Göz Etine Yol Açan 4 Önemli Etken!

Masum sanılan göz kanlanması, görme kaybına yol açabilen sinsi hastalıkların habercisi olabilir. Uzmanlar; güneş, toz, rüzgar ve uzun süre ekran maruziyetinin riski artırdığı konusunda uyarıyor. Geçmeyen göz kızarıklığını hafife almayın!

Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor. Masum sanılan ancak tedavi edilmediğinde sinsice ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen göz eti, özellikle gözlerde kanlanma ve kızarma ile ortaya çıkıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Gözde et büyümesi çoğu zaman gözlerin buruna yakın iç kısımlarında yoğun kızarıklık ile fark edilir. Hastalar kendileri aynaya baktıklarında veya çevresindekilerin dikkat çekmesi ile fark ederler. Bu doku zamanla korneanın üzerine yürüyebilir ve görme alanını kapatabilir. Başlangıçta basit bir kızarıklık ve kanlanma gibi görülse de ilerlediğinde görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle geçmeyen göz kızarıklığı durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır” diyor. Göz eti büyümesinde hastaların şikayetlerini ‘Gözüme sanki kum tanesi kaçmış gibi hissediyorum veya herkes bana gözlerin neden bu kadar kırmızı, az mı uyudun ya da alkol mü aldın diye soruyor’ gibi söylemlerle dile getirdiğini belirten Dr.Tolga Birgül, oysa bu durumun çoğu zaman gözde et büyümesinden kaynaklanabildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül, göz etine yol açan 4 önemli etkeni anlattı, belirtilere ve tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Güneş ışığı ve ultraviyole maruziyeti
Göz eti gelişiminde en önemli faktörlerden biri güneş ışığına uzun süre maruz kalmak. Araştırmalar, yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerde pterjiumun (gözde et büyümesi) daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.

Rüzgar, toz ve kum gibi çevresel tahriş
Toz, kum ve rüzgar gibi çevresel faktörler, özellikle açık havada çalışan kişilerde riski artırıyor. Zira göze sık sık kaçan toz, kum ve yabancı cisimler göz yüzeyindeki dokuyu sürekli uyararak tahrişe neden olurken, bu tahriş zamanla dokunun (konjonktivanın) kalınlaşmasına ve korneaya doğru ilerleyen et büyümesine zemin hazırlayabiliyor.

Kronik göz kuruluğu
Uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak da göz kuruluğuna yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Özellikle bilgisayar başında gerekli göz molalarını vermeden uzun süre kalan ve yine uzun süreler telefon ekranına bakan kişilerde göz kuruluğu arttığı için bu hastalığa daha sık rastlayabiliyoruz. Göz yüzeyinin yeterince nemli olmaması da pterjium gelişimini kolaylaştırabiliyor” diyor.

Göz yapısının kuruluğa yatkın olması
Bazı kişilerde göz yüzeyi doğal olarak daha hassas ve nem dengesini korumakta zorlanan bir yapıya sahip olabilir. Bu durum göz yüzeyinin dış etkenlere karşı daha kolay tahriş olmasına neden olur. Yeterli nem sağlanamadığında gözün koruyucu tabakası zayıflar ve konjonktiva dokusu zamanla kalınlaşıp korneaya doğru ilerleyebilir. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde bu süreç daha kolay tetiklenebilir ve pterjium (gözde et büyümesi) gelişme riski artabilir.

Gözünüzde bu belirtilere dikkat!

  • Gözde sürekli kızarıklık ve kanlanma
  • Gözde yanma, batma ve sulanma
  • Gözün iç kısmında kabarıklık oluşması
  • Estetik olarak gözün kırmızı görünmesi
  • Beklenmemiş şekilde Astigmat gelişmesi veya artması

Gözde et büyümesinin tedavisi nasıl yapılıyor?
Gözde et büyümesinin tedavisi hastalığın durumuna göre planlanıyor. Her pterjiumun ameliyat edilmesi gerekmeyebiliyor. Eğer doku uzun süre aynı kalıyorsa, stabil ise takip edilebiliyor. Ancak aktif büyüyen ve korneaya ilerleyen pterjiumlarda cerrahi tedavi gerekiyor. Bu ayırımın yapılması için göz muayenesi yapılması gerektiğini, tedavide en önemli noktanın cerrahi sonrası tekrar oluşumun önlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Tolga Birgül “Pterjium cerrahisinde sadece et dokusunun çıkarılması yeterli değildir. Asıl önemli olan ameliyat sonrası tekrar etmesini önlemektir. Bunun için özel cerrahi teknikler kullanıyoruz; et dokusunu çıkardıktan sonra konjonktival flep ve otogreft gibi yöntemlerle kapatmadan önce geride kalan yüzeyi elmas uçlu özel bir tur motoruyla mikro düzeyde temizliyoruz. Bu yöntemle geride kalabilecek mikroskobik dokular da temizleniyor ve tekrar etme riski önemli ölçüde azaltılıyor” açıklamasında bulundu.

