Beta Optik

Beta Optik

Sürekli Yenilenerek Doğru Çözümlere Odaklanıyor

Silmo İstanbul’un her yıl uluslararası katılımcı ve ziyaretçi profilini güçlendirmesi, Türkiye optik sektöründeki potansiyelin global ölçekte daha fazla görünür olmasına önemli katkı sağlıyor.”

Merhaba Mustafa Kemal Köksal Bey, Beta Optik’in kuruluşundan bugüne uzanan gelişim sürecinden bahseder misiniz?
Beta Optik, 2003 yılında organik stok gözlük camlarının ithalat, pazarlama ve satışıyla başlayan yolculuğunu zaman içerisinde üretim ve teknoloji ekseninde geliştirdi. Novax markamız altında kişiye özel progresif ve tek odaklı çözümlerden, farklı kullanım ihtiyaçlarına yönelik ürünlere kadar geniş bir portföy sunarken, Zeiss Vision Care’in en üst segment ürün gamının da Türkiye’deki fabrikamızda üretilmesini sağlayarak güçlü bir distribütörlük ve üretim yapısını birlikte yürütüyoruz. Hammaddeden kaplamaya, ölçüm alma sistemlerinden inovatif cam teknolojilerine kadar süreçlerimizi mümkün olduğunca yüzde 100 entegre bir yapı içerisinde yöneterek, kalite ve hizmet standartlarımızı her aşamada en üst seviyede tutmayı hedefliyoruz. Türkiye genelindeki yapılanmamız, üretim kabiliyetimiz ve güçlü iş ortaklıklarımızla Beta Optik’i yalnızca ürün sağlayan değil; teknolojisi, üretim deneyimi ve hizmet altyapısıyla Türkiye optik sektörüne değer katan entegre bir çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz.

Beta Optik sektörel yolculuğundaki en önemli gelişim hamlesini nasıl gerçekleştirdi?
Yaklaşık 20 yıl önce FreeForm teknolojisiyle özel RX üretimine başlamamız, Beta Optik’in üretim yolculuğundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu adım, bizi yalnızca gözlük camı tedarik eden bir yapıdan, kendi teknolojisini ve üretim yetkinliğini sürekli geliştiren bir üretici konumuna taşıdı. Ardından kişiye özel tasarımlar, farklı indeks ve materyal seçenekleri, progresif ve tek odaklı ürünler ile gelişmiş kaplama teknolojileri portföyümüzün önemli parçaları haline geldi. Bugün de aynı yaklaşımı sürdürüyoruz. Teknolojiyi tek başına bir yenilik olarak değil, kullanıcıya daha konforlu ve kişiselleştirilmiş bir görme deneyimi sunmanın aracı olarak değerlendiriyoruz.

Beta Optik’in marka ve ürün portföyünü oluştururken hangi kriterleri önceliklendiriyorsunuz?
Portföyümüzü oluştururken en önemli kriterimiz farklı kullanıcı ihtiyaçlarına gerçek anlamda yanıt verebilecek çözümler sunabilmektir. Görme alışkanlıkları, yaş, çalışma ortamı, dijital cihaz kullanımı ve yaşam tarzı gibi birçok unsur günümüzde cam tercihlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ürün gamımızı tek tip bir çözüm anlayışı yerine farklı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde geliştiriyoruz. Novax’ın kendi teknoloji ve ürün geliştirme gücünü uluslararası alandaki bilgi birikimiyle ve iş birlikleriyle destekleyen dengeli bir yapı kurmayı önemsiyoruz. Bizim için temel hedef, portföye yalnızca yeni bir ürün eklemek değil; optik mağazaya ve son kullanıcıya anlamlı bir fayda sağlayabilecek doğru çözümü sunmak.

Novax’ın kullanıcı deneyimine katkılarını ve markaya özgü geliştirdiğiniz teknolojilerin genel özelliklerini paylaşır mısınız?
Bugün iyi bir gözlük camından beklenti yalnızca reçete değerlerini karşılaması değil; kullanıcının günlük yaşamına, bakış davranışlarına ve farklı mesafelerdeki görme ihtiyaçlarına da uyum sağlamasıdır. Novax olarak geliştirdiğimiz teknolojilerde bu yaklaşımı merkeze alıyoruz. Örneğin Synthesis’te kullanılan Dinamik Bakış Haritası Teknolojisi, kullanıcının doğal bakış davranışlarını tasarıma dahil ederek daha kişiselleştirilmiş bir görüş deneyimi sunmayı hedeflerken, Nucleo’daki Değişken Baz Teknolojisi farklı mesafelerdeki farklı görsel ihtiyaçlara göre optik tasarımın daha hassas şekilde optimize edilmesine olanak sağlıyor. Diğer Rx ürünlerimizde yine Novax’a özgü Rayform AI, farklı mesafeler ve bakış yönlerindeki oblik astigmatizmin minimize edilmesine; DuoBalance iki göz arasındaki görüş deneyiminin dengelenmesine katkı sağlıyor. OptiPure ise progresif yüzeydeki güç dağılımının daha dengeli hale getirilmesini amaçlıyor. MidPoint teknolojisi de kişisel ölçüm ve çerçeve parametrelerinin üretime dahil edilmesine olanak veriyor. Gelişmiş Novax kaplama teknolojilerimiz ise optik performans, yüzey dayanıklılığı ve kullanıcı konforunu destekleyen özellikleriyle camın genel performansını tamamlıyor.

Beta Optik’in üretim yapılanması ve küresel pazara yönelik büyüme stratejisinden bahseder misiniz?
İstanbul ve Portekiz’deki yapılanmamızın, Beta Optik’in uluslararası pazarlara daha yakın, esnek ve sürdürülebilir bir yapı içerisinde hizmet verebilmesi açısından önemli olduğunu belirtmek isterim. Türkiye’de yıllar içerisinde oluşturduğumuz üretim tecrübesini uluslararası ölçekte değerlendirebilmek bizim için stratejik bir adımdır. Global büyümeye yalnızca yeni pazarlarda bulunmak olarak bakmıyor; aynı zamanda Novax’ın teknoloji, ürün kalitesi ve hizmet anlayışını dört kıtada 50’den fazla ülkeye ürün ihraç ederek kalıcı hale getirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki süreçte özellikle Avrupa başta olmak üzere, mevcut işbirliklerimizi güçlendirebileceğimiz ve Novax’ın kişiselleştirilmiş görme çözümlerini daha geniş kitlelerle buluşturabileceğimiz pazarlardaki çalışmalarımızı geliştirmek istiyoruz.

Kişiselleştirilmiş cam ve kaplamalara yönelik artan kullanıcı beklentilerine Beta Optik başka hangi çözümlerle yanıt veriyor?
Ürün geliştirme ve konumlandırma yaklaşımımızı bahsettiğiniz değişimin üzerine kuruyoruz. Dijital yaşamın getirdiği ihtiyaçlara yönelik Novax Blockage ve Zeiss BlueGuard gibi gözlük camı çözümleri öne çıkarken, güvenli ve konforlu sürüş deneyimi için Novax Drive-On ile Zeiss DriveSafe; aktif yaşam ve spor odaklı kullanıcılar için Novax Sportive ve Zeiss Smartlife Sport; yoğun ışık değişimlerinin yaşandığı ortamlarda fotokromik çözümler olarak Novax Wizard ve Zeiss PhotoFusion gibi ürünlerle farklı kullanım senaryolarına cevap veriyoruz. Ofis ve yakın-orta mesafe kullanımında Novax ve Zeiss’in ofis çözümleri, uzun süreli ekran ve yakın çalışma gerektiren kullanıcıların ihtiyaçlarına odaklanırken, Novax Serenity ve Zeiss Digital gibi çözümlerimiz de anti-fatigue özellikleriyle gün boyunca yoğun yakın çalışma ve dijital kullanımın oluşturduğu göz yorgunluğu azaltmaya yönelik alternatifler sunuyor. Farklı kaplama seçeneklerimizle de daha geniş bir çözüm yelpazesi sunuyoruz.

Beta Optik’in miyopi yönetimi çözümlerini ve bu önemli göz sağlığı problemine bakışını okurlarımızla paylaşır mısınız?
Miyopi kontrolü, bugün optik sektörünün hem göz sağlığı hem de teknolojik gelişim açısından en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Zeiss MyoCare’de C.A.R.E. ve Novax Myopi-X’de C.I.R.C.L.E. teknolojilerinde kontrollü bir miyopik defokus oluşturulması hedeflenmektedir. Bu teknolojilerin gelişmesiyle birlikte gözlük camları, yalnızca görme kusurunu düzelten ürünler olmaktan çıkarak miyopi yönetiminde önemli bir tedavi edici çözüm haline geliyor. Beta Optik olarak bu gelişimi, optik sektörünün geleceğini şekillendirecek önemli bir dönüşüm olarak görüyoruz. Çünkü miyopi kontrol camlarının yaygınlaşması, optisyenlerin rolünü de yalnızca doğru numarayı sunmanın ötesine taşıyor; hekim, optisyen, aile ve cam üreticisinin birlikte hareket ettiği daha bilinçli bir miyopi yönetimi yaklaşımını gerektiriyor. Önümüzdeki dönemde kişiye özel optik tasarımların, gelişmiş ölçüm ve analiz teknolojilerinin, AI destekli tasarım süreçlerinin ve klinik verilerin çok daha fazla önem kazanacağını düşünüyoruz.

Beta Optik için optik mağazalar ne ifade ediyor? Çalıştığınız mağazalara sağladığınız destek ve çözümlerden söz eder misiniz?
Optik mağazaları bizim için yalnızca satış noktaları değil, son kullanıcıyla buluşmamızı sağlayan en önemli iş ortaklarımızdır. Bu nedenle iyi bir ürün sunmak kadar sipariş, üretim ve satış sonrası süreçlerin de hızlı ve doğru işlemesini önemsiyoruz. Türkiye genelindeki satış organizasyonumuzun yanı sıra dijital sistemlerle de iş ortaklarımızın süreçlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. OptiPal Online Sipariş Sistemi bunun en iyi örneklerinden biridir. Ayrıca kişiye özel üretimde doğru ölçümün taşıdığı önem nedeniyle teknolojik ölçüm ve sipariş altyapılarının geliştirilmesine de yatırım yapıyoruz. Amacımız, optisyenin doğru ürünü doğru kullanıcıyla mümkün olduğunca kolay biçimde buluşturabileceği bütüncül bir hizmet deneyimi oluşturmaktır.

Silmo Paris gibi uluslararası fuarlara katılımının Beta Optik’e katkılarını nasıl yorumlarsınız?
Silmo Paris gibi uluslararası organizasyonları sektörün geleceğini okuyabildiğimiz son derece önemli buluşma noktaları olarak görüyoruz. Dünyanın farklı pazarlarından sektör profesyonellerini aynı çatı altında buluşturmaları hem yeni teknolojileri ve değişen kullanıcı beklentilerini gözlemlemek hem de kendi ürün ve teknolojilerimizi uluslararası profesyonellerle paylaşmak açısından büyük değer taşıyor. Novax açısından bu fuarlar yalnızca ürün sergilediğimiz alanlar değil; markamızın teknoloji ve tasarım yaklaşımını global ölçekte anlatabildiğimiz, sektörle karşılıklı bilgi alışverişi gerçekleştirebildiğimiz değerli platformlardır.

Beta Optik’in yakın ve uzun dönem hedefleri hakkında okurlarımızı bilgilendirir misiniz?
Önümüzdeki dönemde odağımız, üretim ve tasarım teknolojilerimizi daha da geliştirirken kullanıcı ihtiyaçlarını merkeze alan yenilikçi çözümler ortaya koymaya devam etmek olacak. Novax tarafında Ar-Ge ve ürün geliştirme çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürürken, Beta Optik olarak Türkiye’deki güçlü yapılanmamızı korumayı ve uluslararası pazarlardaki varlığımızı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Uzun vadede amacımız, Türkiye’den çıkan teknoloji ve üretim gücünü global ölçekte temsil eden, yenilikleri takip etmekle kalmayıp yenilik geliştiren bir marka olmayı sürdürmektir.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve optik endüstrisine katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nı, Türkiye optik sektörünün global dünyayla buluştuğu en önemli platformlardan biri olarak değerlendiriyorum. Silmo İstanbul’un her yıl gelişerek uluslararası katılımcı ve ziyaretçi profilini güçlendirmesi, Türkiye optik sektöründeki potansiyelin global ölçekte daha fazla görünür olmasına önemli katkı sağlıyor.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Sektörün gelişimini, yenilikleri ve global trendleri profesyonellere aktaran güçlü bir iletişim platformu olan 4 your eyes’ın, Silmo İstanbul ile kurulan ekosistemi tamamladığına inanıyorum. Silmo İstanbul ve 4 your eyes birlikteliğinin; sektörümüzün globalleşmesine, bilgi paylaşımına ve geleceğe daha güçlü hazırlanmasına değerli katkılar sunduğunu düşünüyorum.

Eylül 2026

Safira Gözlük

Safira Gözlük

Üretimde Yenilik ve Kalitenin Gücü

“Silmo İstanbul, küresel optik sektörünün tüm dinamiklerini, yerli üreticileri, distribütörleri ve optisyenleri tek bir çatı altında buluşturarak
her yıl muhteşem bir ticari sinerji yaratıyor.”

Merhaba Osman Bey, öncelikle kendinizi tanıtarak, Safira Gözlük’ün kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı bizimle paylaşır mısınız
Merhaba, ben Osman Nuri Ulucan. Safira Gözlük Sanayi ve Ticaret A.Ş. Kurucu ortaklarından biriyim. Yolculuğumuza 2016 yılında Antalya’da başladık. Temel amacımız, üretim sürecinden tüketici beklentilerine kadar her aşamada yüksek kaliteli, güvenilir ve sağlıklı ürünler sunmaktı. Adını asil ve kıymetli bir taşla özdeşleştirdiğimiz ana markamız Safirex yenilikçiliğiyle kısa sürede öne çıktı. Bugün ise bünyemizde Safirex, Safirex Kids, Clubmaster ve Violette gibi farklı kitlelere hitap eden güçlü markaları barındıran hem yerel hem de uluslararası düzeyde adından söz ettiren bir konumdayız.

Antalya’da başlayan yolculuğunuzu İstanbul’a taşıma kararını hangi ihtiyaçlar ve hedefler doğrultusunda aldınız?
Antalya, markamızın doğduğu ve temellerimizin atıldığı yer olması sebebiyle bizim için çok özeldir. Ancak Safira Gözlük büyüdükçe, pazarda daha aktif olmak, lojistik süreçleri hızlandırmak ve iş ortaklarımıza çok daha ulaşılabilir bir hizmet sunabilmek adına ticari faaliyetlerimizi İstanbul merkezli olarak devam ettirme kararı aldık. İstanbul’un sağladığı stratejik avantajlar, gerek yurt içi bayilerimize sunduğumuz üst düzey hizmet kalitesini artırdı gerekse uluslararası pazarlara açılan kapımızı çok daha genişletti.

