Rodenstock Eyewear

Rodenstock Eyewear

Hafifliği Deneyime Dönüştürüyor

“Bizim için gözlük, ancak estetik ile fonksiyonun kusursuz birlikteliği sayesinde gerçek bir tasarım objesine dönüşür.”

Rodenstock Eyewear, Alman mühendislik geleneğini çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturan köklü bir marka olarak, hafiflik ve hassasiyet odağında şekillenen güçlü bir kimlik sunuyor. Marka, tasarımlarının merkezine Bauhaus felsefesinin işlevsellik ve minimalizm prensiplerini yerleştirirken, her çerçevesiyle üstün kullanım konforu, kusursuz uyum ve uzun ömürlü performans hedefliyor. Estetik kararların teknik mühendislik süreçleriyle eş zamanlı ilerlediği bütünsellik anlayışında olan marka; bu sayede tasarımı yalnızca görsel bir ifadeye değil, aynı zamanda ölçülebilir bir performansa dönüştürüyor. Veri temelli mühendislikle geliştirilen Rodenstock gözlükleri kalitede sektör standartlarının ötesine geçerek yeni bir mükemmeliyet ölçütü oluşturmayı amaçlıyor. Gelenek ile yeniliği dengeli bir biçimde bir araya getiren marka, optik hassasiyeti yalnızca bir teknik özellik olarak değil, tasarım dili için de temel bir değer olarak ele alıyor. De Rigo Group bünyesine katılmasıyla birlikte uluslararası dağıtım gücünü daha da genişleten marka; teknik uzmanlığını küresel ölçekte daha görünür kılarken, premium segmentteki konumunu da stratejik olarak güçlendirmeyi sürdürüyor. Rodenstock Eyewear Global Marka Direktörü Stefan Kutschereuter ile markanın hangi değerler üzerinde yeniden konumlandığı, premium segmentte nasıl güçlendiği, iş ortaklarından alınan geri bildirimler ve yeni iletişim kampanyaları hakkında yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Rodenstock Eyewear’ı yeniden konumlandırma sürecinden ve markanın bugün geldiği noktadan bahseder misiniz?
Uzun vadeli başarının net bir strateji ve güçlü, iyi yapılandırılmış bir organizasyonla mümkün olduğuna inanıyorum. Sürdürülebilir büyüme için doğru ürünlere, güçlü bir fiyat performans dengesine ve samimi bir marka hikayesine ihtiyaç vardır. En başından beri önceliklerimiz açıktı. Bu sebeple Rodenstock Eyewear olarak hem ürün algımızı hem de marka mesajımızı temel Dna’mız etrafında yeniden şekillendirdik. Marka stratejimiz ve konumlandırmamız; hafifliği, inovasyonu ve premium kaliteye sahip malzemeleri öne çıkaran ayırt edici bir koleksiyon oluşturma gibi net bir temel üzerine kuruludur. Rodenstock, hafiflik ve hassasiyetin Alman mühendisliğiyle buluştuğu minimal Bauhaus felsefesine derin biçimde bağlıdır. Bu bakış açısı yaptığımız her yeniliğe ve çalışmaya yön verirken, koleksiyonlarımızın da geleceğini şekillendirmeyi sürdürüyor.

Markanın mirası ve temel değerleriyle şekillenen yeni kimliğiyle ilgili dünya çapındaki iş ortaklarınızdan nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?
Rodenstock dünya genelinde yüksek güvenle özdeşleşen ve optik endüstrisinde tam anlamıyla öncü bir marka olarak kabul ediliyor. Yeni marka kimliğimize ilişkin uluslararası pazarlardan gelen geri bildirimlerin son derece olumlu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Burada konu yalnızca yeni koleksiyon değildir. Distribütörlerden optisyenlere kadar tüm iş ortaklarımız, Rodenstock’un işlerinin gidişatına ve akışına kattığı değeri de doğrudan deneyimleyebiliyor. İş ortaklarımızın müşterilerinin tamamı bir Rodenstock çerçevesinin hafiflik, tam uyum ve konforlu kullanım ile eş anlamlı olduğunu anında fark edebiliyor.

Birkaç yıl önce De Rigo’ya dahil oldunuz. Bu işbirliğinin koleksiyona etkisinden ve markanın portföyde üstlendiği rolden söz eder misiniz?
De Rigo Group, net bir stratejik vizyonla hareket eden ve her şeyden önce işine tutkuyla bağlı insanlardan güç alan küresel gözlük endüstrisindeki önemli oyuncularından biridir. Güçlü ve karakteristik marka portföyüyle öne çıkan şirket, Rodenstock Eyewear’ın katılımıyla premium segmentini daha da güçlendirdi. Rodenstock Eyewear portföye teknik uzmanlık, inovasyon ve gerçek mühendislik mükemmeliyeti kazandırıyor. Koleksiyonumuzdaki her model hafiflik felsefesine olan sarsılmaz bağlılığımızı yansıtıyor. Bu ilke bizim için tartışmaya açık değil. Bu anlayışımızla örtüşmeyen hiçbir konsept koleksiyonumuza dahil edilmemektedir ve her Rodenstock çerçeve Münih’teki ekibimiz tarafından geliştirilmektedir. İlk fikirden tasarıma, teknik geliştirmeden prototipe kadar tüm süreçleri biz yönetiyoruz. İtalya’daki merkezle yakın işbirliğimiz ise sürecin temel unsurlarından biridir. De Rigo ile kurduğumuz bu güçlü bağlantı da tüm aşamalarda hassasiyet, kalite ve sürekli gelişimi garanti ediyor.

Rafine görünümleri hedefleyen gözlük koleksiyonlarınıza Rodenstock’un hassasiyet mirasını nasıl aktarıyorsunuz?
Rodenstock, optik sektöründe güçlü ve yüksek güvenilirliğe sahip lider bir markadır. Üstün uyum ve olağanüstü kullanım konforu, marka vaadimizin temel unsurları olarak dünya genelinde sürekli övgü alıyor. Münih’teki mühendislik ekibimiz her ürünün en yüksek standartları karşılamasını sağlıyor. Stüdyomuzdaki tasarımcılar aynı zamanda mühendis kimliği taşıyor ve her biri ‘Alman Mühendisliği’ markasının standartlarını ideal biçimde temsil ediyor. Tasarım ve mühendisliği bir araya getirerek, estetik mükemmeliyeti en üst seviyeye taşıyan yenilikçi teknik çözümler geliştirmekteyiz. Böylece stabilite ve dayanıklılığı, hafif ve rafine tasarımlarla buluşturuyoruz. Tüm stratejik kararlarımızda Rodenstock ile yakın çalışıyor, markanın onlarca yıllık uzmanlığından ve veri temelli içgörülerinden faydalanıyoruz. Rodenstock’un uzmanlığıyla olan bu güçlü bağımız koleksiyonumuzdaki her çerçevede üstün hassasiyet ve konfor elde etmemizi mümkün kılıyor.

Yeni koleksiyonunuz önceki yıllara kıyasla daha net çizgilere sahip. Güncel tasarım yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?
Bizim için gözlük, ancak estetik ile fonksiyonun kusursuz birlikteliği sayesinde gerçek bir tasarım objesine dönüşür. Tasarım anlayışımız zamansız tasarımı yenilikçi teknik detaylarla birleştiriyor. Rodenstock olarak basit ama güçlü olan ‘form hafifliği takip eder’ ilkesine sadık kalıyoruz. Bu vizyon doğrultusunda Münih’teki tasarım ve mühendislik ekibimiz sürekli olarak hem son kullanıcıların hem de optisyenlerin ihtiyaçlarına yanıt veren yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Tasarım ekibimizin de sıkça söylediği gibi biz sadece gözlük tasarlamıyor, bir deneyim yaratıyoruz. Bu deneyim de netlik, hassasiyet ve zahmetsiz sadelik üzerine kuruludur.

Rodenstock Eyewear olarak yeni kampanyanızla birlikte perakendecilere sunacaklarınızı paylaşır mısınız?
Kalıcı başarının, net ve samimi bir amaca sahip olan ve farklı olmaya cesaret eden markalara ait olduğuna inanıyorum. Yeni Rodenstock Eyewear kampanyamız Experience Lightness (Hafifliği Deneyimle) ile bu amacı somut hale getiriyoruz. Her Rodenstock gözlük koleksiyonu kendine özgü teknik inovasyonlara ve tasarım özelliklerine sahip olsa da hepsini birleştiren ortak unsur ‘zamansız tasarımla birleşen olağanüstü hafiflik’ deneyimi vadetmesidir. Experience Lightness kampanyasını desteklemek için tamamen yeni bir satış noktası deneyimi de geliştirdik. Bu yapı Rodenstock’un temel değerlerini somut ve etkileyici bir şekilde mağaza ortamına taşıyor.

Rodenstock Eyewear için sırada ne var? Önümüzdeki yıllarda marka ve ürün gelişimi açısından neler bekleyebiliriz?
Rodenstock Eyewear’ın bir sonraki adımı, gözlük dünyasında premium ve teknik marka konumumuzu daha da güçlendirmeye odaklanmak olacak. Önümüzdeki yıllarda her yeni lansman; inovasyon, hafiflik ve zamansız tasarım arasında kusursuz bir denge sunarken teknik Dna’mıza ve güçlü marka kimliğimize sadık kalmayı sürdürecek. Yeni malzemelere, ileri üretim teknolojilerine ve akıllı tasarım çözümlerine yatırım yapmaya devam edeceğiz. Amacımız gözlüğü yalnızca daha hafif ve daha konforlu değil, aynı zamanda her zamankinden daha hassas ve fonksiyonel hale getirmektir. Aynı zamanda tasarım dilimizi olduğundan da rafine hale getirmeye odaklanacağız. Temiz, minimal ve amaca yönelik bu anlayışımız ise daima ‘form, hafifliği takip eder’ felsefemizin rehberliğiyle şekillenecek.

Kaynak: 20/20 Europe

Mart 2026

Arma Optik

ARMA OPTİK

Deneyimin Ürünü Yüksek Kalite

“Silmo İstanbul’un sektörde kalite standartlarının yükselmesine ve Türkiye’nin optik alanındaki görünürlüğünün artmasına ciddi katkı sağladığını düşünüyorum.”

Merhaba Hikmet Bey. Okurlarımıza optik sektörüyle nasıl tanıştığınızdan ve Arma Optik’in kurma sürecinizden söz eder misiniz?
Tüm 4 your eyes okurlarına öncelikle merhaba demek isterim. Arma markasını 2015 yılında oluşturdum ancak optik sektörüyle tanışmam çok daha eski yıllara dayanıyor. 1983 yılında Denizli’de Doruk Optik ile başlayan meslek hayatım, sektörü farklı yönleriyle öğrenmemi sağlayan uzun ve öğretici bir yolculuk oldu. Daha sonraki yıllarda İstanbul’da Sistem Optik ve Gözlükevi markalarını hayata geçirerek hem toptan hem de perakende alanında faaliyet gösterdim. Bu süreç bana yalnızca ürün satmayı değil, markalaşmanın, güven inşa etmenin ve sürdürülebilir iş ilişkileri kurmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti. Her aşamada edindiğim bilgi birikimi, sektördeki değişimleri doğru okumamı sağladı. Arma markası ise tüm bu yılların deneyiminin bir sonucu, hatta kişisel olarak ustalık eserim diyebileceğim bir noktada ortaya çıktı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca ticari bir yapı değil, aile değerleriyle büyüyen bir marka kültürü oluşturduğumuza inanıyorum. Eşim ve kızlarımla birlikte aynı heyecanı paylaşarak çalışmak, işimize ayrı bir anlam katıyor.

Arma markası bugün hangi ürün kategorilerine sahip ve üretim süreciniz nasıl gerçekleşiyor?
Arma markası altında renkli kontakt lens, optik çerçeve ve güneş gözlüğü kategorilerinde faaliyet gösteriyoruz. Ürün portföyümüzü oluştururken temel önceliğimiz, kullanıcı konforu ile kalite standartlarını aynı noktada buluşturmak oldu. Bu nedenle üretim süreçlerinde oldukça titiz bir kontrol mekanizması uyguluyoruz. Markalarımıza ait kontakt lens ve gözlüklerin üretimini, dünyanın farklı bölgelerinde alanında uzman ve yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerinde yaptırıyoruz. Her aşamada kalite kontrol süreçlerini yakından takip ediyor, ürünler piyasaya sunulmadan önce detaylı değerlendirmeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle kontakt lens kategorisinde hassasiyet çok önemli olduğu için üretim ortaklarımızı seçerken detaylı araştırmalar yaptık. Kontakt lenslerimiz Güney Kore’de ödüllü bir üretim tesisinde hazırlanıyor. Bunun yanında bu yıl All In Sol markamızla İtalya’da, dünyanın en gelişmiş formülasyonlarından birine sahip kontakt lens solüsyonunun üretimini başlatıyoruz. Bu yatırım, yalnızca ürün çeşitliliğimizi artırmak değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini bütüncül bir şekilde ele alma vizyonumuzun da bir parçasıdır.

Arma Color ve Mood Color etiketli kontakt lens markalarınız hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Arma markası ana koleksiyonumuzu temsil ediyor. Arma koleksiyonu altında yıllık kullanıma uygun renkli kontakt lenslerimizi sunarken, Mood koleksiyonu altında üç aylık kullanıma uygun kontakt lens seçeneklerini kullanıcılarla buluşturuyoruz. Her iki koleksiyon da kalite, güvenlik ve konfor açısından en üst standartlarda geliştirilmiştir. Bu iki seri arasındaki temel fark kullanım süreleri olsa da aslında kullanıcı alışkanlıklarına yönelik farklı çözümler sunmalarıdır. Uzun süreli kullanım tercih eden kullanıcılar Arma koleksiyonuna yönelirken, daha sık değişim isteyen veya farklı renkleri deneyimlemeyi seven kullanıcılar Mood koleksiyonunu tercih ediyor. Tasarım sürecinde yalnızca estetik değil, göz sağlığı ve kullanım rahatlığı da önceliğimiz oluyor. Renk geçişlerinin doğallığı, gözde oluşturduğu etki ve günlük kullanım konforu üzerinde özellikle çalışıyoruz. Amacımız kullanıcıların kontakt lens taktığını hissetmeden doğal bir görünüm elde edebilmesidir.

