En Sık Görülen 5 Retina Hastalığı

Gözün iç arka yüzeyini örten, ince, ışığa hassas tabaka olan retinayı etkileyen bazı hastalıklar, ciddi görme kaybı ile sonuçlanabilir. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Murat Hasanreisoğlu, en sık görülen retina hastalıkları, bu hastalıkları teşhis ve tedavi yöntemlerini N-Life için anlattı.

Retina; gözün iç arka yüzeyini örten ince, ışığa hassas tabakadır. Göze ulaşan ışık, kornea ve mercek tarafından kırınıma uğrayarak retina üzerine odaklanır. Retinada oluşan bu görüntü elektrik sinyallerine çevrilerek, görme siniri aracılığı ile beyine ulaşır.

Retina dokumuzu etkileyerek hastalık oluşturan belli bazı durumlar şunlardır:

Diyabetik retinopati (Diyabete bağlı retina hasarı)
Diyabet, vücutta insülin hormonunun üretiminin yetersizliği ya da insülin etkisinin yetersizliği nedeniyle gelişen birçok organı etkileyebilen bir metabolik hastalıktır. Diyabet (şeker) hastalığının en olumsuz etkilerinden biri, görmeyi sağlayan hücrelerin yer aldığı ağ tabakanın, yani “retinanın” hasarıdır. Şeker hastalarında küçük kan damarların uzun süren kan şekeri yüksekliğine bağlı olarak hasar görmesi sonucunda gelişen bu duruma diyabetik retinopatiadı verilmektedir. Şeker hastalığına bağlı retina hasarında, küçük damarların hasarına bağlı olarak erken aşamada retina tabakası içinde minik kanamalar ve bu damarlardan sızıntılar görülür. Hasarın ilerlemesiyle birlikte değişiklikler sadece ağ tabaka içinde sınırlı kalmaz. Anormal damarlar gelişmeye ve retina tabakasının dışına, göz küresinin içine doğru uzanmaya başlar. Bu anormal, yeni oluşan damarlar normal damar yapısına göre daha kırılgan olup kan sızıntılarına ve göz içi boşluğuna kanamaya neden olabilir. Hastalık bu aşamada gerektiği gibi tedavi edilmezse, bu anormal damarlar ve gelişen bağ dokusu retina dokusunu da beraberlerinde göz içine doğru çekerek retina tabakasını durduğu göz iç duvarından ayırabilir ve retina dekolmanı adı verilen duruma yol açabilir. Diyabetik retinopatinin ileri aşamasında görülebilen bu durum, artık geri dönüşü çok zor olan ciddi görme kaybı ile sonuçlanabilir. Diyabetik retinopati, göz hekimi tarafından göz bebeğini büyüten damlalar damlatılarak yapılan göz dibi muayenesinde saptanır.Takibinde ve tedavi kararında retinanın ve damar yapılarının durumunu hassas bir şekilde gösteren ileri görüntüleme cihazları ile yapılan testler kullanılmaktadır. Diyabetik retinopati gelişiminden korunmakta en önemli basamak kan şekerinin kontrol altında olması ve istenilen düzeylerde seyretmesidir.

Göz içi ilaç enjeksiyonları uygulanır
Diyabetik retinopati gelişmesi durumunda ise keskin görmemizi sağlayan makula (sarı nokta) bölgesinde görmeyi tehdit edecek derecede sıvı birikmesi durumunda damarlardan sızıntıyı azaltmak için veya anormal damarlar geliştiğinde bu damarların gerilemesini sağlamak amacıyla göz içi ilaç enjeksiyonları uygulanır. Ağ tabakada beslenmeyen alanlar oluştuğunda anormal yeni damar oluşumunu engellemek ve oluşan anormal yeni damarlardan kanamayı, sızıntıyı azaltmak için lazer tedavileri uygulanır. Retina hasarının geç evrelerinde, göz boşluğuna zaman içerisinde geri çekilmeyen kanamalar oluşabilir, bağ dokusu gelişip retina üzerinde çekintiler yapabilir ve retina dekolmanı gelişebilir. Bu durumlarda vitrektomi ameliyatı uygulanabilmektedir.