Mayıs 2026

Dereceli Güneş Gözlüğü Nedir, Ne İçin Kullanılır?

Güneşli havalarda hem net görmek hem de göz sağlığını korumak isteyenler için dereceli güneş gözlükleri pratik ve konforlu bir çözüm sunar. Özellikle görme kusuru olan kişilerde, standart güneş gözlüklerinin yetersiz kaldığı durumlarda devreye girerek hem görüş kalitesini hem de UV korumasını aynı anda sağlar.

Dereceli (numaralı) güneş gözlüğü, görme kusuru olan kişilerin hem net görmesini sağlamak hem de gözlerini güneşin zararlı UV ışınlarından korumak için kullanılan özel gözlük türüdür. Normal güneş gözlüklerinden farklı olarak kişinin göz numarasına göre hazırlanmış camlar içerir. Bu sayede dış ortamda hem güneşten korunma hem de net görüş aynı anda sağlanır.  Günümüzde bu gözlüklerde UV400 koruma standart hale gelmiştir ve UVA ile UVB ışınlarını büyük oranda engeller. Ayrıca polarize cam seçeneği, özellikle araç kullanırken ve açık alanlarda oluşan yansımaları azaltarak daha konforlu bir görüş sunar. İsteğe bağlı olarak fotokromik camlar da tercih edilebilir; bu camlar ışık yoğunluğuna göre koyulaşıp açılarak farklı ışık koşullarına uyum sağlar.

Numaralı Güneş Gözlüğü Nasıl Alınır?
Numaralı güneş gözlüğü almak için ilk adım göz doktoru muayenesidir. Güncel göz numaralarını içeren reçete ile birlikte optik mağazaya başvurulur. Ardından kullanıcı, yüz yapısına uygun bir güneş gözlüğü çerçevesi seçer. Seçilen çerçeveye, reçeteye uygun olarak özel üretilen güneş camları hazırlanır ve optik uzmanı tarafından montajı yapılır. Bu aşamada camın rengi, inceliği, kaplama türü (örneğin yansıma önleyici veya sert kaplama) gibi detaylar kişinin ihtiyacına göre belirlenir. Dereceli güneş gözlükleri hem görme konforunu artırması hem de UV ışınlarına karşı koruma sağlaması nedeniyle günlük yaşamda önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Doğru cam ve doğru çerçeve seçimiyle dış ortamda daha net ve rahat bir görüş elde edilebilir.

Mayıs 2026

Çocuklarda Gece Görme Problemlerine Dikkat

Çocukların karanlık ortamlarda hareket etmekte zorlanması, sık sık eşyalara çarpması ya da ışıklar kapandığında huzursuz hissetmesi çoğu zaman korku veya çekingenlik olarak değerlendirilebiliyor. Ancak bazı durumlarda bu belirtiler, gece görmesini etkileyen göz hastalıklarının erken işaretlerinden biri olabilir.