Safira Gözlük’ü sektördeki diğer üretici firmalarımızdan ayrıştıran en önemli özellikler nelerdir?
Biz sadece trend odaklı tasarımlar sunmakla kalmıyor, üretimin her aşamasında insan sağlığını ve konforunu merkeze alıyoruz. Bizi farklı kılan en önemli özellik, değerli optik mağazalarımızın tüketici gözündeki güvenini ve imajını destekleyen üst düzey bir hizmet anlayışına sahip olmamızdır. Ayrıca, AR-GE gücümüz sayesinde çocuk gözlüklerinden biyo-tabanlı çerçevelere kadar sektörde teknolojik ve çevresel dönüşümü destekleyen ham maddeleri ve üretim tekniklerini çok hızlı bir şekilde hayata geçirebiliyoruz.

Okurlarımıza markalarınızı nasıl konumlandırdığınızdan ve koleksiyonların özelliklerinden bahseder misiniz?
Markalarımızın her biri, geniş ürün yelpazemizin altında farklı bir ihtiyaca ve tarza yanıt veriyor. Safirex; Safira Gözlük’ün amiral gemisi konumundadır. Markamızın özü, şıklıktan asla ödün vermeden, kullanıcısına varlığını unutturacak kadar ultra hafif ve esnek çerçeveler sunmasıdır. Gözlük sektöründe estetik tasarımı bu denli yüksek bir hafiflik teknolojisiyle harmanlıyor oluşumuz bizi bu segmentte ön plana çıkarıyor. Yenilikçi yapısı ve bu benzersiz hafiflik konseptiyle dünya markaları arasında zirveyi hedefliyor. Safirex Kids; ‘Enjoy your childhood’ mottosuyla üretilen, 0-14 yaş grubuna özel markamızdır. Çocukların sağlığını her şeyin önünde tutarak tamamen anti-alerjik, esnek ve güvenli malzemeler kullanıyoruz. Bu koleksiyonumuzu doğadan ilham alan, hint yağı bitkisi özlü biyo-tabanlı sürdürülebilir ürünlerle destekliyor; çocuklara hem sağlıklı hem de çevre dostu bir kullanım sunuyoruz. Clubmaster; Zamansız, ikonik ve güçlü bir tarza sahip klasik çizgileri modern dokunuşlarla sunan üst segment markamızdır. Tasarımlarında kullanılan en üst kalite high-end asetat ve özel metal kombinasyonlarıyla öne çıkarak, lüks ve konforu bir arada arayan kullanıcılara hitap eder. Violette ise moda trendlerini ve estetiği herkes için ulaşılabilir kılmak adına geliştirdiğimiz, fiyat-performans dengesine sahip bütçe dostu serimizdir. Kaliteden ödün vermeden, zamansız ve klasik renklerin hakim olduğu koleksiyona sahip markamızdır.

Ödüllü markanız Safirex Kids koleksiyonu için materyal ve üretim seçimlerinizi biraz daha detaylandırır mısınız?
Çocuk grubu bizim en hassas olduğumuz alandır. Safirex Kids çerçevelerimiz hafıza etkili gözlük pazarının en iyisi olarak kabul edilen İsviçre menşeili Giralamid ham maddesi kullanılarak üretilmektedir. Çocukların ve ebeveynlerin tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan bu çerçeveler; anti-alerjik, toksik madde içermeyen, esnek ve yıkanabilir özelliklere sahiptir. Tasarımsal olarak ise burunda iz yapmayan hafif köprü yapısı, silikondan üretilmiş yumuşak ve narin kaymaz sap uçları ile kulak arkasını acıtmayan hafif saplar kullanıyoruz. Ayrıca esnek yaylı menteşe sistemimiz, sapların dışa doğru daha fazla esnemesine izin vererek kırılmaları önlüyor ve çocuklara maksimum hareket özgürlüğü sunuyor. Kısacası Safirex Kids için çocukların kullanabileceği en doğru ve en güvenli gözlük diyebiliriz.

Ürün geliştirme süreçlerinizde tasarım, konfor ve dayanıklılık arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Gözlük hem bir moda unsuru hem de gün boyu taşınan medikal bir aksesuardır. Bu yüzden üç unsur arasında kusursuz bir denge olmak zorundadır. Biz bu dengeyi tasarımlarımızın iç kanallarına kadar planlayarak kuruyoruz. Örneğin, camların çerçeveye en iyi şekilde oturmasını sağlayan iç kanal yapılarından, çerçevenin esnekliğine kadar her şeyi milimetrik hesaplıyoruz. Malzeme mühendisliğini estetikle birleştirerek yüz ergonomisine tam uyum sağlayan, hafif, konforlu ama bir o kadar da darbelere ve kırılmalara dayanıklı ürünler ortaya çıkarıyoruz.

Gözlük sektöründe kalite ve fiyat dengesi her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Tüketicilerin hem sağlıklı hem de bütçelerini sarsmayacak ürünler aradığının bilincindeyiz. Biz üretim kalitemizden asla ödün vermeden, doğru ham madde seçimi ve optimize edilmiş üretim süreçleriyle bu dengeyi kuruyoruz. Optik mağazalarımızın raflarına koyduğu bir Safira ürünü, kalitesiyle dünya markalarıyla yarışırken fiyat erişilebilirliğiyle de son derece ulaşılabilirdir. Hem yerel hem uluslararası pazarda sürdürülebilir başarımızın temelinde, bu güvenilir kalite ve makul fiyat politikası yatıyor.

Yurt içi ve yurt dışı fuarlara düzenli olarak katılıyorsunuz. Fuarların markanızın gelişimine katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Fuarlar, Safira Gözlük’ün küresel vizyonunu sergilemek adına en çok önem verdiğimiz platformlardır. Katıldığımız hem yerel hem de uluslararası fuarlar, markalarımızın hedef kitleleriyle doğrudan etkileşim kurmasını sağlıyor. Bu organizasyonlar sayesinde dünya genelindeki optik trendlerini, yeni teknolojileri yerinde analiz ederken, aynı zamanda dünya çapındaki iş ortaklarımıza Safira kalitesini yakından deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Marka bilinirliğimize ve ihracat ağımıza katkısı yadsınamaz.

Uluslararası pazarlarda büyüme hedefleriniz doğrultusunda hangi ülkelere veya bölgelere öncelik vermektesiniz?
Türk gözlük sanayisinin üretim gücünü dünyaya göstermek istiyoruz. Bu doğrultuda Avrupa pazarı, Ortadoğu ve Körfez ülkeleri öncelikli olarak radarımızdadır. Özellikle İsviçre standartlarında ham maddelerle yaptığımız üretimler ve çocuk gruplarındaki yüksek güvenilirlik oranımız, bizi uluslararası pazarda çok rekabetçi bir konuma getiriyor. Küresel dağıtım ağımızı genişleterek Safirex ve alt markalarımızı dünya genelinde çok daha fazla optik mağazasında konumlandırmayı hedefliyoruz.

Safira Gözlük olarak yakın döneme dair yeni yatırımlar, işbirlikleri ya da ürün grubu genişletme planlarınız var mı?
Safira Gözlük olarak yakın dönem hedeflerimizi endüstriyel güç, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik üzerine kurduk. Küresel pazardaki rekabet gücümüzü ve milimetrik işçilik kalitemizi en üst seviyede tutmak adına üretim makinelerimize ve parkurumuza ciddi teknolojik yatırımlar yaparak kapasitemizi katladık. Eş zamanlı olarak, bayilerimizin sipariş ve stok süreçlerini en hızlı şekilde yönetebileceği güçlü e-ticaret ve dijital altyapı yatırımlarımıza ağırlık verdik. Tüm bu teknolojik gücümüzü ise en vizyoner ürün grubumuz olan Safirex Bio serimizle taçlandırıyoruz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla geliştirdiğimiz bu çevre dostu çerçeveler, hint yağı bitkisi özünden üretilmektedir. Yüzde 58’i tamamen bitkisel kaynaklı olan bu seri; insan sağlığına zararsız, anti-alerjik ve yenilenebilir yapısıyla ebeveynlerin çocuklarına gönül rahatlığıyla kullandırabileceği bir güven sunuyor. Özetle; üretimdeki makine gücümüzü, dijital altyapımızı ve sürdürülebilir ürünlerimizi birleştirerek küresel marka vizyonumuzla büyümeye devam ediyoruz.

Silmo Award İstanbul 2024 ödüllerinde Yerli Üretim Çocuk kategorisini kazanmanız markanız adına nasıl bir anlam taşıyor?
Silmo Award İstanbul 2024’te ‘Yerli Üretim Çocuk Kategorisi’nde ödüle layık görülmek, bizim için yalnızca bir başarı değil, aynı zamanda yürüdüğümüz yolun doğruluğunun ve benimsediğimiz değerlerin öneminin göstergesidir. Çocuklarımızı sadece geleceğimiz olarak değil, bugünümüzün de en büyük sorumluluğu olarak görüyoruz. Bu nedenle çocuk koleksiyonlarımızı tasarlarken yalnızca estetik ve konfora odaklanmıyor; sağlık, güvenlik ve çevre duyarlılığını da tam merkeze alıyoruz. Aynı zamanda çocukların dünyasının ne kadar renkli, canlı ve sınırsız olduğunun bilincindeyiz. Tasarımlarımızda onların hayal gücünü yansıtan detayları, eğlenceli desenleri ve enerjik renkleri bir araya getirmeye büyük özen gösteriyoruz. Çünkü bir çocuğun gözlüğünü severek takması, kendini mutlu ve özgüvenli hissetmesi bizim için en büyük ödüldür. Silmo İstanbul’dan aldığımız bu değerli ödül; sürdürülebilir üretime, yerli sanayimize ve çocuk odaklı tasarım vizyonumuza duyulan güvenin en somut kanıtıdır.

Silmo İstanbul Optik Fuarının gelişimine ve sektöre katkılarına yönelik görüş ve yorumlarınızı öğrenebilir miyiz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı, optik dünyasını bir araya getiren en büyük ve en prestijli organizasyonlarından biridir. Küresel optik sektörünün tüm dinamiklerini, yerli üreticileri, distribütörleri ve optisyenleri tek bir çatı altında buluşturarak her yıl muhteşem bir ticari sinerji yaratıyor. Safira Gözlük olarak bizim için de İstanbul merkezli operasyonlarımızın gücünü, yeni biyo-tasarımlarımızı ve teknolojik çocuk koleksiyonlarımızı sektör profesyonellerine sunmak adına eşsiz bir vitrin görevi görüyor. Özetle, Silmo İstanbul’un Türkiye optik sektörünü her yıl daha da yukarı taşıdığına inanıyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes hakkında neler söylemek istersiniz?
Ben de Safira Gözlük ailesi adına sizlere ve tüm ekibinize çok teşekkür ederim. 4 your eyes, sektörümüzün en güncel, tarafsız ve vizyoner yayınlarından biri olarak optik dünyasının nabzını tutuyor. Biz üreticilerin yeniliklerini ve felsefesini optisyenlik müesseselerine en doğru şekilde ulaştıran çok değerli bir köprü olduğunu düşünüyorum. Yayın hayatınızda başarılarınızın artarak devam etmesini diliyorum.

Ağustos 2026

Platin Optik

Platin Optik

Sürdürülebilir Büyümenin İzinde

“Silmo İstanbul’un hem yerli hem de uluslararası katılımcıları bir araya getirerek Türkiye optik sektörünün gelişime önemli katkılar sağladığını düşünüyorum.”

Merhaba Murat Bey, optik sektörüne girişinizi ve kariyer yolculuğunuzu okurlarımızla paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Murat Çam. Optik sektörüne 2001 yılında, kuzenim Semih Saraçoğlu’nun yanında faaliyet gösteren Sesa Dış Ticaret Limited Şirketi’nde başladım. Sektörün dinamiklerini ilk kez burada yakından tanıma fırsatı buldum ve farklı alanlarda edindiğim deneyimler sayesinde optik dünyasının işleyişine dair önemli bir altyapı oluşturdum. Ardından 2005 yılında ağabeyim Suat Çam’ın kurucusu olduğu Ant Optik’te çeşitli görevlerde bulundum. Bu süreçte hem satış ve pazarlama hem de marka yönetimi, müşteri ilişkileri ve distribütörlük operasyonları gibi farklı alanlarda sektör tecrübemi geliştirme imkanı buldum. Uzun soluklu meslek hayatım boyunca optik sektörünün geçirdiği değişimlere yakından tanıklık ettim. Farklı markalarla çalışmak, optik mağazalarının beklentilerini daha iyi anlamamı ve sektörün ihtiyaçlarına daha geniş bir perspektiften bakabilmemi sağladı. Edindiğim bilgi birikimi ve deneyimlerin ardından, Mart 2025’te Platin Optik kurarak kendi iş yolculuğuma başladım.

Platin Optik’in kuruluş hedeflerinden ve sektörde nasıl konumlandığından bahseder misiniz?
Platin Optik’i kurarken amacımız yalnızca ürün dağıtan bir şirket olmak değildi. Temsil ettiğimiz markalara değer katan, iş ortaklarıyla uzun vadeli ilişkiler kuran ve sektöre güven temelli bir yaklaşım sunan bir yapı oluşturmayı hedefledik. Vizyonumuz, dünya çapında güçlü markaları Türkiye pazarında en doğru şekilde konumlandırmak ve sektörün en güvenilir distribütörlerinden biri olmaktır. Çünkü kuruluş felsefemizin temelinde sadece ürün satışı yapmak değil, iş ortaklarımızla birlikte büyümek yer alıyor. Çalıştığımız optik mağazalarını bir müşteri olarak değil, uzun yıllar birlikte yol yürüyeceğimiz iş ortakları olarak görüyoruz. Karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurarak sektörümüze değer katmayı amaçlıyoruz. Bu anlayış doğrultusunda, iş ortaklarımızın ihtiyaçlarını yakından takip ediyor ve sürdürülebilir başarı için her aşamada destek sunmaya özen gösteriyoruz. Uzun vadeli iş ortaklıklarının, sektörün gelişimine ve ortak hedeflere ulaşılmasına önemli katkılar sağladığına inanıyoruz. Bu nedenle çalıştığımız optik mağazalar için ürün tedarikinden satış sonrası hizmetlere, yedek parça desteğinden ticari danışmanlığa kadar her konuda hızlı ve çözüm odaklı olmaya özen göstermekteyiz.

Türkiye pazarına kazandırdığınız markaları ve öne çıkan özelliklerini okurlarımızla paylaşır mısınız?
Distribütörlüğünü üstlendiğimiz markaların büyük bölümü yalnızca gözlük üretimine odaklanmış ve kendi alanlarında uluslararası başarı elde etmiş markalardır. Henry Jullien, Fransa’nın en prestijli markalarından biri olup, lüks tüketim alanında önemli ödüllere layık görülmüştür. Epos Eyewear; İtalyan tasarımını, mimari estetiği ve dayanıklılığı gözlük tasarımında buluşturan özel bir markadır. Sea2See, denizlerdeki plastik atıkları geri dönüştürerek sürdürülebilir üretim anlayışına öncülük etmektedir. Marka, yalnızca gözlük üretmekle kalmayıp çevresel farkındalığın artırılmasına da katkı sağlamaktadır. Ovvo Optics, üstün teknolojiyle üretilen hafif, dayanıklı ve yüksek performanslı çerçeveleriyle dünya çapında tanınmaktadır. Barbour ise 130 yılı aşkın geçmişiyle Britanya’nın en köklü yaşam tarzı markalarından biri olarak geleneksel mirasını gözlük koleksiyonlarına başarıyla taşımaktadır. Bu markaların her biri, kendine özgü hikayesi, tasarım dili ve güçlü marka kimlikleriyle optik mağazalarına farklılaşma fırsatı sunmaktadır. Biz de bu değerli markaları Türkiye pazarıyla buluşturarak hem sektör profesyonellerine hem de son kullanıcılara nitelikli seçenekler sunmayı hedefliyoruz.

