Markus T

Design Serisini Yeniden Yorumluyor

Markus Temming, Red Dot 2026 ödüllü yeni Design koleksiyonunda geçmişe dönmek yerine, markanın kuruluş prensiplerini bugünün tasarım anlayışıyla yeniden kurguluyor.

Yaklaşık 30 yıl önce Markus T’nin tasarım anlayışını şekillendiren ilk koleksiyonu Design, bugün çağdaş bir yorumla yeniden hayat buluyor. Almanya merkezli marka, geçmişine nostaljik bir bakış atmak yerine kuruluş felsefesini bugünün tasarım diliyle yeniden yorumluyor. Markanın kuruluş dönemine yön veren tasarım ilkelerini yeniden gündeme taşıyan bu yaklaşım, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurarken Markus T’nin yıllar içinde koruduğu tasarım tutarlılığını da gözler önüne seriyor. Yeni Design koleksiyonu, yalnızca ürün tasarımı açısından değil, markanın yıllardır benimsediği mühendislik anlayışı ve üretim felsefesi açısından da önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Sadelik, yapısal netlik ve işlev odaklı yaklaşım üzerine inşa edilen yeni Design serisi, markanın köklerine uzanırken aynı zamanda geleceğine de yön veriyor. Markanın Kurucusu ve Kreatif Direktörü Markus Temming ile bu dönüşümün arkasındaki düşünce, titanyum tel konstrüksiyonları, vidasız tasarım anlayışı ve tasarımın onun için neden sürekli gelişen bir disiplin olduğuna dair gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Yaklaşık 30 yıl sonra Design adını yeniden gündeme taşıdınız. Sizi köklerinize yönelten ne oldu?
Yaklaşık 30 yılın ardından insan, kendi başlangıcına doğal olarak daha mesafeli bakabiliyor. İşte bu mesafe, geçmişi daha objektif değerlendirme fırsatı sunuyor. Design koleksiyonu, Markus T’nin çıkış noktasıydı. Benim için hiçbir zaman yalnızca bir ürün serisi olmadı; tasarıma bakış açımı temsil etti. Bugün amacım o dönemi nostaljik bir şekilde yeniden canlandırmak değildi. Asıl ilgilendiğim “Zamana ait tüm unsurları çıkardığınızda geriye ne kalıyor?” sorusuydu. Yeni Design koleksiyonu da tam olarak bu sorunun cevabından doğdu.

İlk Design koleksiyonunuzu tasarlarken sizi yönlendiren temel yaklaşımınız ile yeni seri arasındaki farklılıklar neler?
O dönemde odağım sadelik ve yapısal dürüstlüktü. İşlevden doğan gözlükler tasarlamak istiyordum. Gereksiz hiçbir süsleme yapmıyor; teknolojiyi gizleme çabasında da olmuyordum. Titanyum tel, vidasız yapı ve hafiflik estetik bir tercih değil, tasarımın doğal sonucuydu. Formun işlevden doğması gerektiği düşüncesi tasarım anlayışımın merkezindeydi. Aslında tasarıma bakışım bugün de hala değişmedi. Bu nedenle yeni Design koleksiyonunda mevcut yapıyı tamamen değiştirmek yerine yeniden kurguladım. Benim için yeniden kurgulamak, değişim uğruna değişiklik yapmak anlamına gelmiyor. Var olan bir prensibi yeniden düşünmek anlamına geliyor. Çizgileri daha rafine hale getiriyor, geçişleri daha belirgin kılıyor ve oranları daha bilinçli oluşturmaya işaret ediyor. Bunun aslında tasarımı keskinleştiren bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. Temel aynı kalıyor ancak yapısı daha net ortaya çıkıyor. Bana göre gerçek gelişim de tam olarak böyle gerçekleşiyor.

