Minik Gözleri Tehdit Eden 6 Yaz Riski

Yaz tatilinde artan ekran kullanımı, güneş ışınları, havuz, deniz, alerjenler ve klimalı ortamlar göz sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Basit ama etkili önlemlerle yaz aylarında görülebilecek pek çok göz sorununun önüne geçmek mümkün.

Okulların tatil olmasıyla birlikte telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor. Gözler gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran kullanımı ile güneş, havuz, deniz, alerjenler ve klimalı ortamlar; göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetlerinin daha sık görülmesine neden olabiliyor. Ayrıca toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine, yalnızca koyu renk camlı bir güneş gözlüğü gözleri zararlı ultraviyole (UV) ışınlarından korumaya yetmiyor. İşte yaz aylarında göz sağlığını tehdit eden 6 önemli risk ve alınabilecek basit önlemler…

Ekran süresinde artış
Tatilde telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması; göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresi planlanmalı ve her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakılarak gözlerin dinlendirilmesi alışkanlık haline getirilmelidir. 

Havuz ve deniz
Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması fayda sağlar. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözler temiz suyla durulanmalı, kirli ellerle gözlere temas edilmemeli, ortak havlu kullanılmamalı ve gözler ovuşturulmamalıdır.

Kontakt lensle deniz ya da havuza girmek
Kontakt lensler, deniz ve havuz suyunda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Bu nedenle yüzme sırasında kontakt lens kullanılmamalı; zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lensler tercih edilmeli ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılıp atılmalıdır.

Güneş ışınları
Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa neden olabilir. Uzun yıllar boyunca korunmasız UV maruziyeti ise katarakt ve bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabilir. Dışarı çıkarken UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan güneş gözlüğü kullanılmalı, güneşe çıplak gözle bakılmamalı ve özellikle güneşin yoğun olduğu saatlerde şapka tercih edilmelidir. Sadece koyu renk camlı bir gözlüğün UV koruması sağladığı düşüncesi ise doğru değildir.

Yaz alerjileri
Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Gözlerin ovuşturulması şikayetleri artırabileceği ve göz yüzeyine zarar verebileceği için bundan kaçınılmalıdır. 

Klima
Aşırı sıcaklarda klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olarak gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissine yol açabiliyor. Özellikle klimanın hava akımının doğrudan yüze veya göze gelmesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımı doğrudan yüze yönlendirilmemeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve gün boyunca yeterli sıvı tüketilmesine özen gösterilmelidir.

Ağustos 2026

Çebi Göz Optik

ÇEBİ GÖZ OPTİK

Deneyim ile Güven İnşa Ediyor

“Silmo İstanbul’un; yeni teknolojilerin tanıtılması, profesyonelleri bir araya getirmesi ve bilgi paylaşımını desteklemesiyle bugün çok değerli bir konuma
ulaştığını düşünüyorum.”

Merhaba Erol Bey öncelikle okurlarımıza kendinizi tanıtarak, optik sektörüne uzanan kariyer yolculuğunuzu paylaşır mısınız?
Merhaba, ben Erol Ömercebioğlu. 1961 yılında Trabzon’da doğdum. Lise eğitiminin ardından üniversite eğitimi için Almanya’ya giderek grafik tasarım ve dil eğitimi aldım. Türkiye’ye döndükten sonra Atabay İlaç Fabrikası’nın ithalat bölümünde çalıştım ve burada dış ticaret süreçleri konusunda önemli deneyimler kazandım. Optik sektörüyle tanışmam ise 1989 yılında o dönem Carl Zeiss’ın Türkiye distribütörü Alova Dış Ticaret A.Ş.’de göreve başlamamla oldu. Sektöre ilk adımımı attığım dönemde Almanya’daki Zeiss tesislerinde cam, çerçeve ve optik ürünler üzerine kapsamlı eğitimler aldım. Bu süreç, yalnızca teknik bilgi edinmemi değil; kalite anlayışını, sistemli çalışmayı ve güvene dayalı iş yapma kültürünü de benimsememi sağladı. Ardından sektörün farklı alanlarında üstlendiğim görevlerle bilgi ve deneyimimi geliştirme fırsatı buldum. Bugün geriye dönüp baktığımda, 38 yılı aşkın süredir aynı heyecanla sürdürdüğüm bu yolculuğun en değerli kazanımının, mesleğime duyduğum bağlılık ve yıllar içinde kurduğum güven ilişkileri olduğunu düşünüyorum.

Uzun yıllar sektörün farklı alanlarında görev aldıktan sonra Çebi Göz Optik’i açmaya nasıl karar verdiniz?
Yıllar boyunca distribütörlük, yöneticilik ve koordinatörlük gibi farklı görevlerde çalışarak sektörün üretimden satışa kadar uzanan birçok alanını yakından tanıma fırsatı buldum. Ancak tüm bu süreç boyunca, nihai tüketiciyle doğrudan buluşabileceğimiz bir perakende mağazası açma fikri hep aklımızdaydı. Oğlum Furkan Ömercebioğlu da lise yıllarından itibaren optik sektöründe çalışmaya başladı. Üniversitedeki İşletme eğitiminin ardından optisyenlik eğitimini de tamamlayarak önemli deneyimler kazandı. Toptancılık yerine özellikle perakende mağazacılık alanında olmayı tercih etti ve mağazacılıktaki gelişimi sürdürdü. Onun bu alana duyduğu ilgi ve mağazacılık konusundaki yaklaşımı, uzun süredir planladığımız bu yatırımı hayata geçirmemizde önemli bir rol oynadı. Ağustos 2025’te Altunizade’de açtığımız Çebi Göz Optik’te, oğlum Furkan’ın perakende deneyimini ve müşteri ilişkilerindeki başarısını, benim uzun yıllara dayanan sektör birikimimle bir araya getirerek müşterilerimize kaliteli ürünün yanı sıra güvenilir ve nitelikli bir hizmet sunmayı hedefledik. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Türkiye’de sektörün dönüşümüne yakından tanıklık ettiniz. Özellikle progresif camların yaygınlaşma sürecinde üstlendiğiniz rolü biraz anlatır mısınız?
Türkiye optik sektörü için 1980’li yılların sonu ve 1990’lı yılların başı önemli bir dönüşüm dönemiydi. Mineral camlardan organik camlara geçiş yaşanırken, inceltilmiş camlar, kaplamalı camlar ve yeni nesil optik teknolojileri de sektörde giderek daha fazla yer bulmaya başlamıştı. O yıllarda ithalat yapan firma sayısı oldukça sınırlıydı. Serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte dünyadaki yenilikçi ürünler de Türkiye pazarına ulaşmaya başladı. Bu dönüşüm sürecinde, Zeiss tarafından geliştirilen progresif cam teknolojilerinin Türkiye’de tanıtılması ve kullanıcılarla buluşturulmasına yönelik reklam ve tanıtım çalışmalarında aktif görev aldım. Aynı dönemde organik CR-39 camlar, inceltilmiş camlar, özel kaplamalar, polikarbonat ve Trivex gibi yeni nesil optik ürünlerin sektörde yaygınlaşmasına yönelik birçok çalışmanın içinde yer aldım. Meslek hayatım boyunca sektördeki teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, yeniliklerin Türkiye optik sektörüne kazandırılması için yürütülen pek çok projeye katkı sunma fırsatı buldum. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu dönüşüm sürecinin bir parçası olmak ve optik sektörünün gelişimine destek sağlayabilmek benim için her zaman ayrı bir gurur kaynağı oldu.