Sea2See gibi çevreci markaların Türkiye’deki karşılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sea2See markası Türkiye’de beklentilerimizin üzerinde bir ilgi gördü. Bunun en önemli nedenlerinden birinin, tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığının her geçen yıl artması olduğunu düşünüyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyor olmamız da markanın ortaya koyduğu çevresel misyonun daha kolay karşılık bulmasını sağlıyor. Sea2See yalnızca geri dönüştürülmüş malzemelerden gözlük üreten bir marka değil, aynı zamanda okyanus ve denizlerdeki plastik atıkların toplanmasına ve yeniden ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlayan global bir proje olarak da öne çıkıyor. Bu yönüyle tüketicilere yalnızca bir ürün değil, anlamlı bir hikaye ve sosyal sorumluluk yaklaşımı da sunuyor. Özellikle son yıllarda kullanıcıların satın alma kararlarında ürünün kalitesi kadar üretim sürecine ve markanın değerlerine de önem verdiğini gözlemliyoruz. Sea2See, çevreye duyarlı yaklaşımını somut bir faydaya dönüştürebilen markalardan biri olduğu için bu noktada dikkat çekiyor. Optik mağazalarından da marka hakkında oldukça olumlu geri dönüşler alıyoruz. Tüketiciler, kullandıkları ürünün çevresel bir katkı sağlamasını değerli bulurken, mağazalar da güçlü bir hikayeye sahip markaları koleksiyonlarına dahil etmekten memnuniyet duyuyor.

Sizce uluslararası bir markanın distribütörlüğünü üstlenmenin en temel sorumluluğu nedir?
Temsil ettiğimiz markaları kendi markalarımız gibi görüyoruz. Bu nedenle önceliğimiz yalnızca satış yapmak değil, markaların değerini korumak, doğru şekilde konumlandırılmalarını sağlamak ve uzun vadeli gelişimlerine katkıda bulunmaktır. Bir distribütörün görevinin sadece ürün tedarik etmekten ibaret olmadığına inanıyoruz. Marka kimliğinin doğru anlatılması, ürünlerin doğru satış noktalarında yer alması ve markanın hedef kitlesiyle sağlıklı şekilde buluşturulması da bu sorumluluğun önemli bir parçasıdır. Bu doğrultuda, temsil ettiğimiz her markanın kendi karakterine ve hedeflerine uygun bir stratejiyle hareket etmeye özen gösteriyoruz. Doğru ürünleri doğru iş ortaklarıyla buluşturarak markaların Türkiye pazarındaki sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bizim için başarı yalnızca kısa vadeli satış rakamlarıyla değil, markaların yıllar içinde oluşturduğu değer ve elde ettiği güvenle ölçülüyor. Bu nedenle iş ortaklarımızla ve temsil ettiğimiz markalarla uzun soluklu ilişkiler kurmayı, en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz.

Sektörde çeyrek asırlık deneyime sahipsiz. Sektördeki gelişim ve değişimleri nasıl değerlendirirsiniz?
Sektöre başladığım dönemde moda markalarının pazardaki etkisi oldukça yüksekti. Sonraki yıllarda ise yalnızca gözlük üretimine odaklanan butik markalar sektörde önemli bir yer edinmeye başladı. Günümüzde moda markaları ile bağımsız gözlük markalarının bir arada bulunduğu, tüketicilere daha fazla seçenek sunan zengin ve dinamik bir pazar yapısı oluştuğunu görüyoruz. Tüketicilerin ise dayanıklı, zamansız tasarımlara sahip ve uzun yıllar kullanılabilecek ürünlere yöneldiklerini gözlemliyoruz. Tabii burada biraz da ekonomik koşulların etkisi de söz konusu diye düşünüyorum. Ancak, kalite ve kullanım ömrü, satın alma kararlarında her geçen gün daha belirleyici hale geliyor. Bununla birlikte, ürünün sunduğu konfor, teknik özellikler ve marka hikayesi de tüketicilerin tercihlerini etkileyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bilinçli tüketici profilinin güçlenmesiyle birlikte, sürdürülebilirlik ve ürünün sağladığı uzun vadeli değer de satın alma süreçlerinde daha fazla önem kazanmaya başladı. Önümüzdeki yıllarda sürdürülebilirlik kavramının Türkiye optik sektöründe çok daha belirleyici hale geleceğine inanıyorum. Çevre dostu malzemeler, sorumlu üretim süreçleri ve toplumsal fayda sağlayan projelerin, markaların tercih edilmesinde daha önemli bir rol oynayacağına inanıyorum.

Platin Optik olarak izleyeceğiniz yol ve gelecek planlarınızdan söz eder misiniz?
Öncelikli hedefimiz, mevcut markalarımızı Türkiye pazarında hak ettikleri konuma taşımaktır. Uzun vadede ise kendi markamızı oluşturarak uluslararası pazarlarda söz sahibi olan ve dünya çapında tanınan bir marka haline getirmek istiyoruz. Bu doğrultuda hem ürün portföyümüzü hem de iş ortaklığı ağımızı sürdürülebilir şekilde büyütmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda sektörün değişen ihtiyaçlarını yakından takip ederek, iş ortaklarımıza daha fazla katma değer sunabilecek yeni marka ve işbirliği fırsatlarını da değerlendirmeyi planlıyoruz. Bu süreçte istikrarlı büyümeyi korurken, hizmet kalitemizi ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güçlü ilişkileri daha da geliştirmeyi önemsiyoruz. Yenilikçi bakış açımız, kalite odaklı yaklaşımımız ve sektörel deneyimimizle, sadece Türkiye’de değil uluslararası arenada da güçlü ve kalıcı bir marka değeri oluşturmayı amaçlıyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Özellikle optik sektörü gibi yeniliklerin, tasarım trendlerinin ve marka stratejilerinin hızlı değiştiği bir alanda Silmo İstanbul, profesyonellerin gelişmeleri yakından takip edebilmesi için önemli fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda sektör profesyonelleri arasında doğrudan iletişim kurulmasına ve yeni iş bağlantılarının oluşmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda hem yerli hem de uluslararası katılımcıları bir araya getirerek Türkiye optik sektörünün gelişime önemli katkılar sağladığını düşünüyorum. Türkiye’nin bölgesel konumu sayesinde farklı pazarlardan sektör profesyonellerini buluşturabilmesi fuarın değerini artıran unsurlar arasındadır. Her yıl büyük bir ilgiyle takip ettiğimiz ve değer verdiğimiz bu değerli fuarımız için organizasyona teşekkür ediyoruz.

Röportajınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes hakkında neler söylemek istersiniz?
4 your eyes’ın uzun yıllardır optik sektörüne son derece değerli katkılar sunduğunu düşünüyorum. Sektördeki güncel gelişmeleri, yenilikleri ve önemli haberleri profesyonel bir bakış açısıyla okuyucularına aktaran önemli bir iletişim platformu olarak görüyorum. Bu değerli çalışmalarınız nedeniyle ekibi tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

Temmuz 2026

Gülce Optik

Gülce Optik

Mooshu İstanbul’un Ruhunu Taşıyor

“Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor.”

Merhaba Kadir Bey. Gülce Optik’in kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı okurlarımızla paylaşır mısınız?
Gülce Optik’in hikayesi, gözlüğe yalnızca bir ihtiyaç olarak değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzının bir parçası olarak bakma anlayışı ile 2017 senesinde bir aile şirketi olarak başladı. İlk günden beri amacımız, müşterilerimize sadece bir gözlük sunmak değil; onların kendilerini iyi hissedecekleri, tarzlarını yansıtacak özel parçalar sunabilmekti. Zaman içerisinde tasarım ve üretime olan ilgimizi geliştirmeye çalışırken bu süreçte Mooshu markası doğdu. Mooshu ile birlikte daha özgün, detay odaklı ve karakter sahibi tasarımlar üretmeye başladık. Gözlüğün ilk çiziminden son halini aldığı montajına kadar, birçok aşamayı kendi atölyemizde yürütüyor olmamız, markanın kimliğini daha güçlü ve özgün hale getirdi. Bugün geldiğimiz noktada; hem optik mağazacılık tarafında müşterilerimize kaliteli hizmet sunmaya devam ediyor hem de Mooshu ile tasarım odaklı bir marka kimliği oluşturuyoruz. Yerel üretimi, kaliteli işçiliği ve modern tasarım anlayışını bir araya getirerek, Türkiye’de kendi çizgisini oluşturan markalardan biri olma yolunda ilerliyoruz.

Mooshu’nun Dna’sından ve diğer yerli markalarımızdan hangi özellikleriyle ayrıştığından bahseder misiniz?
Mooshu ürünlerinin en önemli özelliklerinden biri İstanbul’daki atölyemizde yüzde 100 Türk yapımı olarak ortaya çıkmalarıdır. Markanın ‘Hand Made in Istanbul’ mottosu da tam olarak buradan geliyor. İstanbul; farklı kültürlerin, sokak estetiğinin, modern ve zamansız detayların iç içe geçtiği çok güçlü bir şehir olduğundan, biz de bu enerjiyi tasarımlarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Markanın Dna’sında el işçiliği, özgünlük ve detaylara verilen önem var. Modellerimiz için yalnızca estetik unsurlar değil, kullandığımız materyal, yüzle kurduğu denge ve kullanım konforu da son derece önemli kriterlerdir. Seri üretim mantığından uzak durarak, daha karakter sahibi, kişiselleştirilmiş ve uzun ömürlü ürünler ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Bu nedenle, Hand Made in Istanbul bizim için sadece bir üretim ifadesi değil; aynı zamanda şehrin dinamik, kozmopolit, özgür ve yaratıcı yapısının Mooshu’nun ruhuna birebir yansımasıdır.

Mooshu’nun tasarım dilini nasıl tanımlarsınız? Modelleriniz için ilham kaynaklarınız neler?
Tasarımlarımızda geçmişin karakteristik çizgilerinden ilham alırken, bunları günümüz estetik anlayışıyla yeniden yorumlamaya çalışıyoruz. Özellikle 60’lar ve 70’lerin gözlük kültürü, retro çerçeve detayları, analog tasarım anlayışı ve İstanbul’un sokak estetiği bizim için önemli ilham kaynakları arasında yer alıyor. Bunun yanında endüstriyel detaylar, kullanılan materyalin doğal dokusu ve el işçiliğinin bıraktığı izler de tasarım sürecimizi etkiliyor. Mooshu’da tasarım yaparken yalnızca trend odaklı düşünmüyoruz. Modelin yüzde kurduğu dengeyi, taşıdığı karakteri ve kişiye verdiği duyguyu da önemsiyoruz. Vintage çizgilerin verdiği güçlü karakteri, daha sade ve rafine detaylarla bir araya getirerek modern ama zamansız bir görünüm oluşturmayı hedefliyoruz.

Tasarım geliştirme ve üretim süreçlerinizde kalite yaklaşımınızı nasıl koruyorsunuz?
Kalite, bizim için Mooshu’nun tasarım ve üretim süreçlerinde her gün ödün vermeden uygulamaya çalıştığımız bir prensiptir. Tasarım aşamasında bir model estetik olarak ne kadar güçlü görünürse görünsün, eğer kullanım konforu, denge veya malzeme kalitesi ile istediğimiz seviyede değilse o modeli üretime almıyoruz. Bazen tek bir detay için uzun süre çalıştığımız ya da bir modeli yeniden revize ederiz. Çünkü hızla üretilen değil, uzun ömürlü ve karakter sahibi ürünler ortaya çıkarma hedefindeyiz. Ürün geliştirme sürecinde ise özellikle el işçiliği ve son montaj aşamalarına büyük önem veriyoruz. Çerçevenin yüzle kurduğu oran, polisaj kalitesi, kaplama aşamaları ve küçük detayların bütünlüğü bizim için belirleyici unsurlar arasında yer alır.

Mooshu gözlükleri için tercih ettiğiniz materyaller neler ve üretimde teknoloji ile el işçiliğini nasıl dengeliyorsunuz?
Kullandığımız malzeme ve üretim teknikleri, Mooshu’nun karakterini doğrudan belirleyen unsurlardır. Özellikle titanyum kaplama hem dayanıklılık hem de yüzey kalitesi açısından bizim için önemli bir tercihtir. Metal yüzeylerde daha rafine bir görünüm elde ederken aynı zamanda uzun ömürlü kullanımı garantiliyor. Hafif ama güçlü yapı oluşturabilmek adına farklı metal kombinasyonları ve özel yüzey işlemleri üzerinde yeni AR-GE çalışmalarımız var. Kullandığımız PA (Poliamid/Naylon) camlar ise hafiflik, optik netlik ve kullanım konforu açısından önemli avantajlar sağlıyor. Üretimde lazer kesim ve hassas işleme teknolojileri süreçlerimizin önemli bir parçasıdır. Bu teknikler sayesinde daha net hatlar, daha kontrollü detaylar ve yüksek hassasiyet elde edebiliyoruz. Ancak bizim için teknoloji tek başına yeterli değil; birçok aşamada mutlaka el işçiliği ve ince işçilik devreye giriyor. Çünkü bir modelin karakterini ve ruhunu bu titiz zanaatın verdiğine inanıyoruz.

Mooshu’nun ve koleksiyonlarının gelişimine süreklilik kazandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?
AR-GE çalışmalarını Mooshu’nun gelişim sürecinin en önemli parçalarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle üretim sürecinin birçok aşamasında deneme, geliştirme ve yeniden yorumlama üzerine çalışıyoruz. Özellikle materyal seçimleri, hafiflik–dayanıklılık dengesi ve kullanım konforu üzerine sürekli testler yapıyoruz. Bazen küçük görünen bir detay bile ürünün hissini ve performansını tamamen değiştirebiliyor. Bu yüzden üretim sürecinde hem teknik hem de tasarımsal açıdan sürekli iyileştirme yaklaşımı benimsiyoruz. Mooshu’nun sürekli gelişimini sürdürülebilir kılan en önemli unsur, üretimimizin büyük bölümünü kendi kontrolümüzde yürütüyor olmamızdır. Aynı zamanda kullanıcı deneyimlerini ve sektördeki yenilikleri dikkatle takip ederek kendimizi sürekli güncel tutmaya çalışıyoruz. Teknolojiyi yakından takip ederken el işçiliği ve zanaat kültürünü de korumaya önem veriyoruz. Bizce gerçek gelişim, yalnızca yeni teknolojiler kullanmaktan değil; aynı zamanda markanın ruhunu koruyarak her koleksiyonda bir öncekinin üzerine koyabilmekten geçiyor.