Çocukların karanlık ortamlarda huzursuz davranması ya da akşam saatlerinde hareket etmekte zorlanması çoğu zaman geçici bir durum olarak düşünülebiliyor. Ancak uzmanlar, bazı davranış değişikliklerinin gece görmesini etkileyen göz problemleriyle ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan gece görme sorunları her zaman kolay fark edilmeyebiliyor. Bazı çocuklar gündüz normal görebilirken, düşük ışıklı ortamlarda yön bulmakta zorlanabiliyor veya ışık değişimlerine geç uyum sağlayabiliyor. Akşam saatlerinde sık düşme, merdiven inerken çekingen davranma ya da karanlıkta ebeveynden ayrılmak istememe gibi davranışların aileler tarafından dikkatle gözlemlenmesi gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre gece görmesinde yaşanan azalma; retina hastalıkları, bazı kalıtsal göz problemleri, A vitamini eksikliği veya farklı görme kusurlarıyla ilişkili olabiliyor. Ancak her belirtinin ciddi bir hastalık anlamına gelmediği, kesin değerlendirmenin kapsamlı göz muayenesiyle yapılabileceği vurgulanıyor. Çocukların yaşadıkları görme problemlerini çoğu zaman ifade edemediğini belirten uzmanlar, televizyona çok yaklaşma, loş ortamlarda huzursuz davranma ve görsel materyallere çok yakından bakma gibi davranışların da önemli işaretler arasında yer aldığını ifade ediyor. Özellikle çocukların görme problemlerini normal kabul ederek şikâyetlerini dile getirmemesi nedeniyle ailelerin davranış değişikliklerine karşı dikkatli olması gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlar, çocuklarda göz muayenesinin yalnızca görme bozukluğu geliştiğinde değil, belirli yaş aralıklarında düzenli olarak yapılması gerektiğini belirtiyor. Erken dönemde yapılan kontrollerin, olası risklerin değerlendirilmesi ve çocukların görme sağlığının korunması açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. Ayrıca erken teşhis sayesinde olası görme problemlerinin ilerlemeden kontrol altına alınabileceği ve çocukların günlük yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlanabileceği ifade ediliyor.

Mayıs 2026

Göz Sağlığını Destekleyen 4 Güçlü Meyve

Dijital ekranların hayatımızın merkezine yerleştiği bir çağda gözlerimiz her zamankinden daha fazla yoruluyor. Ancak antioksidanlar ve vitaminler açısından zengin doğru besinlerle bu yükü hafifletmek ve göz sağlığını desteklemek mümkün.

Dijital ekranlar artık hayatın ayrılmaz bir parçası. Bilgisayarlar, telefonlar ve tabletler karşısında geçirilen uzun saatler, gözler üzerinde her geçen gün artan bir yük oluşturuyor. Kuruluk, yorgunluk, batma hissi ve bulanık görme gibi şikâyetler ise birçok kişi için sıradan hale gelmiş durumda. Bu tablo, göz sağlığının yalnızca dış etkenlerle değil, aynı zamanda yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarıyla da yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle oksidatif stres ve inflamasyon gibi biyolojik süreçler, zaman içinde göz dokularını etkileyebiliyor. Her ne kadar dijital yaşamın temposunu tamamen değiştirmek zor olsa da bu etkileri hafifletmek mümkündür. Antioksidanlar, vitaminler ve bitkisel bileşikler açısından zengin bir beslenme düzeni, göz sağlığını desteklemede önemli bir rol oynar. Üstelik bu destek, günlük hayatta kolayca ulaşılabilen doğal besinlerle sağlanabilir. Özellikle bazı meyveler, içeriklerindeki güçlü besin öğeleri sayesinde görme fonksiyonlarını desteklemeye ve göz yorgunluğunu azaltmaya yardımcı olabilecek özellikleriyle öne çıkıyor.

Yaban Mersini: Antioksidan Gücü
Küçük boyutuna rağmen güçlü bir besin profiline sahip olan yaban mersini, özellikle antosiyaninler açısından zengindir. Bu bileşikler, gözde yaşlanma sürecini hızlandıran oksidatif stresle mücadelede rol oynar. Araştırmalar, antosiyaninlerin retina hücrelerini koruyabileceğini ve hücresel hasarı azaltabileceğini göstermektedir. Düzenli tüketildiğinde, yaban mersini göz yorgunluğunu azaltmaya ve uzun vadede göz sağlığını desteklemeye katkı sağlayabilir. Günlük beslenmeye eklemek oldukça kolay: kahvaltılık kaselere, yoğurda veya smoothie’lere eklenebilir.

Portakal: C Vitamini ile Lens Koruması
C vitamini, göz merceğinin yapısını korumada kritik rol oynayan güçlü bir antioksidandır. Zamanla oluşan oksidatif hasar, katarakt gelişiminde etkili faktörlerden biridir. Çalışmalar, yeterli C vitamini alımının katarakt riskini azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle portakal gibi narenciye ürünleri, göz sağlığını destekleyen basit ama etkili bir seçimdir. Günde bir porsiyon narenciye tüketimi, bu açıdan önemli bir katkı sağlayabilir.