Çebi Göz Optik olarak marka ve ürün seçiminde hangi kriterlere göre öncelik veriyorsunuz?
Mağazamızda müşterilerimize sektörün önde gelen markalarını ve kaliteli ürünlerini sunmaya özen gösteriyoruz. Ancak bizim için önemli olan yalnızca geniş bir ürün yelpazesi oluşturmak değil, her müşterinin ihtiyacına en doğru çözümü sunabilmektir. Marka ve ürün seçiminde kalite, güvenilirlik, dayanıklılık ve kullanım konforunu temel kriterler olarak değerlendiriyoruz. Kendimizi müşterimizin yerine koyarak, uzun yıllar memnuniyetle kullanabileceği ürünleri tercih etmeye özen gösteriyoruz. Bizim için gözlük yalnızca estetik bir ürün değil, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir sağlık ürünüdür. Bu nedenle hem cam hem de çerçeve seçiminde kalite anlayışımızdan ödün vermeden hareket ediyoruz.

Çebi Göz Optik’te müşterileriniz için geliştirdiğiniz hizmet anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?
Çebi Göz Optik’te müşterilerimizi bir müşteri olarak değil, misafirimiz olarak karşılıyoruz. Güler yüzlü hizmet anlayışımız, uzman danışmanlığımız ve güven odaklı yaklaşımımızla her bireyin ihtiyacına uygun çözümler sunmayı hedefliyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca doğru ürünü sunmak değil, müşterilerimizin kendilerini güvende hissedecekleri bir alışveriş deneyimi yaşamalarını sağlamaktır. Uzun vadeli memnuniyet ve güven ilişkisi kurmayı, hizmet anlayışımızın en önemli parçası olarak görüyoruz.

Perakende mağazacılıkta Çebi Göz Optik’i farklı kılan temel unsurlardan bahseder misiniz?
Optik sektöründe edindiğimiz bilgi birikimi, bugün mağazamızdaki hizmet anlayışının en önemli temelini oluşturuyor. Ancak bizim için asıl fark yaratan unsur, bu deneyimi müşterilerimizin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek için kullanabiliyor oluşumuzdur. Ürün önerirken yalnızca marka ismine odaklanmıyor; kaliteyi, kullanım alışkanlıklarını, sağlık açısından uygunluğu ve uzun vadeli memnuniyeti birlikte değerlendiriyoruz. Her müşterinin ihtiyacının farklı olduğunun bilinciyle hareket ediyor, en doğru ürünü en doğru kullanıcıyla buluşturmayı hedefliyoruz. Bizim için optik perakendeciliği yalnızca ürün satışı değil, bilgi, güven ve sorumluluk gerektiren profesyonel bir hizmet anlayışıdır. Bu nedenle müşterilerimizle uzun vadeli güven ilişkileri kurmayı, mağazamızın en önemli değerlerinden biri olarak görmekteyiz.

Sektöre ve yeni mağaza açmak isteyen genç girişimcilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Otuz sekiz yılı aşkın süredir içinde bulunduğum optik sektöründe, Türkiye’de ve yurt dışında çok farklı görevler üstlendim. Meslek hayatım boyunca Avrupa’dan Uzak Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada 27 ülkeyi ziyaret etme, üretim tesislerini yakından inceleme ve farklı pazarların çalışma kültürlerini gözlemleme fırsatı buldum. İthalat, ihracat, satış, pazarlama ve yöneticilik alanlarında edindiğim deneyimler bana bu mesleğin yalnızca ürün bilgisiyle sürdürülemeyeceğini gösterdi. Optik sektörü; sürekli öğrenmeyi, yenilikleri takip etmeyi ve insana karşı sorumluluk duymayı gerektiren çok özel bir alandır. İşinizi sevmeniz, sürekli öğrenmeye açık olmanız ve mesleki yenilikleri yakından takip etmeniz gerekiyor. Dürüstlük, çalışkanlık ve müşteri memnuniyeti ise uzun vadeli başarının temelini oluşturuyor. Teknolojiler ve ürünler zaman içinde değişebilir, ancak güven hiçbir zaman değerini kaybetmez. Gerçek başarı ise yalnızca teorik bilgiyle değil; farklı ülkeleri, üretim kültürlerini ve müşteri ihtiyaçlarını tanıyarak gelişir. Sabırla, merakla ve kaliteyi her zaman ön planda tutarak ilerleyen herkes bu sektörde güçlü bir yer edinebilir. Unutulmamalıdır ki optik sektörü güven üzerine kuruludur. Bu güveni koruyanlar, geleceği de inşa eder.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimini ve sektöre katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Optik fuarları, sektörün gelişiminde çok önemli bir rol üstleniyor. Yeni teknolojilerin, üretim tekniklerinin ve tasarım trendlerinin yakından takip edilmesine olanak sağlayarak sektör profesyonellerini aynı platformda buluşturuyor. Bizim açımızdan fuarlar yalnızca ürünlerin sergilendiği organizasyonlar değil; üretici firmalarla doğrudan iletişim kurabildiğimiz, kalite standartlarını yerinde değerlendirebildiğimiz ve yeni işbirlikleri geliştirebildiğimiz önemli platformlardır. 1980 yılından bu yana düzenli olarak katıldığım Silmo Paris, organizasyon kalitesiyle her zaman dikkatimi çeken fuarlardan biri olmuştur. Silmo İstanbul ise son yıllarda hem organizasyon yapısı hem de uluslararası kimliğiyle önemli bir gelişim gösterdi. Sektöre katkılarını yadsıyamayacağımız Silmo İstanbul Optik Fuarının, yeni teknolojilerin tanıtılması, biz profesyonelleri bir araya getirmesi ve bilgi paylaşımını desteklemesiyle bugün çok değerli bir konuma ulaştığını düşünüyorum.

Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Son olarak 4 your eyes hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
4 your eyes, kaliteli yayın anlayışı ve ele aldığı içeriklerle optik sektörünü yalnızca ticari yönüyle değil, eğitim, bilgi paylaşımı ve vizyon boyutuyla da değerlendiren nitelikli bir yayındır. Yurt içi ve yurt dışındaki sektörel gelişmeleri, yenilikleri ve markaları yakından takip ederek okurlarına değerli bir bakış açısı sunuyor. Hem deneyimli sektör profesyonelleri hem de mesleğe yeni adım atanlar için güvenilir ve önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Ağustos 2026

Safira Gözlük

Safira Gözlük

Üretimde Yenilik ve Kalitenin Gücü

“Silmo İstanbul, küresel optik sektörünün tüm dinamiklerini, yerli üreticileri, distribütörleri ve optisyenleri tek bir çatı altında buluşturarak
her yıl muhteşem bir ticari sinerji yaratıyor.”

Merhaba Osman Bey, öncelikle kendinizi tanıtarak, Safira Gözlük’ün kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı bizimle paylaşır mısınız
Merhaba, ben Osman Nuri Ulucan. Safira Gözlük Sanayi ve Ticaret A.Ş. Kurucu ortaklarından biriyim. Yolculuğumuza 2016 yılında Antalya’da başladık. Temel amacımız, üretim sürecinden tüketici beklentilerine kadar her aşamada yüksek kaliteli, güvenilir ve sağlıklı ürünler sunmaktı. Adını asil ve kıymetli bir taşla özdeşleştirdiğimiz ana markamız Safirex yenilikçiliğiyle kısa sürede öne çıktı. Bugün ise bünyemizde Safirex, Safirex Kids, Clubmaster ve Violette gibi farklı kitlelere hitap eden güçlü markaları barındıran hem yerel hem de uluslararası düzeyde adından söz ettiren bir konumdayız.

Antalya’da başlayan yolculuğunuzu İstanbul’a taşıma kararını hangi ihtiyaçlar ve hedefler doğrultusunda aldınız?
Antalya, markamızın doğduğu ve temellerimizin atıldığı yer olması sebebiyle bizim için çok özeldir. Ancak Safira Gözlük büyüdükçe, pazarda daha aktif olmak, lojistik süreçleri hızlandırmak ve iş ortaklarımıza çok daha ulaşılabilir bir hizmet sunabilmek adına ticari faaliyetlerimizi İstanbul merkezli olarak devam ettirme kararı aldık. İstanbul’un sağladığı stratejik avantajlar, gerek yurt içi bayilerimize sunduğumuz üst düzey hizmet kalitesini artırdı gerekse uluslararası pazarlara açılan kapımızı çok daha genişletti.

Safira Gözlük’ü sektördeki diğer üretici firmalarımızdan ayrıştıran en önemli özellikler nelerdir?
Biz sadece trend odaklı tasarımlar sunmakla kalmıyor, üretimin her aşamasında insan sağlığını ve konforunu merkeze alıyoruz. Bizi farklı kılan en önemli özellik, değerli optik mağazalarımızın tüketici gözündeki güvenini ve imajını destekleyen üst düzey bir hizmet anlayışına sahip olmamızdır. Ayrıca, AR-GE gücümüz sayesinde çocuk gözlüklerinden biyo-tabanlı çerçevelere kadar sektörde teknolojik ve çevresel dönüşümü destekleyen ham maddeleri ve üretim tekniklerini çok hızlı bir şekilde hayata geçirebiliyoruz.

Okurlarımıza markalarınızı nasıl konumlandırdığınızdan ve koleksiyonların özelliklerinden bahseder misiniz?
Markalarımızın her biri, geniş ürün yelpazemizin altında farklı bir ihtiyaca ve tarza yanıt veriyor. Safirex; Safira Gözlük’ün amiral gemisi konumundadır. Markamızın özü, şıklıktan asla ödün vermeden, kullanıcısına varlığını unutturacak kadar ultra hafif ve esnek çerçeveler sunmasıdır. Gözlük sektöründe estetik tasarımı bu denli yüksek bir hafiflik teknolojisiyle harmanlıyor oluşumuz bizi bu segmentte ön plana çıkarıyor. Yenilikçi yapısı ve bu benzersiz hafiflik konseptiyle dünya markaları arasında zirveyi hedefliyor. Safirex Kids; ‘Enjoy your childhood’ mottosuyla üretilen, 0-14 yaş grubuna özel markamızdır. Çocukların sağlığını her şeyin önünde tutarak tamamen anti-alerjik, esnek ve güvenli malzemeler kullanıyoruz. Bu koleksiyonumuzu doğadan ilham alan, hint yağı bitkisi özlü biyo-tabanlı sürdürülebilir ürünlerle destekliyor; çocuklara hem sağlıklı hem de çevre dostu bir kullanım sunuyoruz. Clubmaster; Zamansız, ikonik ve güçlü bir tarza sahip klasik çizgileri modern dokunuşlarla sunan üst segment markamızdır. Tasarımlarında kullanılan en üst kalite high-end asetat ve özel metal kombinasyonlarıyla öne çıkarak, lüks ve konforu bir arada arayan kullanıcılara hitap eder. Violette ise moda trendlerini ve estetiği herkes için ulaşılabilir kılmak adına geliştirdiğimiz, fiyat-performans dengesine sahip bütçe dostu serimizdir. Kaliteden ödün vermeden, zamansız ve klasik renklerin hakim olduğu koleksiyona sahip markamızdır.