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (Sarı nokta hastalığı)
Makula (sarı nokta); retinanın merkezi görme ve renkli görmeden sorumlu küçük bir bölümüdür. En belirgin şikâyet, merkez görmede bulanıklaşma veya bozulmadır. Okumada, yakın çalışmada ve araç kullanmada zorluk fark edilebilir.  Makula dejenerasyonu olan bir kişi, sayfada bulanık harfler, satırların karışması, merkez görmede siyah veya boş alan tarifleyebilir. Bu durum bireyin günlük faaliyetlerini yapmasını engellemektedir. Kuru ve yaş (eksudatif) olmak üzere iki tipi vardır. Hastaların büyük bir çoğunluğu kuru tip olarak görülmektedir. Genelde, önce kuru tip sarı nokta hastalığı yavaş ve ağrısız ilerleyen şekilde görülürken, yaş tip sarı nokta hastalığı kuru tipin görüldüğü bireylerde, daha ileri safhalarda görülmektedir. Kuru tip sarı nokta hastalığı, retinal pigment epiteli tabakasının altında metabolit birikimlerinden (druzen) kaynaklanırken; yaş tip sarı nokta hastalığı, retina altı bölgede yeni anormal damarların (koroidal neovaskuler membran) oluşumu ve bu damarlardan sızıntı ve kanama gelişmesinden kaynaklanır. Kuru tip sarı nokta hastalığında görme kaybı çoğunlukla yıllar içerisinde yavaş olarak gelişmesine rağmen, yaş tipte ani ve ciddi görme kaybı gelişmektedir. Makula dejenerasyonunun tanısında genellikle damlalı göz dibi muayenesi yeterlidir. Yardımcı ileri görüntüleme tetkikleri sarı nokta hastalığının yaş ve kuru tiplerini ayırt etmek için kullanılabilirler. Hastaların takibinde kullanılan Amsler Grid (ızgara) testi, merkezi görmede bozulmayı ya da kör nokta oluşumunu değerlendirmektedir. Hasta bir gözünü kapatarak açık olan gözüyle 30-40 cm mesafedeki yatay dikey çizgilerden oluşan bir resimli test kağıdının ortasında yer alan noktaya odaklanarak bakar. Çizgilerde silinme, kırılma, eğrilme gibi durumlar olması durumunda göz hekimi başvurusu önerilir.

Tam tedavisi yok, hastalık yavaşlatılabilir
Yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastalığını tamamen ortadan kaldıracak etkinliği kanıtlanmış bir tedavi yöntemi yoktur. Tedavi hastalığın gidişatını yavaşlatmak veya durdurmak ve yaşam kalitesini arttırmaya yöneliktir. A, C, E vitaminleri, beta karoten ve çinko; yeşil yapraklı sebzeler ve balık ağırlıklı bir diyet ve sigara kullanımı gibi risk faktörlerinden kaçınmak, ilk aşamadaki önleyici tedavi yöntemlerindendir. Kuru tip sarı nokta hastalığında çeşitli vitamin, mineral takviyeleri ve antioksidan özelliğe sahip olan ilaçlar kullanılmaktadır. Yaş tip sarı nokta hastalığında ise hastalığın seyri daha ağır ve görme kaybı daha hızlıdır. Tedavi edilmediği takdirde semptomlar ağırlaşır, kanamalar görülmeye başlar ve son aşamada ciddi görme kaybına sebep olabilir. Mevcut görme düzeyinin korunması, görme kaybının ilerlemesinin durdurulması için erken evrede tedaviye başlama önemlidir. Günümüzde yaş tip sarı nokta hastalığında sızıntı ve kanamalara neden olup maküla hasarı yapan yeni damar oluşumunu engellemek için çeşitli ilaçların göz içine düzenli enjeksiyonları ile yapılmaktadır.

Retina yırtığı (Retina dekolmanı)
Çoğu durumda, gözün içini dolduran berrak yumurta akı kıvamında olan jöle benzeri vitreusun yapısındaki bozulmalar nedeniyle retina yırtığı kendiliğinden ortaya çıkar, ancak travma veya önceki göz ameliyatı gibi diğer faktörler de retina yırtıklarına neden olabilir. Vitreus normalde retinaya yapışıktır. Ancak yaşla birlikte bu jel retinadan ayrılabilir. Bu duruma arka vitre dekolmanı denir. Çoğunlukla retinada yırtık oluşmadan, herhangi bir sorun olmadan bu ayrılma tamamlanır. Ancak bazen daha yapışkan bir vitreusa ya da yüksek miyop insanlarda olduğu gibi daha ince retinaya sahip kişilerde retinadan ayrılırken çekintilere neden olabilir ve retinada yırtık oluşturabilir. Bu durumda en sık belirtiler uçuşan cisimler görme ve gözde ani ışık çakmalarıdır. Retina yırtıklarına damla damlatılarak yapılan detaylı göz dibi muayenesinde tanı konulmaktadır.

Acil tedavi gerektirir
Retinada yırtık ya da delik oluşması acil tedavi gerektiren bir durum olup saptandığı zaman retinal lazer tedavisi uygulanmalıdır. Aksi takdirde bu retinal yırtık ya da delikten retina altında sıvı sızabilir ve retinanın altındaki tabakadan tamamen ayrılmasına neden olabilir. Bu duruma retina dekolmanı adı verilmektedir. Eğer erken dönemde tedavi edilmezse ciddi görme kaybı ile sonuçlanabilen retina dekolmanlarının tedavisi cerrahi olarak gözün durumuna göre farklı ameliyat teknikleri ile yapılır.