Papaya: Kuruluk ve Hassasiyet İçin Destek
Gözlerde kuruluk ve hassasiyet yaşayanlar için papaya dikkat çekici bir seçenektir. İçerdiği A vitamini öncüleri ve karotenoidler, göz yüzeyinin korunmasına yardımcı olur. Aynı zamanda anti-inflamatuar bileşenler içeren papaya, gözde oluşabilecek düşük seviyeli iltihaplanmayı azaltmada destekleyici olabilir. Bu da özellikle yoğun ekran kullanımı sonrası oluşan rahatsızlıkların hafifletilmesine katkı sağlayabilir. Taze olarak tüketilebileceği gibi, meyve salatalarına veya smoothielere de kolayca eklenebilir.

Kivi: Retina İçin Koruyucu Etki
Kivi, yüksek C vitamini içeriğinin yanı sıra lutein ve zeaksantin gibi karotenoidler de içerir. Bu bileşikler, özellikle retina ve maküla sağlığı açısından önemlidir. Beslenme çalışmalarında, bu tür bileşenlerin düzenli alımının görme kalitesini korumaya yardımcı olabileceği belirtilmektedir. Kivi, bu açıdan günlük beslenmede yer verilmesi gereken pratik bir alternatiftir. Ara öğünlerde veya hafif tatlı olarak tercih edilebilir. Göz sağlığı çoğu zaman yalnızca genetik faktörler veya yaşlanma ile ilişkilendirilir. Oysa oksidatif stres, damar sağlığı ve inflamasyon gibi süreçler, doğrudan beslenme ile bağlantılıdır. Antioksidanlardan zengin bir diyet; Hücresel hasarı azaltmaya, Göz dokusunu korumaya, Yaşa bağlı değişimlerin etkisini yavaşlatmaya katkı sağlayabilir Unutmayalım ki beslenme tek başına yeterli değildir. Günlük yaşam stilimiz ve alışkanlıklarımız göz sağlığınızı korumak için önem taşır.

Nisan 2026

Kitap Okurken Göz Dostu Alışkanlıklar

Kitap okurken göz yorgunluğunu azaltmak için doğru ışık, ideal okuma mesafesi ve düzenli molalar şart. Küçük önlemlerle hem keyfinizi hem de göz sağlığınızı koruyabilirsiniz.

Uzun süreli okuma, yanlış ışık ve hatalı oturma pozisyonu ile birleştiğinde gözlerde yorgunluk, bulanık görme ve baş ağrısına yol açabilir. Bu durum, okuma keyfinin azalmasına ve gün sonunda genel bir halsizlik hissine neden olur. Göz sağlığı uzmanları, kitap okurken doğru aydınlatmanın hem konfor hem de göz sağlığı açısından kritik olduğunu vurguluyor.  Işık kaynağı sol tarafta ve hafif yukarıdan gelmeli; çok parlak ya da çok loş olmamalıdır. Doğrudan göze değil, sayfaya yansıyan yumuşak ışık, göz kaslarının gereksiz zorlanmasını önler. Bu sayede hem odaklanma süresi uzar hem de okuma sürecinden daha fazla keyif alınır. Özellikle akşam saatlerinde, masa lambalarının ışığının sayfanın tamamını eşit şekilde aydınlatmasına dikkat edilmelidir.

Kitap ile göz arasındaki mesafe en az 40 santimetre olmalıdır. Bu mesafe, hem net görmeyi sağlar hem de göz kaslarının yorulmasını önler. Yatar pozisyonda kitap okumak, boyun ve omuz kaslarını zorladığı gibi, gözlerin odaklanmasını da güçleştirir. Bu nedenle en sağlıklı okuma şekli, sırtınızın desteklendiği dik pozisyondur. Her 30 dakikada bir kısa ara vererek uzak bir noktaya bakmak, göz kaslarının gevşemesine yardımcı olur. Ara sırasında derin nefes almak, vücudun genel rahatlamasına da katkı sağlar. Ayrıca yeterli su içmek, gözlerin nem dengesini koruyarak kuruluk hissini azaltır. Sık sık göz kırpmak ise, göz yüzeyinin doğal olarak nemlenmesini sağlar.

Kitap okuma alışkanlığınızı bu küçük ama etkili önlemlerle destekleyerek, hem göz sağlığınızı uzun vadede koruyabilir hem de sayfa sayfa ilerlerken konforunuzu artırabilirsiniz.

Okuma Sırasında Göz Konforu İçin 5 Altın Kural

  • Işık kaynağını sol tarafta ve hafif yukarıda konumlandırın.
  • Kitap ile gözünüz arasında en az 40 cm mesafe bırakın.
  • Her 30 dakikada bir gözlerinizi uzak bir noktaya odaklayın.
  • Bol su tüketerek gözlerinizi nemli tutun.
  • Göz kırpma refleksinizi ihmal etmeyin.