Gülce Optik’in toptancı ve üretici kimliğini birlikte yönetmek size nasıl bir avantaj sağlıyor?
Gülce Optik’in perakende, toptan satış ve üretici yönlerinin birbirini beslemesi sayesinde hem kullanıcı beklentilerini daha doğru analiz edebiliyor hem de ürün geliştirme süreçlerinde daha hızlı ve kontrollü hareket edebiliyoruz. Toptancı yapımız sayesinde farklı mağazaların, farklı müşteri profillerinin ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı buluyoruz. Bu da bize yalnızca tasarım odaklı değil; aynı zamanda pazardaki gerçek ihtiyaçlara cevap veren koleksiyonlar oluşturma avantajı sağlıyor. Yapılanmamızı; tasarım, üretim ve satış süreçlerinin birbiriyle sürekli iletişim halinde olduğu daha dinamik bir sistem üzerine kurduk. Böylece sahadan gelen geri bildirimleri hızlı şekilde üretime yansıtabiliyor, ürün geliştirme süreçlerini daha verimli hale getirebiliyoruz. İş ortaklıklarımız için ise uzun vadeli ve güven temelli ilişkileri önemsiyoruz. Çalıştığımız noktalarla yalnızca ürün tedarik eden bir yapı olmak yerine, markanın tasarım dilini ve kalite anlayışını birlikte büyüten işbirlikleri oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızın Mooshu’nun gelişim sürecine ve güvenirliğine önemli katkı sağladığını düşünüyoruz.

Mooshu için ileri dönem uluslararası hedeflerinizden ve ihracat planlarınızdan bahseder misiniz?
Biz Mooshu’yu yalnızca bir gözlük üreticisi olarak değil; kendi tasarım dili, karakteri ve üretim anlayışı olan bir lifestyle markası olarak konumlandırıyoruz. Bu nedenle global pazarda da daha seçici ve marka kimliğini koruyan bir büyüme hedefliyoruz. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarları, Mooshu’nun tasarım çizgisi açısından önemli potansiyel taşıyor. İhracat tarafında, kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme planlıyoruz. Halihazırda özellikle İtalya, Yunanistan, Kuveyt, Dubai gibi ülkelerde marka varlığımızı oldukça güçlendirmiş durumdayız. Önceliğimiz yalnızca ürün ihraç etmek değil; markanın hikayesini, kalite anlayışını ve tasarım kültürünü doğru şekilde temsil edebilecek işbirlikleri kurmaktır. Son yıllarda birçok uluslararası fuarda katılımcı olarak iş ortaklıkları edindik. Önümüzdeki süreçte de uluslararası fuarlar, seçili butik optik mağazalar ve tasarım odaklı satış kanalları üzerinden Mooshu’nun global bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz. Türkiye’den çıkan, kendi tasarım diliyle dünyada tanınan güçlü bir gözlük markasına dönüşmek en büyük hedeflerimizden biridir.

Peki Mooshu için yeni koleksiyonlar, teknolojiler veya işbirlikleri gündemde mi?
Mooshu’da tasarım ve üretim tarafında sürekli gelişen bir yapımız var. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem yeni koleksiyonlar hem de üretim teknolojileri tarafında farklı çalışmalarımız olacak. Özellikle zamansız çizgileri modern detaylarla birleştiren daha güçlü koleksiyonlar üzerinde çalışıyoruz. Malzeme kullanımında farklılıklara odaklandık. Daha desenli yüzey detaylarına ve renk kombinasyonlarında daha özgün ve karakter sahibi tasarımlar geliştirmeyi sürdürüyoruz. Ayrıca, üretim hassasiyetini artıracak yeni sistemler ve işleme teknikleri üzerine yoğunlaşıyoruz. Daha hafif, daha dayanıklı ve kullanım hissi daha güçlü ürünler geliştirebilmek adına farklı materyaller ve üretim yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında Mooshu’nun tasarım kimliğini farklı disiplinlerle bir araya getirecek işbirlikleri de gündemimizde yer alıyor. Moda, sanat ve tasarım dünyasından farklı yaratıcı alanlarda, başarılı isimler ile ortak projeler üretmenin markaya yeni bir perspektif kattığına inanıyoruz.

İki yıl üst üste Silmo Award İstanbul ödülü kazanmak, Mooshu’nun marka algısını nasıl etkiledi?
Silmo İstanbul Optik Fuarı kapsamında yerli üretim gözlük kategorisinde iki yıl üst üste ödüllendirmeyi sadece bir başarı olarak değerlendirmiyoruz. Yıllardır emek verdiğimiz üretim ve tasarım anlayışının sektör tarafından karşılık bulduğunu görmek bizim için çok değerliydi. Peş peşe aldığımız bu ödüller Mooshu’nun, marka konumlandırması açısından güvenilirliğini ve bilinirliğini önemli ölçüde güçlendirdi. Hem sektör profesyonelleri hem de kullanıcı tarafında markaya olan ilginin artmasını sağladı. Özellikle ‘tasarım odaklı Türk markası’ algısının daha güçlü oluştuğunu gözlemledik. Aynı zamanda bu ödüller bizim için bir motivasyon kaynağı da oldu. Çünkü Mooshu’da yalnızca estetik olarak güçlü ürünler üretmeyi değil; üretim kalitesi, işçilik ve marka kimliğiyle de uzun vadeli bir değer oluşturmayı hedefliyoruz. İki yıl üst üste gelen bu başarı, doğru yolda olduğumuzu hissettiren gurur verici bir gelişme oldu.

Silmo İstanbul Optik Fuarının sektör açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın, Türkiye optik sektörünün gelişimi açısından kritik bir platform olduğunu düşünüyoruz. Hem yerli markaların kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilmesi hem de uluslararası sektör profesyonellerinin bir araya gelebilmesi açısından oldukça önemli bir buluşma noktasıdır. Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor. Bizim için Silmo İstanbul sadece bir fuar değil; aynı zamanda markamızı yerli ve yabancı sektör profesyonellerine tanıtma fırsatı yakaladığımız, sektör içi iletişimi güçlendirdiğimiz bir platformdur. Mooshu olarak özellikle tasarım gücü yüksek ve üretime yatırım yapan markaların daha fazla ön plana çıkmasının sektörün gelişimi açısından çok değerli olduğu inancındayız: Silmo İstanbul’un da bize bu ortamı sağlamasından dolayı oldukça mutluyuz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Mooshu gibi yerli markalara; sektörde kendini ifade edebilme alanı açan 4 your eyes’ın optik dünyası için kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yerli üretimin, tasarım kültürünün ve sektördeki yaratıcı bakış açısının daha görünür hale gelmesine önemli bir desteği olduğuna inanıyoruz. Bizim için gözlük yalnızca bir aksesuar değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzını yansıtan güçlü bir ifade biçimidir. Bu bakış açısını paylaşabildiğimiz platformların sektöre ilham verdiğine inanıyoruz. Nazik davetiniz için biz teşekkür ederiz.

Haziran 2026

Zorlu Gözlük

Zorlu Gözlük

Porto Romana ile Dünyaya Açılıyor

“Silmo İstanbul’un sektörel iletişimi güçlendirdiğine, yeni ticari bağlantılar oluşturduğuna ve markaların gelişim sürecine önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz.”

Merhaba Ömer Bey, Zorlu Gözlük’ün kuruluş hikayesini ve firmanın optik sektöründeki gelişimini okurlarımızla paylaşır mısınız?
Zorlu Gözlük, 2018 yılında sektördeki uzun yıllara dayanan mağazacılık ve tasarım tecrübesini daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya taşımak amacıyla hayata geçti. Kuruluş sürecindeki temel hedefimiz; kaliteli, erişilebilir ve kullanıcı beklentilerine cevap veren ürünleri modern tasarım anlayışıyla bir araya getirerek sektörde güçlü ve kalıcı bir yer edinmekti. Bu doğrultuda, kurucu ortaklarımızla birlikte daha sistemli bir yapı oluşturarak sektördeki deneyimimizi daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefledik. Edindiğimiz bilgi birikimini ve sektörel tecrübemizi daha güçlü, sürdürülebilir ve rekabetçi bir marka çatısı altında toplama ihtiyacı da bu yapının temelini oluşturdu. Bu süreçle birlikte üretim faaliyetlerimizi kendi kurumsal çatımız altında daha verimli şekilde yönetme imkanı elde ettik. Aynı zamanda markalaşma sürecimiz hız kazandı ve büyüme hedeflerimiz daha net bir stratejiye oturdu. Bununla birlikte yurt dışı açılımlarımızı da güçlendirerek uluslararası ölçekte daha görünür bir marka olma yolunda ilerlemeye devam ediyoruz.

Yenilikçi ve değişime açık bir vizyonla hareket ediyorsunuz. Bu yaklaşım iş modelinize ve koleksiyon oluşturma süreçlerinize nasıl yansıyor?
Yenilikçi yaklaşımımız; trend analizi, hızlı koleksiyon geliştirme ve müşteri geri bildirimlerine dayalı üretim modeliyle iş süreçlerimize doğrudan yansıyor. Sektörde değişen kullanıcı beklentilerini yakından takip ediyor, koleksiyonlarımızı oluştururken yalnızca estetik unsurları değil; kullanım alışkanlıklarını, konfor beklentilerini ve satış dinamiklerini de dikkate alıyoruz. Bu nedenle tasarım süreçlerimizi daha esnek, dinamik ve güncel bir yapı içerisinde yönetmeye özen gösteriyoruz. Koleksiyon hazırlık sürecinde global trendleri yakından takip ederken, kendi marka kimliğimizi korumayı da oldukça önemsiyoruz. Bizim için yenilik yalnızca yeni model üretmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda üretim süreçlerini geliştirmek, kalite standardını sürdürülebilir hale getirmek ve müşteriye daha hızlı çözümler sunabilmek anlamına da geliyor. Bunun yanında uluslararası arenadaki büyük oyuncularla kurduğumuz iletişimler ve işbirlikleri de vizyonumuzu geliştiren önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Porto Romana markanız nasıl konumlanıyor; tasarım Dna’sı ve koleksiyon yapısından bahseder misiniz?
Porto Romana, modern, şık ve zamansız tasarımlarıyla geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eden bir marka olarak konumlanıyor. Koleksiyonlarımızı oluştururken estetik görünüm ile kullanım konforunu bir arada sunmaya büyük önem veriyoruz. Kadın, erkek, uniseks ve çocuk kategorilerinde oluşturduğumuz ürün çeşitliliği sayesinde farklı yaş gruplarına ve farklı stil anlayışlarına hitap edebiliyoruz. Özellikle clip-on gibi kullanıcıya pratik kullanım avantajı sağlayan koleksiyonlarımız da yoğun ilgi görüyor. Ürünlerimizin yalnızca şıklık, kalite ve işlevsellikleriyle değil, kullanıcıda bıraktıkları duygusal etkiyle de öne çıkmasını önemsiyoruz. Kendini iyi hisseden, stilini rahat şekilde yansıtabilen kullanıcı profiline hitap eden bir marka kimliği oluşturmaya çalışıyoruz.

Porto Romana’nın uluslararası büyüme sürecini ve ihracat yaklaşımınızı paylaşır mısınız?
Yurt dışı distribütörlük ağımız, markamızın uluslararası alandaki bilinirliğini artırırken aynı zamanda sürdürülebilir ihracat büyümemize de önemli katkılar sağlıyor. İhracat sürecinde yalnızca ürün satışı odaklı değil, uzun vadeli ve güçlü işbirlikleri kurmaya dayalı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bugün itibarıyla 17 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor olmamız, bu stratejinin önemli bir sonucudur. Farklı pazarlardaki kullanıcı beklentilerini ve sektör dinamiklerini yakından takip ederek her bölgenin ihtiyaçlarına uygun bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Distribütör ağımızı güçlendirmek ve yeni partnerlikler oluşturmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bunun yanında markamızın uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesi adına fuarlar ve sektörel organizasyonları da oldukça önemsiyoruz. Bizim için ihracat yalnızca ticari büyüme anlamına gelmiyor; aynı zamanda markamızı farklı pazarlarda doğru şekilde temsil edebilmek anlamı da taşıyor. Bu nedenle kalite standardımızı koruyarak, sürdürülebilir ve güvene dayalı bir büyüme modeliyle ilerlemeye özen gösteriyoruz.

Zorlu Gözlük’ün bu hızlı gelişiminde belirleyici olan dinamikler sizce neler?
Doğru ürün konumlandırması, hızlı üretim kabiliyeti, üretimde standartlaşma, verimlilik, izlenebilirlik, ölçülebilirlik çerçevesinde oluşturduğumuz planlama anlayışı ve müşteri odaklı yaklaşımımız bu büyümenin ve gelişimin temelini oluşturuyor. Bunun yanında değişen sektör dinamiklerine hızlı uyum sağlayabilmek ve kullanıcı beklentilerini doğru analiz etmek de bizim için oldukça önemlidir. Üretimden satış sonrası sürece kadar her aşamada sürdürülebilir kalite anlayışıyla hareket etmeye özen gösteriyoruz. Kontrollü ve istikrarlı büyümenin, markaları uzun vadede daha güçlü bir noktaya taşıdığına inanıyoruz.

Koleksiyonlarınızın tasarım ve üretim süreçlerinde hangi kriterleri temel alıyorsunuz?
Tasarım süreçlerimizde estetik, işlevsellik ve kullanıcı beklentileri bizim için temel kriterler arasında yer alıyor. Bir ürünün yalnızca görsel olarak dikkat çekici olması değil, aynı zamanda günlük kullanımda konforlu ve uzun ömürlü bir deneyim sunması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle koleksiyonlarımızı oluştururken trendleri takip ederken zamansız bir tasarım anlayışını da korumaya özen gösteriyoruz. Üretim tarafında ise kalite, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik en fazla önem verdiğimiz konular arasında bulunuyor. Kullanılan malzeme seçiminden üretim aşamalarına kadar tüm süreçleri titizlikle planlıyor ve kontrol ediyoruz. Sürdürülebilir başarının, yalnızca üretim kapasitesiyle değil; istikrarlı kalite standardını koruyabilmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu noktada alanında uzman ve deneyimli ekiplerle çalışmak da süreçlerimize önemli katkı sağlıyor. Tasarım ve üretim arasında kurduğumuz dengeli yapı sayesinde hem estetik açıdan güçlü hem de kullanıcı memnuniyeti yüksek koleksiyonlar ortaya çıkarmayı hedefliyoruz.

Ürünlerinizde tercih ettiğiniz materyallerden ve üretime yönelik standartlarınızdan bahseder misiniz?
Üretim süreçlerimizde yüksek kaliteli hammaddeler kullanmaya ve uluslararası üretim standartlarına uygun bir yapı oluşturmaya büyük önem veriyoruz. Bizim için kalite kontrol, üretimin yalnızca belirli bir aşaması değil; sürecin tamamına yayılan temel bir anlayıştır. Ürünlerimizin dayanıklılığı, kullanım konforu ve uzun ömürlü olması en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor. Aynı zamanda operasyonel süreçlerde sürdürülebilir kalite standardını koruyabilmek adına tüm aşamaları titizlikle takip ediyoruz. Satış sonrasında da müşterilerimizin her zaman bize ulaşabilmesini önemsiyor, garanti kapsamındaki süreçlerde hızlı ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsiyoruz.