Renkli kontakt lens koleksiyonlarınızda güçlü bir renk paletiniz var. Renklerinizi belirlerken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Renkleri belirlerken tek bir kaynağa bağlı kalmıyoruz. İstanbul, Bakırköy’de bulunan perakende mağazamızdan elde ettiğimiz müşteri geri bildirimleri bizim için çok değerli bir veri oluşturuyor. Kullanıcıların birebir deneyimleri, beklentileri ve talepleri yeni koleksiyonların şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Bunun yanında yurt dışı distribütörlerimizin paylaştığı bilgiler ve Türkiye genelindeki bayilerimizin gözlemleri de süreci destekliyor. Farklı bölgelerdeki kullanıcı alışkanlıklarını analiz ederek daha geniş bir perspektif elde ediyoruz. Moda dünyasındaki renk eğilimleri, makyaj ve stil trendleri de takip ettiğimiz unsurlar arasında yer alıyor. Müşterilerden gelen renk ve desen taleplerini dikkatle değerlendiriyoruz. Çoğu zaman yeni koleksiyonların çıkış noktası doğrudan kullanıcı geri bildirimleri oluyor.

Bünyenizdeki Janie Hills markasının konumunu nasıl tanımlıyorsunuz? Koleksiyonun öne çıkan özellikleri nelerdir?
İthalatını gerçekleştirdiğimiz Janie Hills, zamansız tasarım anlayışı ve zarif çizgileriyle premium segmentte konumlanan güçlü bir markadır. Marka, modaya bağımlı kalmak yerine uzun yıllar kullanılabilecek zamansız tasarımlar üretmeyi hedefliyor. Üst düzey malzeme kalitesi özellikle dikkat çeken unsurlardan biridir. Üstün kaliteli asetat ve metal kullanımı hem dayanıklılığı hem de konforu artırıyor. Tasarım detaylarında sadelik ön planda tutulurken, incelikli işçilik sayesinde ürünler güçlü bir karakter kazanıyor. Yetişkinler ve çocuklar için geniş bir optik çerçeve koleksiyonuna sahip olması da markayı farklılaştırıyor. Böylece farklı yaş gruplarına hitap eden bütüncül bir koleksiyon yapısı oluşuyor. Janie Hills’i premium segmentte değerli kılan unsur, estetik ile fonksiyonelliği dengeli biçimde bir araya getirmesidir.

Jacobson markasının minimalist çizgisi nasıl ortaya çıktı? Bu markayla ulaşmak istediğiniz müşteri profili kim?
Jacobson güneş gözlükleri, sade ama güçlü bir tasarım anlayışıyla ortaya çıktı. Minimalist çizgileriyle zamansızlık kavramını merkeze alıyor. Yıllar geçse bile rahatlıkla kullanılabilecek modellere yer veriyor. Koleksiyonun en önemli özelliklerinden biri üst düzey metal işçiliğidir. Özellikle metal bölümlerde uygulanan el işçiliği detayları, ürünü yalnızca bir aksesuar olmaktan çıkararak değerli bir tasarım objesine dönüştürüyor. Bu detaylar gözlüğe karakter kazandırıyor. Jacobson ile hedeflediğimiz kullanıcı profili, stiline önem veren ancak gösterişten uzak bir şıklık arayan kişilerden oluşuyor. Kalite, sadelik ve rafine tasarım anlayışını bir arada isteyen kullanıcılar için güçlü bir alternatif sunduğumuzu düşünüyoruz.

Arma Optik’in bayileriyle kurduğu iş ortaklığı anlayışı hangi temel prensiplere dayanıyor?
Bayilerimizle ilişkimizi klasik tedarikçi-satıcı ilişkisinden ziyade bir iş ortaklığı olarak görüyoruz. Kendimizi büyük bir ailenin parçası gibi hissediyoruz ve bu yaklaşım iş süreçlerimize de yansıyor. Bayilerimizin kazandığı bir yapı kurmanın uzun vadede herkes için daha sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Seçilmiş bayilerle çalışarak rekabet baskısını azaltan, sürdürülebilir bir ticaret modeli oluşturduk. Böylece iş ortaklarımız ürünlerimizi güvenle temsil edebiliyor. Satış sonrası süreçte ise bayilerimizi hiçbir zaman zor durumda bırakmamaya özellikle dikkat ediyoruz. Ürünlerimizin her zaman arkasında duruyor, hızlı çözüm üretmeye odaklanıyoruz. Sosyal medya gücümüzü de yalnızca marka bilinirliği için değil, bayilerimizin satışlarını destekleyecek şekilde aktif olarak kullanıyoruz. Başarıyı birlikte büyütmenin en doğru yol olduğuna inanıyoruz.

Türkiye genelindeki iş ağınızı oluştururken nasıl bir büyüme ve iletişim modeli benimsiyorsunuz?
Sınırlı ve seçkin sayıda bayi ile çalışmamız iletişim kalitemizi artıran önemli bir unsurdur. Ekibimle birlikte süreçlerin başında bizzat bulunuyor ve bayilerimizle sürekli temas halinde olmaya özen gösteriyoruz. İletişimi güçlü tutmak, sorunları büyümeden çözmemizi sağlıyor. Whatsapp ve Telegram grupları üzerinden anlık iletişim kurabiliyor, kampanya ve yenilikleri hızlı şekilde paylaşabiliyoruz. Bu yapı hem operasyonel hız sağlıyor hem de iş ortaklarımızın kendilerini sürecin içinde hissetmelerine katkı sunuyor. Yeni bayilikler verirken mevcut bayilerimizin ticari dengelerini korumaya özellikle dikkat ediyoruz. Bölgesel planlama yaparak herkes için sürdürülebilir bir satış ağı oluşturmayı hedefliyoruz. Uzun vadeli başarıyı ancak dengeli büyüme ile mümkün görüyoruz.

Koleksiyonlarınızı oluştururken global pazarlar ve aldığınız geri bildirimler tasarım sürecinizi nasıl şekillendiriyor?
Yurt dışındaki distribütörlerimizin paylaştığı bilgiler koleksiyon oluşturma sürecinde önemli bir rehber oluyor. Her ülkenin estetik anlayışı ve kullanıcı beklentisi farklı olduğu için pazar bazlı analizler yapıyoruz. Bazı koleksiyonlarımızı belirli ülkelerin zevklerine göre özel olarak üretiyoruz. Bu yaklaşım markanın uluslararası pazarlarda daha doğru konumlanmasını sağlıyor. Global trendleri takip ederken yerel beklentileri de göz ardı etmiyoruz. Dünyadaki birçok kontakt lens markasının renk ve tasarımlarımızı referans alması bizim için ayrıca gurur vericidir. Hatta bazı markaların renk isimlerine kadar ürünlerimize benzer çalışmalar yapma gayretinde olması da doğru ve yüksek standartlarda ürünler oluşturduğumuzu gösteriyor. 

Kısa ve orta vadede Arma Optik için hedefleriniz neler? Yeni markalar, seriler veya yeni pazarlar gündemde mi?
Temel hedefimiz renkli kontak lens ve kontakt lens solüsyonu kategorilerinde dünya çapında kalite algısı en yüksek markalar arasında yer almaktır. Bu doğrultuda üretim standartlarımızı sürekli geliştiriyor ve Ar-Ge çalışmalarına önem veriyoruz. Özellikle Amerika ve Avrupa pazarında büyümeyi hedefliyoruz. Uluslararası pazarlarda kalıcı olmak için yalnızca ürün kalitesinin değil, marka güvenilirliğinin de önemli olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle distribütör ağımızı güçlendirmek, marka bilinirliğimizi artırmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak adına çalışmalarımızı planlı bir şekilde sürdürüyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nı Türkiye optik sektörünün uluslararası vitrine çıktığı en güçlü organizasyon olarak görüyorum. Fuar, sektör profesyonellerini bir araya getirerek bilgi ve deneyim paylaşımına önemli katkı sağlıyor. Bu platform sayesinde yurt dışındaki firmalarla tanışma, markamızı tanıtma ve yeni işbirlikleri geliştirme fırsatı yakaladık. Aynı zamanda global trendleri yakından gözlemleme imkanı sunması açısından da oldukça değerli bir fuardır. Silmo İstanbul’un sektörde kalite standartlarının yükselmesine ve Türkiye’nin optik alanındaki görünürlüğünün artmasına ciddi katkı sağladığını düşünüyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Her sayısında yayın kalitesini koruyan, sektördeki yenilikleri ve gelişmeleri okurlarla buluşturan önemli bir yayın olduğunu düşünüyorum. Optik dünyasına dair güncel bilgileri profesyonel bir bakış açısıyla aktarması sektöre değer katıyor. Arma Optik adına sizlere teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılarınızın artarak devam etmesini diliyorum.

Mart 2026

Saydam Optik

SAYDAM OPTİK

Deneyimden Doğan Güvenilir Mağaza

“Silmo İstanbul’un optisyenlik öğrencileri ve sektörel geleceğinin planlamasını yapan genç meslektaşlarımız için bir ışık olduğunu düşünüyorum.”

Merhaba Oytun Bey. Okurlarımıza kendinizi tanıtarak, ticari hayatınızın nasıl başladığından ve optik sektörüne geçişinizden bahseder misiniz?
Merhaba, ben Oytun Saydam. Memur bir ailenin çocuğu olarak 1984 yılında Malazgirt’te dünyaya geldim. Ticari hayatıma 2008 yılında teknoloji, elektronik ve Gsm gibi farklı sektörlerde başladım. Uzun yıllar ithalat, ihracat, toptan ve perakende satışın yanı sıra teknik servis ve yedek parça alanlarında faaliyet gösterdim. Bu süreç bana hem ticari disiplin hem de müşteri ilişkileri konusunda güçlü bir altyapı kazandırdı. Optik sektörüyle tanışmam ise bugün iş ortağım olan Enes Kadir Yaman ile yollarımızın kesişmesi sayesinde gerçekleşti. Kendisinin optisyenlik eğitimi ve sektörel deneyimi ile benim ticari birikimim birleşince yeni bir yolculuğa adım atma fikri doğal bir şekilde ortaya çıktı.

Bu birleşimin ürünü de Saydam Optik oldu. Mağazanızı kurma sürecinden ve ortaklığınızın işinize katkılarından söz eder misiniz?
Mağaza fikrimizi 2023 yazında somut bir projeye dönüştürdük. Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı’nda, Çark Caddesi’ne açılan ve yaya trafiği oldukça yoğun olan bir noktada karar kıldık. Lokasyon seçiminde ulaşım kolaylığı, çevredeki sağlık işletmeleri, eczaneler ve kent meydanına yakınlık gibi kriterleri değerlendirdik. Silmo İstanbul’u ziyaret ederek marka anlaşmaları ve mağaza altyapısı için önemli adımlar attık. Mimari süreçle eş zamanlı ilerleyen bu planlama sayesinde mağazayı kısa sürede hayata geçirebildik. Ticari hayatım boyunca işini gerçekten seven ve özveriyle yapan insanların her zaman fark yarattığını gözlemledim. Enes Bey sektörde yetişmiş, eğitimini bu alanda tamamlamış ve mağaza operasyonlarını yakından bilen bir isimdir. Ben ise daha çok ticari yapı, organizasyon ve iş geliştirme tarafında deneyim sahibiyim. Bu iki farklı birikim birleştiğinde güçlü bir denge oluştu. Zamanla yalnızca iş ortaklığı değil, aynı zamanda güçlü bir dostluk bağı da kurduk. Mağazayı birlikte büyütürken omuz omuza ilerlediğimizi söyleyebilirim.

Kısa sürede dünya markaları ve butik markalarla çalışmaya başladınız. Marka seçerken nasıl bir strateji izlediniz?
Mağazayı planlarken temel hedefimiz güven duygusu oluşturmaktı. Ürünlerin orijinalliği, fiyat-performans dengesi ve hitap edeceğimiz müşteri kitlesi seçimlerimizin merkezinde yer aldı. Dünya markaları tüketicide güven oluştururken, butik markalar da mağazaya karakter kazandırıyor. Güncel trendleri, pazarlama gücü olan markaları ve sosyal medyada karşılık bulan modelleri takip ederek dengeli bir portföy oluşturduk. Aslında yaklaşımımız basitti fakat doğru ürünü doğru zamanda ve şekilde sunmak en önemli noktaydı. Luxottica, De Rigo ve Safilo Group gibi firmalar dünya çapında bilinen birçok markayı bünyesinde barındırıyor. Bu markalarla çalışabilmek belirli ticari kriterleri karşılamayı gerektiriyor. Bu büyük firmalarla anlaşmaları tamamladıktan sonra portföyümüz önemli ölçüde güçlendi. Özellikle satış sonrası hizmetlerin güçlü olması müşteri güveni açısından büyük avantaj sağlıyor. Yeni bir mağaza için bu gibi işbirliklerinin hem bilinirlik hem de güven inşası açısından oldukça değerli olduğunun bilincindeydik.