EKİM 2022

Şişedeki Tehlike! Gözünüzden Olmayın…

Tüm vücut yaralanmaları içinde gözler %10’luk oran ile en üst sıralarda yer alıyor. 100 kişiden biri, hayatı boyunca en az bir kez göz kazasına maruz kalıyor. Ancak bilinçlendirme ve korunma ile göz kazalarını %47-65 oranında önlemek mümkün. Gündelik hayatta karşılaşabileceğimiz kazalarda ve göz yaralanmalarında, ilk yardım uygulamalarını bilmek çok önemli. Birkaç basit uygulama ile, görmeyi tehdit edebilecek büyük zararları önlemek mümkün. Birçok kişinin hiç aklına gelmeyecek gazlı içeceklerin ve şişede ki içeceklerin kapaklarını açarken çok dikkat edilmesi gerektiğini biliyor muydunuz?

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Seçkin Meriçeli, gazlı içecek şişelerinin iş kazalarından sonra gelen göz yaralanması nedenleri arasında listeyi zorladığını söyledi. Gazlı içecek kapaklarının kesinlikle çakmak, bıçak, kaşık gibi aletlerle açılmaması gerektiği konusunda uyaran Op. Dr. Seçkin Meriçeli, “Şişe açacağı kullanmadan açmaya çalışmak basınç etkisiyle gözünüze zarar verebilirsiniz. Gazlı içecek kapaklarını açarken dikkat etmek gerekiyor. Şişe kapaklarını çakmak, kaşık gibi aletler ile açmaya çalışmak çok tehlikelidir. Kapağın dikkatsizce açılması şişenin içindeki basıncın etkisiyle fırlayan kapağın göze zarar vermesine neden olmaktadır. Adeta mermi gibi göze gelen gazlı içecek şişe kapağı kalıcı körlüklere neden olmaktadır.

Sıkıştırılmış metal şişe kapaklarına bağlı oluşan göz yaralanmalarının önlenmesinde şişe açacağı kullanılması önemlidir. Vidalı çevir, aç kapakların kullanımının yaygınlaştırılması veya şişe açacağı kullanmalıyız” açıklamasında bulundu.

“Doğru müdahale hayati önem taşımaktadır”
Göz yaralanmalarında ilk dakikaların hatta saniyelerin bile büyük önem taşıdığına dikkat çeken Op. Dr. Meriçeli, “Özellikle gözde delinmelere ve gözün dışarı çıkmasına neden olabilecek bu gibi kazalar önemli acil olgularının başında gelmekle birlikte, yanlış yapılan her girişim, geri dönüşsüz sonuçlara neden olabileceği için doğru müdahale hayati önem taşımaktadır. Göz yaralanmalarının meydana geldiği kazalarda ilk olarak gözün steril bir mendille veya petle kapatılması gerekir. Göze asla dokunulmamalı ve eğer göze bir şey battıysa kesinlikle çıkartmaya çalışmamalıdır. Aksi takdirde gözün içindeki materyalin dışarı çekilme riski vardır. Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” çağrısında bulundu.

Ekim 2022

Göz Bozukluğu Olan Kişilerde Demans Riski

İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre, göz hastalığı yaşayan kişilerin demans riskinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Demans yüzünden ne yazık ki sadece hastaların değil aynı zamanda hasta yakınlarının da yaşamları ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Hastalık geliştikçe bireylerde daha fazla hafıza kaybı, kişilik ve davranış değişiklikleri görünür. Nihayetinde kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek duruma gelen hastalar tamamen sevdiklerine veya hasta bakıcılarına bağımlı hale gelirler.

İngiltere’de yapılan araştırmada, sarı nokta hastalığı, katarakt ve diyabet kaynaklı göz hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin demans geliştirme riskinin daha fazla olduğu belirtildi. 55-73 yaşları arasındaki 12 bin 364 yetişkin üzerinde yapılan çalışmada, en riskli grubun diyabet kaynaklı göz rahatsızlığı olan kişiler olduğu bildirildi. Araştırmada, İngiltere’de yaşayan 55-73 yaşları arasındaki 12 bin 364 yetişkinin verileri incelenirken, başta makula dejenerasyonu adı verilen sarı nokta hastalığı, katarakt ve diyabetle ilişkili göz hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin demans geliştirme riskinin daha fazla olduğu belirtildi. Kataraktı olanlarda yüzde 11, diyabetle ilişkili göz hastalığı olanlarda ise yüzde 61 daha yüksek demans riski olduğunu aktaran araştırmacılar, göz tansiyonunun ise demans ile ilişkili olmadığının altını çizdi.

Yaşlılardaki görme bozukluğu ve bilişsel sonuçlar arasındaki ilişkiyi incelediler. Araştırmadan elde edilen bulgular aşağıdaki gibiydi:

  • Görme sorunu olan kişilerde görme bozukluklarının kendileri tarafından bildirilmiş olup olmadığına veya nesnel ölçümler kullanılarak teşhis edilip edilmediğine bakılmaksızın, artan bilişsel bozukluk ve demans riski vardı.
  • Görme sorunu olan kişilerde olmayanlara göre bilişsel bozukluk olma olasılığı yüzde 137 daha yüksekti.
  • Başlangıçta görme sorunu olan kişilerde olmayanlara kıyasla bilişsel bozukluk geliştirme riski yüzde 41 ve demans riski yüzde 44 arttı.