Biraz da Zorlu Gözlük olarak izleyeceğiniz yol ve gelecek planlarınızdan söz eder misiniz?
Kısa vadede ürün kalitemizi daha da ileri taşımak, tasarım süreçlerimizi sürekli geliştirmek ve koleksiyon çeşitliliğimizi artırmak öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Özellikle kullanıcı beklentilerinin hızla değiştiği günümüzde hem tasarım hem de üretim tarafında daha dinamik bir yapı oluşturmayı önemsiyoruz. Bununla birlikte mevcut marka gücümüzü daha sağlam bir noktaya taşımak ve müşteri memnuniyetini sürdürülebilir hale getirmek de temel önceliklerimiz arasında bulunuyor. Orta vadede ise ihracat hacmimizi artırmayı, yeni pazarlarda daha aktif rol almayı ve uluslararası görünürlüğümüzü güçlendirmeyi hedefliyoruz. Farklı kullanıcı profillerine hitap edecek yeni ürün grupları ve marka yapılanmaları üzerine de çalışmalarımız devam ediyor. Sektörde kalıcı ve güçlü bir marka olabilmek adına, büyüme sürecimizi kontrollü, planlı ve sürdürülebilir bir anlayışla ilerletmeye özen gösteriyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendirir siniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın sektörümüzün en önemli buluşma noktalarından biri olduğu çok açık. Hem Türkiye’den hem de farklı ülkelerden sektör profesyonellerini bir araya getirmesi açısından oldukça değerli bir organizasyon olduğunu düşünüyoruz. Yeni işbirlikleri kurmak, sektördeki gelişmeleri yakından takip etmek ve markaların kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilmesi adına önemli katkılar sağlıyor. Aynı zamanda fuarda yer almak markaların bilinirliğini artırırken, sektördeki konumlarını da güçlendiriyor. Biz de Zorlu Gözlük olarak Silmo İstanbul’un sektörel iletişimi güçlendirdiğine, yeni ticari bağlantılar oluşturduğuna ve markaların gelişim sürecine önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Özellikle optik sektörü gibi sürekli gelişen ve yenilenen bir alanda, firmaların kendilerini doğru şekilde ifade edebilmeleri büyük önem taşıyor. Bu noktada 4 your eyes dergisi hem markalar hem de sektör profesyonelleri arasında önemli bir köprü görevi üstleniyor. Aynı zamanda sektördeki gelişmelerin, yeniliklerin ve marka hikayelerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına da önemli katkı sağlıyor. 4 your eyes’ın uzun yıllardır sektöre sunduğu katkıyı değerli buluyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

Mayıs 2026

Göz-Lüks Optik

Göz-Lüks Optik

Gücünü Meslek Sevgisinden Alıyor

“Özellikle yerli üreticilerin uluslararası ziyaretçilerle doğrudan temas kurabilmesi açısından Silmo İstanbul’un çok değerli bir platform olduğunu düşünüyorum.”

Merhaba Erol Bey, Göz-Lüks Optik’in kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı okurlarımızla paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Erol Aydoğan. Göz-Lüks Optik’in temeli yaklaşık 40 yıla yaklaşan perakende, üretim ve sivil toplum kuruluşu deneyiminin birikimi üzerine kuruldu. Bu süre zarfında gözlükçülük mesleğinin içinde olmak benim için sadece bir iş değil, aynı zamanda büyük bir gurur kaynağı olmuştur. İnsanların göz sağlığına dokunabilmek, onların yaşam kalitesine katkı sağlayan bir sürecin parçası olmak mesleğimi her zaman daha anlamlı hale getirdi. Meslek hayatım boyunca sevmediğim hiçbir işi yapmadım diyebilirim. Ticari kaygıları çoğu zaman ikinci planda tutarak bu işi önce meslek sevgisiyle yürütmeye çalıştım. Bu nedenle perakendeci kimliğimi her zaman mesleki yolculuğumun en değerli tarafı olarak görüyorum. Bu süreçte sektörün hemen her alanını yakından tanıma fırsatı buldum. Son 10 yılda ise bu tecrübeyi markalaşma ve ihracat odağıyla daha kurumsal bir yapıya taşıdık. Bugün Türkiye’de üretilen ürünleri farklı pazarlara ulaştıran, Fransa, İtalya gibi ülkelerden seçtiğimiz değerli markaların distribütörlüğünü yürüten ve de kendi markasıyla büyümeyi hedefleyen bir yapı olarak yolumuza devam ediyoruz.

Perakendecilikteki güçlü deneyiminiz üretim ve ihracat faaliyetlerin yürütmede ne gibi avantajlar sağladı?
Perakende bu işin temelidir çünkü son tüketiciyi, ürünün kullanım sürecini ve optik mağazaların ihtiyaçlarını doğrudan görme imkanı sağlar. Laboratuvardan çerçeve üretimine kadar uzanan bu deneyim, ithalat ve ihracat süreçlerinde doğru kararlar almamıza katkı sağladı. Kuruluşumuzun en önemli motivasyonlarından biri de perakendeden gelen bu birikimi dış pazarlara taşımaktı. Bugün bu tecrübeyi ticari yapımıza sağlıklı şekilde entegre ettiğimizi düşünüyoruz. Sahada edinilmiş bilgi, hangi ürünün hangi pazarda karşılık bulacağını öngörebilme açısından bize önemli bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle perakendeden gelen bakış açısını yalnızca geçmişimiz olarak değil, bugün yaptığımız tüm planlamaların temel referansı olarak görüyoruz.

Türkiye distribütörlüğünü yürüttüğünüz markaları okurlarımız için biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Şu anda Nemezis Paris, Renaissance Lunette, Mango ve Pull & Bear markalarını Türkiye pazarına ulaştırıyoruz. Distribütörlüğünü üstlendiğimiz markaları seçerken kendi ülkelerinde belirli bir bilinirliğe ulaşmış ve koleksiyon kimliği oluşmuş markalar olmasına dikkat ediyoruz. Gözlük sektöründe markalaşmanın uzun vadeli ve maliyetli bir süreç olduğunu biliyoruz. Bu nedenle hem distribütörlük yaptığımız markaların hem de kendi markamızın optik mağazalar aracılığıyla doğru şekilde konumlanmasını önemsiyoruz. Reklamdan çok sahada birebir iletişim ve ziyaretlerle büyümeyi tercih ediyoruz. izim yaklaşımımız hızlı sonuç almaktan çok kalıcı bir yer edinmek üzerine kurulu olduğu için markalarımızı mağazalarla kurduğumuz doğrudan iletişim üzerinden adım adım büyütmeye çalışıyoruz. Bu süreçte optik mağazaların geri bildirimlerini dikkatle takip ederek koleksiyon yönetimimizi de sürekli geliştirmeye özen gösteriyoruz.

Türkiye’de üretim yapan optik çerçeve üreticileri ile yürüttüğünüz işbirliklerinden bahseder misiniz?
Firmamızın temel faaliyet alanlarından biri Türkiye’de üretilen optik çerçeveleri Balkanlar ve Kuzey Afrika başta olmak üzere farklı ülkelere ulaştırmaktır. Özellikle yerli üretimin uluslararası pazarlarda daha fazla yer bulması bizim için önemli bir motivasyon kaynağıdır. Bu doğrultuda üretici firmalarla sürdürülebilir işbirlikleri geliştirerek hem markalarımızın hem de ülkemizde üretilen ürünlerin bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz. Bu süreç emek ve sabır gerektiriyor ancak kararlılıkla ilerliyoruz. Türkiye’de üretilen ürünlerin kalite açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz ve bunu farklı pazarlarda daha görünür hale getirmek için çalışıyoruz. Uzun vadede hem üreticilerimizin hem de ülkemizin optik sektöründeki konumuna katkı sağlayacak bir yapı oluşturmayı önemsiyoruz.

Kuzey Afrika ve Balkan ülkelerine yönelik ihracat faaliyetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Türkiye’de üretim yapan birçok firma için Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleri ihracata açılan ilk ve önemli pazarlardan biridir. Bu bölgeler hem rekabet hem erişilebilirlik açısından markaların gelişmesine katkı sağlar. Biz de bu pazarlarda edindiğimiz deneyimi daha geniş coğrafyalara taşımayı hedefliyoruz. Önümüzdeki süreçte Avrupa ve farklı bölgelerde de daha aktif olmayı planlıyoruz. İhracatın kademeli ilerleyen bir süreç olduğuna inanıyoruz ve bu nedenle her pazarı kendi dinamikleri içinde değerlendirerek adım adım ilerlemeyi tercih ediyoruz. Bugüne kadar ulaştığımız ülkelerde kurduğumuz ilişkileri güçlendirerek hem markamızın hem de Türkiye’de üretilen ürünlerin bilinirliğini artırmaya devam etmeyi amaçlıyoruz.

Bayi seçiminde hangi kriter ve değerleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Bayi seçiminde önceliğimiz her zaman doğru iletişim kurabileceğimiz iş ortaklarıyla çalışmak oluyor. Ticari planlama kadar güven ilişkisi de bizim için çok önemlidir. Referans ve karşılıklı niyet uyumu sağlanmadan uzun vadeli işbirlikleri kurmanın sağlıklı olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle bayi ağımızı oluştururken sürdürülebilir ve karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurmaya özen gösteriyoruz. Bizim yaklaşımımızda ticaret yalnızca ürün satışı değil aynı zamanda birlikte yol yürümek anlamına geliyor. Bu nedenle çalıştığımız firmalarla uzun vadeli, karşılıklı gelişime açık ve sağlıklı bir iletişim zemini oluşturmayı her zaman öncelikli görüyoruz.

Sektörde yüksek standartlardaki satış sonrası hizmetlerinizle biliniyorsunuz. Bu süreçte nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Türkiye’de optik sektörünün güçlü yönlerinden biri satış sonrası hizmet kalitesidir. Yerli üretimin tercih edilmesinde bu yaklaşımın önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz. Biz de firmamız bünyesinde satış sonrası süreçleri yakından takip ederek hem iş ortaklarımızın hem de son kullanıcıların memnuniyetini ön planda tutuyoruz. Karşılıklı memnuniyetin sürdürülebilir iş ilişkilerinin temelini oluşturduğuna inanıyoruz. Özellikle ihracat yaptığımız pazarlarda da bu yaklaşımı aynı titizlikle sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü satış sonrası hizmet kalitesinin markaya duyulan güveni doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünüyoruz.

Göz-Lüks Optik’in sektördeki yeniliklere hızlı uyum sağlayan yapısını nasıl oluşturuyorsunuz?
Sektörde ayakta kalabilmek için yenilikleri yakından takip etmek zorundayız. Uluslararası fuarları düzenli olarak ziyaret ediyor, katılımcı oluyor ve gelişmeleri yerinde inceliyoruz. Bunun yanında üretim teknikleri ve koleksiyon yapıları konusunda da sürekli öğrenmeye devam ediyoruz. Değişimin sektörümüz için bir zorunluluk olduğunu düşünüyor ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. Dünyadaki gelişmeleri yerinde takip etmek hem ürün yaklaşımımızı hem de pazar stratejimizi daha sağlıklı şekillendirmemize katkı sağlıyor. Bu nedenle öğrenmeye açık kalmayı ve sektördeki dönüşümü yakından izlemeyi çalışma kültürümüzün doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Via And Optik Grup bünyesinde faaliyet göstermek firmanıza ne gibi katkılar sağlıyor?
Via And Optik bizim için yalnızca bir grup yapısı değil aynı zamanda perakendeden gelen tecrübemizin başlangıç noktasıdır. Uzun yıllara dayanan saha deneyimi bugün attığımız adımların temelini oluşturuyor. Güçlü bir ekip yapısıyla ilerlemek bu süreçte en önemli avantajlarımızdan biri oldu. Bu birlikteliğin sağladığı sinerji hem ticari hem kurumsal gelişimimize katkı sağlıyor. Perakende tecrübesinden gelen bakış açısı sayesinde sektörü daha yakından okuyabiliyor ve kararlarımızı daha sağlam bir zeminde şekillendirebiliyoruz. Bu yapının sağladığı kurumsal hafızanın gelecekteki adımlarımız açısından da önemli bir rehber olduğunu düşünüyorum.

Göz-Lüks Optik’in kısa ve orta vadeli hedefleri nelerdir? Yeni pazarlar veya yeni markalar gündeminizde mi?
Gelişmekte olan bir firma olarak yeni pazarlar ve yeni ürün grupları her zaman gündemimizde yer alıyor. Mevcut ihracat ağımızı genişletmek ve markamızı daha fazla ülkede görünür kılmak öncelikli hedeflerimiz arasında bulunuyor. Bunun yanında sektörden öğrenmeye devam ederek daha sağlam adımlarla ilerlemeyi önemsiyoruz. Özellikle Türkiye’de üretilen ürünlerin daha fazla pazarda yer alması için çalışmalarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki süreçte hem mevcut işbirliklerimizi güçlendirmek hem de yeni pazarlara açılarak markamızın uluslararası görünürlüğünü artırmak istiyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul’un Türkiye optik sektörünün uluslararası görünürlüğü açısından önemli bir rol üstlendiğini düşünüyorum. Üretici firmalarımızın detaylara verdikleri önemin markalaşma sürecinde belirleyici olduğuna inanıyorum. Bu tür organizasyonlar hem sektör içi iletişimi güçlendiriyor hem de Türkiye’nin üretim gücünü dünyaya tanıtma fırsatı sunuyor. Özellikle yerli üreticilerin uluslararası ziyaretçilerle doğrudan temas kurabilmesi açısından fuarın çok değerli bir platform olduğunu düşünüyorum. Bu tür organizasyonların sektörümüzün gelişimi ve dünyaya açılması açısından önemli katkılar sağlamaya devam edeceğine inanıyorum.

Bu değerli röportaj için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes dergisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Derginiz 4 your eyes’ın, sektördeki gelişmeleri düzenli ve nitelikli bir yayıncılık anlayışıyla takip edilebilir hale getirmesi hem üretici hem optik mağazalar açısından önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde hem basılı hem dijital yayıncılığı birlikte sürdürmenizin sektöre önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Yeni ürünleri ve gelişmeleri okurlarıyla buluşturması açısından değerli bir görev üstleniyor. Bu vesileyle emeği geçen tüm ekibi tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Nisan 2026

Arma Optik

ARMA OPTİK

Deneyimin Ürünü Yüksek Kalite

“Silmo İstanbul’un sektörde kalite standartlarının yükselmesine ve Türkiye’nin optik alanındaki görünürlüğünün artmasına ciddi katkı sağladığını düşünüyorum.”

Merhaba Hikmet Bey. Okurlarımıza optik sektörüyle nasıl tanıştığınızdan ve Arma Optik’in kurma sürecinizden söz eder misiniz?
Tüm 4 your eyes okurlarına öncelikle merhaba demek isterim. Arma markasını 2015 yılında oluşturdum ancak optik sektörüyle tanışmam çok daha eski yıllara dayanıyor. 1983 yılında Denizli’de Doruk Optik ile başlayan meslek hayatım, sektörü farklı yönleriyle öğrenmemi sağlayan uzun ve öğretici bir yolculuk oldu. Daha sonraki yıllarda İstanbul’da Sistem Optik ve Gözlükevi markalarını hayata geçirerek hem toptan hem de perakende alanında faaliyet gösterdim. Bu süreç bana yalnızca ürün satmayı değil, markalaşmanın, güven inşa etmenin ve sürdürülebilir iş ilişkileri kurmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti. Her aşamada edindiğim bilgi birikimi, sektördeki değişimleri doğru okumamı sağladı. Arma markası ise tüm bu yılların deneyiminin bir sonucu, hatta kişisel olarak ustalık eserim diyebileceğim bir noktada ortaya çıktı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca ticari bir yapı değil, aile değerleriyle büyüyen bir marka kültürü oluşturduğumuza inanıyorum. Eşim ve kızlarımla birlikte aynı heyecanı paylaşarak çalışmak, işimize ayrı bir anlam katıyor.