Mağaza tasarımınız sade ve güven veren bir atmosfer sunuyor. İç mimariyi kurgularken öncelikleriniz nelerdi?
Doğru işi doğru kişilere teslim etmenin önemli olduğuna inanıyoruz. Enes Bey’in yıllar içinde edindiği mağazacılık deneyimi, benim ticari gözlemlerim ve profesyonel mimari destek birleşince ortaya dengeli bir sonuç çıktı. Yaklaşık 40 metrekarelik bir alanımız vardı ve bu alanı maksimum verimlilikle kullanmamız gerekiyordu. Alanın her santimetresinin bir işlevi olmasına dikkat ettik. Böylece küçük ama güçlü bir mağaza kimliği oluşturduk. Hem görsel açıdan ferah hem de operasyonel olarak işlevsel bir düzen kurmayı hedefledik. Raf sistemleri, vitrinler ve atölye alanı satış akışını destekleyecek şekilde planlandı. Alan sınırlı olmasına rağmen yaklaşık 3.000 ürünü düzenli ve anlaşılır bir şekilde sergileyebileceğimiz bir yapı oluşturduk. Amacımız müşterinin mağazaya girdiği anda karmaşa yerine güven ve sadelik hissetmesiydi.

Tedarik süreçlerinin zorlaştığı bir dönemde güçlü bir stok yapısı kurmayı başardınız. Bu süreci nasıl yönettiniz?
Pandemi sonrası dönemde tedarik zincirleri oldukça zorlayıcıydı. Ancak mağaza açılmadan önce bazı firmalarla iletişim kurmuş olmamız avantaj sağladı. Açılışta tüm planladığımız markalara ulaşamasak da erişebildiğimiz ürünleri hızlı şekilde stok sistemimize dahil ettik. Mağaza açılışına birçok marka yetişmemiş olmasına rağmen biz yetişen elde edebildiğimiz, stoğumuza ve ön muhasebe programımıza ekleyebildiğimiz kadar ürün ekleme uğraşına girdik. Mağazamızın konumu da açılış günüyle birlikte hızla olumlu geri bildirimler almamızı sağladı. Ayrıca mağazamız için teknik servis ve atölye altyapısına erken yatırım yaptık. Cadde mağazası olmanın verdiği özgürlüklerden ve avantajlardan en önemlisinin bu olduğunun düşünüyoruz. Yedek parça ve servis hazırlığımız sayesinde müşteri ihtiyaçlarına anında karşılık verebiliyoruz.

De Rigo’nun Bodrum’daki Vogue tanıtım davetine katılmanız dikkat çekici bir gelişme. Bu davet sizin için ne ifade ediyor?
Saydam Optik ile çıktığımız yolda hayallerimizi gerçekleştirirken satışlarımızın başarılı ilerlemesi, daha fazla ürün stoğu için bize cesaret verdi. Planlarımızın içinde De Rigo gibi büyük firmaların böyle tanıtımlarına davet edilmek elbette ki vardı. Fakat bu tür tanıtımlarda sizlere bir alım kotası koyuluyor. Bulunduğumuz ilde bu kotada alım yapabilecek sadece 5 mağaza vardı. Açılışımızın ilk yılında bu davete +1 mağaza olarak eklenmemiz, kısa sürede doğru bir ivme yakaladığımızın göstergesi oldu. Bu durum bazı optik mağazalar için olağan algılanabilir ancak yeni açılmış bir optik mağazanın kendini bu kadar kısa sürede kanıtlamasını bir başarı hikayesi olarak görüyor, gurur ve mutlulukla karşılıyoruz.

Sendikalarla anlaşmalar yaptığınızı biliyoruz. Bu işbirlikleriyle temel amacınız neydi ve mağaza trafiğinize etkileri ne yönde?
Marmara Bölgesi ülkemiz fabrikalarının yüzde 60’nı barındırıyor. Bulunduğumuz şehir ise çok ünlü markaların sanayi bölgesi konumunda ve hepsi birer sendikaya kayıtlıdır. Biz bu verileri düşündüğümüzde sendikalı olanlara ayrıcalık sağlayarak, mağaza trafiğimizi artıracağımızı planladık. Bu durum aslında karşılıklı sadakat anlaşması anlamına geliyor. Yakın çevrem ve özellikle bir bürokrat olan babamın desteği ile eğitim alanındaki sendikalar ile de görüşmeler sağladık. Bu görüşmelerimizi ortak bir paydada toplayarak sendikalara indirim ve kampanya gibi ayrıcalıklar sağladık. Edindiğimiz markalar ile doğru tüketiciyi bu şekilde buluşturmuş olduk.

Saydam Optik olarak müşteri memnuniyetini kazanmak için temel kriterleriniz nelerdir?
Ticari yaşamımdaki tüm diğer deneyimlerimde müşteriyi yalnızca alışveriş yapan kişi değil, uzun vadeli güvene dayalı ilişki kurduğumuz velinimet olarak görmüşümdür. Optik sektörü ise doğrudan sağlıkla bağlantılı olduğu için bu konuda daha da hassas davranıyoruz. Sağlıkları söz konusu olduğundan müşterileri doğru yönlendirme büyük önem taşıyor. Optik gözlüklerde doğru cam ve çerçeve seçimine yönlendirmek, güneş gözlüklerinin ise sadece aksesuar olmadığını, göz sağlığına katkı sağlayan koruyucu özelliklerini doğru anlatmak temel önceliğimizdir. Müşterinin memnuniyetinin, güveni ve saygısının ancak bu koşullarla sağlandığından eminiz. Memnuniyetin en büyük göstergesinin ise tekrar gelen müşteriler olduğuna inanıyoruz. Memnuniyetleri ve olumlu geri bildirimleri ile mağazamızı yeniden ziyaret eden müşterilerimiz sayesinde doğru yolda olduğumuzu görüyor ve bunun haklı gururunu yaşıyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her yıl optik mağazalar, üreticiler, distribütörler Silmo İstanbul Optik Fuarında buluşuyor. Silmo İstanbul’un aynı zamanda optisyenlik öğrencileri ve sektörel geleceğinin planlamasını yapan genç meslektaşlarımız için bir ışık olduğunu düşünüyorum. Fuarda yurtdışından gelen firmalar ve yine yurtdışından gelen meslektaşlarımız ile tanışma fırsatı buluyoruz. Sektöre ve geleceğine yönelik tüm teknolojileri, trendleri, yenilikleri takip edebiliyoruz.  Meslektaşlarımızla bir araya gelmemizi sağlayan Silmo İstanbul’un sektörümüz açısından çok önemli bir organizasyon olduğunu ve küçük veya büyük hiçbir işletmeyi es geçmeden samimi bir iş ortaklığı ortamı oluşturduğunu düşünüyoruz.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Bu sayınızda bize yer verdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Ortağım Enes Bey’in 2014 yılından beri bir 4 your eyes okuru olduğunu ve derginizde yer almanın özellikle onun için ayrı bir değer taşıdığını belirtmem gerekiyor. 4 your eyes, güçlü içeriğiyle sektörel bilgilerimizi ve fikirlerimizi güncel tutan önemli bir yayındır. Sektöre sağladığınız katkı ve emeğiniz için tüm ekibe teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Mart 2026

Ck Grup Optik

CK GRUP OPTİK

Ninoflex Çocuk Gözlüklerinin İlkeli Üreticisi

“Silmo İstanbul sayesinde ürünlerimizi optisyenlere ve optisyenlik öğrencilerine rahat ve konforlu bir atmosferde tanıtma fırsatı yakalıyoruz.”

Merhaba Can Bey. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak sektöre giriş sürecinizi paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Can Keleş. Gözlükçü bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisiyim. Mağazalarımız 1990’lı yılların ortasında kurulmaya başlandı. Milenyum çağının başlarında ikinci kuşak sayılan ağabeylerim tarafından işletirken, henüz ortaokul dönemindeydim. O dönemlerden lise yıllarımı kapsayacak şekilde okulumdan arta kalan zamanlarda firmamıza gidip gelerek bu mesleğe aşina oldum. Lise mezuniyetim sonrası ise tam zamanlı mağaza yöneticiliği yaparak sektöre giriş yapmış bulunmaktayım.

Ninoflex Glasses’ın ortaya çıkışını, markanızın özelliklerini ve bugün geldiği noktayı bizimle paylaşır mısınız?
Markanın ortaya çıkış hikayesi, Türkiye’de bebek ve çocuklar için yeterince uygun çerçeve modellerinin bulunmamasına dayanıyor. Yetişkin gözlüklerinde 200’ü aşkın markaya rastlanabilirken, çocuklarda yalnızca 4 ya da 5 marka mevcuttu. Bu sebeple piyasadaki boşluğu gidermek amacıyla 2018 yılında ön gözlemler yapıldı ve 2019 itibarıyla Ninoflex markasıyla üretime başladık. Markamızın sunduğu en önemli avantajlar; çocukların yüz şekillerine, kulak mesafelerine ve burun genişliğine göre ortopedik olarak ayarlanabilmesi ve kutu içerisinde yedek parçalarıyla birlikte aileye teslim edilmesidir. Bu da tedavi sürecindeki çocuklar için oldukça faydalı bir çözüm sunmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde 600’ü aşkın satış noktasıyla birçok ailenin ulaşabileceği bir marka haline geldik.

Köklü optik mağazacılık mirasınız, sektörün üretim ve dağıtım tarafına geçişinizi ve Ninoflex Glasses’ın gelişimini nasıl şekillendirdi?
Mağazacılıkta edindiğimiz tecrübe, son tüketiciyi anlama konusunda bizi birkaç adım öne taşıdı ve olası problemlere karşı daha çözüm odaklı bir yaklaşımı benimsememizi sağladı. Bu nedenle sunduğumuz satış sonrası hizmetlerle yarattığımız memnuniyet, bayilerimizi de son derece mutlu ediyor. Amacımız makul şartlarda her iki tarafı da desteklemektir. Bayilerimizin hakkını gözeterek ve tüketiciyi üzmeyecek çözümler sunarak, satıcının ve kullanıcının zihninde olumlu bir izlenim bırakmak Ninoflex Glasses’ın gelişimine önemli katkı sağlıyor.

Bebek ve çocuk gözlükleri gibi özel bir alana odaklanma kararınız nasıl ortaya çıktı?
Türkiye’de optik sektörünün bu alana yeterince önem vermediğini gözlemledikten sonra bu yönde bir karar aldık. Türkiye genelinde yaklaşık 10.000 optisyenlik müessesesi olduğu biliniyor. Bunların büyük çoğunluğunda yalnızca uygun fiyatlı, ‘kurum çerçevesi’ olarak adlandırılan modeller bulunuyor. Çok az firma ortopedik ve fonksiyonel çerçevelere yöneliyor. Oysa çocukların ailelerine bu ürünler doğru anlatıldığında, özellikli çerçeveler için bütçe ayırabildiklerini görüyoruz. Mağazalarda ailelerin davranışlarını gözlemledikten sonra çocuk gözlükleri gibi spesifik bir alana yönelme fikri oluştu.

Ninoflex Glasses ürünleri için tercih ettiğiniz hammaddelerden ve üretim tekniklerinizden bahseder misiniz?
Bebek ve çocuklar söz konusu olduğundan kalitesine güvendiğimiz Avrupa menşeli hammaddeler ve üretim teknikleri kullanmaktayız. Kullandığımız hammaddelerin tüm laboratuvar analizleri yetkili kurumlar tarafından yapılmıştır ve de sertifikalandırılmıştır. Ürünlerimiz için hassas bir yaklaşım içerisindeyiz. Alerjen içermeyen malzeme seçimleri yapmanın yanı sıra, üretim sürecinde de kullanıcı sağlığını ön planda tutmaktayız. Çerçevelerimiz titizlikle üretildikten sonra birkaç aşamalı kalite kontrolden geçirilerek önce bayilerimize, ardından son kullanıcıya ulaştırılıyor. Bu titizlik ve kalite anlayışımız nihai tüketici tarafından henüz tam anlamıyla idrak edilmese dahi, bayilerimizden aldığımız olumlu geri bildirimler ve giderek büyüyen bayi ağımız nihai tüketicinin memnuniyetini kanıtlıyor.

Türkiye’de ilk silikon burun pedi ve kafa bandı üretimini başlatarak, dışa bağımlılığı azaltmanız önemli bir adım. Bu süreci anlatır mısınız?
Üretime başladığımız andan itibaren gözlüğümüze ait her parçanın Türkiye’de ulaşılabilir olmasını önemli hedeflerimizden biri olarak belirledik. Satış sonrası hizmetleri hızlı sunabilmek açısından bu kritik bir konuydu. Bugün geldiğimiz noktada gözlüklerimizin yüzde 97’sini oluşturan bileşenleri yerli tedarikçilerden temin ederek üretir hale geldik. Silikon burun pedleri ve kafa bantları markamıza özel olduğu için dışa bağımlı kalmak istemedik. Bu hamleler, sermayenin yurt dışına çıkmasını önleyerek ülkemizde kalmasına katkı sağladı.

Türkiye genelinde 67 ilde, 600’ü aşkın bayiniz mevcut. Bu satış ağını yönetirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Bayilerimize mağazada satış yaparken ürünü alabilecek kişilere anlatım ve aktarımlarını kolaylaştıracak yardımcı ekipmanlar, teşhir ürünleri hediye etmekteyiz. Burada amacımız, bayilerimizi yalnız bırakmayıp sürekli görsel ve video hazırlıkları ile onlara satış süreçleri için gerekli desteği sunmaktır. Ürünü son tüketiciye tanıtma ve anlatma sırasında bu gibi unsurların taşıdığı önemin bilincinde olduğumuzdan, bu desteğimize aralıksız devam etmekteyiz. Ninoflex Glasses web sitesine de bu sebeple hassasiyetle yaklaştık. Web sitesinin çok iyi detaylandırılmış ve anlaşılabilir hale gelmesine özen gösterdik. Tüketicilerin Türkiye’nin hangi bölgesinde olurlarsa olsunlar ürüne kolayca ulaşması için onları en yakın lokasyondaki bayimize yönlendirebilecek haritalama sistemi ekledik.  Aynı zamanda mesai saatleri içerisinde çok hızlı dönüş yapan bir destek hattımız bulunmaktadır.