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında yayımlanan çalışmada, görme bozukluklarının, 2050 yılına kadar dünya çapında 130 milyondan fazla insanı etkileyeceği bildirildi.

Ekim 2022

Bebeklerde Göz Sulanması

Bebeklerde Göz Sulanması
Bebeklerde Göz Sulanması

Bebeklerde ve çocuklarda gözlerin sulanması ile ortaya çıkan hastalıklar bulunmaktadır. Bu hastalıklar için erken tanı ve tedavi son derece önemli olmaktadır. Bebeklerde göz sulanması neden olur ve nasıl geçer tüm detayları ile derledik. Göz hayati öneme sahip olan organlardan biri olarak belirtilmektedir. Bebeklerde doğumdan itibaren görülen aşırı sulanmanın en sık nedeni, doğuştan gözyaşı kanal tıkanıklığı rahatsızlığıdır. Bebeklerde, çocuklarda gözyaşı kanal tıkanıklığı izlenir ve büyük çoğunluğu ilk sene içerisinde düzelir. Ancak, bu durum sıklıkla düzelir diye göz muayenesini geciktirmemek gereklidir. Bebeklerin yaşamın ilk günlerinde göz muayenesinden geçmesi de bundan dolayı olmaktadır. Göz sulanması, göz ile ilgili birçok hastalığın habercisi olmaktadır. Göz hastalıkları özellikle bebek ve çocuklarda sık rastlanan bir durum olarak belirtilmektedir.

Bebeklerde Göz Sulanması Neden Olur?
Bebeklerde görülen göz sulanmasının en basit nedeni göze yabancı bir cisim kaçması olarak ifade edilmektedir. Bunun dışında göz tansiyonu, göz kapağındaki bozukluklar ve göz yaşı kanalının tıkanık olması sulanmanın nedenleri arasında olmaktadır. Gözün sulanması sonucu ortaya çıkan rahatsızlık durumu kişinin görme yetisini kaybetmesine neden olabilecek kadar ciddi boyutta olabilmektedir.

  • Gözyaşı kanalları tıkalı olabilir; Bebeklerin gözünde sulanma ve çapaklanma olması doğuştan bu gözyaşı kanallarının tıkanıklığının belirtisi olabilir.
  • Başka hastalıklar da akla gelmeli; doğumdan sonraki ilk saat ve günlerde ortaya çıkan kanlanma ile birlikte görülen göz sulanması ve iltihaplanma, doğum yollarından bulaşan bir enfeksiyon veya doğum sırasında kullanılan ajanların kimyasal tahrişine bağlı da olabilir.
  • Gözyaşı kesesine masaj yapın; Bebeklerin büyük çoğunluğunda birkaç ay içinde söz konusu ince zar kendiliğinden açılır. Böylelikle buruna normal boşalma başlar ve sulanma geçer. Öncesinde aile tarafından gözyaşı kese bölgesine yapılan masajla hem biriken akıntının boşaltılması ve temizlenmesi sağlanır hem de mekanik basınç etkisi ile zarın açılması kolaylaştırılır.
  • Göz tansiyonunun habercisi olabilir; doğuştan glokomlu yani göz tansiyonlu bebeklerde, gözlerin büyümesine göz sulanması da eşlik edebilir. Oluşan göz sulanması doğuştan göz tansiyonu olasılığını bu durumda akla getirmelidir.

Bebeklerde görülen göz sulanması alerjik hastalıklardan da kaynaklı olabilmektedir. Kimyasal bir madde ile etkileşimde bulunulması da gözlerde sulanma olmasına neden olmaktadır. Göz tansiyonu ve göz çizilmesi gibi durumlar da gözlerde sulanmanın nedenleri arasında gösterilmektedir. Göz sulanması sebeplerine bakıldığında vakit kaybetmeden doktora gidilmesi tavsiye edilmektedir. Bebek ve çocuklarda gözyaşı kanalının tıkanık olma durumu sık rastlanan bir göz sulanması nedeni olmaktadır. Bebeklerin her iki gözünde de çapaklanma ve sulanma var ise göz kanallarının tıkanık olabileceği düşünülmektedir. Gözyaşı gözü koruyan bir salgı olmaktadır. Gözyaşı tıkanıklığı yaşayan kişilerde gözlerde kızarıklık, akıntı, yanma, net görmeme, çapak, batma hissi gibi çeşitli rahatsızlıklar olmaktadır.