Yeni Design koleksiyonundaki bu gelişim en belirgin şekilde hangi detaylarda kendini gösteriyor?
En belirgin biçimde tasarım dilinde kendini gösteriyor. Design koleksiyonu bugün çok daha net ama aynı zamanda çok daha özgüvenli görünüyor. Çünkü her unsur artık çok daha bilinçli bir şekilde konumlandırılıyor. Ön yüz, saplar, geçişler ve menteşe tasarımı da bu sürecin bir parçası. Özellikle daha güçlü karaktere sahip modellerde bu değişim çok daha belirgin. Formlar daha net tanımlanıyor, yüzey kullanımı daha güçlü hale geliyor ve tasarımlar daha iddialı bir ifade kazanıyor. Buna rağmen koleksiyon, yapısal mantığını kaybetmiyor. Benim için koleksiyonun olgunluğunu tanımlayan şey tam da bu dengedir.  Bir tasarımın özgün kimliğini ise odağımı stile değil, prensiplere yönelterek koruyorum. Çünkü yapısal temel doğru kurulduğu sürece form gelişebilir. Kimlik tek bir detaydan değil, tasarımın kendi iç mantığından doğar. Bu mantık korunduğu sürece bir ürün gelişebilir ama özünü kaybetmez.

Markanız yıllardır vidasız titanyum tel konstrüksiyonlarıyla özdeşleşiyor. Bu yaklaşımınız bugün neden hala tasarım anlayışınızın merkezinde yer alıyor?
Bir vida aslında basit, kusurlu ve estetik açıdan da çok etkileyici olmayan bir çözümdür. Hızlı sonuç verir ancak iyi düşünülmüş bir konstrüksiyonun hassasiyetini tam anlamıyla yansıtamaz. Hem teknik açıdan güvenilir hem de tasarım standartlarımızı karşılayan vidasız bir geçme sistemi geliştirmek ise oldukça karmaşık bir süreçti. Bizi de en başından beri heyecanlandıran tam olarak bu oldu. Bu nedenle bu prensibi tüm koleksiyonlarımızda istikrarlı biçimde uyguluyoruz. Titanyum tel; hafif, esnek ve aynı zamanda son derece sağlam bir yapı kurmamıza olanak tanıyor. Bana göre bu vidasız geçme sistemimiz, teknolojinin görünür olabileceği ancak hiçbir zaman tasarımın önüne geçmemesi gerektiği fikrinin en yalın karşılığıdır. Teknolojinin tasarımın bir parçası olduğunu, süsü olmadığını düşünüyorum.

Tüm çerçeveler patentli MSC titanyum kaplamanız ile tamamlanıyor. Bu teknolojinin kalite, dayanıklılık ve estetik açısından katkısı nedir?
MSC kaplama, kalite anlayışımızın temel unsurlarından biridir. Bu işlem sırasında titanyumun yüzey yapısı kontrollü şekilde değiştiriliyor ve renk etkisi bu sayede oluşuyor. Ortaya çıkan katman son derece ince, neredeyse ölçülemeyecek kadar incedir. Buna rağmen renk dayanıklılığı geleneksel boya uygulamalarına göre on kattan daha dayanıklıdır. Böylece hem çok ince hem de uzun ömürlü bir yüzey elde ediyoruz. Benim için teknoloji gösteriş değil, güvenilirlik sağlayan bir araçtır.

Yeni Design serisiyle sunduğunuz çeşitlilik dikkat çekici. Koleksiyondaki model ve yeniliklerinizden söz eder misiniz?
Yeni Design koleksiyonunda 9 titanyum rengiyle 16 yeni çerçeve formunu, isteğe bağlı seçilebilen renkli cam kontur halkaları eşliğinde sunduk. Bu çeşitlilik bizim için çok şey ifade ediyor. Çünkü net bir sistem, tekdüzelik demek değildir. Sağlam bir tasarım kurgusu içinde çeşitlilik de yaratabilirsiniz ve bu rastlantısal görünmez. Farklı formlar farklı karakterler sunarken, renkler ve camı çevreleyen renkli kontur halkaları da tasarıma ince dokunuşlar ekledi. Sadelik, bireysellikten vazgeçmek anlamına gelmez. Bu süreçte benim için önemli olan, tüm bu çeşitliliğin ortak bir tasarım anlayışından beslenmesiydi. Renkli kontur halkaları koleksiyona güçlü ama ölçülü bir karakter katıyor. İsteğe bağlı olmaları, Design koleksiyonundaki çerçevelerin kişiselleştirilebilir yönünü vurguluyor. Asıl karakter ise çerçevenin kendisinden, formundan ve renginden doğuyor. Bu halkalar sistemi destekliyor ancak hiçbir zaman önüne geçmiyor.