Ödüllü markanız Safirex Kids koleksiyonu için materyal ve üretim seçimlerinizi biraz daha detaylandırır mısınız?
Çocuk grubu bizim en hassas olduğumuz alandır. Safirex Kids çerçevelerimiz hafıza etkili gözlük pazarının en iyisi olarak kabul edilen İsviçre menşeili Giralamid ham maddesi kullanılarak üretilmektedir. Çocukların ve ebeveynlerin tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan bu çerçeveler; anti-alerjik, toksik madde içermeyen, esnek ve yıkanabilir özelliklere sahiptir. Tasarımsal olarak ise burunda iz yapmayan hafif köprü yapısı, silikondan üretilmiş yumuşak ve narin kaymaz sap uçları ile kulak arkasını acıtmayan hafif saplar kullanıyoruz. Ayrıca esnek yaylı menteşe sistemimiz, sapların dışa doğru daha fazla esnemesine izin vererek kırılmaları önlüyor ve çocuklara maksimum hareket özgürlüğü sunuyor. Kısacası Safirex Kids için çocukların kullanabileceği en doğru ve en güvenli gözlük diyebiliriz.

Ürün geliştirme süreçlerinizde tasarım, konfor ve dayanıklılık arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Gözlük hem bir moda unsuru hem de gün boyu taşınan medikal bir aksesuardır. Bu yüzden üç unsur arasında kusursuz bir denge olmak zorundadır. Biz bu dengeyi tasarımlarımızın iç kanallarına kadar planlayarak kuruyoruz. Örneğin, camların çerçeveye en iyi şekilde oturmasını sağlayan iç kanal yapılarından, çerçevenin esnekliğine kadar her şeyi milimetrik hesaplıyoruz. Malzeme mühendisliğini estetikle birleştirerek yüz ergonomisine tam uyum sağlayan, hafif, konforlu ama bir o kadar da darbelere ve kırılmalara dayanıklı ürünler ortaya çıkarıyoruz.

Gözlük sektöründe kalite ve fiyat dengesi her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Tüketicilerin hem sağlıklı hem de bütçelerini sarsmayacak ürünler aradığının bilincindeyiz. Biz üretim kalitemizden asla ödün vermeden, doğru ham madde seçimi ve optimize edilmiş üretim süreçleriyle bu dengeyi kuruyoruz. Optik mağazalarımızın raflarına koyduğu bir Safira ürünü, kalitesiyle dünya markalarıyla yarışırken fiyat erişilebilirliğiyle de son derece ulaşılabilirdir. Hem yerel hem uluslararası pazarda sürdürülebilir başarımızın temelinde, bu güvenilir kalite ve makul fiyat politikası yatıyor.

Yurt içi ve yurt dışı fuarlara düzenli olarak katılıyorsunuz. Fuarların markanızın gelişimine katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?
Fuarlar, Safira Gözlük’ün küresel vizyonunu sergilemek adına en çok önem verdiğimiz platformlardır. Katıldığımız hem yerel hem de uluslararası fuarlar, markalarımızın hedef kitleleriyle doğrudan etkileşim kurmasını sağlıyor. Bu organizasyonlar sayesinde dünya genelindeki optik trendlerini, yeni teknolojileri yerinde analiz ederken, aynı zamanda dünya çapındaki iş ortaklarımıza Safira kalitesini yakından deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Marka bilinirliğimize ve ihracat ağımıza katkısı yadsınamaz.

Uluslararası pazarlarda büyüme hedefleriniz doğrultusunda hangi ülkelere veya bölgelere öncelik vermektesiniz?
Türk gözlük sanayisinin üretim gücünü dünyaya göstermek istiyoruz. Bu doğrultuda Avrupa pazarı, Ortadoğu ve Körfez ülkeleri öncelikli olarak radarımızdadır. Özellikle İsviçre standartlarında ham maddelerle yaptığımız üretimler ve çocuk gruplarındaki yüksek güvenilirlik oranımız, bizi uluslararası pazarda çok rekabetçi bir konuma getiriyor. Küresel dağıtım ağımızı genişleterek Safirex ve alt markalarımızı dünya genelinde çok daha fazla optik mağazasında konumlandırmayı hedefliyoruz.

Safira Gözlük olarak yakın döneme dair yeni yatırımlar, işbirlikleri ya da ürün grubu genişletme planlarınız var mı?
Safira Gözlük olarak yakın dönem hedeflerimizi endüstriyel güç, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik üzerine kurduk. Küresel pazardaki rekabet gücümüzü ve milimetrik işçilik kalitemizi en üst seviyede tutmak adına üretim makinelerimize ve parkurumuza ciddi teknolojik yatırımlar yaparak kapasitemizi katladık. Eş zamanlı olarak, bayilerimizin sipariş ve stok süreçlerini en hızlı şekilde yönetebileceği güçlü e-ticaret ve dijital altyapı yatırımlarımıza ağırlık verdik. Tüm bu teknolojik gücümüzü ise en vizyoner ürün grubumuz olan Safirex Bio serimizle taçlandırıyoruz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla geliştirdiğimiz bu çevre dostu çerçeveler, hint yağı bitkisi özünden üretilmektedir. Yüzde 58’i tamamen bitkisel kaynaklı olan bu seri; insan sağlığına zararsız, anti-alerjik ve yenilenebilir yapısıyla ebeveynlerin çocuklarına gönül rahatlığıyla kullandırabileceği bir güven sunuyor. Özetle; üretimdeki makine gücümüzü, dijital altyapımızı ve sürdürülebilir ürünlerimizi birleştirerek küresel marka vizyonumuzla büyümeye devam ediyoruz.