Nasıl Geçer?
Bu hastalığın tedavi edilmesi aşamasında uygun masaj, kese temizliği, antibiyotik damlalar ve kapak hijyeni gibi birtakım teknikler kullanılmaktadır. Gözlerde ortaya çıkan kanal tıkanıklığı doktor tarafından tavsiye edilen durumlar uygulandığı halde açılmıyorsa cerrahi müdahale yaşı bu hastalık için 1 ve 1,5 yaş arası olmaktadır. Oldukça kısa süren bu müdahale genellikle 1,5 yaşına doğru yapılmaktadır. Çocuklarda bebeklikten itibaren ortaya çıkan gözlerde sulanma durumu göz sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların belirleyicisi olmaktadır. sonrasında doktor uygulanacak tedavi yöntemlerine karar vermektedir.

EKİM 2022

Göz Hastalıkları Baş Ağrısına Yol Açabilir

Gözün beyin ile ilişkisini inceleyen nöro-oftalmoloji sayesinde, oluşan baş ağrılarınızın sebebin göz hastalıklarından mı kaynaklandığını öğrenebilirsiniz. Göz hastalıkları nedeniyle oluşan baş ağrısını tedavi eden, göz ve sinir sisteminin ortak hastalıkları ile ilgilenen bilim dalına nöro-oftalmoloji denilmektedir. Nöro-oftalmoloji, genellikle beyin, kas, sinir gibi göz çevresinde ve santral sinir sistemindeki hastalıklara eşlik eden görme ve görme alanı bulguları ile ilgilenir. Göz (optik) sinirinden kaynaklanan hastalıklarının teşhis ve tedavisi için düzenli muayene önemlidir.

Oluşan baş ağrıları bazen nörolojik ya da farklı sağlık sorunlarından ortaya çıkabileceği gibi, göz hastalıklarından da oluşabilmektedir. Görme kaybı (ani veya geçici), bulanık görme, görme alanı kaybı, çift görme, göz bebeklerinin büyüklük farkı, renk görme bozukluğu, göz kapak aralığında farklılık, yüzde-gözde kasılma, nöro-oftalmoloji hastalıklarında en sık görülen belirtilerdir. Nöro-oftalmolojik tedavisinde iyi sonuç alınabilmesi için kişinin detaylı tetkik ve muayenelerden geçmesi önemlidir. Yapılan tetkikler görme keskinliği, renk görme muayenesi, görme alanı muayenesi, göz hareketleri ve göz ile ilgili muayeneler olmalıdır.

EYLÜL 2022

Sigarayı Bırakın!

Sigara kullanımı özellikle önemli bir göz sağlığı sorunu olan sarı nokta hastalığının gelişimini ve ilerlemesini tetiklemektedir. Sigaradan uzak durmak göz sağlığı açısından oldukça önemlidir. Birçok hastalığa neden olan sigara kullanımının görme kayıpları ve körlüğe de yol açmaktadır. Sigara kullanımı tüm organlara büyük zararlar verdiğini gibi gözlere de büyük zararlar veriyor. Gözlerimizin sağlığı için asla sigara kullanmamalıyız. Özellikle sarı nokta hastalarının sigara içmemeleri yada içilen ortamlarda bulunmaması gerekmektedir.

Sarı nokta hastalığı önemli bir göz sağlığı sorunudur. Sarı nokta, gözün arka kısmında retinada bulunan, keskin ve renkli görmeyi sağlayan bir bölgedir. Bu bölgede hasar geliştiğinde, körlüğe kadar giden sıkıntılı bir hastalık yaşanabilir. Bu hastalığın belirtileri; görme kalitesinde bozulma, okuma zorluğu, cisimleri ve çizgileri kırık veya dalgalı görme, renkleri soluk ve gri görme, yüzleri tanımakta güçlük, ışığa hassasiyet, siyah noktalar, gece görüşünde azalma ve bakılan cismin ortasında bulanık bir alan veya karanlık leke görme olarak sıralanabilir. Sarı nokta hastalığında ve bu belirtilerin ortaya çıkmasında sigara kullanımı çok büyük bir etkendir. Sigarayı bırakmak, hastalık riskini azaltıyor ve tedaviye olumlu katkılar yapıyor. İlaçsız göz anjiyosu yöntemi, sarı nokta hastalığının teşhis ve tedavisini belirlemekte çok olumlu ve yararlı sonuçlar içeriyor.

Eylül 2022

Kuru Göz Hastalarına Müjde!

Tedavi edilmediğinde göz enfeksiyonları, kornea yaraları ve hatta görme kaybına neden olan göz kuruluğunun basit bir rahatsızlık olarak görülmemesi gerekiyor. Dünya çapında kuru göz teşhisi konulmuş, bu probleme sahip 300 milyondan fazla insan olduğu biliniyor. Kuru göz olarak adlandırılan bu hastalara, gözlerde yanma, batma, içinde kum varmış hissi, gözlerde kızarıklık ve daha bir çok olumsuz his yaşatır. Günümüz tıbbının geldiği bu noktada bile ne yazık ki yapılacak tek şey göz kuruluğu ile yaşamayı öğrenmek gibi gelse de bu konuda yüz güldürücü gelişmeler mümkün, eğer kuru göz rahatsızlığının sebebi Meibomian Bezi Disfonksiyonu ise… Peki Meibomian Bezi Disfonksiyonu nedir? Kuru göz nasıl tedavi edilir? Göz Doktoru Yalçın İşcan açıkladı… Kuru gözün temel nedeninin çoğu hastada Meibomian Bezi Disfonksiyonu yani kısaca MGD olduğu bilinmektedir. Bu durum maalesef çoğu hastada kronik ve ilerleyici seyir gösterebilir.