Nisan 2026

Hastaların Yarısı Glokom Olduklarını Bilmiyor

Dünyada 70 milyona yakın glokom hastası var ve bunların yarısı hastalığından habersiz. Özellikle kırklı yaşlardan sonra ortaya çıkan ve sinsice ilerleyerek hiçbir belirti vermeyen Glokom, körlük nedenleri arasında da ikinci sırada yer alıyor. Hastaların yüzde 10’u tedaviye başladığında maalesef geç kalınmış oluyor ve kalıcı görme kaybı gelişiyor.

Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, gözde sinsice ilerleyen glokom hastalığına karşı vatandaşları uyardı. Türkiye’de bu hastalıktan etkilenen yaklaşık 2.5 milyon kişi olduğu tahmin ettiklerini belirten Güngör, “Bu hastaların yarısı glokom olduklarını bilmiyor. Ülkemizde bu hastalıktan etkilenen milyonlarca kişi olmasına rağmen, yalnızca yaklaşık 300 bin hasta düzenli tedavi alıyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada 70 milyonun üzerinde insanın glokomdan etkileniyor, glokom vakalarının yaklaşık 6.5 – 7 milyonu körlükle sonuçlanabiliyor. Dünyada glokomlu hasta sayısının 2040 yılında 110 milyonun üzerine çıkması bekleniyor. Glokom dünyada katarakttan sonra körlüğün en yaygın ikinci nedeni. Hastalık doğuştan itibaren her yaşta görülebiliyor, ama genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor. Göz sinirinde oluşan harabiyetin geri dönüşü olmadığı için, glokom nedeniyle kaybedilen görmenin geri dönmesi de mümkün olamıyor, hastalık kalıcı görme kayıpları ve körlükle sonuçlanabiliyor” diyor.

Geç Kalınırsa Körlükle Sonuçlanabilir
Prof. Dr. Kıvanç Güngör, “Hastalığın erken dönemlerde teşhis edilebilmesi ve görmenin korunabilmesi için de göz muayenelerinin düzenli yapılması ve göz tansiyonunun belli aralıklarla ölçümü önemli. Tanı erken konulabilirse gidişat durdurulabilir. Glokom süreğen bir hastalık olduğu için tedavisinde hastaların yaşam boyu izlenmesi önem kazanıyor. Tedavide amaç, görme fonksiyonlarının korunabilmesi. Öncelikli tercihimiz genellikle ilaç tedavisi. Göz siniri üzerinde belirli aralıklarla cihazlarla yaptığımız muayenelerde hasar saptarsak, çeşitli damlalarla göz tansiyonunu düşürmemiz ve görme alanındaki ilerleyici kaybı durdurmamız gerekiyor. İlaçlarla olumlu sonuç alamazsak, lazer uygulamaları ve ameliyat seçeneklerine geçmek gerekebiliyor. Lazer ve cerrahi işlemler hastalığın evresine göre farklı tekniklerle uygulanabiliyor. Tedavide geç kalınırsa ya da tedavi yetersiz olursa glokom hastalığı körlükle sonuçlanabiliyor” şeklinde uyarıyor.

Nisan 2026

Hafıza Kaybının Sessiz Belirtisi Bakışlarda Saklı Olabilir

Gözler yalnızca gördüklerimizi değil, zihnimizin nasıl çalıştığını da ele verir. Görsel algıdaki küçük değişimler, hafıza kaybının erken sinyallerini taşıyabilir.

Hafıza kaybı çoğu zaman sessiz ve fark edilmesi güç bir süreçtir. Günlük hayatta yaşanan küçük unutkanlıklar çoğunlukla önemsenmez. Oysa zihinsel süreçlerdeki bazı değişimler, çok daha erken bir dönemde farklı şekillerde kendini göstermeye başlayabilir. Son bulgular, bu erken işaretlerden birinin göz hareketlerinde saklı olabileceğini ortaya koyuyor. Göz hareketlerindeki değişimlerin hafıza ve bilişsel işlevlerdeki bozulmaların erken habercisi olabileceği görülüyor. Farklı yaş gruplarından bireylerin görsel uyaranlara verdikleri tepkiler incelendiğinde, bilişsel performansı düşük olan kişilerle sağlıklı bireyler arasında belirgin farklar ortaya çıkıyor. Bu karşılaştırmalar, zihinsel süreçlerle görsel davranış arasındaki güçlü bağı gözler önüne seriyor.