Kaliteden ödün vermeden ulaşılabilir fiyatta kalma çizginizi koruyorsunuz. Bu zorlu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Bu dengeyi sağlamak için yalnızca kazançtan değil, zamandan da feragat ediyoruz. Titiz analizler yapıyoruz. Bu noktada, ürünlerimizi satan bayilerin de kullanan çocukların ve ebeveynlerinin memnun kalmasını sağlamanın bizim önceliğimiz olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Yurt dışından gelen markalara kıyasla daha uygun fiyatla aynı kaliteyi sunuyor, satış sonrası hizmette ise daha fazlasını sağlıyoruz. Markamızın saygınlığını koruyarak giderek güçlendirmemiz, tüm iş ortaklarımıza çözüm odaklı yaklaşmamız sayesinde gerçekleşiyor; bu yaklaşım da yüksek memnuniyetle sonuçlanıyor. Bu sebeple global markalara göre konumlandırmamızın oldukça iyi olduğunu düşünüyoruz.

CK Grup Optik olarak AR-GE çalışmalarınızı şu anda hangi başlıklara yönlendiriyorsunuz?
Firma olarak şu anda öncelikli hedefimiz gözlüklerimizi yaşadığımız dünyaya minimum düzeyde zarar veren malzemeler ve üretim teknikleriyle hazırlamaktır. Başlangıcımızdan bu yana temel amacımız budur. Sürekli gelişme açık olan yapımızla, AR-GE çalışmalarımızı ve yatırımlarımızı çevre dostu üretim malzemeleri arayışı ve uygulamaları üzerine yoğunlaştırmış durumdayız. Doğada geri dönüşümü mümkün olabilecek hammaddelerin üretilmesi ve bunları ürünlerimize uyarlama hayalimizi gerçeğe dönüştürmeye odaklandık diyebilirim.

Ninoflex Glasses için kısa ve orta vadeli planlarınızdan söz eder misiniz?
Dünya genelinde sektörü ve sektörel yenilikleri yakından takip ediyoruz. Kısa vadede tüm bayilerimizi kapsayan bir B2B sipariş sistemiyle dijitalleşmeyi artırmak istiyoruz. Orta vadede ise renk ve model çeşitliliğini artırmak, uygun ortam oluştuğunda güneş gözlüğü koleksiyonu oluşturmak ve ilgi duyulan çocuk modeller ile işbirlikleri yapmak hedeflerimiz arasında yer alıyor. Aynı zamanda, görme kusurlarını destekleyici yenilikçi ortezlere yatırım yapmayı planlıyoruz. Doğru zaman ve ekipler bir araya geldiğinde ise yeni pazarlara açılmayı amaçlıyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın sektörün geneline ve siz gibi yerli üreticilerimize katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul’un sektörümüz için son derece önemli ve prestijli bir organizasyon olduğunu düşünüyorum. Sektör içerisinde yer alan ya da sektöre adım atmayı düşünenler için önemli bir deneyim ve vizyon alanı yaratıyor. Üreticiler olarak ürünlerimizi optisyenlere ve optisyenlik bölümü öğrencilerine rahat ve konforlu bir atmosferde tanıtma fırsatı yakalıyoruz. Aynı zamanda yerli markaların ve ürünlerin yabancı ziyaretçilerle buluşması açısından da fuar kritik bir önem taşıyor. 2025’te 12.si gerçekleşen bu değerli organizasyonun daha uzun yıllar Türkiye optik sektörüne hizmet etmesini temenni ediyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Sektördeki yenilikleri bu kadar hızlı ve titiz şekilde aktaran başka bir dergi olduğunu düşünmüyorum. Yeniliklerden haberdar olmak için her sayıyı mutlaka inceliyorum. Şimdiye kadar yaptığınız ve bundan sonra yapacağınız tüm yayınlarınız için teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Şubat 2026

Sestini

Sestini

Zanaat, İncelik ve Ölçülü Güzellik Odaklı

Sestini, minimal çizgileri heykelsi formlarla birleştiriyor ve işlevselliği İtalyan zanaatının lider yaklaşımıyla ele alıyor.

İtalyan girişimci Carlo Sestini tarafından 2020 yılında kurulan bağımsız gözlük markası Sestini, İtalya’da usta zanaatkarlar tarafından üretilen prestijli ve lüks bir tasarım anlayışıyla küresel optik pazarında dikkat çekmeyi sürdürüyor. Marka; gözlük tasarımlarında en üst seviyedeki kalite standartlarına bağlı kalarak, koleksiyoner değeri taşıyan parçalar hazırlayarak büyümesinde ivme kazanıyor. Geleneksel tekniklere ve İtalyan ustalığına saygı duruşunda bulunan sofistike tasarımları, sade ama özenli kurgulanmış zarafetleriyle beğeni topluyor. Sınırlı sayıda üretimi tercih ederek az sayıda parçadan oluşan koleksiyonunu Mido 2026 fuarında başarıyla sergileyen Sestini; yeni yılla birlikte, zamansız ve gelecekte de kullanılabilir tasarım yaklaşımına sadık kalarak imza renklerini yeniden yorumlayacak. Markanın kuruluş hikayesi, tasarım dünyası ve koleksiyonuna dair detaylarla ilgili Kurucusu ve Kreatif Direktörü Carlo Sestini ile yapılan röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Carlo. Okurlarımız için kendinizi biraz tanıtarak, gözlük markası kurma sürecinizi paylaşır mısınız?
Londra’da uluslararası hukuk ve diplomasi okudum. Hayalim büyükelçi olmaktı. Sonra bir modellik ajansı tarafından keşfedildim ve 2014’te model olarak çalışmaya başladım. Sosyal medyada paylaştığım fotoğraflarım ilgi gördü; böylece daha fazla markayla model ve influencer olarak çalışmaya devam ettim. Bu süreçte dünyayı dolaşma fırsatı yakaladım. Gözlükleri ise her zaman kendimi ifade etmenin yolu olarak görmüşümdür. Özellikle lise yıllarımda kaşlarımı saklamama ve korunmuş hissetmeme de yardımcı olan önemli bir objeydi. Gözlük taktığımda insanlarla göz göze gelebiliyor ama aynı zamanda güvende hissediyordum. Kendi gözlük markamı yapma fikrim hep vardı. 2019’da markam için harekete geçmeden önce bir arazi alıp şarap ve zeytinyağı üretimini denedim. Halen moda danışmanı, model ve influencer olarak da çalışıyordum. Ama 2020 yılına geldiğimizde artık odağımın merkezinde sadece Sestini markasıyla lüks İtalyan gözlükleri yaratmak vardı. O dönemde İtalyan gözlüğü üzerine çok araştırma yaptım. Kalite, lüks ve zamansızlığa odaklanan başka genç bir İtalyan marka olmadığını fark ettim.

Markanızı tüm dünyayı olumsuz şekilde etkileyen 2020 yılında lanse etmek, sizin için zorlayıcı oldu mu?
Pandemi dönemi olduğu için başlangıçta elbette zordu. Perakendecilere doğrudan ulaştım ve Sestini için özel bir ağ kurmayı bu sayede başardık. İlk günden yatırımcı almamaya zaten karar vermiştim. Geleneksel şekilde adım adım büyümek istedim. Şu anda CP Agency ile yakın çalışıyorum. 2021 yılında başlayan bu işbirliği sayesinde Sestini koleksiyonu Türkiye, Hindistan, Benelüks ve Avustralya dahil pek çok yeni pazara ulaştı. Bu ortaklık markamın büyümesi için gerçek anlamda bir katalizör işlevi gördü.

Sestini koleksiyonunun kimliği ve tasarım felsefesi hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Sestini, minimal çizgileri heykelsi formlarla birleştiriyor ve işlevselliği İtalyan zanaatının lider yaklaşımıyla ele alıyor. Gözlük, bizim için daha geniş bir yaşam tarzının parçası anlamına geliyor. Sanat, incelik ve ölçülü güzellik Sestini Dna’sının temelini oluşturuyor. Tasarım dili gösterişsiz ama ikonik olarak özetlenebilir. Örneğin, işlenmiş yarım zambak detayı gibi naif kimlik unsurlarımız bunu yansıtıyor. Sadece logosuyla tanınan bir marka olmak istemedik. Bunun yerine bize özgü perçinler geliştirdik ve odağı ürünün detaylarına verdik. Ürünlerimize dokunduğunuzda sapların elde şekillendirildiğini ve oyulduğunu rahatlıkla hissedebilirsiniz.

Biraz da koleksiyonunuz için tercih ettiğiniz malzemelerden ve üretim anlayışınızdan söz edelim mi?
Tasarımlarımda kullandığım malzemenin de kullanıcılar tarafından gerçekten özel olduğunun anlaşılmasına odaklanıyorum. Bir Sestini gözlüğü taktıklarında tıpkı yumuşacık kaşmir bir kazak giydiklerinde hissedecekleri türde bir olağanüstü uyum ve konfor sağlamaya özen gösteriyorum. Sestini’de nesilden nesile aktarılabilecek çerçeveler tasarlamayı amaçlıyoruz. Mazzucchelli’nin geçmiş koleksiyonlarında hiç kullanılmamış asetat plakalarını ve markanın arşivinden seçtiğimiz özel formülleri kullanıyoruz. Geleneksel İtalyan tekniklerini modern hassasiyetle uyguluyoruz. Camlarımız Zeiss tarafından sağlanıyor. Her çerçevemiz izlenebilirlik ve kullanıcısında ayrıcalıklı bir etki bırakması için tek tek numaralandırılıyor. Üretimimizi bilinçli olarak sınırlı tutuyoruz. Kitle üretiminden uzak durmayı, kalite ve bütünlüğü korumanın tek yolu olarak görüyoruz.

Çerçevelerinize dair detaylardan ve Sestini ambleminin sizin ne ifade ettiğinden bahseder misiniz?
Çerçevelerimizde zanaatkarlığa olduğu kadar uyuma da odaklandık. Her tasarımı saklanacak kadar güzel bir obje olarak görüyorum. Sestini estetik imzası menteşeyi asetatla birleştiren metal bağlantı detayımızdır ve elle dokunulduğunda hissedilebilecek şekilde özellikle öne çıkardık. Bu bağlantıyı sağlayan perçinlerin tasarımlarında ilham kaynağım tarihi Toskana kapılarındaki büyük cıvatalar oldu. Bu imza detayımız daha maliyetli ve tüm perçinler altın kaplama olsa da asetatın içine gizlemek yerine görünür olmasını tercih ettim. Yunus amblemimiz ise ailemle ilgili bir anıdan doğdu. Anneannemin anneme verdiği sevimli bir yunus kolyesi vardı. Annem de bu yüzden yunusları çok severdi ve kardeşimle bana ‘yunuslarım’ diye hitap ederdi. Bu sebeple yunus sembolü bizim için sevgi ve sevilmek gibi değerli bir anlam taşıyor. Ayrıca Floransa zambağını da kullandık. Menteşelerin iç kısmında yer alsa da hem dekoratif hem işlevsel olarak, çerçeveyi taktığı anda kullanıcısına çerçevenin üstün kalitesini hatırlatıyor.

Markanız için İtalya’da doğru üretim ortağını bulma süreciniz nasıl gelişti?
Bu kesinlikle en zor kısımdı. Sürece başladığımda kulaktan kulağa tavsiyelere ve sayısız kez yaptığım görüşmelere güvenmek zorundaydım. Doğru zanaatkarı bulmak zaman aldı. Şanslıyım ki ürünümü anlayan ve nadir rastlanan kalitede üretim yapabilen Veneto merkezli ilham verici bir aile şirketiyle çalışıyorum. Çerçeve yapımındaki özenlerini ve nesilden nesile aktarılmış mesleki adanmışlığı yerinde gözlemlemek halen her seferinde beni heyecanlandırıyor. Markam ile göstermek istediğim de tam olarak bu zanaat kültürüdür diyebilirim. Otantik İtalyan uzmanlığını, gözlük sevgisi ve tutkusunu kapsayan güçlü bir kültür sunmak amacındayım. Gelecekte de gözlük tasarımının öncüsü zanaatkarlar olacak. El emeği o kadar güzel ve değerli ki desteklenmesi ve sürdürülmesi gerekiyor. Bu gerçeği yaşatmayı en önemli görevimiz olarak görüyorum.

Bu değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak dikkat çekici ambalaj tasarımlarınızın hikayesini de paylaşır mısınız?
Ambalaj fikri ‘carta fiorentina’ yani Floransalı büyükannelerin çekmece içlerini kapladığı kağıttan ilham alıyor. Kılıflarımızın iç yüzeyi bu dokuya sahip ve gözlükler için koruyucu bir katman hissi yaratıyor. Ambalajlarımız konusunda geliştirmek istediğim daha pek çok fikir var. Benzersiz konseptleri ve detaylara ekleyebileceklerimizi zamana yayarak olgunlaştırıyoruz. Ambalajlarda da kendi ifademi en yüksek düzeydeki kalite ve özenle görmek istiyorum. Sestini ile sadece gözlük değil; aynı zamanda bir hikaye, zanaat ve bütüncül bir deneyim sunmak istiyorum.

Kaynak: Eyestylist

Şubat 2026

Pelin Canlı Optik

PELİN CANLI OPTİK

Sağlık ve Stili Birleştiren Sıcak Atmosfer

“Silmo İstanbul hem mesleki vizyonumuzu tazelememize hem de sektörün dinamizmini canlı tutmasına çok değerli katkılar sunuyor.”