Meibomian Bezi Disfonksiyonu (MGD) nedir?
Göz kapaklarındaki gözyaşı filminin koruyucu yağlı tabakasını oluşturan meibomius bezlerinin işlevinde bir bozulma veya bir tıkanma durumudur. Bu bezler zaman içinde tıkanabilir ve sağlıklı gözyaşı için gereken yağları artık üretemez hale gelir. Bu tıkanma, gözyaşlarının hızla buharlaşmasına ve gözün tahrişine neden olur. Eğer tedavi edilmezse de kronikleşir. Kuru göz hastalığına tek sebep olmasa da en önemli sebeplerinden biri MGD’dir. Artık önlenebilir bir sebep olduğundan bu aşamada ‘MGD mi, değil mi’ konusu önem kazanmaktadır.

Kuru göz hastalığının sebebinin MGD olduğu nasıl anlaşılır?
Kuru göz hastalığına neyin sebep olduğunu bilmek, hastaya en iyi tedavi seçeneğinin uygulanması adına biz göz hekimleri için en önemli adımdır. Tedavide izlenecek yol şu şekilde olmaktadır; öncelikle özel bir görüntüleme cihazıyla gözyaşı filmi ve bezi görüntülemesi yapılır. Hastada MGD olup olmadığı belirlenir. Göz yaşı kuruluğu MGD’ye bağlıysa bu hasta için sevindirici bir haberdir. Hasta için artık lipiflow  tedavisiyle MGD’den ve dolayısıyla göz yaşı damlalarına bağımlılıktan kurtulur.

LipiFlow tedavisi nasıldır?
Lipiflow tedavisi göz kapağı içinde alt ve üst kapakta dikey olarak yer alan gözyaşının yağlı kısmını salgılayan kirpik dibi (meibom) bezlerinin tıkanıklıklarını gidermeyi amaçlar. Kuru gözün nedenini ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavidir. Meibom bezlerindeki tıkanıklıkları gidermek için göz kapaklarının içlerine masajla uygulanan patentli bir ısı algoritması tedavisi yapılır. Bu cihaz FDA tarafından onay almış olup, güvenilir bir yöntem sunmaktadır. Lipiflow tedavisi hastanın semptomlarını değil altta yatan nedene yönelik bir tedavi yöntemidir. Hastalar birkaç hafta içinde kuru göz şikayetlerinin azaldığını ve rahatladıklarını hissederler. Bu teknoloji ile MGD’nin temel nedenini doğrudan tedavi etmek mümkün olmaktadır. Bu tedavi sayesinde tıkanan bezler açılır ve mebomian bezler normal işlevine döner. Tedavi sonrası hastalar çok büyük ihtimalle göz yaşı damlalarına veda ederek, konforlu bir hayata merhaba der.

EYLÜL 2022

Sarkık Göz Kapağı Yorgunluk Sebebi

Yüzün en dikkat çekici yeri olan gözler yaşlanmanın başladığı bölgelerin başındadır. Göz çevresindeki sorunlar kişiyi yorgun gösterir, Bu durum göz sağlığı açısından da önemsenmelidir. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr.Ümit Beden konu ile ilgili bilgiler verdi. Göz kapağı düşüklüğü; çeşitli nedenlere bağlı olarak doğuştan var olan veya sonradan gelişen, göz kapağının gözün renkli kısmını bir milimetreden daha fazla bir uzunlukta örtecek şekilde düşük olması şeklinde görülen bir sağlık sorunudur. Gözlerden yalnızca bir tanesinde veya her iki gözde birden görülmesi söz konusu olabilen göz kapağı düşüklüğü başlı başına bir sorun olabileceği gibi altta yatan farklı bir sağlık sorununa bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Gerek görme kabiliyetinde sorunlara neden olması, gerekse estetik anlamda istenmeyen bir görüntüye sebebiyet vermesi nedeniyle göz kapağı düşüklüğü tedavi edilmelidir.