Arma markası bugün hangi ürün kategorilerine sahip ve üretim süreciniz nasıl gerçekleşiyor?
Arma markası altında renkli kontakt lens, optik çerçeve ve güneş gözlüğü kategorilerinde faaliyet gösteriyoruz. Ürün portföyümüzü oluştururken temel önceliğimiz, kullanıcı konforu ile kalite standartlarını aynı noktada buluşturmak oldu. Bu nedenle üretim süreçlerinde oldukça titiz bir kontrol mekanizması uyguluyoruz. Markalarımıza ait kontakt lens ve gözlüklerin üretimini, dünyanın farklı bölgelerinde alanında uzman ve yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerinde yaptırıyoruz. Her aşamada kalite kontrol süreçlerini yakından takip ediyor, ürünler piyasaya sunulmadan önce detaylı değerlendirmeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle kontakt lens kategorisinde hassasiyet çok önemli olduğu için üretim ortaklarımızı seçerken detaylı araştırmalar yaptık. Kontakt lenslerimiz Güney Kore’de ödüllü bir üretim tesisinde hazırlanıyor. Bunun yanında bu yıl All In Sol markamızla İtalya’da, dünyanın en gelişmiş formülasyonlarından birine sahip kontakt lens solüsyonunun üretimini başlatıyoruz. Bu yatırım, yalnızca ürün çeşitliliğimizi artırmak değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini bütüncül bir şekilde ele alma vizyonumuzun da bir parçasıdır.

Arma Color ve Mood Color etiketli kontakt lens markalarınız hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Arma markası ana koleksiyonumuzu temsil ediyor. Arma koleksiyonu altında yıllık kullanıma uygun renkli kontakt lenslerimizi sunarken, Mood koleksiyonu altında üç aylık kullanıma uygun kontakt lens seçeneklerini kullanıcılarla buluşturuyoruz. Her iki koleksiyon da kalite, güvenlik ve konfor açısından en üst standartlarda geliştirilmiştir. Bu iki seri arasındaki temel fark kullanım süreleri olsa da aslında kullanıcı alışkanlıklarına yönelik farklı çözümler sunmalarıdır. Uzun süreli kullanım tercih eden kullanıcılar Arma koleksiyonuna yönelirken, daha sık değişim isteyen veya farklı renkleri deneyimlemeyi seven kullanıcılar Mood koleksiyonunu tercih ediyor. Tasarım sürecinde yalnızca estetik değil, göz sağlığı ve kullanım rahatlığı da önceliğimiz oluyor. Renk geçişlerinin doğallığı, gözde oluşturduğu etki ve günlük kullanım konforu üzerinde özellikle çalışıyoruz. Amacımız kullanıcıların kontakt lens taktığını hissetmeden doğal bir görünüm elde edebilmesidir.

Renkli kontakt lens koleksiyonlarınızda güçlü bir renk paletiniz var. Renklerinizi belirlerken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Renkleri belirlerken tek bir kaynağa bağlı kalmıyoruz. İstanbul, Bakırköy’de bulunan perakende mağazamızdan elde ettiğimiz müşteri geri bildirimleri bizim için çok değerli bir veri oluşturuyor. Kullanıcıların birebir deneyimleri, beklentileri ve talepleri yeni koleksiyonların şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Bunun yanında yurt dışı distribütörlerimizin paylaştığı bilgiler ve Türkiye genelindeki bayilerimizin gözlemleri de süreci destekliyor. Farklı bölgelerdeki kullanıcı alışkanlıklarını analiz ederek daha geniş bir perspektif elde ediyoruz. Moda dünyasındaki renk eğilimleri, makyaj ve stil trendleri de takip ettiğimiz unsurlar arasında yer alıyor. Müşterilerden gelen renk ve desen taleplerini dikkatle değerlendiriyoruz. Çoğu zaman yeni koleksiyonların çıkış noktası doğrudan kullanıcı geri bildirimleri oluyor.

Bünyenizdeki Janie Hills markasının konumunu nasıl tanımlıyorsunuz? Koleksiyonun öne çıkan özellikleri nelerdir?
İthalatını gerçekleştirdiğimiz Janie Hills, zamansız tasarım anlayışı ve zarif çizgileriyle premium segmentte konumlanan güçlü bir markadır. Marka, modaya bağımlı kalmak yerine uzun yıllar kullanılabilecek zamansız tasarımlar üretmeyi hedefliyor. Üst düzey malzeme kalitesi özellikle dikkat çeken unsurlardan biridir. Üstün kaliteli asetat ve metal kullanımı hem dayanıklılığı hem de konforu artırıyor. Tasarım detaylarında sadelik ön planda tutulurken, incelikli işçilik sayesinde ürünler güçlü bir karakter kazanıyor. Yetişkinler ve çocuklar için geniş bir optik çerçeve koleksiyonuna sahip olması da markayı farklılaştırıyor. Böylece farklı yaş gruplarına hitap eden bütüncül bir koleksiyon yapısı oluşuyor. Janie Hills’i premium segmentte değerli kılan unsur, estetik ile fonksiyonelliği dengeli biçimde bir araya getirmesidir.

Jacobson markasının minimalist çizgisi nasıl ortaya çıktı? Bu markayla ulaşmak istediğiniz müşteri profili kim?
Jacobson güneş gözlükleri, sade ama güçlü bir tasarım anlayışıyla ortaya çıktı. Minimalist çizgileriyle zamansızlık kavramını merkeze alıyor. Yıllar geçse bile rahatlıkla kullanılabilecek modellere yer veriyor. Koleksiyonun en önemli özelliklerinden biri üst düzey metal işçiliğidir. Özellikle metal bölümlerde uygulanan el işçiliği detayları, ürünü yalnızca bir aksesuar olmaktan çıkararak değerli bir tasarım objesine dönüştürüyor. Bu detaylar gözlüğe karakter kazandırıyor. Jacobson ile hedeflediğimiz kullanıcı profili, stiline önem veren ancak gösterişten uzak bir şıklık arayan kişilerden oluşuyor. Kalite, sadelik ve rafine tasarım anlayışını bir arada isteyen kullanıcılar için güçlü bir alternatif sunduğumuzu düşünüyoruz.

Arma Optik’in bayileriyle kurduğu iş ortaklığı anlayışı hangi temel prensiplere dayanıyor?
Bayilerimizle ilişkimizi klasik tedarikçi-satıcı ilişkisinden ziyade bir iş ortaklığı olarak görüyoruz. Kendimizi büyük bir ailenin parçası gibi hissediyoruz ve bu yaklaşım iş süreçlerimize de yansıyor. Bayilerimizin kazandığı bir yapı kurmanın uzun vadede herkes için daha sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Seçilmiş bayilerle çalışarak rekabet baskısını azaltan, sürdürülebilir bir ticaret modeli oluşturduk. Böylece iş ortaklarımız ürünlerimizi güvenle temsil edebiliyor. Satış sonrası süreçte ise bayilerimizi hiçbir zaman zor durumda bırakmamaya özellikle dikkat ediyoruz. Ürünlerimizin her zaman arkasında duruyor, hızlı çözüm üretmeye odaklanıyoruz. Sosyal medya gücümüzü de yalnızca marka bilinirliği için değil, bayilerimizin satışlarını destekleyecek şekilde aktif olarak kullanıyoruz. Başarıyı birlikte büyütmenin en doğru yol olduğuna inanıyoruz.

Türkiye genelindeki iş ağınızı oluştururken nasıl bir büyüme ve iletişim modeli benimsiyorsunuz?
Sınırlı ve seçkin sayıda bayi ile çalışmamız iletişim kalitemizi artıran önemli bir unsurdur. Ekibimle birlikte süreçlerin başında bizzat bulunuyor ve bayilerimizle sürekli temas halinde olmaya özen gösteriyoruz. İletişimi güçlü tutmak, sorunları büyümeden çözmemizi sağlıyor. Whatsapp ve Telegram grupları üzerinden anlık iletişim kurabiliyor, kampanya ve yenilikleri hızlı şekilde paylaşabiliyoruz. Bu yapı hem operasyonel hız sağlıyor hem de iş ortaklarımızın kendilerini sürecin içinde hissetmelerine katkı sunuyor. Yeni bayilikler verirken mevcut bayilerimizin ticari dengelerini korumaya özellikle dikkat ediyoruz. Bölgesel planlama yaparak herkes için sürdürülebilir bir satış ağı oluşturmayı hedefliyoruz. Uzun vadeli başarıyı ancak dengeli büyüme ile mümkün görüyoruz.

Koleksiyonlarınızı oluştururken global pazarlar ve aldığınız geri bildirimler tasarım sürecinizi nasıl şekillendiriyor?
Yurt dışındaki distribütörlerimizin paylaştığı bilgiler koleksiyon oluşturma sürecinde önemli bir rehber oluyor. Her ülkenin estetik anlayışı ve kullanıcı beklentisi farklı olduğu için pazar bazlı analizler yapıyoruz. Bazı koleksiyonlarımızı belirli ülkelerin zevklerine göre özel olarak üretiyoruz. Bu yaklaşım markanın uluslararası pazarlarda daha doğru konumlanmasını sağlıyor. Global trendleri takip ederken yerel beklentileri de göz ardı etmiyoruz. Dünyadaki birçok kontakt lens markasının renk ve tasarımlarımızı referans alması bizim için ayrıca gurur vericidir. Hatta bazı markaların renk isimlerine kadar ürünlerimize benzer çalışmalar yapma gayretinde olması da doğru ve yüksek standartlarda ürünler oluşturduğumuzu gösteriyor. 

Kısa ve orta vadede Arma Optik için hedefleriniz neler? Yeni markalar, seriler veya yeni pazarlar gündemde mi?
Temel hedefimiz renkli kontak lens ve kontakt lens solüsyonu kategorilerinde dünya çapında kalite algısı en yüksek markalar arasında yer almaktır. Bu doğrultuda üretim standartlarımızı sürekli geliştiriyor ve Ar-Ge çalışmalarına önem veriyoruz. Özellikle Amerika ve Avrupa pazarında büyümeyi hedefliyoruz. Uluslararası pazarlarda kalıcı olmak için yalnızca ürün kalitesinin değil, marka güvenilirliğinin de önemli olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle distribütör ağımızı güçlendirmek, marka bilinirliğimizi artırmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak adına çalışmalarımızı planlı bir şekilde sürdürüyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nı Türkiye optik sektörünün uluslararası vitrine çıktığı en güçlü organizasyon olarak görüyorum. Fuar, sektör profesyonellerini bir araya getirerek bilgi ve deneyim paylaşımına önemli katkı sağlıyor. Bu platform sayesinde yurt dışındaki firmalarla tanışma, markamızı tanıtma ve yeni işbirlikleri geliştirme fırsatı yakaladık. Aynı zamanda global trendleri yakından gözlemleme imkanı sunması açısından da oldukça değerli bir fuardır. Silmo İstanbul’un sektörde kalite standartlarının yükselmesine ve Türkiye’nin optik alanındaki görünürlüğünün artmasına ciddi katkı sağladığını düşünüyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Her sayısında yayın kalitesini koruyan, sektördeki yenilikleri ve gelişmeleri okurlarla buluşturan önemli bir yayın olduğunu düşünüyorum. Optik dünyasına dair güncel bilgileri profesyonel bir bakış açısıyla aktarması sektöre değer katıyor. Arma Optik adına sizlere teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılarınızın artarak devam etmesini diliyorum.

Mart 2026

Ck Grup Optik

CK GRUP OPTİK

Ninoflex Çocuk Gözlüklerinin İlkeli Üreticisi

“Silmo İstanbul sayesinde ürünlerimizi optisyenlere ve optisyenlik öğrencilerine rahat ve konforlu bir atmosferde tanıtma fırsatı yakalıyoruz.”

Merhaba Can Bey. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak sektöre giriş sürecinizi paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Can Keleş. Gözlükçü bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisiyim. Mağazalarımız 1990’lı yılların ortasında kurulmaya başlandı. Milenyum çağının başlarında ikinci kuşak sayılan ağabeylerim tarafından işletirken, henüz ortaokul dönemindeydim. O dönemlerden lise yıllarımı kapsayacak şekilde okulumdan arta kalan zamanlarda firmamıza gidip gelerek bu mesleğe aşina oldum. Lise mezuniyetim sonrası ise tam zamanlı mağaza yöneticiliği yaparak sektöre giriş yapmış bulunmaktayım.

Ninoflex Glasses’ın ortaya çıkışını, markanızın özelliklerini ve bugün geldiği noktayı bizimle paylaşır mısınız?
Markanın ortaya çıkış hikayesi, Türkiye’de bebek ve çocuklar için yeterince uygun çerçeve modellerinin bulunmamasına dayanıyor. Yetişkin gözlüklerinde 200’ü aşkın markaya rastlanabilirken, çocuklarda yalnızca 4 ya da 5 marka mevcuttu. Bu sebeple piyasadaki boşluğu gidermek amacıyla 2018 yılında ön gözlemler yapıldı ve 2019 itibarıyla Ninoflex markasıyla üretime başladık. Markamızın sunduğu en önemli avantajlar; çocukların yüz şekillerine, kulak mesafelerine ve burun genişliğine göre ortopedik olarak ayarlanabilmesi ve kutu içerisinde yedek parçalarıyla birlikte aileye teslim edilmesidir. Bu da tedavi sürecindeki çocuklar için oldukça faydalı bir çözüm sunmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde 600’ü aşkın satış noktasıyla birçok ailenin ulaşabileceği bir marka haline geldik.

Köklü optik mağazacılık mirasınız, sektörün üretim ve dağıtım tarafına geçişinizi ve Ninoflex Glasses’ın gelişimini nasıl şekillendirdi?
Mağazacılıkta edindiğimiz tecrübe, son tüketiciyi anlama konusunda bizi birkaç adım öne taşıdı ve olası problemlere karşı daha çözüm odaklı bir yaklaşımı benimsememizi sağladı. Bu nedenle sunduğumuz satış sonrası hizmetlerle yarattığımız memnuniyet, bayilerimizi de son derece mutlu ediyor. Amacımız makul şartlarda her iki tarafı da desteklemektir. Bayilerimizin hakkını gözeterek ve tüketiciyi üzmeyecek çözümler sunarak, satıcının ve kullanıcının zihninde olumlu bir izlenim bırakmak Ninoflex Glasses’ın gelişimine önemli katkı sağlıyor.

Bebek ve çocuk gözlükleri gibi özel bir alana odaklanma kararınız nasıl ortaya çıktı?
Türkiye’de optik sektörünün bu alana yeterince önem vermediğini gözlemledikten sonra bu yönde bir karar aldık. Türkiye genelinde yaklaşık 10.000 optisyenlik müessesesi olduğu biliniyor. Bunların büyük çoğunluğunda yalnızca uygun fiyatlı, ‘kurum çerçevesi’ olarak adlandırılan modeller bulunuyor. Çok az firma ortopedik ve fonksiyonel çerçevelere yöneliyor. Oysa çocukların ailelerine bu ürünler doğru anlatıldığında, özellikli çerçeveler için bütçe ayırabildiklerini görüyoruz. Mağazalarda ailelerin davranışlarını gözlemledikten sonra çocuk gözlükleri gibi spesifik bir alana yönelme fikri oluştu.