Elde edilen bulgulara göre, hafıza performansı düşük bireyler görselleri incelerken daha sınırlı alanlara odaklanıyor ve daha tekdüze bir bakış sergiliyor. Farklı görüntüler karşısında bile benzer noktalara yönelme eğilimi gösteriyorlar. Bu durum, görsel keşif davranışının azaldığını ve beynin yeni bilgileri işleme kapasitesinin zayıfladığını düşündürüyor. Buna karşılık, sağlıklı bireylerin göz hareketleri daha dinamik ve keşif odaklıdır. Görüntü üzerinde farklı noktalara yönelen bakışlar, zihnin aktif biçimde bilgi topladığını ve değerlendirdiğini gösterir. Bu farklılık, bilişsel esneklik ve dikkat süreçleriyle yakından ilişkilidir.

Bu değişimlerin, beynin hafıza merkezi olan hipokampüs ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Görsel dünyayı algılama biçimi, aslında zihinsel süreçlerin dışa yansıması olarak değerlendiriliyor. Bu bulgular, demans ve benzeri hastalıkların erken teşhisi açısından umut verici bir kapı aralıyor. Göz hareketi takibi, düşük maliyetli ve erişilebilir bir yöntem olarak gelecekte önemli bir tamamlayıcı araç haline gelebilir.

Mart 2026

Çocuklarda Göz Ovalamak Masum Bir Alışkanlık mı?

Çocuklarda sık görülen göz ovalama alışkanlığı, çoğu zaman basit bir refleks gibi değerlendirilse de bazı ciddi göz hastalıklarının erken belirtisi olabilir.

Çocukların gözlerini ovuşturması çoğu zaman ebeveynler tarafından yorgunluk, uykusuzluk ya da geçici bir kaşıntı olarak değerlendirilir. Oysa bu masum görünen hareket, bazı durumlarda altta yatan önemli bir göz probleminin habercisi olabilir. Özellikle sık tekrarlayan göz ovalama alışkanlığı, yalnızca bir davranış değil; dikkatle ele alınması gereken bir uyarı işareti olarak görülmelidir. Göz sağlığı, çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişiminde kritik bir rol oynar. Bu nedenle küçük gibi görünen belirtilerin göz ardı edilmesi, ilerleyen süreçte daha büyük sorunlara yol açabilir.

Erken Başlayan Sessiz Tehlike: Keratokonus
Uzmanların özellikle dikkat çektiği hastalıklardan biri Keratokonustur. Gözün en ön kısmında yer alan ve ışığın kırılmasını sağlayan kornea tabakası, bu hastalıkta incelerek öne doğru sivrileşir. Bu yapısal değişim, görmenin netliğini bozarak zamanla ciddi görme kayıplarına neden olabilir. Keratokonus çoğunlukla ergenlik döneminde fark edilse de, hastalığın çocukluk çağında başlayabildiği bilinmektedir. Ancak erken dönemde belirgin şikâyetler oluşmadığı için çoğu zaman teşhis gecikir. Bu da hastalığın ilerlemesine zemin hazırlar.

En dikkat çekici erken belirtiler arasında:

  • Sık göz ovalama
  • Gözlük numarasının hızlı değişmesi
  • Işıkları dağınık ya da gölgeli görme
  • Gözlüğe rağmen net görememe
  • Işığa karşı hassasiyet ve kamaşma

yer alır. Bu belirtiler hafife alınmamalı ve mutlaka uzman değerlendirmesi ile ele alınmalıdır.

Göz Ovalamak Sadece Belirti Değil, Risk Faktörü
Göz ovalama davranışı yalnızca bir semptom değildir; aynı zamanda hastalığın ilerlemesini hızlandıran önemli bir etkendir. Özellikle sert ve sık yapılan göz ovalama, kornea yapısına mekanik baskı uygulayarak incelmeyi artırabilir. Alerjik göz hastalıkları olan çocuklarda kaşıntı daha yoğun hissedildiği için göz ovalama alışkanlığı daha sık görülür. Bu durum, keratokonus gelişimini tetikleyebilir ya da mevcut bir hastalığın daha hızlı ilerlemesine neden olabilir. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarını gözlerini ovuşturmamaları konusunda bilinçlendirmesi ve altta yatan kaşıntı nedenlerinin mutlaka araştırılması gerekir.