Gerek genetik yapı, gerekse çevresel faktörler nedeni ile yıllar içerisinde göz çevresinde bazı istenmeyen değişiklikler gelişebilir. Genellikle yaşın ilerlemesi ile göz torbalanmaları, kapak düşüklükleri, cilt sarkmaları, göz kapağı derisinde torbalanma olmadan sadece sarkma ve gevşeme oluşabilir. Bu değişiklikler kişiyi kozmetik olarak rahatsız edebilir ve yorgun-yaşlı görünmesine neden olabilir. Bu gibi durumlarda genellikle yüzeysel uygulamalar yeterli olmamakta ve cerrahi tedavi (bllefaroplasti – göz kapağı estetiği) gerekli olmaktadır. Bu girişimlerde, alt ve üst göz kapaklarından fazla cilt ve yağ dokusunun çıkarılması hedeflenir. Ancak çıkarılan doku miktarlarının çok iyi planlanması, bazen de sadece yerlerinin değiştirilip bırakılması gerekli olabilir. Bu amaçla önce tam bir göz muayenesi ve cerrahi planlama gereklidir.

Düzgün planlanarak yapılmış bir cerrahi işlem hastaya daha genç bir görünüm kazandırır. Fakat bunu gerçekleştirirken göz sağlığını bozacak veya tehlikeye atacak planlamalardan kaçınmak gereklidir. Bu nedenle cerrahi öncesi detaylı bir göz muayenesinin ne kadar değerli olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Göz kapağı düşüklüğü belirtileri nelerdir?
Göz kapağı düşüklüğünün en temel belirtisi, üst göz kapaklarından bir tanesinin veya her ikisinin sarkık olmasıdır. Bu sarkıklık çok dikkatli ve yakından bakıldığında fark edilebilecek şekilde hafif düzeyde olabileceği gibi çok belirgin bir düşüklük şeklinde de olabilmektedir. Göz kapağı düşüklüğünün tek gözü etkilemesi, sorunun dışarıdan fark edilebilmesini kolaylaştırır. Göz kapağında düşüklük problemi olan kişilerde görülen diğer belirtiler ise şu şekildedir:

  • Kişinin daha iyi görebilmek amacıyla başını geriye eğmeye, çenesini kaldırmaya veya kaşlarını kaldırarak göz kapaklarını yukarıya çekmeye çalışması
  • Görmeyi kolaylaştırmak amacıyla yapılan yukarıdaki davranışlara bağlı olarak gelişen boyun, bel ve omurga ağrıları
  • Yüzde yorgun ve donuk bir ifade
  • Gözde kuruluk veya aşırı yaşarma

Tek gözde görülen göz kapağı düşüklüğünün çok ileri boyutta olması, görüşü önemli ölçüde azaltacağından göz tembelliği sorununa neden olabilir. Özellikle hastalığın doğuştan var olması veya çocukluk döneminde ortaya çıkması göz tembelliğinin ortaya çıkma olasılığını büyük ölçüde artırır. Bunun yanı sıra iyi bir görüş elde etmek için yapılan kaşları kaldırma, gözleri açma gibi davranışlar uzun vadede ciltte kırışıklıkların oluşumuna da yol açabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı hastalığın bu gibi sorunlara yol açmadan önce erken evrede tedavi edilmesi oldukça önemlidir.

Göz kapağı düşüklüğü neden olur?
Göz kapağı düşüklüğü bazı hastalarda doğuştan var olan bir bozukluk olarak görülmektedir. Bu duruma genellikle göz kapağını tutan kasın anne karnında yeterince güçlenememesi neden olur. Çoğu zaman bebek gözlerini açmaya çalıştığında bir gözü diğerinden daha kısıksa hastalığın farkına varılır. Fakat hastalığın kesin olarak tespiti için uzman bir hekim tarafından bebeğin göz kapağı kıvrımlarına bakılarak yapılacak olan fiziksel muayene gereklidir. Sonradan gelişen göz kapağı düşüklüğü olgularında ise neden çoğunlukla göz kapağını tutan kasların zayıflaması veya hasar görmesidir. Bazı durumlarda gözün darbe alması, yaralanması veya göz tümörlerinin varlığı gibi nedenler de buna sebep olabilir. Tüm bunların haricinde yaşlılığın getirdiği bazı göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan birtakım yöntemler ile günümüzde bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerine bağlı olarak da pitozis hastalığı ortaya çıkabilmektedir.

Göz kapağı düşüklüğü teşhisi nasıl konulur?
Göz kapağı düşüklüğü gözle görülebilir bir sağlık sorunu olduğundan doğumsal olması durumunda sorunun fark edilmesinin ardından, sonradan gelişimli olması durumunda ise gözdeki değişimin fark edilmesinin ardından direkt olarak sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Kliniklere gelen hastaların öncelikli olarak detaylı şekilde fiziksel muayeneleri yapılır ve tıbbi geçmişleri öğrenilir. Göz kapağı düşüklüğü hastada sürekli olarak devam etmeyip aralıklı olarak sarkıyorsa bunun ne sıklıkla gerçekleştiği ve ne kadar sürdüğü gibi konular hastalığa neden olan sorunun belirlenmesi açısından önemlidir ve mutlaka bildirilmelidir. Gözdeki olası sorunların tespit edilebilmesi amacıyla biomikroskopi olarak da adlandırılan yarık lamba muayenesi yapılabilir. Tensilon (edrophonium) testi olarak bilinen tensilon adlı ilacın damar yolu ile enjekte edilmesinin ardından kas gücünün incelenmesini sağlayan tanı testi, göz kapağı düşüklüğü ve nedenlerinin tam olarak belirlenmesi amacıyla kullanılabilir. Bu test, genellikle göz kapağı düşüklüğünün Myastenia Gravis adlı göz hastalığına bağlı olup olmadığının araştırılmasında kullanılmaktadır. Hekiminiz, muayene esnasında yaptığı inceleme ve tanı testlerinin yanı sıra farklı hastalık olasılıklarını değerlendirebilmek amacıyla birtakım kan ve görüntüleme testleri isteyebilir. Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda göz kapağı düşüklüğü ve bu soruna neden olan faktörler teşhis edilerek tedavi süreci başlatılır.