Ninoflex Glasses ürünleri için tercih ettiğiniz hammaddelerden ve üretim tekniklerinizden bahseder misiniz?
Bebek ve çocuklar söz konusu olduğundan kalitesine güvendiğimiz Avrupa menşeli hammaddeler ve üretim teknikleri kullanmaktayız. Kullandığımız hammaddelerin tüm laboratuvar analizleri yetkili kurumlar tarafından yapılmıştır ve de sertifikalandırılmıştır. Ürünlerimiz için hassas bir yaklaşım içerisindeyiz. Alerjen içermeyen malzeme seçimleri yapmanın yanı sıra, üretim sürecinde de kullanıcı sağlığını ön planda tutmaktayız. Çerçevelerimiz titizlikle üretildikten sonra birkaç aşamalı kalite kontrolden geçirilerek önce bayilerimize, ardından son kullanıcıya ulaştırılıyor. Bu titizlik ve kalite anlayışımız nihai tüketici tarafından henüz tam anlamıyla idrak edilmese dahi, bayilerimizden aldığımız olumlu geri bildirimler ve giderek büyüyen bayi ağımız nihai tüketicinin memnuniyetini kanıtlıyor.

Türkiye’de ilk silikon burun pedi ve kafa bandı üretimini başlatarak, dışa bağımlılığı azaltmanız önemli bir adım. Bu süreci anlatır mısınız?
Üretime başladığımız andan itibaren gözlüğümüze ait her parçanın Türkiye’de ulaşılabilir olmasını önemli hedeflerimizden biri olarak belirledik. Satış sonrası hizmetleri hızlı sunabilmek açısından bu kritik bir konuydu. Bugün geldiğimiz noktada gözlüklerimizin yüzde 97’sini oluşturan bileşenleri yerli tedarikçilerden temin ederek üretir hale geldik. Silikon burun pedleri ve kafa bantları markamıza özel olduğu için dışa bağımlı kalmak istemedik. Bu hamleler, sermayenin yurt dışına çıkmasını önleyerek ülkemizde kalmasına katkı sağladı.

Türkiye genelinde 67 ilde, 600’ü aşkın bayiniz mevcut. Bu satış ağını yönetirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Bayilerimize mağazada satış yaparken ürünü alabilecek kişilere anlatım ve aktarımlarını kolaylaştıracak yardımcı ekipmanlar, teşhir ürünleri hediye etmekteyiz. Burada amacımız, bayilerimizi yalnız bırakmayıp sürekli görsel ve video hazırlıkları ile onlara satış süreçleri için gerekli desteği sunmaktır. Ürünü son tüketiciye tanıtma ve anlatma sırasında bu gibi unsurların taşıdığı önemin bilincinde olduğumuzdan, bu desteğimize aralıksız devam etmekteyiz. Ninoflex Glasses web sitesine de bu sebeple hassasiyetle yaklaştık. Web sitesinin çok iyi detaylandırılmış ve anlaşılabilir hale gelmesine özen gösterdik. Tüketicilerin Türkiye’nin hangi bölgesinde olurlarsa olsunlar ürüne kolayca ulaşması için onları en yakın lokasyondaki bayimize yönlendirebilecek haritalama sistemi ekledik.  Aynı zamanda mesai saatleri içerisinde çok hızlı dönüş yapan bir destek hattımız bulunmaktadır.

Kaliteden ödün vermeden ulaşılabilir fiyatta kalma çizginizi koruyorsunuz. Bu zorlu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Bu dengeyi sağlamak için yalnızca kazançtan değil, zamandan da feragat ediyoruz. Titiz analizler yapıyoruz. Bu noktada, ürünlerimizi satan bayilerin de kullanan çocukların ve ebeveynlerinin memnun kalmasını sağlamanın bizim önceliğimiz olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Yurt dışından gelen markalara kıyasla daha uygun fiyatla aynı kaliteyi sunuyor, satış sonrası hizmette ise daha fazlasını sağlıyoruz. Markamızın saygınlığını koruyarak giderek güçlendirmemiz, tüm iş ortaklarımıza çözüm odaklı yaklaşmamız sayesinde gerçekleşiyor; bu yaklaşım da yüksek memnuniyetle sonuçlanıyor. Bu sebeple global markalara göre konumlandırmamızın oldukça iyi olduğunu düşünüyoruz.

CK Grup Optik olarak AR-GE çalışmalarınızı şu anda hangi başlıklara yönlendiriyorsunuz?
Firma olarak şu anda öncelikli hedefimiz gözlüklerimizi yaşadığımız dünyaya minimum düzeyde zarar veren malzemeler ve üretim teknikleriyle hazırlamaktır. Başlangıcımızdan bu yana temel amacımız budur. Sürekli gelişme açık olan yapımızla, AR-GE çalışmalarımızı ve yatırımlarımızı çevre dostu üretim malzemeleri arayışı ve uygulamaları üzerine yoğunlaştırmış durumdayız. Doğada geri dönüşümü mümkün olabilecek hammaddelerin üretilmesi ve bunları ürünlerimize uyarlama hayalimizi gerçeğe dönüştürmeye odaklandık diyebilirim.

Ninoflex Glasses için kısa ve orta vadeli planlarınızdan söz eder misiniz?
Dünya genelinde sektörü ve sektörel yenilikleri yakından takip ediyoruz. Kısa vadede tüm bayilerimizi kapsayan bir B2B sipariş sistemiyle dijitalleşmeyi artırmak istiyoruz. Orta vadede ise renk ve model çeşitliliğini artırmak, uygun ortam oluştuğunda güneş gözlüğü koleksiyonu oluşturmak ve ilgi duyulan çocuk modeller ile işbirlikleri yapmak hedeflerimiz arasında yer alıyor. Aynı zamanda, görme kusurlarını destekleyici yenilikçi ortezlere yatırım yapmayı planlıyoruz. Doğru zaman ve ekipler bir araya geldiğinde ise yeni pazarlara açılmayı amaçlıyoruz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın sektörün geneline ve siz gibi yerli üreticilerimize katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul’un sektörümüz için son derece önemli ve prestijli bir organizasyon olduğunu düşünüyorum. Sektör içerisinde yer alan ya da sektöre adım atmayı düşünenler için önemli bir deneyim ve vizyon alanı yaratıyor. Üreticiler olarak ürünlerimizi optisyenlere ve optisyenlik bölümü öğrencilerine rahat ve konforlu bir atmosferde tanıtma fırsatı yakalıyoruz. Aynı zamanda yerli markaların ve ürünlerin yabancı ziyaretçilerle buluşması açısından da fuar kritik bir önem taşıyor. 2025’te 12.si gerçekleşen bu değerli organizasyonun daha uzun yıllar Türkiye optik sektörüne hizmet etmesini temenni ediyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Sektördeki yenilikleri bu kadar hızlı ve titiz şekilde aktaran başka bir dergi olduğunu düşünmüyorum. Yeniliklerden haberdar olmak için her sayıyı mutlaka inceliyorum. Şimdiye kadar yaptığınız ve bundan sonra yapacağınız tüm yayınlarınız için teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Şubat 2026

Aspendos Optik

ASPENDOS OPTİK

İş Ortaklarına Değer Sunuyor

“Silmo İstanbul vizyonumuzu ve yeni koleksiyonlarımızı yüzlerce iş ortağımıza aynı anda sunabildiğimiz eşsiz bir platform. Ancak daha da önemlisi, değerli
bir geri bildirim ve ilham kaynağı.”

Merhaba Mesut Bey. Kendinizi okurlarımıza tanıtarak, sektöre giriş sürecinizi bizimle paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Mesut Özkul. 2011 yılında başlamış olduğum bu yolculuğa Aspendos Optik’i kurarak devam ettim. Optik sektörüne sahadan geliyorum. Perakende tarafında başladığım bu yolculuk bana vitrin önündeki heyecan kadar, vitrinin arkasındaki sorumluluğu da öğretti. Mağazanın nabzını tutmayı, müşterinin beklentisini okumayı ve ürünün gerçek değerini sahada anlamayı her zaman öncelik bildim. Aspendos Optik’i kurarken de bu birikimi; daha sistemli, daha sürdürülebilir ve uzun vadeli bir yapı kurmak için değerlendirdim.

Aspendos Optik’in kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz? Perakendeden distribütörlüğe uzanan bu yolculuk nasıl şekillendi?
Aspendos Optik aslında bir ihtiyaçtan doğdu. Perakendede çalışırken Türkiye’deki bazı mağazaların kalite, bazılarının tasarım, bazılarının ise güvenilir tedarik aradığını net olarak gördüm. Bu üç unsuru aynı anda sunan yapı sayısı sınırlıydı. Ayrıca, zamanla pazardaki büyük markaların domine ettiği tek tip ürün yelpazesinin bir potansiyel boşluğu yarattığını fark ettik. Bizim gibi, farklı ve özgün tasarımlar arayan, kaliteyi ve hikayeyi önemseyen bir kitle vardı. Distribütörlük yolculuğumuz, yalnızca ürün getirmek değil; markayı pazarda doğru anlatan, mağazanın yanında duran bir iş modeli kurma hedefiyle şekillendi. Bir tedarikçi olmaktan çok, iş ortağı olmayı seçtik.

Pazarda sessiz lüks olarak konumlanan markalarla çalışıyorsunuz. Portföyünüzü seçerken nasıl bir yol izlediniz?
Sessiz lüks bizim için bir duruştur. Gösterişten uzak ama detayda kendini belli eden, kullanan kişiye ayrıcalıklı hissettiren ürünleri tercih ediyoruz. İş ortaklarımız da markanın popülerliğinden çok ardındaki ustalığa değer veren bir kitleden oluşuyor. Stratejimizi belirlerken, Bu ürünü 10 yıl sonra da takar mısınız? sorusunu sorduk. Cevabımız “evet” ise o marka bizim için doğru markaydı. Marka seçimlerimizde hızlı satıştan çok, uzun vadede değerini koruyan koleksiyonlara yatırım yapıyoruz. Bu strateji bize hem sadık mağaza iş ortakları hem de bilinçli bir kullanıcı kitlesi kazandırdı.

Bloomdale, Malt Belgian ve Jose Alvarez Premium markalarını Türkiye’ye kazandırdınız. Markalarınızın genel özelliklerinden bahseder misiniz?
Bambaşka başlıklara ışık tutan bu 3 Avrupa markasının; özgün ve benzersiz oluşları, firmamızın kuruluş amacıyla birebir bütünleşiyor. Portföyümüzdeki her marka, bir ailenin farklı karakterdeki üyeleri gibidir. 3’nü de seçerken, birbirini tamamlayan markalar olmalarına özen gösterdik. Bloomdale Eyewear Hollanda’dan gelen bir renk ve neşe patlamasıdır. Cesur renk kombinasyonları ve özgün formları ile özellikle kendini ifade etmekten çekinmeyen, enerjik bir kitleye hitap ediyor. Sınırlı sayıda üretimi ve zamansız tasarım anlayışı ile yüksek konfor sunuyor. Malt Belgian Eyewear, Belçika tasarımının minimalist ve sofistike ruhunu yansıtır. Odak noktası, malzeme kalitesi ve kusursuz detay işçiliğidir. Sessiz lüksü gerçek anlamda yaşatır. Jose Alvarez Premium ise sanatsal bir markadır. İleri malzeme teknolojisi, sınırlı sayı üretim, ultra hafiflik ve rafine estetiği bir araya getiren özel bir markadır. El işçiliğinin ve doğal malzemelerin ön planda olduğu, her birinin kendine has bir ruhu olan koleksiyonlar sunar. Her üç markamız, farklı zevklere hitap ederek, iş ortaklarımıza her kullanıcıya rahatça sunabilecekleri eşsiz alternatifler sağlar.

Türkiye genelinde 553 iş ortağınız bulunuyor. Bu portföyü yönetirken nasıl bir satış ve lojistik modeli uyguluyorsunuz?
Bu büyüklükte bir ağı yönetmenin tek yolu sistem ve insani temas arasındaki dengeyi kurmaktır. 553 iş ortağı, bizim için 553 farklı başarı hikayesi anlamına gelir. Bu geniş ağı yönetmenin sırrı, merkezi verimlilik ile yerel esnekliği birleştirmekte yatıyor. Güçlü bir merkez depo, doğru planlama ve sahada aktif çalışan ekiplerle ilerliyoruz. Onlar sadece sipariş alan kişiler değil, iş ortaklarımızın danışmanlarıdır. Satış tarafında birebir ilişkiyi kaybetmemeye, lojistikte ise hız ve sürdürülebilirliğe odaklanıyoruz. Ayrıca, sadece saha ekibimizin değil, günden güne artan iş ortaklarımız ile bizzat iletişimde kalmayı daima kendime görev biliyorum. İşin mutfağından gelen biri olarak bu lojistik modeline dair örneklerin sektörde maalesef pek yaygın olmadığını da eklemek isterim.

Aspendos Optik olarak sürdürülebilirlik, kalite ve tasarım arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Biz sürdürülebilirliği bir pazarlama argümanı olarak değil, iş yapış biçimi olarak görüyoruz. Uzun ömürlü ürün, bilinçli üretim ve zamansız tasarım bu vizyonumuzun temelini oluşturuyor. Biri eksik olursa yapı çöker. Bu dengeyi, öncelik sıralaması olarak değil, entegrasyon felsefesi olarak görüyoruz. Zaten bir ürünün temel malzeme ve işçilik kalitesi bizim standartlarımızı karşılamıyorsa, tasarımının ne kadar güzel olduğunun veya ne kadar sürdürülebilir olduğunun bir önemi kalmaz. Tasarım, bu kaliteli malzemenin ruha bürünmüş halidir. Amacımız, estetik olarak çarpıcı ama aynı zamanda fonksiyonel ve ergonomik tasarımlar sunmaktır. Çalıştığımız markalar, geri dönüştürülmüş asetat, biyo-bazlı plastikler veya sorumlu kaynaklardan elde edilmiş metaller gibi çevre dostu malzemeler kullanmaya giderek daha fazla önem veriyor. Bazı çerçevelerimiz, üretim sürecinde su tüketimini %60 azaltan teknolojilerle üretiliyor.

Portföyünüzdeki markalar, malzemelerinde 2011 Nobel Kimya Ödülü kazanmış bir keşiften ilham alıyor. Bu konuyu biraz detaylandırır mısınız?
Evet, 2011 yılında Nobel Kimya Ödülü kazanan Daniel Shechtman; kuazi (yarı) kristallerin, bilinen ve geleneksel kristal yapılarından farklı, kendini tekrar etmeyen ama son derece düzenli bir atom dizilimine sahip malzemelerle ilgili olduğunu keşfetti. Portföyümüzdeki markalar da; havacılık ve uzay sanayinde kullanılan bazı titanyum ve paslanmaz çelik alaşımlarını bu teknolojik keşiften yola çıkarak gözlük çerçevelerine uyguluyor. Böylece malzemeler inanılmaz derecede hafif, esnek, korozyona karşı dayanıklı ve en önemlisi anti-alerjik özellikler gösteriyor. Geleneksel bir metal çerçeve büküldüğünde kalıcı olarak deforme olabilirken, bu özel alaşımlar ‘şekil hafızası’ sayesinde eski formuna geri dönebiliyor. Mühendislik harikası olan bu gözlükler; son kullanıcı için neredeyse yokmuş gibi hissettiren bir hafiflik, gün boyu konfor ve yıllarca sürecek bir dayanıklılık anlamına geliyor.