Silmo Award İstanbul 2024 ödüllerinde Yerli Üretim Çocuk kategorisini kazanmanız markanız adına nasıl bir anlam taşıyor?
Silmo Award İstanbul 2024’te ‘Yerli Üretim Çocuk Kategorisi’nde ödüle layık görülmek, bizim için yalnızca bir başarı değil, aynı zamanda yürüdüğümüz yolun doğruluğunun ve benimsediğimiz değerlerin öneminin göstergesidir. Çocuklarımızı sadece geleceğimiz olarak değil, bugünümüzün de en büyük sorumluluğu olarak görüyoruz. Bu nedenle çocuk koleksiyonlarımızı tasarlarken yalnızca estetik ve konfora odaklanmıyor; sağlık, güvenlik ve çevre duyarlılığını da tam merkeze alıyoruz. Aynı zamanda çocukların dünyasının ne kadar renkli, canlı ve sınırsız olduğunun bilincindeyiz. Tasarımlarımızda onların hayal gücünü yansıtan detayları, eğlenceli desenleri ve enerjik renkleri bir araya getirmeye büyük özen gösteriyoruz. Çünkü bir çocuğun gözlüğünü severek takması, kendini mutlu ve özgüvenli hissetmesi bizim için en büyük ödüldür. Silmo İstanbul’dan aldığımız bu değerli ödül; sürdürülebilir üretime, yerli sanayimize ve çocuk odaklı tasarım vizyonumuza duyulan güvenin en somut kanıtıdır.

Silmo İstanbul Optik Fuarının gelişimine ve sektöre katkılarına yönelik görüş ve yorumlarınızı öğrenebilir miyiz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı, optik dünyasını bir araya getiren en büyük ve en prestijli organizasyonlarından biridir. Küresel optik sektörünün tüm dinamiklerini, yerli üreticileri, distribütörleri ve optisyenleri tek bir çatı altında buluşturarak her yıl muhteşem bir ticari sinerji yaratıyor. Safira Gözlük olarak bizim için de İstanbul merkezli operasyonlarımızın gücünü, yeni biyo-tasarımlarımızı ve teknolojik çocuk koleksiyonlarımızı sektör profesyonellerine sunmak adına eşsiz bir vitrin görevi görüyor. Özetle, Silmo İstanbul’un Türkiye optik sektörünü her yıl daha da yukarı taşıdığına inanıyorum.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes hakkında neler söylemek istersiniz?
Ben de Safira Gözlük ailesi adına sizlere ve tüm ekibinize çok teşekkür ederim. 4 your eyes, sektörümüzün en güncel, tarafsız ve vizyoner yayınlarından biri olarak optik dünyasının nabzını tutuyor. Biz üreticilerin yeniliklerini ve felsefesini optisyenlik müesseselerine en doğru şekilde ulaştıran çok değerli bir köprü olduğunu düşünüyorum. Yayın hayatınızda başarılarınızın artarak devam etmesini diliyorum.

Ağustos 2026

Markus T

Markus T

Design Serisini Yeniden Yorumluyor

Markus Temming, Red Dot 2026 ödüllü yeni Design koleksiyonunda geçmişe dönmek yerine, markanın kuruluş prensiplerini bugünün tasarım anlayışıyla yeniden kurguluyor.

Yaklaşık 30 yıl önce Markus T’nin tasarım anlayışını şekillendiren ilk koleksiyonu Design, bugün çağdaş bir yorumla yeniden hayat buluyor. Almanya merkezli marka, geçmişine nostaljik bir bakış atmak yerine kuruluş felsefesini bugünün tasarım diliyle yeniden yorumluyor. Markanın kuruluş dönemine yön veren tasarım ilkelerini yeniden gündeme taşıyan bu yaklaşım, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurarken Markus T’nin yıllar içinde koruduğu tasarım tutarlılığını da gözler önüne seriyor. Yeni Design koleksiyonu, yalnızca ürün tasarımı açısından değil, markanın yıllardır benimsediği mühendislik anlayışı ve üretim felsefesi açısından da önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Sadelik, yapısal netlik ve işlev odaklı yaklaşım üzerine inşa edilen yeni Design serisi, markanın köklerine uzanırken aynı zamanda geleceğine de yön veriyor. Markanın Kurucusu ve Kreatif Direktörü Markus Temming ile bu dönüşümün arkasındaki düşünce, titanyum tel konstrüksiyonları, vidasız tasarım anlayışı ve tasarımın onun için neden sürekli gelişen bir disiplin olduğuna dair gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Yaklaşık 30 yıl sonra Design adını yeniden gündeme taşıdınız. Sizi köklerinize yönelten ne oldu?
Yaklaşık 30 yılın ardından insan, kendi başlangıcına doğal olarak daha mesafeli bakabiliyor. İşte bu mesafe, geçmişi daha objektif değerlendirme fırsatı sunuyor. Design koleksiyonu, Markus T’nin çıkış noktasıydı. Benim için hiçbir zaman yalnızca bir ürün serisi olmadı; tasarıma bakış açımı temsil etti. Bugün amacım o dönemi nostaljik bir şekilde yeniden canlandırmak değildi. Asıl ilgilendiğim “Zamana ait tüm unsurları çıkardığınızda geriye ne kalıyor?” sorusuydu. Yeni Design koleksiyonu da tam olarak bu sorunun cevabından doğdu.

İlk Design koleksiyonunuzu tasarlarken sizi yönlendiren temel yaklaşımınız ile yeni seri arasındaki farklılıklar neler?
O dönemde odağım sadelik ve yapısal dürüstlüktü. İşlevden doğan gözlükler tasarlamak istiyordum. Gereksiz hiçbir süsleme yapmıyor; teknolojiyi gizleme çabasında da olmuyordum. Titanyum tel, vidasız yapı ve hafiflik estetik bir tercih değil, tasarımın doğal sonucuydu. Formun işlevden doğması gerektiği düşüncesi tasarım anlayışımın merkezindeydi. Aslında tasarıma bakışım bugün de hala değişmedi. Bu nedenle yeni Design koleksiyonunda mevcut yapıyı tamamen değiştirmek yerine yeniden kurguladım. Benim için yeniden kurgulamak, değişim uğruna değişiklik yapmak anlamına gelmiyor. Var olan bir prensibi yeniden düşünmek anlamına geliyor. Çizgileri daha rafine hale getiriyor, geçişleri daha belirgin kılıyor ve oranları daha bilinçli oluşturmaya işaret ediyor. Bunun aslında tasarımı keskinleştiren bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. Temel aynı kalıyor ancak yapısı daha net ortaya çıkıyor. Bana göre gerçek gelişim de tam olarak böyle gerçekleşiyor.