Merhaba Pelin Hanım. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak, optik sektörüne girişinizden söz eder misiniz?
Merhaba, ben Pelin Canlı. 2019 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldum. Mezuniyetimin ardından dijital editörlük ve turizm gibi farklı alanlarda çalışarak, farklı insanlarla temas etmeme imkan tanıyan deneyimler edindim. Çocukluğumdan bu yana giyim ve modaya duyduğum ilgi, insanla birebir temas kurma isteğiyle birleşince, beni optik sektörüne yönlendirdi. Bu motivasyonla İstanbul Aydın Üniversitesi Optisyenlik bölümüne başladım. Mezuniyet sonrasında sektördeki önemli kurumlarda hem gönüllü hem de profesyonel olarak çalışma fırsatı buldum. İşin mutfağı diye tanımladığım yaklaşık 3 yıl süren bu yoğun deneyim sürecinin ardından, her zaman hayalini kurduğum kendi mağazamı açma cesaretini gösterebildim.

Mağazanızı açmaya ne zaman karar verdiniz, hayalinizi gerçeğe dönüştürme sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Kendi mağazamı açma fikri, aslında Optisyenlik bölümüne adım attığım ilk gün zihnimde filizlenmişti. Modaya olan ilgimi ve insan odaklı yaklaşımı en iyi optik mağazam aracılığıyla yansıtabileceğimi biliyordum. Ancak bu fikrin tam anlamıyla somutlaşması, mezuniyet sonrası sektörün önde gelen kurumlarında geçirdiğim, oldukça yoğun 3 yıllık deneyim ile oldu. O süreçte işin teknik detaylarını öğrenirken, bir yandan da hayalimdeki mağazacılık anlayışını zihnimde kurguladım. En büyük zorluk, kurumsal hayatın konfor alanından çıkıp tüm sorumluluğu üstlendiğim o ilk cesaret adımıydı diyebilirim. Sektörde bazen gençliğimden kaynaklanan önyargılarla karşılaşsam da iletişim geçmişim ve işime olan hakimiyetimle bu duvarları hızla aştım. Mağazama gelen misafirlerimin buradan memnun olarak ayrıldığını görmek ve güzel yorumlarını duymak her zaman en çok gurur duyduğum an oluyor; tüm zorlukları unutturuyor.

Pelin Canlı Optik markasının bir satış noktasından öteye geçmesi için nasıl bir bakış açısı geliştirdiniz?
Kapımızdan içeri giren herkesin, bir alışverişe değil de bir dostun evine gelmiş gibi hissettiği sıcak ve samimi bir atmosfer yaratmak istiyoruz. Onları dinlerken sadece görme ihtiyaçlarını karşılamayı değil; ruhlarına da iyi gelecek, kendilerini özel hissettirecek o ince bağı kurmayı amaçlıyoruz. Hiçbir satış baskısı olmadan, aynalarla barıştıkları ve kendilerini özgürce keşfettikleri huzurlu bir an yaşatmak bizim önceliğimizdir. Buradan ayrılırken akıllarında sadece aldıkları gözlük değil; kalplerinde güven duygusu, yüzlerin de ise mutlu tebessüm kalsın istiyoruz.

Mağazanız İstanbul, Çekmeköy’de yer alıyor. Lokasyon seçimindeki öncelikleriniz nelerdi?
İstanbul’un yadsınamaz deprem gerçeği hem yaşam hem de yatırım tercihlerinde güvenliği birincil öncelik haline getiriyor. Çekmeköy, sahip olduğu sağlam zemin avantajıyla şehrin merkezinden nitelikli göç alan ve hızla değerlenen bölgelerden biridir. Biz de geniş uzman ekibimizle yaptığımız pazar araştırmalarında ve fizibilite çalışmalarında bu stratejik dönüşümü net bir şekilde gördük. Sadece bugünü değil, bölgenin gelecekteki potansiyelini de masaya yatırarak Pelin Canlı Optik’i burada konumlandırma kararını aldık. Büyüyen bu dinamik yapının içinde yer almak, markamızın uzun vadeli hedefleriyle de birebir örtüşüyor.

Mağazanızda yer verdiğiniz markaları belirlerken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?
Marka yelpazemizi oluştururken yerel ve küresel optik trendlerini ve moda haftalarını yakından takip ediyoruz. Bölgemizin demografik yapısına ve satın alma alışkanlıklarına en uygun koleksiyonları verilerle analiz ediyoruz. Portföyümüzde sadece popüler markalara değil; bizi ayrıştıracak, kalite ve tasarım odaklı niş markalara da yer veriyoruz. Farklı müşteri segmentlerini kapsayabilmek adına, ulaşılabilir lüksten premium segmente uzanan dengeli ve dinamik bir ürün karması kurguladık. Bu sayede, dünya modasını Çekmeköy’deki mağazamızda eş zamanlı olarak sunarak yerel pazarda global bir vizyonla hizmet veriyoruz.

Pelin Canlı Optik müşterilerinin en çok tercih ettiği markalar hangileri? Müşteri profilinizin moda trendlerine bakışı nasıl?
Müşterilerimizin tercihlerinin hem küresel moda devlerini hem de tasarım odaklı butik markaları kapsayan dengeli bir dağılımda olduğunu gözlemliyoruz. Kullanıcılar artık diğerleri üzerinde hegemonya kurmuş en popüler markalara yönelmek yerine; yaşam tarzlarına uyum sağlayan, kalite ve estetiği birleştiren daha özgün parçaları talep etmek konusunda bilinçleniyor. Bu bilinçlenmeyi destekleyen bir yaklaşımla hizmet vermekteyiz. Önceliğimiz; ürünün etiketindeki isim ne olursa olsun, kişinin yüz anatomisine ve stiline en doğru cevabı vermesidir.

Mağazanızda kişiye özel optik çözümler sunduğunuzu belirtiyorsunuz. Bu yaklaşımınızı biraz açabilir misiniz?
Mesleğimizin sadece reçetedeki numaraları bir çerçeveye uygulamaktan çok daha fazlası olduğuna inanıyorum. Bizim için kişiye özel optik çözüm, müşterinin yaşam tarzını ve stiline uygun bir kimlik tasarlamak anlamına geliyor. Sürece teknik ölçümlerden önce onları dinleyerek ve ihtiyaçlarını doğru analiz ederek başlıyoruz. Ekibimle birlikte, kişinin yüz anatomisine ve ten rengine en çok yakışacak, onu en iyi yansıtacak seçenekleri bir stil danışmanı titizliğiyle sunuyoruz. Mağazamızda asla baskın bir satış politikası göremezsiniz; aksine müşterilerimize diledikleri kadar deneme yapabilecekleri özgür bir alan yaratıyoruz. Amacımız, kapıdan çıkan kişinin sadece net görmesi değil, aynadaki yansımasından da mutlu olmasıdır. Teknik uzmanlığı estetik bir bakış açısıyla harmanlayarak, gözlük seçimini bir zorunluluk olmaktan çıkarıp keyifli bir deneyime dönüştürüyoruz.

Müşterileriniz için onların görme sağlığına ve stillerine en uygun olacak unsurları değerlendirirken öncelikleriniz nelerdir?
Önceliğimiz her zaman camın teknik seçimi ve çerçevenin kişiyle anatomik uyumudur. Çünkü sağlık olmadan estetik şıklık tek başına anlamsız kalır. Nidek M1000, Nidek M9000, Grand Seiko GL 7700 gibi yüksek teknolojik kabiliyetlere sahip cihazlarla çalışıyoruz. El işçiliğinin titizliğini ileri teknolojinin kesinliğiyle birleştirerek, müşterilerimize sıfır hata payıyla en konforlu görüşü sağlıyoruz. Bu teknik temeli garantiledikten sonra; kişinin yüz hatlarını, yaşam tarzını, kişisel imajını analiz ederek, karakterini ve zevklerini en iyi yansıtacak modelleri seçiyoruz. En önemli kriterimiz, kullanıcının gözlüğünü taktığında hem konforlu bir görüşe sahip olması hem de aynadaki görüntüsüyle kendini özgüvenli hissetmesidir.

Pelin Canlı Optik henüz 1 yaşında. Mağazanız için yakın ve uzak dönem hedeflerinizden söz edelim mi?
Henüz yolun çok başında olan, yeni bir mağaza olarak önceliğimiz mevcut hizmet standartlarımızı en sağlıklı şekilde oturtmaktır. Attığımız temellerin sağlamlığından emin olmaya ve vadettiğimiz deneyimi istikrarlı biçimde yaşatmaya odaklanıyoruz. Zaman içinde, bu sağlam yapı üzerine yeni hizmet ve uygulamaları eklemek hedefindeyiz; ancak bugün için temel amacımız Pelin Canlı Optik’i güvenle anılan, sürdürülebilir bir marka haline getirmektir.

Silmo İstanbul Optik Fuarının gelişimi ve sektöre katkıları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul, sektördeki istikrarlı konumuyla sadece ülkemiz için değil, tüm bölge coğrafyası için vazgeçilmez bir ticaret ve etkileşim köprüsü haline geldi. Sektörümüzün üretim gücünü ve potansiyelini uluslararası arenaya taşıması açısından son derece stratejik ve birleştirici bir misyon üstlendiğini düşünüyorum. Tüm paydaşları aynı çatı altında toplayan bu organizasyon hem mesleki vizyonumuzu tazelememize hem de sektörün dinamizmini canlı tutmasına çok değerli katkılar sunuyor.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili yorumlarınızı öğrenmek isteriz?
Bize yer verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. 4 your eyes geniş sektörel vizyonu ve sunduğu tüm içeriğiyle, özellikle biz genç girişimciler için daima ilham veren bir rehber niteliği taşıyor. Sektörün nabzını tam anlamıyla tutan bu yayını büyük bir beğeni ve saygıyla takip etmeye devam edeceğim.

Şubat 2026

Zehra Optik

ZEHRA OPTİK

En İyi Mağaza Ödülünü Kazanan Yenilikçi Adres

“Silmo Award İstanbul gibi prestijli bir ödülü kazanmak benim için tarif edilmesi zor bir mutluluk ve büyük bir başarı anlamına geliyor. Bu ödül bana, hayalini kurduğum çizginin sektörde karşılık bulduğunu gösterdi ve daha iyisini yapma cesareti verdi”

Merhaba Zehra Hanım. Okurlarımız için kendinizi kısaca tanıtarak sektörel yolculuğunuzun nasıl başladığından bahseder misiniz?
Merhabalar, ben Zehra Uzundemir. 2020 yılında Optisyenlik bölümünden mezun olduktan sonra sektöre adım attım. Yaşadığım ilçedeki bir optik mağazasında iki yıl boyunca çalıştım. Bu süreçte hem atölye tarafında hem de müşteriyle birebir iletişim konusunda kendimi geliştirme fırsatı buldum. Zamanla fark ettim ki insanlara yardımcı olmak ve onların memnuniyetini görmek beni mesleğime daha da bağlıyor. Gözlüğünü teslim ettiğim oldukça yaşlı bir müşterinin daha net görmesine yardımcı olduğum için iyi dileklerini ve dualarını iletmesi beni derinden etkilemişti. O an sayesinde, yaptığım işin insanlar için ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Bu duygunun, optik sektöründeki yolculuğumun temelini oluşturduğunu söyleyebilirim.

Zehra Optik’i 2025 yılında Muğla’da açtınız. Mağazanızın kurmaya ne zaman ve nasıl karar verdiğinizi paylaşır mısınız?
Kendi mağazamı kurma fikri, optisyenlik öğrencisiyken şekillenmeye başladı. O dönemden itibaren standartların dışında, mevcut mağazalardan farklı bir konsept hayal ediyordum. Alışılmış optik mağaza anlayışının ötesinde; insanların kendilerini rahat, konforlu ve samimi hissedebileceği bir ortam yaratmak istedim. Mesleğe adım attığım ilk yıllarda edindiğim deneyimler de bu hayalimi olgunlaştırdı ve bana nasıl bir yol izlemem gerektiğini gösterdi. Müşterilere yalnızca ürün sunan değil, gerçekten ihtiyaçlarını dinleyen ve kişiye özel çözümler üreten bir mağaza kurgulamayı hedefledim. Zamanla bu düşünceler netleşti, cesaretim ve birikimim birleşti ve bugün kendi adımı verdiğim mağazamda bu vizyonu hayata geçirmiş oldum. Zehra Optik, benim için sadece bir iş yeri değil, yıllardır kurduğum hayalin somut karşılığıdır.

Ortaca gibi yerel bağların güçlü olduğu bir ilçede mağaza açmak, müşterilerinizle ilişkilerinize ve işinize nasıl yansıyor?
Ortaca’da insanların birbirini tanıdığı, güven ilişkisinin çok kıymetli olduğu bir sosyal doku var ve bu yapı işimi kurarken bana sağlam bir zemin sundu. Müşterilerimin beklentilerini, günlük alışkanlıklarını ve ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı buluyorum. Bu sayede onlara yalnızca ürün sunan bir mağaza değil, gerçekten dinleyen ve doğru çözümler üreten bir adres olabiliyorum. Zaman içinde kurduğumuz samimi iletişim hem mesleki anlamda beni besledi hem de mağazamın istikrarlı biçimde büyümesine katkı sağlıyor. Yerel profilin gücü, işimi sadece ticari bir girişim olmaktan çıkarıp güvene dayalı uzun soluklu bir mesleki yolculuğa dönüştürdü.

Mağaza dekorasyonunuz son derece etkileyici. Tasarımı için bir iç mimarla çalıştınız mı ve konseptini nasıl oluşturdunuz?
Mağaza dekorasyonu benim için büyük önem taşıyordu ve Lotis Design firmasından iç mimarımız Dilara Isparta ile çalışmak gerçek anlamda heyecan vericiydi. Tanıştığımız ilk andan itibaren Dilara Hanım ile uyumumuz mükemmeldi; aynı zevkleri paylaşıyor olmak ve benzer bakış açılarına sahip olmamız ise benim için çok değerliydi. Bu uyum sayesinde, mağaza konseptini belirlemek de uygulamak da oldukça kolay ve keyifli bir süreç oldu. Mağazamızın mimari kimliğiyle, müşterilerimize ilk andan itibaren sıcak, samimi ve güven veren bir atmosfer sunmayı hedefledik. Mağazanın tasarımı; modern ve şık detaylarla birlikte müşterilerimizin kendilerini rahat ve konforlu hissetmesini sağlıyor. Bu sayede, mağazaya adım attıkları ilk anda pozitif bir izlenim bırakabiliyor ve onlara kendilerini özel hissettirmeyi başarıyoruz.

