu anda Nemezis Paris, Renaissance Lunette, Mango ve Pull & Bear markalarını Türkiye pazarına ulaştırıyoruz. Distribütörlüğünü üstlendiğimiz markaları seçerken kendi ülkelerinde belirli bir bilinirliğe ulaşmış ve koleksiyon kimliği oluşmuş markalar olmasına dikkat ediyoruz. Gözlük sektöründe markalaşmanın uzun vadeli ve maliyetli bir süreç olduğunu biliyoruz. Bu nedenle hem distribütörlük yaptığımız markaların hem de kendi markamızın optik mağazalar aracılığıyla doğru şekilde konumlanmasını önemsiyoruz. Reklamdan çok sahada birebir iletişim ve ziyaretlerle büyümeyi tercih ediyoruz. izim yaklaşımımız hızlı sonuç almaktan çok kalıcı bir yer edinmek üzerine kurulu olduğu için markalarımızı mağazalarla kurduğumuz doğrudan iletişim üzerinden adım adım büyütmeye çalışıyoruz. Bu süreçte optik mağazaların geri bildirimlerini dikkatle takip ederek koleksiyon yönetimimizi de sürekli geliştirmeye özen gösteriyoruz.

Türkiye’de üretim yapan optik çerçeve üreticileri ile yürüttüğünüz işbirliklerinden bahseder misiniz?
Firmamızın temel faaliyet alanlarından biri Türkiye’de üretilen optik çerçeveleri Balkanlar ve Kuzey Afrika başta olmak üzere farklı ülkelere ulaştırmaktır. Özellikle yerli üretimin uluslararası pazarlarda daha fazla yer bulması bizim için önemli bir motivasyon kaynağıdır. Bu doğrultuda üretici firmalarla sürdürülebilir işbirlikleri geliştirerek hem markalarımızın hem de ülkemizde üretilen ürünlerin bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz. Bu süreç emek ve sabır gerektiriyor ancak kararlılıkla ilerliyoruz. Türkiye’de üretilen ürünlerin kalite açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz ve bunu farklı pazarlarda daha görünür hale getirmek için çalışıyoruz. Uzun vadede hem üreticilerimizin hem de ülkemizin optik sektöründeki konumuna katkı sağlayacak bir yapı oluşturmayı önemsiyoruz.

Kuzey Afrika ve Balkan ülkelerine yönelik ihracat faaliyetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Türkiye’de üretim yapan birçok firma için Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleri ihracata açılan ilk ve önemli pazarlardan biridir. Bu bölgeler hem rekabet hem erişilebilirlik açısından markaların gelişmesine katkı sağlar. Biz de bu pazarlarda edindiğimiz deneyimi daha geniş coğrafyalara taşımayı hedefliyoruz. Önümüzdeki süreçte Avrupa ve farklı bölgelerde de daha aktif olmayı planlıyoruz. İhracatın kademeli ilerleyen bir süreç olduğuna inanıyoruz ve bu nedenle her pazarı kendi dinamikleri içinde değerlendirerek adım adım ilerlemeyi tercih ediyoruz. Bugüne kadar ulaştığımız ülkelerde kurduğumuz ilişkileri güçlendirerek hem markamızın hem de Türkiye’de üretilen ürünlerin bilinirliğini artırmaya devam etmeyi amaçlıyoruz.

Bayi seçiminde hangi kriter ve değerleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Bayi seçiminde önceliğimiz her zaman doğru iletişim kurabileceğimiz iş ortaklarıyla çalışmak oluyor. Ticari planlama kadar güven ilişkisi de bizim için çok önemlidir. Referans ve karşılıklı niyet uyumu sağlanmadan uzun vadeli işbirlikleri kurmanın sağlıklı olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle bayi ağımızı oluştururken sürdürülebilir ve karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurmaya özen gösteriyoruz. Bizim yaklaşımımızda ticaret yalnızca ürün satışı değil aynı zamanda birlikte yol yürümek anlamına geliyor. Bu nedenle çalıştığımız firmalarla uzun vadeli, karşılıklı gelişime açık ve sağlıklı bir iletişim zemini oluşturmayı her zaman öncelikli görüyoruz.