Yeni Design koleksiyonundaki bu gelişim en belirgin şekilde hangi detaylarda kendini gösteriyor?
En belirgin biçimde tasarım dilinde kendini gösteriyor. Design koleksiyonu bugün çok daha net ama aynı zamanda çok daha özgüvenli görünüyor. Çünkü her unsur artık çok daha bilinçli bir şekilde konumlandırılıyor. Ön yüz, saplar, geçişler ve menteşe tasarımı da bu sürecin bir parçası. Özellikle daha güçlü karaktere sahip modellerde bu değişim çok daha belirgin. Formlar daha net tanımlanıyor, yüzey kullanımı daha güçlü hale geliyor ve tasarımlar daha iddialı bir ifade kazanıyor. Buna rağmen koleksiyon, yapısal mantığını kaybetmiyor. Benim için koleksiyonun olgunluğunu tanımlayan şey tam da bu dengedir.  Bir tasarımın özgün kimliğini ise odağımı stile değil, prensiplere yönelterek koruyorum. Çünkü yapısal temel doğru kurulduğu sürece form gelişebilir. Kimlik tek bir detaydan değil, tasarımın kendi iç mantığından doğar. Bu mantık korunduğu sürece bir ürün gelişebilir ama özünü kaybetmez.

Markanız yıllardır vidasız titanyum tel konstrüksiyonlarıyla özdeşleşiyor. Bu yaklaşımınız bugün neden hala tasarım anlayışınızın merkezinde yer alıyor?
Bir vida aslında basit, kusurlu ve estetik açıdan da çok etkileyici olmayan bir çözümdür. Hızlı sonuç verir ancak iyi düşünülmüş bir konstrüksiyonun hassasiyetini tam anlamıyla yansıtamaz. Hem teknik açıdan güvenilir hem de tasarım standartlarımızı karşılayan vidasız bir geçme sistemi geliştirmek ise oldukça karmaşık bir süreçti. Bizi de en başından beri heyecanlandıran tam olarak bu oldu. Bu nedenle bu prensibi tüm koleksiyonlarımızda istikrarlı biçimde uyguluyoruz. Titanyum tel; hafif, esnek ve aynı zamanda son derece sağlam bir yapı kurmamıza olanak tanıyor. Bana göre bu vidasız geçme sistemimiz, teknolojinin görünür olabileceği ancak hiçbir zaman tasarımın önüne geçmemesi gerektiği fikrinin en yalın karşılığıdır. Teknolojinin tasarımın bir parçası olduğunu, süsü olmadığını düşünüyorum.

Tüm çerçeveler patentli MSC titanyum kaplamanız ile tamamlanıyor. Bu teknolojinin kalite, dayanıklılık ve estetik açısından katkısı nedir?
MSC kaplama, kalite anlayışımızın temel unsurlarından biridir. Bu işlem sırasında titanyumun yüzey yapısı kontrollü şekilde değiştiriliyor ve renk etkisi bu sayede oluşuyor. Ortaya çıkan katman son derece ince, neredeyse ölçülemeyecek kadar incedir. Buna rağmen renk dayanıklılığı geleneksel boya uygulamalarına göre on kattan daha dayanıklıdır. Böylece hem çok ince hem de uzun ömürlü bir yüzey elde ediyoruz. Benim için teknoloji gösteriş değil, güvenilirlik sağlayan bir araçtır.

Yeni Design serisiyle sunduğunuz çeşitlilik dikkat çekici. Koleksiyondaki model ve yeniliklerinizden söz eder misiniz?
Yeni Design koleksiyonunda 9 titanyum rengiyle 16 yeni çerçeve formunu, isteğe bağlı seçilebilen renkli cam kontur halkaları eşliğinde sunduk. Bu çeşitlilik bizim için çok şey ifade ediyor. Çünkü net bir sistem, tekdüzelik demek değildir. Sağlam bir tasarım kurgusu içinde çeşitlilik de yaratabilirsiniz ve bu rastlantısal görünmez. Farklı formlar farklı karakterler sunarken, renkler ve camı çevreleyen renkli kontur halkaları da tasarıma ince dokunuşlar ekledi. Sadelik, bireysellikten vazgeçmek anlamına gelmez. Bu süreçte benim için önemli olan, tüm bu çeşitliliğin ortak bir tasarım anlayışından beslenmesiydi. Renkli kontur halkaları koleksiyona güçlü ama ölçülü bir karakter katıyor. İsteğe bağlı olmaları, Design koleksiyonundaki çerçevelerin kişiselleştirilebilir yönünü vurguluyor. Asıl karakter ise çerçevenin kendisinden, formundan ve renginden doğuyor. Bu halkalar sistemi destekliyor ancak hiçbir zaman önüne geçmiyor.

Gütersloh-Isselhorst’taki lokasyonunuz; tasarım, kalite kontrolü, üretim hassasiyeti ve marka kimliği açısından sizin için ne ifade ediyor?
İlk yıllarda Gütersloh-Isselhorst tamamen bir tesadüftü. Dönüştürülmüş eski bir çiftlik binasında çalışmaya başlamıştık. Sessizdi ve üretmek için bolca alan sunuyordu. Marka büyüdükçe bu yapı bize yetmemeye başladı. Ardından köy merkezindeki tarihi bir damıtım evini devralıp restore etme fırsatı doğdu. Amacımız insanların kendini iyi hissedeceği, ilhamın ortaya çıkabileceği ve üretimin tüm aşamalarının aynı çatı altında buluşacağı bir ortam oluşturmaktı. Bugün hem geliştirme hem de üretim süreçlerimizi burada yürütüyoruz. Bu da bizi üretimin tamamını hala Almanya’da gerçekleştiren az sayıdaki gözlük üreticisinden biri yapıyor. Tasarım ile üretimin aynı yerde buluşması kalite ve hassasiyet üzerinde maksimum kontrol sağlarken marka kimliğimizi de güçlendiriyor. Markus T Brand Store sayesinde son kullanıcıyla doğrudan temas kurabiliyoruz. Bu da optisyen iş ortaklarımızın bakış açısını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Benim için burası yalnızca bir üretim tesisi değil, markamızın kalbidir.