Silmo Award İstanbul 2025’te ‘En İyi Optik Mağaza’ ödülünü kazanmak sizin için ne ifade ediyor ve bu başarı geleceğe dair hedeflerinizi nasıl şekillendiriyor?
Optik sektörüne yeni katılmış genç isimlerden biri olmama ve mağazamın henüz ilk beş ayını tamamlamış olmasına rağmen, Silmo Award İstanbul gibi uluslararası itibarı olan prestijli bir ödüle layık görülmek benim için tarif edilmesi zor bir mutluluk ve çok değerli bir başarı anlamına geliyor. Bu ödülü yalnızca kişisel bir takdir olarak değil, ortaya koymaya çalıştığım anlayışın ve Zehra Optik’te inşa etmek istediğim farklı mağaza kültürünün de onaylanması olarak görüyorum. Ödül, markamızın vizyonunu daha da güçlendirdi ve geleceğe dair hedeflerimize olan inancımızı pekiştirdi. Müşterilerimize sunduğumuz hizmet kalitesini, ürün çeşitliliğini ve yenilikçi yaklaşımımızı daha ileriye taşıma konusunda güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Aynı zamanda sorumluluğumuzu da artırdı; çünkü bu noktadan sonra Zehra Optik’ten beklentinin daha yüksek olduğunun farkındayım. Önümüzdeki dönemde mağazamı yalnızca ürün satılan bir alan olarak değil, danışmanlık ve güven temelli bir buluşma noktası olarak geliştirmeye devam etmek istiyorum. Bu ödül bana, hayalini kurduğum çizginin sektörde karşılık bulduğunu gösterdi ve daha iyisini yapma cesareti verdi.

Mağazanızdaki ürünlerinizi ve gözlük seçkinizi belirlerken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz? 
Ürünleri seçerken öncelikle marka bilinirliğine ve güvenilirliğe büyük önem veriyorum. Tanınmış markaların gözlüklerini sunmak, müşterilerime kalite konusunda güçlü bir referans verebilmemi sağlıyor. Bunun yanı sıra, sadece bilinen çizgide kalmak istemiyor, daha butik ve özgün tasarımlara sahip çerçevelere de mutlaka yer açıyorum. Çünkü her müşterinin tarzı ve ihtiyacı farklı; bu çeşitliliği sunabilmek benim için önemlidir. Cam seçimlerinde de aynı özeni gösteriyor, görsel estetiğin yanında teknik performansı da dikkate alıyorum. Mağazama giren birinin hem modaya uygun hem de göz sağlığı açısından doğru seçeneklere kolayca ulaşabilmesini hedefliyorum. Bu nedenle seçkilerimi oluştururken trendleri, kaliteyi ve müşterilerimden aldığım geri bildirimleri birlikte değerlendiriyorum.

Mağazanızda müşterileri nasıl bir deneyim karşılıyor? Hizmet anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?
Mağazamı ziyaret eden müşteriler, öncelikle samimi ve sıcak bir atmosferle karşılaşıyor. Onları bir satış sürecinin parçası gibi değil, gerçekten dinlenen ve önemsenen misafirler gibi hissettirmeye özen gösteriyorum. Hizmet anlayışımın temelinde, her müşterinin ihtiyacını doğru analiz etmek ve ona en uygun çözümü sunmak yer alıyor. Gözlük seçimini sadece estetik bir tercih olarak değil, günlük yaşam kalitesini etkileyen önemli bir karar olarak görüyorum. Bu yüzden acele ettirmeden, alternatifleri birlikte değerlendirerek ilerliyoruz. Mağazada rahat bir ortam yaratmayı, insanların kendini özgürce ifade edebilmesini sağlamayı son derece önemsiyorum. Amacım, Zehra Optik’ten çıkan herkesin doğru ürünü seçtiğinden emin olup mutlu hissetmesidir.

Önümüzdeki dönem için Zehra Optik adına nasıl bir yol haritası çiziyorsunuz?
Önümüzdeki dönem için en büyük hedefim müşteri odaklı yaklaşımımızı koruyarak istikrarlı biçimde büyümektir. Yenilikçi ürünleri ve farklı tasarımları mağazama daha fazla entegre etmeyi planlıyorum. Aynı zamanda teknolojiyi daha fazla entegre ederek, müşteri deneyimini zenginleştirmeyi ve genç bir marka olarak sektördeki konumumuzu daha da güçlendirmeyi planlıyoruz. Attığımız her adımın uzun vadeli ve sürdürülebilir olmasına özen gösteriyorum.

Silmo İstanbul Optik Fuarı 12. kez gerçekleşti. Fuarın gelişimi ve sektöre katkıları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın her yıl daha da geliştiğini görüyoruz. Fuar, yalnızca yeni ürünlerin sergilendiği bir platform olmanın ötesinde, uluslararası optik dünyasının nabzının tutulduğu önemli bir buluşma noktası haline geldi. Farklı markaları, tasarımcıları ve sektör profesyonellerini bir arada görmek bize ilham veriyor. Ayrıca mesleki bilgi paylaşımının artmasına ve ortak bir sektör kültürünün oluşmasına büyük katkı sağlıyor. Silmo İstanbul’un önümüzdeki yıllarda uluslararası etkisinin daha da artıracağına yürekten inanıyorum.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili yorumlarınız nelerdir?
Derginiz 4 your eyes; sektöre dair derinlemesine bilgiler sunan, yenilikleri ve trendleri takip eden önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor. Biz sektör profesyonelleri için değerli bir referans noktası olan 4 your eyes hem bilgi paylaşımını hem de sektördeki gelişmeleri yakından takip etmemizi sağlıyor; sektördeki bilgi akışını ve profesyonel gelişimi destekliyor. Başarılarınızın devamını dilerim.

Ocak 2026

Aspendos Optik

ASPENDOS OPTİK

İş Ortaklarına Değer Sunuyor

“Silmo İstanbul vizyonumuzu ve yeni koleksiyonlarımızı yüzlerce iş ortağımıza aynı anda sunabildiğimiz eşsiz bir platform. Ancak daha da önemlisi, değerli
bir geri bildirim ve ilham kaynağı.”

Merhaba Mesut Bey. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak, sektöre giriş sürecinizi bizimle paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Mesut Özkul. 2011 yılında başlamış olduğum bu yolculuğa Aspendos Optik’i kurarak devam ettim. Optik sektörüne sahadan geliyorum. Perakende tarafında başladığım bu yolculuk bana vitrin önündeki heyecan kadar, vitrinin arkasındaki sorumluluğu da öğretti. Mağazanın nabzını tutmayı, müşterinin beklentisini okumayı ve ürünün gerçek değerini sahada anlamayı her zaman öncelik bildim. Aspendos Optik’i kurarken de bu birikimi; daha sistemli, daha sürdürülebilir ve uzun vadeli bir yapı kurmak için değerlendirdim.

Aspendos Optik’in kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz? Perakendeden distribütörlüğe uzanan bu yolculuk nasıl şekillendi?
Aspendos Optik aslında bir ihtiyaçtan doğdu. Perakendede çalışırken Türkiye’deki bazı mağazaların kalite, bazılarının tasarım, bazılarının ise güvenilir tedarik aradığını net olarak gördüm. Bu üç unsuru aynı anda sunan yapı sayısı sınırlıydı. Ayrıca, zamanla pazardaki büyük markaların domine ettiği tek tip ürün yelpazesinin bir potansiyel boşluğu yarattığını fark ettik. Bizim gibi, farklı ve özgün tasarımlar arayan, kaliteyi ve hikayeyi önemseyen bir kitle vardı. Distribütörlük yolculuğumuz, yalnızca ürün getirmek değil; markayı pazarda doğru anlatan, mağazanın yanında duran bir iş modeli kurma hedefiyle şekillendi. Bir tedarikçi olmaktan çok, iş ortağı olmayı seçtik.

Pazarda sessiz lüks olarak konumlanan markalarla çalışıyorsunuz. Portföyünüzü seçerken nasıl bir yol izlediniz?
Sessiz lüks bizim için bir duruştur. Gösterişten uzak ama detayda kendini belli eden, kullanan kişiye ayrıcalıklı hissettiren ürünleri tercih ediyoruz. İş ortaklarımız da markanın popülerliğinden çok ardındaki ustalığa değer veren bir kitleden oluşuyor. Stratejimizi belirlerken, Bu ürünü 10 yıl sonra da takar mısınız? sorusunu sorduk. Cevabımız “evet” ise o marka bizim için doğru markaydı. Marka seçimlerimizde hızlı satıştan çok, uzun vadede değerini koruyan koleksiyonlara yatırım yapıyoruz. Bu strateji bize hem sadık mağaza iş ortakları hem de bilinçli bir kullanıcı kitlesi kazandırdı.

Bloomdale, Malt Belgian ve Jose Alvarez Premium markalarını Türkiye’ye kazandırdınız. Markalarınızın genel özelliklerinden bahseder misiniz?
Bambaşka başlıklara ışık tutan bu 3 Avrupa markasının; özgün ve benzersiz oluşları, firmamızın kuruluş amacıyla birebir bütünleşiyor. Portföyümüzdeki her marka, bir ailenin farklı karakterdeki üyeleri gibidir. 3’nü de seçerken, birbirini tamamlayan markalar olmalarına özen gösterdik. Bloomdale Eyewear Hollanda’dan gelen bir renk ve neşe patlamasıdır. Cesur renk kombinasyonları ve özgün formları ile özellikle kendini ifade etmekten çekinmeyen, enerjik bir kitleye hitap ediyor. Sınırlı sayıda üretimi ve zamansız tasarım anlayışı ile yüksek konfor sunuyor. Malt Belgian Eyewear, Belçika tasarımının minimalist ve sofistike ruhunu yansıtır. Odak noktası, malzeme kalitesi ve kusursuz detay işçiliğidir. Sessiz lüksü gerçek anlamda yaşatır. Jose Alvarez Premium ise sanatsal bir markadır. İleri malzeme teknolojisi, sınırlı sayı üretim, ultra hafiflik ve rafine estetiği bir araya getiren özel bir markadır. El işçiliğinin ve doğal malzemelerin ön planda olduğu, her birinin kendine has bir ruhu olan koleksiyonlar sunar. Her üç markamız, farklı zevklere hitap ederek, iş ortaklarımıza her kullanıcıya rahatça sunabilecekleri eşsiz alternatifler sağlar.

Türkiye genelinde 553 iş ortağınız bulunuyor. Bu portföyü yönetirken nasıl bir satış ve lojistik modeli uyguluyorsunuz?
Bu büyüklükte bir ağı yönetmenin tek yolu sistem ve insani temas arasındaki dengeyi kurmaktır. 553 iş ortağı, bizim için 553 farklı başarı hikayesi anlamına gelir. Bu geniş ağı yönetmenin sırrı, merkezi verimlilik ile yerel esnekliği birleştirmekte yatıyor. Güçlü bir merkez depo, doğru planlama ve sahada aktif çalışan ekiplerle ilerliyoruz. Onlar sadece sipariş alan kişiler değil, iş ortaklarımızın danışmanlarıdır. Satış tarafında birebir ilişkiyi kaybetmemeye, lojistikte ise hız ve sürdürülebilirliğe odaklanıyoruz. Ayrıca, sadece saha ekibimizin değil, günden güne artan iş ortaklarımız ile bizzat iletişimde kalmayı daima kendime görev biliyorum. İşin mutfağından gelen biri olarak bu lojistik modeline dair örneklerin sektörde maalesef pek yaygın olmadığını da eklemek isterim.

Aspendos Optik olarak sürdürülebilirlik, kalite ve tasarım arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Biz sürdürülebilirliği bir pazarlama argümanı olarak değil, iş yapış biçimi olarak görüyoruz. Uzun ömürlü ürün, bilinçli üretim ve zamansız tasarım bu vizyonumuzun temelini oluşturuyor. Biri eksik olursa yapı çöker. Bu dengeyi, öncelik sıralaması olarak değil, entegrasyon felsefesi olarak görüyoruz. Zaten bir ürünün temel malzeme ve işçilik kalitesi bizim standartlarımızı karşılamıyorsa, tasarımının ne kadar güzel olduğunun veya ne kadar sürdürülebilir olduğunun bir önemi kalmaz. Tasarım, bu kaliteli malzemenin ruha bürünmüş halidir. Amacımız, estetik olarak çarpıcı ama aynı zamanda fonksiyonel ve ergonomik tasarımlar sunmaktır. Çalıştığımız markalar, geri dönüştürülmüş asetat, biyo-bazlı plastikler veya sorumlu kaynaklardan elde edilmiş metaller gibi çevre dostu malzemeler kullanmaya giderek daha fazla önem veriyor. Bazı çerçevelerimiz, üretim sürecinde su tüketimini %60 azaltan teknolojilerle üretiliyor.

Portföyünüzdeki markalar, malzemelerinde 2011 Nobel Kimya Ödülü kazanmış bir keşiften ilham alıyor. Bu konuyu biraz detaylandırır mısınız?
Evet, 2011 yılında Nobel Kimya Ödülü kazanan Daniel Shechtman; kuazi (yarı) kristallerin, bilinen ve geleneksel kristal yapılarından farklı, kendini tekrar etmeyen ama son derece düzenli bir atom dizilimine sahip malzemelerle ilgili olduğunu keşfetti. Portföyümüzdeki markalar da; havacılık ve uzay sanayinde kullanılan bazı titanyum ve paslanmaz çelik alaşımlarını bu teknolojik keşiften yola çıkarak gözlük çerçevelerine uyguluyor. Böylece malzemeler inanılmaz derecede hafif, esnek, korozyona karşı dayanıklı ve en önemlisi anti-alerjik özellikler gösteriyor. Geleneksel bir metal çerçeve büküldüğünde kalıcı olarak deforme olabilirken, bu özel alaşımlar ‘şekil hafızası’ sayesinde eski formuna geri dönebiliyor. Mühendislik harikası olan bu gözlükler; son kullanıcı için neredeyse yokmuş gibi hissettiren bir hafiflik, gün boyu konfor ve yıllarca sürecek bir dayanıklılık anlamına geliyor.