Göz kapağı düşüklüğü tedavi yöntemleri nelerdir?
Pitosiz hastalığının tedavisi birkaç yolla mümkündür. Küçük yaştaki hastalarda hastanın yaşı, göz kapağı düşüklüğünün iki gözü de etkileyip etkilemediği, göz kapağının yüksekliği, göz hareketindeki kısıtlılıklar, göz kapağını tutan kasın mevcut gücü gibi faktörler bir arada değerlendirilerek tedavi yöntemi hekim tarafından belirlenir. Hekimler bazı durumlarda görüşün aşırı düzeyde etkilenmediği ve beklemeye müsait olan olgularda hastalığa müdahale etmeyerek zamanla geçmesini beklemeyi tercih edebilir. Ancak böyle durumlarda süreç sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Belirli zaman aralıklarıyla hastanın göz kapağında bir iyileşmenin olup olmadığı kontrol edilir.

Bu süreçte hastanın görüşünün etkilenmemesi ve göz tembelliğinin oluşmaması açısından hastalığa özel gözlüklerin kullanımı önerilebilir ve göz damlasıyla müdahale edilebilir. Bazı durumlarda zayıf olan gözün görüşünün kuvvetlendirilmesi için sağlam göze göz bandı da takılabilmektedir. Yetişkinlerde ise daha farklı bir tedavi süreci izlenerek genellikle göz kapağı düşüklüğü ameliyatı olarak da bilinen cerrahi müdahalelere başvurulur. Doktor hastalığın durumuna göre düşen göz kapağında fazlalık olan dokuyu alabilir veya göz kapağını tutan kasın güçlenmesi için kasa müdahalede bulunabilir. Bununla birlikte hastanın yaşı ve operasyonun kâr-zarar durumu göz önünde bulundurularak yaşı ilerlemiş olan hastalarda cerrahi müdahale yerine gözlük kullanımı da tercih edebilir. Ancak bu geçici bir çözümdür ve göz kapağındaki sarkıklık sorunu çok ileri boyutlarda olan hastalar için etkin bir çözüm sağlamaz. Bu durumda hastalığın tedavi edilmesi için mutlaka cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi müdahale genelde lokal anestezi uygulanarak ayakta yapılır.

Basit bir operasyondur ve çok kısa bir süre içerisinde tamamlanır, olağanüstü bir komplikasyon gelişmediği sürece hasta aynı gün taburcu olur. Unutulmamalıdır ki göz kapakları göz sağlığı açısından fonksiyonel olarak diğer göz dokuları kadar ve hatta bazı anlamlarda daha da önemlidir. Bu nedenle göz kapaklarının şekil ve fonksiyonlarının her hasta için detaylı incelenmesi oldukça önemlidir. Bu fonksiyonlar arasında düzenli göz kırpma refleksi, göz yüzeyinin düzenli ıslatılması, göz yaşı dağılımının sağlanması, korneanın korunması, göz yaşının gözden toplanması, uykuda göz korunması ve tüm bu koruma mekanizmaları ile enfeksiyonların önlenmesi gibi detaylar sayılabilir. Göz estetiği esnasında kapakların fonksiyonlarının iyi korunmasının yanında, hali hazırda bulunan ve göz kapak fonksiyonlarını etkileyen diğer problemler de iyi irdelenmelidir. Kapak gevşekliği veya kapak düşüklüğü gibi problemlerin olduğu olgularda bu gibi problemlerin de aynı seansta giderilmesi gereklidir.

Aksi takdirde, ameliyattan sonra kapaklarda çekinti, pozisyon bozukluğu veya göz sulanması gibi problemler gelişebilir. Aynı şekilde, sadece sağlık amaçlı kapak problemlerinin giderilmesi için uygulanan ameliyatlarda da kapak estetiği için ilave müdahaleler eklenebilir ve bu tür müdahaleler esnasında daha iyi bir kozmetik görüntü de amaçlanabilir. Kısacası göz kapağı ameliyatları esnasında hasta hem göz sağlığı hem de kozmetik açıdan aynı anda ele alınmalıdır.

AĞUSTOS 2022