Tasarım diliniz yalın, net ve yapısal yaklaşımıyla tanınıyor. Tasarım süreciniz tamamen işlev üzerine mi kurulu?
Mesleğe optisyen olarak başladım ve en başından beri güçlü bir teknik altyapıya sahiptim. Markus T’nin ilk yıllarında odak noktamız mühendislikti; hassas ve işlevsel çözümler geliştirmekti. Bugün işlev hala temelimiz olsa da tasarım artık en az onun kadar önemli bir yere sahip ve teknolojinin de tek başına yeterli olduğunu düşünmüyorum. Mühendislik, oran ve estetik ifade bir araya geldiğinde gerçek anlamda güçlü bir tasarım ortaya çıkıyor. Minimalizm ise açıkçası benim için bir stil tercihi değil, tutarlı bir tasarım sürecinin doğal sonucudur. Yeni Design koleksiyonunun 2026 Red Dot ödülüne layık görülmesi de bu yaklaşımın güçlü bir göstergesidir.

Otuz yıla yaklaşan yolculuğunda Markus T’nin hedef kitlesi değişti mi, yoksa marka ile birlikte mi büyüdü?
Aslında ikisi de demeliyim. Bizimle birlikte büyüyen çok sadık bir kitlemiz var. Aynı zamanda hedef kitlemiz zaman içinde genişledi. Çünkü bugün Markus T’de teknoloji ile tasarım doğal bir bütün oluşturuyor. Artık yalnızca yapısal hassasiyete önem veren insanlara değil; güçlü tasarımı, iyi düşünülmüş mühendislikle birlikte görmek isteyenlere de hitap ediyoruz. Bu bakış açısını paylaşan çok sadık müşterilerimiz var. Öte yandan biz de yaratıcı anlamda gelişmeye devam ediyoruz. Attığımız her yeni adımla birlikte netliğe, özü olan tasarımlara ve karakter sahibi ürünlere değer veren yeni insanlarla buluşuyoruz.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2026

Tom Ford’dan 90’lar İlhamlı Yeni Seri

Tom Ford Eyewear, Haider Ackermann’ın yaratıcı vizyonuyla hazırlanan 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunu tanıttı. Koleksiyonun tasarım dili, 1990’lı yılların form ve oranlarından ilham alıyor. Yeni modellerde dar ve yüzü saran silüetler öne çıkıyor. İnce profilli çerçeveler, hafif yapılarıyla dikkat çekiyor. Metal malzeme kullanımı koleksiyona daha net ve mimari bir görünüm kazandırıyor. Asetat modeller ise şeffaf detaylar ve canlı renk uygulamalarıyla öne çıkıyor. Kalkan formundaki camlar ve kavisli geometriler, koleksiyonun karakteristik tasarım unsurları arasında yer alıyor. Camlarda mavi, pembe ve yeşil tonlarından oluşan yansıtmalı ve degrade uygulamalar kullanılıyor. Koleksiyonun öne çıkan modelleri arasında Brady 02, Parker 02 ve Addison 02 bulunuyor. Brady 02, mask formundaki cam yapısıyla dikkat çekiyor. Parker 02 modeli, ince metal profiller ve askılı köprü detayıyla daha avangart bir görünüm sunuyor. Addison 02 ise yumuşak hatlara sahip yüzü saran silüetiyle koleksiyonun dinamik tasarım anlayışını yansıtıyor. Tom Ford Eyewear’ın yeni sezon koleksiyonu, Haider Ackermann’ın tasarım yaklaşımını markanın karakteristik detaylarıyla buluşturuyor.

Temmuz 2026

Silmo d’Or 2026 Jüri Başkanı Açıklandı

Silmo Paris yetkilileri, Silmo d’Or 2026 ödüllerinin jüri başkanlığı görevine Joachim Froment’in getirildiğini duyurdu. Brükselli tasarımcı ve kreatif direktör, prestijli ödülün bu yılki değerlendirme sürecine liderlik edecek. Londra’daki Royal College of Art mezunu olan Froment, endüstriyel tasarım, teknoloji ve kullanıcı deneyimini bir araya getiren çalışmalarıyla tanınıyor. Kariyerine Kopenhag’da başlayan tasarımcı, Futurewave adlı tasarım ve teknoloji stüdyosunun kurucu ortakları arasında yer aldı. Futurewave; Renault, LVMH ve Richemont gibi uluslararası markalarla çeşitli projelerde işbirliği gerçekleştirdi. Silmo Paris yetkilileri, Froment’in tasarım yaklaşımını ürünleri tek başına nesneler olarak değil, daha geniş sistemlerin bir parçası olarak değerlendiren bütüncül bir anlayış olarak tanımlıyor. Tasarımcının çalışmaları mobilyadan aydınlatmaya, mobiliteden tüketici elektroniğine kadar farklı alanları kapsıyor. Kariyeri boyunca iF Design Award, Good Design Award ve Core77 Award gibi uluslararası ödüllere layık görülen Froment, disiplinler arası bakış açısıyla dikkat çekiyor. Silmo d’Or 2026 ödülleri, 25-28 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek Silmo Paris kapsamında sahiplerini bulacak.