Mağazalara yalnızca ürün değil, değer sunduğunuzu söylüyorsunuz. Aspendos Optik için değer sunmak ne anlama geliyor?
Bizim için değer, iş ortağımızın kapısından içeri giren bir müşterinin ‘bu mağazada farklı bir şey var’ demesini sağlayan her şeydir. Bu değeri oluşturmamızı sağlayan unsurları; Farklılaşma Gücü, Operasyonel Huzur, Bilgi ve Eğitim olarak ayırıyorum. İş ortaklarımıza, bir hikayesi ve karakteri olan, rekabette onları bir adım öne çıkaracak ürünler sunuyoruz. Böylece fiyatla değil, kalite ve stil ile rekabet etmelerini sağlayarak diğer mağazalardan ayrışmalarının önünü açıyoruz. Öte yandan bir optikçinin en büyük kabusu olan istediği ürünün stokta olmayışı veya haftalarca bekleme sorununu; hızlı lojistiğimiz, kolay ulaşılabilir müşteri hizmetlerimiz ve esnek ödeme koşullarımızla çözümlüyoruz. Onlar işlerine odaklanırken, biz arka planı güvence altına alıyoruz. Sattığımız her ürünün hikayesini, malzeme özelliklerini ve tasarım felsefesini iş ortaklarımızla paylaşıyoruz. Onlara sadece bir ürün değil, müşterilerine anlatacakları bir hikaye veriyoruz. Bu bilgilendirmeler ve eğitimler de satış personelinin motivasyonunu ve satış başarısını doğrudan artırıyor.

Aspendos Optik’in dijital pazarlama yaklaşımı nasıldır? Tüketiciye doğrudan satış veya reklam yapıyor musunuz?
Dijital pazarlama stratejimiz, sessiz lüks konumlandırmamızla paralel olarak değerli içerik üretmek üzerine kurulmuştur. Biz doğrudan son tüketiciye yönelik kitlesel reklamlar yapmıyoruz. Aspendos Optik’in web sitesi, markalarımızı ve koleksiyonlarımızı sergileyen şık bir dijital showroom özelliği taşır. Mevcut iş ortaklarımız, burada onlara açtığımız e-bayi aracılığıyla showrrom’dan kendilerine özel içerikleri görüp, alış-veriş yapabilmekteler. Sosyal medyada ise Instagram’da aspendosoptiktr ve Facebook’ta aspendos optikk olarak; markalarımızın hikayelerini, tasarım detaylarını ve felsefesini anlatan profesyonel içerikler üretiyoruz. İş ortaklarımız, bu içerikleri sosyal medya hesaplarında kolayca paylaşarak müşterilerine ulaşabiliyor. Özetle bizim dijital görünürlüğe ve ticarete yönelik vizyonumuz; iş ortaklarımıza en konforlu seviyede gerçek bir distribütör deneyimi yaşatmak üzere şekillenmiştir.

Aspendos Optik’ten kısa ve orta vadede yeni marka yatırımları veya sürprizler bekleyebilir miyiz?
Kesinlikle evet. Kısa vadede, mevcut markalarımızın özel kapsül koleksiyonlarını ve Türkiye’ye özel tasarımlarını iş ortaklarımızla buluşturmaya odaklanmış durumdayız. Orta vadede ise portföyümüzdeki karakterleri tamamlayacak yeni bir marka arayışımız sürüyor. Özellikle, teknoloji ile modayı birleştiren, akıllı gözlük segmentinde veya tamamen sürdürülebilir ve döngüsel ekonomi prensipleriyle üretim yapan niş bir markayı radarımıza almış durumdayız.

Aspendos Optik Kurucusu olarak başarı sizin için ne ifade ediyor, neyle ölçülüyor?
Benim için başarı, sabah uyandığınızda yaptığınız işe karşı duyduğunuz heyecanın hiç bitmemesidir. Rakamlar, pazar payı, ciro; bunlar elbette önemli metrikler ama asıl başarı, birlikte çalıştığınız insanların, yani ekibimizin ve iş ortaklarımızın sizinle birlikte büyüdüğünü ve mutlu olduğunu görmektir. Aspendos Optik’i kurarken 5 yıl sonrası için hayalim, Türkiye’de ‘farklı ve kaliteli gözlük’ denince akla gelen bir marka olmaktı. Finansal olarak bu hedefe ulaştık. Ancak bugün anlıyorum ki, asıl hayalim bundan daha öteymiş. Başarıyı artık bir varış noktası olarak değil, bir yolculuk olarak görüyorum. Bugün başarımın tanımı, 553 iş ortağımızın vitrinine koyduğu bir gözlüğün, bir müşterinin yüzünde gülümsemeye dönüştüğünü bilmektir. Başarı, yarattığımız bu değer zincirinin her halkasının güçlü ve mutlu olmasıdır. Hayalim, sayısal hedeflerden daha çok anlam ve etki yaratmaya evrildi.

Silmo İstanbul Optik Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fuarın sektöre katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı, Türkiye optik sektörünün uluslararası arenadaki gücünü ve potansiyelini göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bizim gibi toptancılar için de vizyonumuzu ve yeni koleksiyonlarımızı yüzlerce iş ortağımıza aynı anda sunabilme fırsatı verdiğinden, eşsiz bir platform olduğunu düşünüyorum. Ancak daha da önemlisi, Silmo İstanbul, biz optik profesyonelleri için bir geri bildirim ve ilham kaynağı haline geldi. Anadolu’nun dört bir yanından gelen iş ortaklarımızın nabzını tutma, onların beklentilerini ve yaşadıkları zorlukları ilk ağızdan dinleme fırsatı buluyoruz. Bu yüzden Silmo İstanbul’un sektöre katkısının paha biçilmez olduğunu düşünüyorum.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak dergimiz 4 your eyes ile ilgili yorumlarınızı öğrenebilir miyiz?
Bu değerli dergide yer verdiğiniz için asıl biz size teşekkür ederiz. Sektördeki yenilikleri, farklı bakış açılarını ve derinlemesine analizleri okuyucuyla buluşturarak, tüm paydaşların vizyonunu genişletiyorsunuz. Sizin gibi kaliteli yayınlar, sektörün sadece ticari olarak değil, entelektüel olarak da gelişmesine büyük katkı sağlıyor. Başarılarınızın devamını dilerim.

Ocak 2026

Efes Optik

EFES OPTİK

Sektördeki Çözüm Ortağınız

“Silmo İstanbul 2025’in ziyaretçi kalitesi ve profesyonel atmosferiyle önceki yıllar ile kıyaslandığında çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum.”

Merhaba Gökhan Bey, Kendinizi okurlarımıza kısaca tanıtarak, sektöre nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?
Merhaba, ben Gökhan Pehlivanoğlu. Optik sektörüne 1994 yılında bir firmaya ortaklık yaparak başladım. Bu tarihlerde sektöre girişim hem ticarete olan ilgim hem de Türkiye’de kaliteli ve ulaşılabilir gözlüğe duyulan ihtiyacı fark etmemle şekillendi. Daha sonra 1999 yılında Efes Optik’i kurdum. Optik sektöründe içerisinde yer aldığım 30 yılın üzerindeki süreç boyunca edindiğim en büyük deneyim, başarılı bir işin ancak güçlü bir ekip, sürekli yenilik arayışı ve müşteriyi odağa alan bir anlayışla sürdürülebileceğidir.

Efes Optik köklü bir firma. Kuruluş hikayenizi ve 25 yıla yaklaşan yolculuğunuzdaki büyüme stratejinizi paylaşır mısınız?
Kuruluş hikayemiz aslında az önce değindiğim gibi optik sektörü açısından eksikliğini fark ettiğim bir ihtiyacı karşılamak amacıyla başladı. Türkiye’de hem kaliteli hem de fiyat–performans açısından dengeli ürünlerin eksikliği söz konusuydu. Bu eksikliği doldurmak için yola çıktık. Büyüme stratejimiz ise hiçbir zaman kısa vadeli hedeflere değil, sürdürülebilir markalar oluşturmaya yönelik oldu. Dağıtım gücümüzü giderek artırdık, güçlü koleksiyon geliştirme süreçleri kurduk ve markalaşmaya yatırım yaptık. Efes Optik’in başarısı da bu anlayışla geliştirilen stratejiler için en önemli örneklerinden biridir.

Kalite, Efes Optik için bir ön koşul. Materyal seçimi ve üretim aşamasında kalite standartlarınızı nasıl koruyorsunuz?
Kalite anlayışımız; hammadde seçiminden üretimin son aşamasına kadar kesintisiz bir kontrol sürecine dayanıyor. Kullandığımız titanyum, asetat, metal ve TR90 bileşenlerini uluslararası standartlara göre seçiyoruz. Tüm ürünlerimiz CE kriterlerine uygun olarak üretiliyor. Her koleksiyon, dayanıklılık testlerinden geçtikten sonra bayilerimize ulaşıyor. Bu nedenle Efes Optik’ten çıkan her gözlük hem uzun ömürlü hem de sağlıklı kullanım vadeder.

Asya ve Avrupa’ya ihracat yapıyorsunuz. Uluslararası satış deneyimlerinizi ve firmanıza katkılarını paylaşır mısınız?
Uluslararası çalışmalarımız bize önemli deneyimler kazandırdı. Her pazarın kendi dinamiği ve beklentisi olduğunu gördük. Avrupa ülkelerinde tasarım ve marka algısı ön plandayken, Asya’da hafiflik ve fonksiyonellik çok daha önem kazanıyor. Bu çeşitlilik, koleksiyon geliştirme vizyonumuzu zenginleştirdi ve Efes Optik’i global rekabete hazır bir firma haline getirdi.

Okurlarımıza markalarınızdan ve bu portföyü nasıl geliştirdiğinizden bahseder misiniz?
Bugün bünyemizde Chanzara, Lufian, Garbino, Lady Victoria, Chimi, Scapa, Garbino Kids gibi geniş ve çok yönlü bir marka portföyü bulunuyor. Her markanın kendine ait bir kimliği ve hedef kitlesi var. Amacımız, her tüketicinin tarzına ve yaşam biçimine uygun bir seçeneği sunmaktır. Marka portföyümüzdeki bu çeşitlilik, Efes Optik’i sektörde güçlü ve esnek bir oyuncu haline getiriyor. Hem gençlere hem klasik stile hem de lisanslı ürünlere aynı kaliteyle dokunabilmek bizim için büyük taşır.

Efes Optik AR-GE’ye verdiği önemle tanınıyor. Bu alandaki çalışmalarınızın işleyişinden söz eder misiniz?
AR-GE ekibimiz çalışırken Türkiye’nin farklı bölge ve yaş gruplarındaki yüz formlarını detaylı analiz ediyor. Gözlüğün yalnızca bir aksesuar değil, kişinin yüzüyle bütünleşen bir tasarım olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ergonomi, burun köprüsü yapısı, malzeme hafifliği ve uzun kullanım konforu gibi detaylara özel önem veriyoruz. Numune süreçlerimiz oldukça titizdir; her model defalarca denenip revize edilir.

Özellikle Avrupa’ya yönelik ‘yeni bir yerli marka’ hazırlıyorsunuz. Markanızın bu pazardaki yerini nasıl kurguluyorsunuz?
Evet, Avrupa’da modern, özgün ve Türk tasarım gücünü temsil eden bir marka yaratmayı hedeflemekteyiz. Bu markayı; kaliteyi, tasarımı ve ulaşılabilir lüksü bir arada sunacak şekilde konumlandırmayı planlıyoruz. Türkiye’den çıkan bir markanın Avrupa’da kalıcı bir yer edinebileceğine inanıyoruz ve bu hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza hız kesmeden sürdürüyor; büyük ölçekli yatırımlar yapıyoruz.

Türkiye genelinde 500’ü aşkın bayiniz var. Bayilerinizi nasıl seçiyor ve satışlarına nasıl destek oluyorsunuz?
Bayi ağımızı oluştururken en önemli kriterimiz daima; iş ortaklarımızla uzun soluklu ve güvene dayalı ilişkiler kurmak olmuştur. Türkiye’nin her şehrinde, müşterisine değer veren vizyon sahibi işletmelerle çalışmayı tercih etmekteyiz. Bayilerimize düzenli koleksiyon tanıtımları, hızlı teslimat, satış sonrası hizmet ve perakende destekleri sağlıyoruz. Bayi yapımızın güçlü olmasının nedeni ise onları yalnızca müşteri değil, aynı zamanda iş ortağımız olarak görmemizdir.

Efes Optik’in satış sonrası sürece yaklaşımı nasıldır ve bu süreçte ne gibi hizmetler sunar?
Satış sonrası süreç bizde ürünün satışıyla bitmez, tam aksine başlar. Bayilerimize hızlı parça tedariği, ürün değişim desteği ve teknik çözümler sunuyoruz. Her bölge için özel bir müşteri temsilcisi bulunuyor ve tüm süreçlerimiz minimum aksama ile yürütülüyor. Sektörde ‘çözüm ortağı’ olarak anılmamızın nedeni, ihtiyaç anında hızlı ve şeffaf bir şekilde destek vermemizdir.

Sizce yaklaşan 2026 yılıyla birlikte optik sektöründe hangi trendler ön plana çıkacak?
Yeni yılla birlikte minimal ve fonksiyonel tasarımların öne çıkacağını düşünüyorum. Hafif materyaller, sürdürülebilir üretim, renkli camlar ve retro-modern birleşimi formlar daha fazla talep görecek. Aynı zamanda gözlüğün moda dünyasındaki rolü artmaya devam edecek; kullanıcılar kişisel tarzını daha cesur çerçevelerle ifade etmeye yönelecek.

Geçtiğimiz ay 12. kez düzenlenen Silmo İstanbul Optik Fuarını ve sektöre katkılarını değerlendirir misiniz?
Silmo İstanbul, sektörümüzün en önemli buluşmalarından biri haline geldi. Hem yerli üreticiler hem de uluslararası markalar için güçlü bir vitrin oluşturuyor. Bu yılki Silmo İstanbul ziyaretçi kalitesi ve profesyonel atmosferiyle önceki yıllar ile kıyaslandığında çok daha başarılıydı. Yeniliklerin takip edilmesi, işbirliklerinin kurulması ve sektörün ortak bir çatı altında buluşması açısından büyük değer taşıyor.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak dergimiz 4 your eyes ile ilgili yorumlarınızı öğrenmek isteriz?
Derginiz 4 your eyes’ın sektörde bilgi birikimini artıran, trendleri profesyonel bir dille aktaran önemli bir yayın olduğunu düşünüyorum. Hem sektör temsilcileri hem de perakendeciler için değerli bir kaynak olduğuna inanıyorum. Bizlere yer verdiğiniz için teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Aralık 2025