Mağazalara yalnızca ürün değil, değer sunduğunuzu söylüyorsunuz. Aspendos Optik için değer sunmak ne anlama geliyor?
Bizim için değer, iş ortağımızın kapısından içeri giren bir müşterinin ‘bu mağazada farklı bir şey var’ demesini sağlayan her şeydir. Bu değeri oluşturmamızı sağlayan unsurları; Farklılaşma Gücü, Operasyonel Huzur, Bilgi ve Eğitim olarak ayırıyorum. İş ortaklarımıza, bir hikayesi ve karakteri olan, rekabette onları bir adım öne çıkaracak ürünler sunuyoruz. Böylece fiyatla değil, kalite ve stil ile rekabet etmelerini sağlayarak diğer mağazalardan ayrışmalarının önünü açıyoruz. Öte yandan bir optikçinin en büyük kabusu olan istediği ürünün stokta olmayışı veya haftalarca bekleme sorununu; hızlı lojistiğimiz, kolay ulaşılabilir müşteri hizmetlerimiz ve esnek ödeme koşullarımızla çözümlüyoruz. Onlar işlerine odaklanırken, biz arka planı güvence altına alıyoruz. Sattığımız her ürünün hikayesini, malzeme özelliklerini ve tasarım felsefesini iş ortaklarımızla paylaşıyoruz. Onlara sadece bir ürün değil, müşterilerine anlatacakları bir hikaye veriyoruz. Bu bilgilendirmeler ve eğitimler de satış personelinin motivasyonunu ve satış başarısını doğrudan artırıyor.

Aspendos Optik’in dijital pazarlama yaklaşımı nasıldır? Tüketiciye doğrudan satış veya reklam yapıyor musunuz?
Dijital pazarlama stratejimiz, sessiz lüks konumlandırmamızla paralel olarak değerli içerik üretmek üzerine kurulmuştur. Biz doğrudan son tüketiciye yönelik kitlesel reklamlar yapmıyoruz. Aspendos Optik’in web sitesi, markalarımızı ve koleksiyonlarımızı sergileyen şık bir dijital showroom özelliği taşır. Mevcut iş ortaklarımız, burada onlara açtığımız e-bayi aracılığıyla showrrom’dan kendilerine özel içerikleri görüp, alış-veriş yapabilmekteler. Sosyal medyada ise Instagram’da aspendosoptiktr ve Facebook’ta aspendos optikk olarak; markalarımızın hikayelerini, tasarım detaylarını ve felsefesini anlatan profesyonel içerikler üretiyoruz. İş ortaklarımız, bu içerikleri sosyal medya hesaplarında kolayca paylaşarak müşterilerine ulaşabiliyor. Özetle bizim dijital görünürlüğe ve ticarete yönelik vizyonumuz; iş ortaklarımıza en konforlu seviyede gerçek bir distribütör deneyimi yaşatmak üzere şekillenmiştir.

Aspendos Optik’ten kısa ve orta vadede yeni marka yatırımları veya sürprizler bekleyebilir miyiz?
Kesinlikle evet. Kısa vadede, mevcut markalarımızın özel kapsül koleksiyonlarını ve Türkiye’ye özel tasarımlarını iş ortaklarımızla buluşturmaya odaklanmış durumdayız. Orta vadede ise portföyümüzdeki karakterleri tamamlayacak yeni bir marka arayışımız sürüyor. Özellikle, teknoloji ile modayı birleştiren, akıllı gözlük segmentinde veya tamamen sürdürülebilir ve döngüsel ekonomi prensipleriyle üretim yapan niş bir markayı radarımıza almış durumdayız.

Aspendos Optik Kurucusu olarak başarı sizin için ne ifade ediyor, neyle ölçülüyor?
Benim için başarı, sabah uyandığınızda yaptığınız işe karşı duyduğunuz heyecanın hiç bitmemesidir. Rakamlar, pazar payı, ciro; bunlar elbette önemli metrikler ama asıl başarı, birlikte çalıştığınız insanların, yani ekibimizin ve iş ortaklarımızın sizinle birlikte büyüdüğünü ve mutlu olduğunu görmektir. Aspendos Optik’i kurarken 5 yıl sonrası için hayalim, Türkiye’de ‘farklı ve kaliteli gözlük’ denince akla gelen bir marka olmaktı. Finansal olarak bu hedefe ulaştık. Ancak bugün anlıyorum ki, asıl hayalim bundan daha öteymiş. Başarıyı artık bir varış noktası olarak değil, bir yolculuk olarak görüyorum. Bugün başarımın tanımı, 553 iş ortağımızın vitrinine koyduğu bir gözlüğün, bir müşterinin yüzünde gülümsemeye dönüştüğünü bilmektir. Başarı, yarattığımız bu değer zincirinin her halkasının güçlü ve mutlu olmasıdır. Hayalim, sayısal hedeflerden daha çok anlam ve etki yaratmaya evrildi.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı, Türkiye optik sektörünün uluslararası arenadaki gücünü ve potansiyelini göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bizim gibi toptancılar için de vizyonumuzu ve yeni koleksiyonlarımızı yüzlerce iş ortağımıza aynı anda sunabilme fırsatı verdiğinden, eşsiz bir platform olduğunu düşünüyorum. Ancak daha da önemlisi, Silmo İstanbul, biz optik profesyonelleri için bir geri bildirim ve ilham kaynağı haline geldi. Anadolu’nun dört bir yanından gelen iş ortaklarımızın nabzını tutma, onların beklentilerini ve yaşadıkları zorlukları ilk ağızdan dinleme fırsatı buluyoruz. Bu yüzden Silmo İstanbul’un sektöre katkısının paha biçilmez olduğunu düşünüyorum.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak dergimiz 4 your eyes ile ilgili yorumlarınızı öğrenebilir miyiz?
Bu değerli dergide yer verdiğiniz için asıl biz size teşekkür ederiz. Sektördeki yenilikleri, farklı bakış açılarını ve derinlemesine analizleri okuyucuyla buluşturarak, tüm paydaşların vizyonunu genişletiyorsunuz. Sizin gibi kaliteli yayınlar, sektörün sadece ticari olarak değil, entelektüel olarak da gelişmesine büyük katkı sağlıyor. Başarılarınızın devamını dilerim.

Ocak 2026

Eschenbach Optik

Eschenbach Optik

Sektörel Geleceği İnşa Eden Alman Kalitesi

“Silmo İstanbul 2025, yerel bir ticari fuardan yüksek düzeyde profesyonel ve uluslararası bir optik fuarına dönüşümün çok net bir göstergesiydi.”

Yüz yılı aşkın köklü geçmişiyle Eschenbach Optik, yüksek modanın peşinden koşmak yerine mühendislik hassasiyeti, üstün kalite ve güvenilirlik temelleri üzerine inşa ettiği sektörel duruşuyla öne çıkmaktadır. Şirketin, insanların yaşam kalitesini artırma ilkesi; şeffaflık, saygı ve güvene dayalı uzun soluklu işbirlikleriyle birleşerek kalıcı başarısının anahtarı olmuştur. Günümüzde Eschenbach’ın portföyü, güçlü markaları ve özenle seçilmiş lisanslı markalarıyla toplam 8 gözlük markasını kapsıyor. En yeni patentli menteşelerinden, Tom Tailor gözlük lisansının lansmanına, Optaro XL gibi çağın temel ihtiyaçlarından biri olan az görmeye yönelik ileri çözümlerine kadar; inovasyonda süreklilik anlayışından ödün vermemektedir. Şirket, Made in Germany etiketini sembolize eden; sorumluluk bilinci, mühendislik mükemmeliyeti ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını kararlılıkla yaşatmaktadır. Sizlere, Eschenbach Optik Uluslararası Satışlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Walter Kaiser ile şirketin felsefesi, global stratejisi ve optik dünyasının geleceğini şekillendiren yeni lansmanları hakkında yaptığımız özel röportajı sunuyoruz.

Merhaba Sayın Kaiser, öncelikle sizi tanımak isteriz. Profesyonel geçmişinizden ve Eschenbach’teki rolünüzden bahseder misiniz?
Merhaba ben Walter Kaiser. Eschenbach Optik’te Uluslararası Satışlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum ve 1991 yılından bu yana şirket bünyesinde çalışıyorum. Ekonomi eğitimi aldım ve profesyonel altyapım uluslararası iş geliştirme üzerine şekillendi. Optik sektörüne geçmeden önce eczacılık, elektronik ve endüstriyel cam gibi farklı alanlarda deneyim kazandım. Ardından optik dünyasına adım atma fırsatı doğdu ve bu alanda kalmaya karar verdim. İyi ki bu seçimi yapmışım.

Eschenbach 100 yılın aşkın tarihiyle güçlü bir marka. Bugün firmaya yön veren temel değerleri ve sektörel yaklaşımı paylaşır mısınız?
Eschenbach Optik, 1913 yılından bu yana optik alanında faaliyet gösteriyor. Günümüzde Eschenbach markasıyla az görme çözümlerinde dünya pazar lideriyiz. Gözlük segmentinde ise 6 kurumsal marka ve üç lisanslı markayla Almanya’da açık ara pazar lideri konumundayız ve global ölçekte önemli bir oyuncuyuz. En temel motivasyonumuz, insanların yaşam kalitesini artırmaktır. Sektörde ise optisyenlerle eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde, gerçek bir iş ortağı olarak konumlanıyoruz.

Geniş bir portföyünüz var. Markalarınızın genel özelliklerinden ve birbirlerini nasıl tamamladıklarından söz eder misiniz?
Kurumsal markalarımız Titanflex, Humphrey’s, Brendel, Jos. Eschenbach ve Freigeist’ten oluşuyor. Her biri net biçimde tanımlanmış hedef kitlelere yönelik olarak tasarlanıyor. Çocuklardan ileri yaş gruplarına, modayı yakından takip edenlerden klasik çizgileri tercih edenlere, renkli ve iddialı tasarımlardan sade ve rafine estetik anlayışına, ulaşılabilir segmentten premium segmente kadar geniş bir yelpaze sunuyoruz. Lisanslı markalarımız Marc O’Polo, Mini Eyewear ve kısa süre önce portföyümüze eklenen Tom Tailor ise bu güçlü markaların kendi konumlandırmaları ve Dna’ları doğrultusunda geliştiriliyor. Tümünün ortak noktası ise üstün kullanım konforu sunmasıdır. Bir Eschenbach çerçevesi mutlaka mükemmel uyum sağlar. Yüksek kalite ve kusursuz hizmet bizim için tartışılmaz önceliklerdir.

Portföyünüzü uluslararası pazarlara sunarken distribütör seçiminde hangi kriterleri esas alıyorsunuz?
Bir Eschenbach distribütörünün, şirketimizin felsefesini, vizyonunu ve misyonunu tüm yönleriyle benimsemesi ve kendi pazarında bunu kusursuz biçimde temsil edebilmesi gerekir. Bugün Eschenbach Optik, dünya genelinde 80’den fazla ülkede temsil ediliyor. Bu da benimsediğimiz yaklaşımın ne kadar doğru ve sürdürülebilir olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Distribütörlerinizin geri bildirimlerini ihracat yaklaşımınıza nasıl entegre ediyorsunuz?
İş ortaklarımızla son derece yakın ilişkiler yürütüyoruz. Fuarlar aracılığıyla düzenli olarak bir araya geliyor, sahada ziyaretler gerçekleştiriyor, günlük iletişimi sürdürüyor ve geri bildirimleri dikkatle dinliyoruz. Bunun yanı sıra saygın trend danışmanlarıyla da yakın işbirlikleri içerisindeyiz. Stratejik toplantılarımızı hazırlarken, pazar ortaklarımızdan gelen eğilim ve gelişmelere dair görüşleri sürece dahil ediyor, bu içgörüleri şirket içi değerlendirmelerimizde ve karar mekanizmalarımızda aktif biçimde kullanıyoruz.

Değişen pazar dinamikleri ihracat stratejilerinizi nasıl etkiliyor? Stratejik planlamanızda hangi unsurlara öncelik veriyorsunuz?
Genel olarak pazarlar bir gecede değişmez. Elbette beklenmedik kırılmalar yaşanabilir, ancak bunlar nadirdir. Gözlük sektöründe yeni bir ürünün pazara sunulma süresi çoğu zaman bir yılı, hatta daha uzun bir zamanı bulur. Bununla birlikte moda dünyasında olduğu gibi yaklaşan trendler belirli ölçüde öngörülebilir. Gerekli durumlarda hızlı ve esnek şekilde hareket edebiliyoruz. Kısa vadeli kazanımları hedeflemiyoruz. Bunun yerine uzun soluklu ve sağlam işbirliklerine odaklanıyoruz. Bu yaklaşım, stratejik planlamamızın temelini oluşturuyor.