Temmuz 2026

Silhouette’den İkonik Tasarımlara Saygı

Silhouette, yeni Iconic Shades koleksiyonunu tanıttı. Koleksiyon, markanın 1970’li yıllardaki tasarım mirasını sektörde çığır açan SilhoPure® 3D baskı malzemesi ve ileri teknoloji destekli titanyum dokunuşlarıyla yeniden yorumluyor. Yeni seri, Silhouette’in tasarım kimliğinin oluşumunda önemli rol oynayan Dora Demmel’den ilham alıyor. Marka, koleksiyonda Demmel’in tasarım anlayışını güncel bir yorumla yeniden ele alıyor. Bu kapsamda Dora One, Dora Two, Dora Three ve Dora Four olmak üzere dört farklı model sunuluyor. Dora One, belirgin alt sap çizgisiyle dikkat çeken kare formda bir tasarım olarak öne çıkıyor. Dora Two, klasik wayfarer formunun daha dinamik bir yorumunu sunuyor. Dora Three modeli ise yuvarlak formu ve heykelsi yapısıyla koleksiyonun karakteristik tasarımları arasında yer alıyor. Dora Four, markanın geçmişteki Sunset modelinden ilham alınarak geliştirildi. Modelde akıcı üst çizgiler ile belirgin alt hatlar bir araya getiriliyor. Koleksiyonda krem, pudra, koyu zeytin ve mocha tonlarının yanı sıra markanın karakteristik apricot ve bright ivory renkleri de kullanılıyor. Sarı kahverengi degrade camlar ise modellere ek görsel derinlik kazandırıyor.

Temmuz 2026

Dita ve Ronaldinho’dan Ortak Koleksiyon

Lüks gözlük markası Dita, Brezilyalı futbol efsanesi Ronaldinho ile hazırladığı yeni işbirliği koleksiyonunu tanıttı. Koleksiyon, markanın tasarım anlayışını performans odaklı mühendislik yaklaşımıyla bir araya getiriyor. İşbirliği, Dita ve Dita Lancier koleksiyonlarını aynı çatı altında buluşturuyor. Dita daha cesur ve mimari tasarımlara odaklanırken, Dita Lancier aktif yaşam tarzına yönelik teknik gözlükleriyle öne çıkıyor. Koleksiyondaki tüm modeller Japonya’da premium malzemeler kullanılarak el işçiliğiyle üretiliyor. Ronaldinho yaptığı açıklamada, işbirliği kapsamında kendi stil anlayışını ve yaratıcılığını gözlük tasarımlarına taşımayı hedeflediğini belirtti. Dita Başkan Yardımcısı Cody Cho ise Ronaldinho’nun futbol dünyasındaki etkisinin bu işbirliğini doğal bir adım haline getirdiğini ifade etti. Koleksiyonun öne çıkan modelleri arasında Dita Lancier Lsa 119 da yer alıyor. Çerçevesiz yapıya sahip model, hafif tasarımıyla uzun süreli kullanım konforu sunmak üzere geliştirildi. Titanyum bileşenlerle üretilen gözlükte ayarlanabilir kaymaz burun pedleri kullanılıyor. Model, güvenli bir kullanım sağlarken minimalist tasarım çizgisini koruyor. Camlarda tam UVA ve UVB korumasının yanı sıra yansıma önleyici ve su itici kaplamalara yer verildi.

Temmuz 2026

Vogue, Yeni Marka Elçisini Seçti

Vogue Eyewear, dünyaca ünlü Hintli aktris Kriti Sanon’un yeni marka elçisi olduğunu duyurdu. Sanon, markayla işbirliğini sürdüren ünlü aktör ve model Shahid Kapoor’a yeni Journeys kampanyasında eşlik ediyor. Vogue Eyewear’ın Journeys kampanyası; kişisel stil, bireysellik ve kendini ifade etme temaları üzerine kurgulanıyor. Vogue Eyewear, bu işbirliğiyle yeni nesil tüketicilerle bağını güçlendirmeyi hedefliyor. Hindistan’ın en gözde oyuncuları arasında yer alan Kriti Sanon, kampanyanın merkezinde yer alıyor. Vogue Eyewear Journeys, stil anlayışının zaman içinde değişimini ve kişisel gelişimle olan ilişkisini ele alıyor. Kampanyada karakterler, kendilerinin farklı versiyonlarıyla karşılaşıyor. Görsel anlatımda pencere teması, bakış açısı ve değişim kavramlarını vurgulamak amacıyla kullanılıyor. Marka, Journeys ile gözlükleri yalnızca bir moda aksesuarı olarak değil, kişisel stilin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. Kampanya kapsamında kullanılan gözlükler, farklı kimlik ve stil yaklaşımlarını yansıtacak şekilde seçildi. Vogue’un yeni kampanyasının yönetmenliğini Emmy Ödülü Adayı Suraj Wanvari üstlenirken, fotoğraf çekimleri dünyaca ünlü Prasad Naik tarafından gerçekleştirildi.

Temmuz 2026

Dolce&Gabbana’dan Yeni Pop-Up Konsepti

Dolce&Gabbana, Paris Charles de Gaulle Havalimanı’nda ilk kez güzellik ve gözlük kategorilerini bir araya getiren ortak bir pop-up mağaza konseptini hayata geçirdi. Markanın seyahat perakendeciliği kanalındaki ilk birleşik güzellik ve gözlük pop-up uygulaması olma özelliği taşıyan proje, yaz sezonunun yoğun seyahat dönemine denk gelecek şekilde planlandı. Fransa’nın en yoğun havalimanlarından biri olan Charles de Gaulle’de açılan alan, Dolce&Gabbana’nın yeni ürün lansmanlarına ev sahipliği yapıyor. Akdeniz temasıyla tasarlanan pop-up mağaza, Capri Adası’nın yaz manzaralarından ilham alıyor. Dolce&Gabbana gözlük koleksiyonlarından seçili modellere yer veren mağazada, markanın seyahat perakendeciliği kanalında ilk kez satışa sunduğu Capri in Love güneş gözlüğü de bulunuyor. Büyük ve kare formdaki asetat çerçevelere sahip model, mavi degrade camlarıyla dikkat çekiyor. Dolce&Gabbana, yolcuların mağazada daha uzun süre vakit geçirmesini sağlamak amacıyla çeşitli etkileşimli deneyim alanlarına da yer veriyor. Satış noktasında markaya özel hediye uygulamaları da sunuluyor. Yeni konsept, Dolce&Gabbana’nın seyahat perakendeciliği kanalındaki büyüme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Temmuz 2026