Genetik Yatkınlık Göz Ardı Edilmemeli
Keratokonus gelişiminde genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ailesinde bu hastalık bulunan bireylerde risk belirgin şekilde artar. Bu nedenle aile öyküsü olan çocukların düzenli ve detaylı göz kontrollerinden geçirilmesi büyük önem taşır. Çocuklar çoğu zaman görme problemlerini net bir şekilde ifade edemez. Çünkü onlar için gördükleri dünya normaldir. Bu durum, ebeveynlerin gözlem gücünü daha da önemli hale getirir.

Görme Problemleri Akademik Başarıyı da Etkiliyor
Görme, öğrenme sürecinin temel yapı taşlarından biridir. Çocukların büyük bir kısmı bilgiyi görsel yollarla edinir. Bu nedenle görme kalitesindeki düşüş, yalnızca fiziksel bir sorun olarak kalmaz; aynı zamanda akademik performansı da doğrudan etkiler. Tahtayı net göremeyen, yazıları seçmekte zorlanan ya da okuma sırasında çabuk yorulan çocuklarda; Dikkat dağınıklığı, Derse ilgisizlik, Okuma güçlüğü, Özgüven kaybı gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durum zamanla okul başarısında belirgin bir düşüşe yol açabilir.

Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli?
Bazı davranışlar, çocuklarda görme problemi olduğunun önemli ipuçlarını verir. Özellikle şu belirtiler dikkatle takip edilmelidir:

  • Televizyonu yakından izleme
  • Kitap veya ekranı göze çok yakın tutma
  • Tahtayı görebilmek için gözleri kısma
  • Sık göz ovalama
  • Işığa karşı hassasiyet
  • Sık baş ağrısı
  • Gözlük numarasının kısa sürede değişmesi

Bu belirtilerden biri ya da birkaçı gözlemlendiğinde vakit kaybetmeden bir göz hekimine başvurulmalıdır.

Erken Teşhisle Görme Kaybı Önlenebilir
Keratokonus ilerleyici bir hastalık olsa da erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabilir. Günümüzde uygulanan modern tedavi yöntemleri sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir hatta durdurulabilir. Bu noktada en önemli adım, düzenli göz muayeneleridir. Uzmanlar, çocukların herhangi bir şikâyeti olmasa bile belirli aralıklarla göz kontrolünden geçirilmesini önermektedir.

Mart 2026

Gizli Göz Hastalıkları Ramazan’da Fark Edilebilir

Ramazan ayıyla birlikte bulanık görme, gözde ışık çakması, siyah nokta veya lekelerin belirmesi gibi şikayetlerde artış yaşanabiliyor. Gözdeki bu işaretler henüz teşhis edilmemiş retina hastalıklarının önemli bir habercisi olabilir.

Ramazan ayında uzun süreli açlık ve iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri değişimleri göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta. Özellikle henüz teşhis edilmemiş şeker hastalığı ve buna bağlı gelişen diyabetik retinopati, Ramazan’daki beslenme düzeni değişikliğiyle birlikte ilk sinyallerini vermeye başlayabiliyor.

Diyabetik retinopatinin şeker hastalığının en ciddi komplikasyonlarından olduğunu belirten ve sinsice ilerlediğini belirten Doç. Dr. Burak Erden, “Uzun süreli açlık sırasında kan şekeri dalgalanmaları yaşanabilir. Eğer kişide gizli bir diyabet varsa, bu dalgalanmalar gözün en hassas tabakası olan retinadaki kılcal damarlarda sızıntılara veya genişlemelere yol açar. Gözde bulanık görme veya ışık parlaması şeklinde belirti gösterebilir. Diyabetik retinopati, şeker hastalığının görme kaybı ile sonuçlanabilen en ciddi komplikasyonlarından biridir ve ne kadar erken teşhis edilirse, ilerlemesini önleme veya mevcut hasarı tedavi etme şansımız o kadar yüksek olur” dedi.

Ramazan öncesi muayene tavsiyesi
Birçok göz hastalığının, özellikle retinopatinin erken evrelerde hiçbir belirti vermeden de ilerleyebileceğini hatırlatan Doç. Dr. Burak Erden, “Rutin göz muayenesinin önemini hatırlatmak isterim. Zamanında yapılan muayene ile birçok göz rahatsızlığının erken evrede teşhis edebiliriz. Henüz belirti vermemiş diyabeti, yüksek tansiyonun damarlardaki tahribatını, glokom (göz tansiyonu) riskini görebiliyoruz. Ramazan’da değişen metabolizma hızı ve sıvı alımındaki azalma, göz içi dengelerini değiştirebileceği için muayeneyi oruç öncesine çekmek kritik bir öneme sahiptir” dedi.