Alman mühendisliği ve inovasyon Eschenbach’ın iki güçlü değeri. Ürün geliştirme ve tasarım süreçlerinde bu yaklaşım nasıl hayat buluyor?
Made in Germany ifadesi dünya genelinde kalite ve hizmet anlayışıyla özdeşleşmiş durumdadır. Bu değerler, Eschenbach Optik’in bir Alman şirketi olarak konumlanmasının temelini oluşturuyor. Gözlük sektöründe endüstriyel kalite standartlarını uygulayan öncü firmalardan biriyiz. Ar-Ge mühendislerimiz, ürün geliştirme sürecinin çok erken aşamalarında tasarıma dahil oluyor ve üretim başlamadan önce en yüksek kalite seviyesinin sağlanmasını garanti ediyor. Eschenbach mühendisleri üretim sahalarında sürekli olarak bulunarak üretim standartlarının tutarlılıkla korunmasını sağlıyor. Stoklarımıza giren her ürün aynı kalite süreçlerinden geçiyor. Sevkiyat sonrasında dahi her bir ürün için algılanan kaliteyi dikkatle izliyor ve gerekli durumlarda hızlıca aksiyon alıyoruz. Elbette hiçbir şey yüzde 100 kusursuz değildir. Ancak optisyenlerle eşit bir zeminde iş ortağı olmak, her ürün için uzun vadeli destek sunabilmek adına servis stoğu bulundurmayı da gerektirir. Memnuniyetsiz tüketicilerle karşılaşmanın hiçbir optisyen için kabul edilebilir olmadığını çok iyi biliyoruz.

Eschenbach Optik sürdürülebilirlik odaklı sorumlu şirket anlayışına sahip. Bu konudaki güncel adımlarınızı paylaşır mısınız?
Çevrenin korunması, sektörün geleceği açısından kritik bir yönetim önceliğidir. Eschenbach olarak karbon ayak izimizi sürekli azaltma yönünde kararlı adımlar atıyoruz. Karbon nötr üretim ve dağıtım, tek seferlik bir çözüm değil; uzun vadeli ve aşamalı bir süreçtir. Bu doğrultuda, üst yönetim seviyesinde oluşturulan özel operasyon ekiplerimiz düzenli olarak bir araya geliyor ve daha sürdürülebilir bir gelecek için atılabilecek adımları hayata geçiriyor. Titanflex koleksiyonunda saplarda geri dönüştürülmüş alüminyum kullanılması, plastik çerçevelerde Acetate Renew tercih edilmesi ve koruyucu plastik ambalajların geri dönüştürülmüş malzemelerle değiştirilmesi bu çalışmaların sadece birkaç örneğidir. Bunların yanı sıra devam eden pek çok farklı girişimimiz bulunuyor.

Türkiye’de Delta Optik ile temsil ediliyorsunuz. İşbirliğinizi ve Eschenbach’ın Türkiye pazarındaki konumunu değerlendirir misiniz?
Delta Optik ile iş birliğimiz 1992 yılında başladı ve yıllar içinde başarılı bir ticari ortaklıktan gerçek bir dostluğa dönüştü. Delta Optik, Eschenbach’ın değerlerini ve standartlarını kusursuz biçimde temsil ediyor ve uzun yıllardır Türkiye’de premium gözlük pazarında önemli bir rol üstleniyor. Türk optisyenler Delta Optik ile yürüttükleri işbirliğinden büyük memnuniyet duyuyor. Bu memnuniyet, dünya genelinde birlikte çalıştığımız 40 bini aşkın optisyen ortağımız için de geçerlidir.

Eschenbach Optik, son dönemde inovasyon ve marka gelişimi alanında önemli adımlar attı. Bu gelişmeleri bizimle paylaşır mısınız?
Eschenbach, sapların gevşemesini veya vidaların açılmasını önleyen yeni bir Microtech menteşe sistemi için kısa süre önce patent başvurusunda bulundu. Bu menteşe sistemi halihazırda Titanflex koleksiyonunda kullanılıyor ve artık Marc O’Polo çerçevelerinde de yer alıyor. Tüketici açısından net ve somut bir fayda sunuyor. Silmo Paris 2025’te ise yeni lisanslı markamız Tom Tailor’ın lansmanını yaptık. Tom Tailor, genç ve genç kalan tüketicilere hitap eden ulaşılabilir moda segmentinde güçlü bir büyüme gösteriyor ve Eschenbach’ın fiyat portföyünü giriş seviyesine doğru genişletmesine olanak tanıyor. Az görme çözümleri alanında ise Optaro XL’i gururla tanıttık. iPad’ler için geliştirilen bu uygulama tabanlı kamera sistemi, standart bir iPad’i sesli okuma fonksiyonu da dahil olmak üzere tam donanımlı bir elektronik okuma cihazına dönüştürüyor. Bunlar, 2025 yılına damga vuran başlıca yeniliklerimiz arasında yer alıyor.

Silmo İstanbul Optik Fuarının gelişimini ve global optik endüstrisine katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul 2025, yerel bir ticari fuardan yüksek düzeyde profesyonel ve uluslararası bir optik fuarına dönüşümün çok net bir göstergesiydi. Organizasyon ekibini gönülden tebrik ediyorum. Gerçekten son derece başarılı bir iş çıkardılar.

Ocak 2026

Masunaga

Masunaga

Zamansız Zanaat & Sanat 120 Yaşında!

Efsanevi markanın 4. nesil temsilcisi ve Ceo’su Soutaro Masunaga, 120. yıl dönümlerini öz değerlendirme yapmak ve geçmişlerinden ders çıkarmak için
eşsiz bir fırsat olarak görüyor.

Bir marka yalnızca onlarca yılı değil, bir asrı aşkın bir zaman dilimini de geride bırakıyorsa, bu durum olağanüstü bir dayanıklılığın, kaliteye tavizsiz bir bağlılığın ve tasarım odaklı net bir vizyonun güçlü bir kanıtıdır. Japon gözlük zanaatkarlığının en seçkin örneklerinden biri olan Masunaga, bu yıl 120. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Bu özel yıl vesilesiyle, Kurucu ailenin dördüncü kuşak temsilcisi ve şirketin Ceo’su Soutaro Masunaga, markanın Fukui’deki mütevazı başlangıcına, büyük-büyükbabası Gozaemon Masunaga’nın vizyoner felsefesine ve gelenekle teknik yenilik arasında kurulan ince dengeye yönelik fikirlerini paylaşıyor. Masunaga Ceo’su, aynı zamanda 120. yıla özel detaylarla üretilen ‘Limited Edition 120’ kapsülleri ve ustalıkla tasarlanarak, birinci sınıf zanaatkarlığın özünü yansıtan Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) serilerinin ikinci sürümü hakkında da özel bir bakış sunuyor. Zamansız bir marka yaratmanın gerçekte hangi özellikleri ve vizyonu gerektirdiğine dair yapılan bu aydınlatıcı röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Soutaro, Masunaga bu yıl 120. yıldönümünü kutluyor. Okurlarımızı markanın başlangıç yılları ve ilk gelişimiyle ilgili bilgilendirir misiniz?
Elbette. Şirketin Kurucusu Gozaemon Masunaga, optik endüstrisini Fukui’de sağlam bir şekilde konumlandırma hedefiyle Osaka ve Tokyo’dan usta zanaatkarları bölgeye getirdi. Fakat hiç kolay bir süreç değildi. Sektöre zorlu bir şekilde adım attı diyebiliriz çünkü o yıllarda Fukui’de üretilen çerçeveler üçüncü sınıf olarak görülüyor, hatta satılamaz bulunuyordu. Kurucumuz Gozaemon Masunaga ürünlerin kalite standartlarını yükseltmek için tam donanımlı zanaatkarların kendi işlerini kurabildiği lonca benzeri bir sistem oluşturdu ve onlara maddi destek de sağladı. Bu sistem sayesinde gözlük zanaatkarlarının sayısı giderek arttı ve optik endüstrisi Fukui geneline yayıldı.

Masunaga’nın tarihinde sizin için kişisel olarak öne çıkan kilometre taşları hangileri?
Tarihimizde işaret edebileceğim şüphesiz pek çok önemli olay var. Ancak benim için en anlamlısı; 2013, 2014 ve 2015 yılları olmak üzere üç yıl üst üste Silmo d’Or Ödülü kazanmış olmamızdır. Çünkü bu başarı sayesinde özellikle Avrupa pazarlarında marka bilinirliğimizi önemli ölçüde artırdık.

Bugün Masunaga dünya genelinde kaliteyle eş anlamlı. Markanızı bu kadar benzersiz kılan nedir?
Kendi markamızı kendimiz üretiyor ve satıyoruz. Özellikle Fukui’deki üreticilerin çoğu bugün yalnızca tek bir aşamadan sorumludur ve bir gözlüğün tamamlanması için birçok firmanın işbirliği gerekir. Buna karşılık Masunaga tasarımdan malzeme araştırmasına, metal işlemeye ve renklendirmeye kadar tüm üretim süreçlerini kendi fabrikasında yönetir. Masunaga’nın bu bütünsel yaklaşımı da tutarlılığı, kaliteyi ve yüksek performansı garantiler. Elbette bir Japon markasıyız, ancak ‘Made in Japan’ vurgusunu ön plana özellikle çıkarmıyoruz. Ürünlerimizin mümkün olduğunca bir nevi ülkesiz olmasını, belirli bir kategoriye sıkışmamasını istiyoruz. Müşterilerimizin Masunaga’yı, Masunaga olduğu için sevmesini; tasarımın ve üretimin bizim imzamızı taşıdığı için değer bulmasını istiyoruz. Masunaga’nın zamansız bir marka olarak algılanmasını hedefliyoruz ve bu tür bir zamansızlığın yıllar içinde inşa edilebileceğine inanıyoruz. Bir markanın zamansız olduğunu söylüyorsanız bu söylemin altını gerçek anlamda doldurmalısınız; yalnızca söylemek yetmez.

Peki Masunaga gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi nasıl koruyor?
Masunaga mükemmellik dışında bir alternatifi kabul etmez ve bu sebeple mükemmel gözlükler üretiriz. Kar elde edebiliyorsak elbette isteriz, ancak zarar etmemiz gerekse dahi tereddüt etmeyiz. Zihnimizde her zaman mükemmel gözlük üretme misyonu vardır. Bu misyon davranış kodumuzun temelini oluşturur ve gelenek ile modern yenilik arasındaki dengeyi korumamıza da yardımcı olur. Çünkü her ikisi de üstün nitelikte gözlük üretmek için vazgeçilmezdir.

Güncel tasarım trendleri ve teknolojik gelişmeler yeni koleksiyonlarınızı ne ölçüde etkiliyor?
Kulağa tuhaf gelebilir ama biz ürünlerimizin kalitesinin yaptığımız işin ‘en havalı’ tarafı olmasını isteriz. Müşterilerimizin gözlüklerimizi ellerine alır almaz ‘İşte bu Masunaga mükemmelliği’ demelerini umarız. Ne bir trend belirleyicisi olduğumuzu ne de bir moda takipçisi olduğumuzu düşünüyorum. Fakat müşterilerimizin kendi çizgimize sahip olduğumuzu daima hissedebilmelerini isterim.

Bir asrı aşan bir yıldönümü kutluyorsunuz. Bu özel yılınızı onurlandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Evet bizim için gurur verici bir yıldönümü ve kutlamak amacıyla özel bir web sitesi hazırladık. Bu web sitesinde Masunaga çerçevelerinin zaman içindeki gelişimini anlatan özel içerikler yer alıyor. Arşivlerimizden seçtiğimiz tarihi modellerimizi de bu özel web sitemizden görebilirsiniz. Öte yandan 120. yıl özel seri çerçevelerimiz Limited Edition 120’yi de tanıtıyoruz. Bu özel kapsül koleksiyondaki iki modelde de 18 ayar altın ile titanyumu birleştirmek gibi kendimize özgü teknolojimizi ve zanaatkarlığımızı kullandık.

Bu yıl aynı zamanda Moc (Masters of Craft) serinizin ikinci sürümünü sundunuz. Koleksiyonun özelliklerinden ve ikinci sürümündeki yeniliklerden söz eder misiniz?
Elbette. Masters of Craft (Zanaatın Duayenleri) koleksiyonunu ilk kez 2024 Silmo Paris fuarında tanıttık ve bu ilk sürüm müşterilerimiz tarafından çok beğenildi. Moc koleksiyonu ile zanaatkarlığın zirvesini temsil eden birinci sınıf bir gözlük koleksiyonu hazırlamayı amaçladık. Seri sınırlı miktarda üretiliyor ve dünya çapında yalnızca 100 mağazada satışa sunuluyor. Her Masunaga Moc çerçevesinin kendine özgü bir seri numarası var. Moc ile Masunaga’nın yapabileceklerinin en iyisine mümkün olduğunca yaklaşmayı hedefledik. Sadece güneş gözlüklerinden oluşan ilk sürüm; 5 mikron altın kaplama parçalar, sterling gümüş süslemeler, çift kalkan pedler, üç çizgi detaylı 3.5 mm genişliğinde özel ön yüzeyler, el işçiliği mine uygulamaları ve daha birçok detay içeriyor. İkinci Masunaga Moc sürümü ise sadece optik modellerden oluşuyor. Ayrıca yeni tasarım unsurları da eklendi. Özetle Masunaga Moc serisi için tasarım ile teknik ustalığı bir araya getiren başyapıtımızdır diyebilirim.

Köklü bir başarı geçmişinin ardından Masunaga gelecekte nereye yöneliyor? Önümüzdeki yıllarda hangi hedeflerin hayata geçtiğini göreceğiz?
Bu yıldönümü elbette kutlanması gereken bir başarı; ancak biz bunu sadece bir diğer dönüm noktamız olarak görüyoruz. 120. yıl logomuzda, 120 sayısının 121’e dönüştüğünü görüyorsunuz. Bu sembol geleceğe bakışımızı tam anlamıyla anlatıyor. Bu yıldönümünü kendimizi değerlendirmek ve geçmişimizden ders çıkarmak için harika bir fırsat olarak görüyorum. Umarım markamız ve ürünlerimiz önümüzdeki on yıllar boyunca da geçerliliğini korur ve ilgi görmeye devam eder. Çünkü hikayemiz sürüyor.

Kaynak: Spectr

Aralık 2025