Sektörde yüksek standartlardaki satış sonrası hizmetlerinizle biliniyorsunuz. Bu süreçte nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Türkiye’de optik sektörünün güçlü yönlerinden biri satış sonrası hizmet kalitesidir. Yerli üretimin tercih edilmesinde bu yaklaşımın önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz. Biz de firmamız bünyesinde satış sonrası süreçleri yakından takip ederek hem iş ortaklarımızın hem de son kullanıcıların memnuniyetini ön planda tutuyoruz. Karşılıklı memnuniyetin sürdürülebilir iş ilişkilerinin temelini oluşturduğuna inanıyoruz. Özellikle ihracat yaptığımız pazarlarda da bu yaklaşımı aynı titizlikle sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü satış sonrası hizmet kalitesinin markaya duyulan güveni doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünüyoruz.

Göz-Lüks Optik’in sektördeki yeniliklere hızlı uyum sağlayan yapısını nasıl oluşturuyorsunuz?
Sektörde ayakta kalabilmek için yenilikleri yakından takip etmek zorundayız. Uluslararası fuarları düzenli olarak ziyaret ediyor, katılımcı oluyor ve gelişmeleri yerinde inceliyoruz. Bunun yanında üretim teknikleri ve koleksiyon yapıları konusunda da sürekli öğrenmeye devam ediyoruz. Değişimin sektörümüz için bir zorunluluk olduğunu düşünüyor ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. Dünyadaki gelişmeleri yerinde takip etmek hem ürün yaklaşımımızı hem de pazar stratejimizi daha sağlıklı şekillendirmemize katkı sağlıyor. Bu nedenle öğrenmeye açık kalmayı ve sektördeki dönüşümü yakından izlemeyi çalışma kültürümüzün doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Via And Optik Grup bünyesinde faaliyet göstermek firmanıza ne gibi katkılar sağlıyor?
Via And Optik bizim için yalnızca bir grup yapısı değil aynı zamanda perakendeden gelen tecrübemizin başlangıç noktasıdır. Uzun yıllara dayanan saha deneyimi bugün attığımız adımların temelini oluşturuyor. Güçlü bir ekip yapısıyla ilerlemek bu süreçte en önemli avantajlarımızdan biri oldu. Bu birlikteliğin sağladığı sinerji hem ticari hem kurumsal gelişimimize katkı sağlıyor. Perakende tecrübesinden gelen bakış açısı sayesinde sektörü daha yakından okuyabiliyor ve kararlarımızı daha sağlam bir zeminde şekillendirebiliyoruz. Bu yapının sağladığı kurumsal hafızanın gelecekteki adımlarımız açısından da önemli bir rehber olduğunu düşünüyorum.

Göz-Lüks Optik’in kısa ve orta vadeli hedefleri nelerdir? Yeni pazarlar veya yeni markalar gündeminizde mi?
Gelişmekte olan bir firma olarak yeni pazarlar ve yeni ürün grupları her zaman gündemimizde yer alıyor. Mevcut ihracat ağımızı genişletmek ve markamızı daha fazla ülkede görünür kılmak öncelikli hedeflerimiz arasında bulunuyor. Bunun yanında sektörden öğrenmeye devam ederek daha sağlam adımlarla ilerlemeyi önemsiyoruz. Özellikle Türkiye’de üretilen ürünlerin daha fazla pazarda yer alması için çalışmalarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki süreçte hem mevcut işbirliklerimizi güçlendirmek hem de yeni pazarlara açılarak markamızın uluslararası görünürlüğünü artırmak istiyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul’un Türkiye optik sektörünün uluslararası görünürlüğü açısından önemli bir rol üstlendiğini düşünüyorum. Üretici firmalarımızın detaylara verdikleri önemin markalaşma sürecinde belirleyici olduğuna inanıyorum. Bu tür organizasyonlar hem sektör içi iletişimi güçlendiriyor hem de Türkiye’nin üretim gücünü dünyaya tanıtma fırsatı sunuyor. Özellikle yerli üreticilerin uluslararası ziyaretçilerle doğrudan temas kurabilmesi açısından fuarın çok değerli bir platform olduğunu düşünüyorum. Bu tür organizasyonların sektörümüzün gelişimi ve dünyaya açılması açısından önemli katkılar sağlamaya devam edeceğine inanıyorum.

Bu değerli röportaj için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes dergisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Derginiz 4 your eyes’ın, sektördeki gelişmeleri düzenli ve nitelikli bir yayıncılık anlayışıyla takip edilebilir hale getirmesi hem üretici hem optik mağazalar açısından önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde hem basılı hem dijital yayıncılığı birlikte sürdürmenizin sektöre önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Yeni ürünleri ve gelişmeleri okurlarıyla buluşturması açısından değerli bir görev üstleniyor. Bu vesileyle emeği geçen tüm ekibi tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Nisan 2026