Kalıcı görme kaybı oluşur
Diyabetin, gözün ağ tabakasında kanamalara ve sarı noktada ödem oluşumuna yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, “Bu durumların zamanında fark edilmemesi halinde kalıcı görme kaybı yaşanabilir. Erken teşhis edilen vakalarda görme kaybını önlemek mümkündür. Ancak birçok hasta, gözde ciddi hasar oluşana kadar muayeneye gitmiyor. Bu da geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor” diye konuştu.

Retinadaki kılcal damarları bozuyor
Diyabetik retinopatinin, görme oranında yüzde 90’a varan kayıplara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, “Diyabet, retinadaki kılcal damarların yapısını bozarak hücre kaybına, damar geçirgenliğinin artmasına ve sarı noktada sıvı birikimine neden olur. Zamanla retinada yeni damarlar oluşur, bu damarlar kanayabilir ve göz içinde zar oluşumuna yol açabilir. Sonuç olarak ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu artışları meydana gelir” açıklamasında bulundu.

Göz kuruluğu Ramazan’da belirginleşebiliyor
Sadece retina hastalıkları değil göz kuruluğu gibi problemlerin de Ramazan’da belirginleşebileceğini belirten Doç. Dr. Burak Erden, “Vücudun uzun süre susuz kalması, gözyaşı kalitesini düşürerek şiddetli göz kuruluğuna ve buna bağlı bulanık görmeye neden olabilir. Bu nedenle, özellikle ailesinde şeker hastalığı öyküsü olanlar, 40 yaş üstü bireyler ve yüksek miyopisi bulunanların Ramazan öncesi kapsamlı bir göz taramasından geçmesi oldukça önemlidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Şubat 2026

Öğrenmede Başarının Anahtarı: Sağlıklı Görme

Uzmanlara göre öğrenme sürecindeki başarının yüzde 83’ü görme ile ilişkili. Türkiye’de her üç çocuktan birinde görülen görme bozuklukları ise erken fark edilmediğinde hem akademik performansı hem de göz sağlığını kalıcı olarak etkileyebiliyor.

Uzmanlar, çocuklarda görülen akademik performans düşüşlerinin her zaman öğrenme güçlüğüyle ilişkilendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, Türkiye’de her üç çocuktan birinde uzak ya da yakın görme sorunu bulunduğunu belirterek, “Çocuklar çoğu zaman öğrenme eksikliği nedeniyle değil, iyi göremedikleri için derslerinde geri kalıyor. Öğrenme süresince görmenin etkisi yüzde 83’tür” diyor. Görme bozukluklarının erken fark edilmemesi durumunda ilerleyen yıllarda tedavisi daha güç olan göz tembelliği gibi kalıcı sorunların gelişebilirken özellikle okul çağındaki çocukların düzenli göz muayenesinden geçirilmesinin büyük önem taşıyor.

Çocuklarda en sık görülen göz problemleri arasında miyopi, hipermetropi, astigmat, şaşılık ve göz tembelliği yer alıyor. Ailelerin dikkat etmesi gereken belirtiler arasında ise tahtayı net görememe, satır atlama, gözleri kısarak bakma, televizyonu yakından izleme, sık göz kaşıma, baş ağrısı ve ders çalışırken çabuk yorulma bulunuyor. Öte yandan dijital ekran kullanımı da göz sağlığını olumsuz etkiliyor. Tablet, telefon ve bilgisayar karşısında uzun süre vakit geçirmenin göz yorgunluğu, kuruluk ve gizli kaymalar gibi sorunlara yol açabilirken, 5 yaşına kadar ekran süresinin günde 1 saati, 7 yaş ve üzerinde ise 1,5-2 saati geçmemesi vurgulanıyor.

Eğitim başarısının temel taşlarından biri olan sağlıklı görme için çocukların okul öncesi ve okul döneminde düzenli göz kontrolünden geçirilmesi gerekiyor. Eğitim sürecinde yapılacak basit bir göz taraması ise çocuğun okul hayatına daha güçlü bir başlangıç yapmasını sağlayabiliyor. Uzmanlar, yılda en az bir kez gerçekleştirilecek kapsamlı bir göz muayenesinin olası risklerin önüne geçmede en etkili adım olduğunu belirtiyor.

Şubat 2026