Gütersloh-Isselhorst’taki lokasyonunuz; tasarım, kalite kontrolü, üretim hassasiyeti ve marka kimliği açısından sizin için ne ifade ediyor?
İlk yıllarda Gütersloh-Isselhorst tamamen bir tesadüftü. Dönüştürülmüş eski bir çiftlik binasında çalışmaya başlamıştık. Sessizdi ve üretmek için bolca alan sunuyordu. Marka büyüdükçe bu yapı bize yetmemeye başladı. Ardından köy merkezindeki tarihi bir damıtım evini devralıp restore etme fırsatı doğdu. Amacımız insanların kendini iyi hissedeceği, ilhamın ortaya çıkabileceği ve üretimin tüm aşamalarının aynı çatı altında buluşacağı bir ortam oluşturmaktı. Bugün hem geliştirme hem de üretim süreçlerimizi burada yürütüyoruz. Bu da bizi üretimin tamamını hala Almanya’da gerçekleştiren az sayıdaki gözlük üreticisinden biri yapıyor. Tasarım ile üretimin aynı yerde buluşması kalite ve hassasiyet üzerinde maksimum kontrol sağlarken marka kimliğimizi de güçlendiriyor. Markus T Brand Store sayesinde son kullanıcıyla doğrudan temas kurabiliyoruz. Bu da optisyen iş ortaklarımızın bakış açısını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Benim için burası yalnızca bir üretim tesisi değil, markamızın kalbidir.

Tasarım diliniz yalın, net ve yapısal yaklaşımıyla tanınıyor. Tasarım süreciniz tamamen işlev üzerine mi kurulu?
Mesleğe optisyen olarak başladım ve en başından beri güçlü bir teknik altyapıya sahiptim. Markus T’nin ilk yıllarında odak noktamız mühendislikti; hassas ve işlevsel çözümler geliştirmekti. Bugün işlev hala temelimiz olsa da tasarım artık en az onun kadar önemli bir yere sahip ve teknolojinin de tek başına yeterli olduğunu düşünmüyorum. Mühendislik, oran ve estetik ifade bir araya geldiğinde gerçek anlamda güçlü bir tasarım ortaya çıkıyor. Minimalizm ise açıkçası benim için bir stil tercihi değil, tutarlı bir tasarım sürecinin doğal sonucudur. Yeni Design koleksiyonunun 2026 Red Dot ödülüne layık görülmesi de bu yaklaşımın güçlü bir göstergesidir.

Otuz yıla yaklaşan yolculuğunda Markus T’nin hedef kitlesi değişti mi, yoksa marka ile birlikte mi büyüdü?
Aslında ikisi de demeliyim. Bizimle birlikte büyüyen çok sadık bir kitlemiz var. Aynı zamanda hedef kitlemiz zaman içinde genişledi. Çünkü bugün Markus T’de teknoloji ile tasarım doğal bir bütün oluşturuyor. Artık yalnızca yapısal hassasiyete önem veren insanlara değil; güçlü tasarımı, iyi düşünülmüş mühendislikle birlikte görmek isteyenlere de hitap ediyoruz. Bu bakış açısını paylaşan çok sadık müşterilerimiz var. Öte yandan biz de yaratıcı anlamda gelişmeye devam ediyoruz. Attığımız her yeni adımla birlikte netliğe, özü olan tasarımlara ve karakter sahibi ürünlere değer veren yeni insanlarla buluşuyoruz.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir