Görmede Zorluk Depresyona Yol Açıyor

Depresyon ve göz problemlerinin birbirini karşılıklı olarak olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Levent Akçay, sorunun giderilmediği takdirde iş verimliğinde azalmaya, yaşam kalitesinde düşüşe ve hatta depresyona yol açtığını söyleyerek uyarılarda bulundu.

Depresyon ve göz problemleri, birbirlerinden beslenerek gözlerde ciddi sorunlar oluşmasına yol açabiliyor. Özellikle görme sorunları yaşayan hastalar, sosyal ve iş yaşamlarında karşılaştıkları engellerden dolayı ciddi duygusal bunalımlar yaşayabiliyor. Halk arasında depresyonun sadece duygusal problemler sebebiyle oluşan ve fiziksel etkileri olmayan bir rahatsızlık olduğu sanılıyor. Ancak uzak ya da yakını görememe, bulanık görme vb. gibi göz sağlığı problemleri kişilerde gerginlik, kaygı, korku gibi depresyonu tetikleyen duygulara yol açıyor. Yüksek tempolu iş hayatı, ailesel problemler veya günlük sıkıntılar, depresyon oluşumunu tetikleyen faktörlerin başında geliyor. Bu stres ve gerginliğin kronik hale geldiği vakalarda ise, vücutta artan adrenalin seviyeleri, sinir sisteminde problemler oluşmasına ve gözün baskı altında kalmasına yol açabiliyor. Aynı şekilde, zamanında teşhisi konulmayan göz problemleri de gerek sosyal gerek iş yaşamında yarattığı zorluklardan ötürü, insanları mutsuzluk ve depresyona sürükleyebiliyor.

Depresyonun tetikleyicisi göz sağlığınız olabilir
Görme kaybı yaşayan ve zamanında teşhis konulmayan kişiler depresyon tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor. Kimi durumlarda belirli tedaviler uygulanmasına rağmen günlük işlerini yapamayacak görme seviyelerine sahip hastalarda depresyon oluşma olasılığı oldukça yüksek. Özellikle, görme kayıplarının ciddi bir bölümüne sebep olan yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastaları, ilerleyen yaşın getirdiği fiziksel zorluklara bir de görme kayıpları eklendiği için ciddi depresyon riskiyle karşı karşıya kalabiliyorlar. Aynı zamanda görmede oluşabilecek kayıplar, gerginlik, kaygı ve korku gibi depresyonu tetikleyen duygulara da yol açabiliyor. Bu sebepten dolayı, görme kaybı belirtileri gözlemlenen kişilerin düzenli olarak göz muayenelerinin gerçekleştirilmesi ise hem görme yetisinin geri kazanılması hem de depresyon riskinin ortadan kaldırılması açısından büyük önem taşıyor.

Depresyon görme kaybını da hızlandırıyor
Depresyonun sadece duygusal değil, aynı zamanda fiziksel olarak da vücutta pek çok olumsuz etkiye sebep olabiliyor. Halk arasında depresyonun sadece duygusal problemler sebebiyle oluşan ve fiziksel etkileri olmayan bir rahatsızlık olduğu sanılıyor. Ancak depresyon, yarattığı duygusal problemlere ek olarak; iştahsızlık, eve kapanma ve gün ışığından mahrum kalma, egzersiz, uyku düzeninde bozukluklar, baş ve kas ağrıları gibi fiziksel olumsuzluklara da yol açabiliyor. Özellikle güneş ışığı eksikliği ve uyku düzeninde bozukluklar, gözler üzerindeki baskıyı artıran ve görmede ciddi kayıplara ulaşabilecek problemler oluşmasına sebep olan etkenler arasında yer alıyor. Ayrıca depresyon sebebiyle kullanılan antidepresan ilaçların da yorgunluk, ağız kuruluğu ve baş dönmelerinin yanı sıra, görme açısından problemler oluşturduğu da bilinen bir gerçek.

Antidepresan kullananlar göz sağlığını ihmal etmemeli
Depresyon ve antidepresan kullanımı sebebiyle gözlerde oluşabilecek problemlerin geçici veya kalıcı olabilir. Sürekli stres altında yaşayan ve depresyonla boğuşan kişilerde; ışık çakmaları, bulanık görme, görme alanında daralma, gözün kenarlarında olmayan cisimleri görme, odaklanma sorunları ve sürekli gözlük numarasının artması gibi belirtilerin dikkate alınması büyük önem taşıyor. Özellikle antidepresan gibi ilaçları kullanan kişilerin düzenli göz muayenelerini gerçekleştirmelerini öneriliyor. Depresyonda olduğunu düşünen veya antidepresan ilaçlar kullanan kişilerin oluşabilecek göz rahatsızlıklarının tespit ve tedavilerini gerçekleştirmeleri ve ihmal etmemeleri gerekiyor.

Nisan 2024

Gözde Hepatit B Belirtileri

Sarılık, cildin ve göz akının sarı renkte gözüktüğü tıbbi bir durumdur. Sarılık esasında bir hastalık değil, birçok farklı hastalığın sonucu olabilecek bir belirtidir.

Hepatit sarılık olarak da bilinen bir karaciğer iltihabıdır. Hepatit B; salya, tükürük, kan, ter veya cinsel aktivite gibi durumlarda salgılanan vücut sıvılarının aracılığıyla bulaşır. Özellikle Hepatit B’nin en çok kan teması yoluyla bulaştığı biliniyor. Bu nedenle manikür, pedikür ya da dövme gibi işlemler yapılırken dikkat edilmesi gerekmektedir. Hepatit genelde gözlerin ak kısmının sarı renk almasıyla kolaylıkla anlaşılan bir hastalıktır. Ancak Hepatit B ve C hastalıklarında gözde kuruluk, batma ve yaşarma gibi farklı bulgular da ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler daha fazla ilerlediğinde gözde göz kuruluğu, kornea iltihabı (keratit) denilen daha rahatsız edici olan kornea bulgularına da yol açabiliyor. Göz kuruluğu, kornea iltihabı (keratit), vaskülit (retina damar iltihabı), optik nörit (optik sinir iltihapları), göz kas felçleri rahatsızlıklarında hepatiti de mutlaka ayırıcı tanıda akılda bulundurmak gerekiyor. Hastalık ilerledikçe gözdeki bulguları daha da artıyor. Göz muayenesinde ‘‘Hepatit’’ tanısı konulursa hastalığın kronik safhalara ve daha ileri olan siroza gitmesi de önlenebilmektedir. Hastalığın diğer belirtileri de ishal, dışkı renginde değişiklik, iştah kapanması, aşırı yorgunluk, halsizlik, ödem, baş ve vücut ağrıları gibi kendini göstermektedir. Gözden ‘‘Hepatit’’ belirtisi veren hastalar, göz sağlığını korumaları için hepatitin akut ataklarında daha dikkatli olmalı ve gözde diğer belirtiler de başladığında bunlar dikkate alınıp önemsenmelidir.

Nisan 2024

Göz Kapağı Tümörleri Hakkında Merak Edilenler

Çeşitli sebeplerle göz kapağı tümörleriyle karşılaşılabildiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Maden, bu tümörlerin düzenli göz muayeneleriyle teşhis edilebildiğini söyledi.

Göz kapaklarında çok değişik iyi ya da kötü huylu tümör oluşabilmektedir. Göz kapakları ve çevresi dış etkenlere güneş ışınları, ultraviolet, toz, duman vb. durumlara en açık bir bölge olduğundan özellikle deri kanserlerinin en çok görüldüğü bölgelerden biridir. Göz kapağı tümörlerinin erken dönemde fark edilmesi önemli bir avantajdır. Özellikle kötü huylu tümörlerin büyümeden ve etrafa yayılmadan çıkarılması, göz kapağı bütünlüğünün ve işlevlerinin korunabilmesi açısından son derece önemlidir. Göz kapağı tümörünün tedavisinde tümörün cinsi, büyüklüğü ve yerleşim yeri, etraf dokulara yaygınlığı önemlidir. Kötü huylu tümörlerin büyük çoğunluğu klinik görünümleri ile tanınır, gerekirse biyopsi ile ön patolojik inceleme yapılabilir. Kapak tümörlerinin tedavisi cerrahidir. Asıl sıkıntılı olan tümörün çıkarılmasının ardından kapakta oluşan defektin gözün bütünlük ve sağlığını koruyacak şekilde biçim ve işlevsel olarak onarılmasıdır. Bu işlem “kapak rekonstrüksiyonu” olarak adlandırılır. İşte bu nedenlerle göz kapağının kötü huylu olduğu düşünülen tümörleri görülür görülmez, henüz çok küçük boyutlarda iken çıkarılmalıdır. Göz kapağının iyi huylu tümörlerinin de işlevsel bozukluğa yol açmasa da kozmetik nedenlerle çıkarılmaları gerekebilmektedir.

Göz kapağı tümörleri bölgenin anatomisi ve göz işlevlerine hakim ve deneyimli, oküloplastik cerrahi alanında uzmanlaşmış göz hekimleri tarafından ele alınmalıdır. Özellikle kötü huylu tümörün tam olarak eradike edilememesi ya da tümör çıkarılmasının ardından kapak rekonstrüksiyonunun istenilen düzeyde olmaması çok daha ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir.

Mart 2024

Görme Bozukluğu 12 Yaşına Kadar Mutlaka Tedavi Edilmeli

Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Arif Ülkü Yener, muayeneye gelen çocuklardaki görme bozukluklarının öğretmenler ya da gezici sağlık ekipleri tarafından tespit edildiğini belirterek, “Bazı ailelerde hassas, dikkatli anne ve baba da bunu fark edebilir. Mesela, çocuk televizyona yakın oturur, gözünü kısarak bakar. Bu tür şeyler gözde bir kırma kusuru olduğunu gösterir. En önemli şey de hipermetroba dikkat etmek lazım. Miyoplarda tembellik ortaya çıkamaz da hipermetroplarda ortaya çıkabilir. Özellikle iki göz arasında fark varsa, birisi sıfır iken diğeri 2 ya da 3 derece ise kesinlikle yüksek numara olan gözde tembellik gelişebilir. Tedavisi de 12 yaşından sonra yoktur. O nedenle çok dikkat edilmesi gerekir. Toplum sağlığı ve mesleki başarı açısından erken müdahale önemlidir” dedi.

Hijyene çok dikkat etmek kaydıyla özellikle kontak lens öneriliyor

Görme bozuklukları teşhisi sonrası gözlük kullanımının tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Yener, “Kontak lenste zaman zaman gördüğümüz mikrobik durumlar vardır. Gözü kaybetme durumuna bile gidebilir. Bun nedenle 10 yaş altı çocuklara kontak lensi çok önermiyoruz ama kontak lens, kişilerin bilincinin geliştiği belli bir yaş aralığında kullanılabilir. Bu genelde 12 ve 13 yaşından sonra ya da 40’lı, 50’li yaşlardan önceki yaş dilimindedir. Çok yaşlılarda, 10 yaş altı çocuklarda, kişisel bakımını kensisi yapamayan kişilere kontak lensi önermiyoruz. Yüksek miyoplarda, hipermiyoplarda ve değişik durumlarda gözlükle tolere edilemeyecek durumlarda hijyene çok dikkat etmek kaydıyla özellikle kontak lens öneririz” şeklinde konuştu.

Mart 2024

Göz Yorgunluğu Hakkında Önemli Açıklama

Göz yorgunluğu, giderek artış gösteren rahatsızlıklardan biridir. Sürekli olarak bilgisayar veya telefona bakan kişilerde de sıkça görülen bu rahatsızlık basit yöntemler ile tedavi edilebilmektedir.

Tıp dilinde “astenopi” olarak adlandırılan göz yorgunluğu, göz sinirlerinin ve küçük kasların çok fazla çalışmasına bağlı olarak gözlerin yorulmasıdır. Beslenme eksikliğine, uykusuzluğa, çevre kirliliğine ve kas gerilimine karşı oldukça hassas olan gözler ile ara vermeden okuma, uzun süre araba sürme, dijital ekranlarda fazla vakit geçirme ve bazı aydınlatmalara yine uzun süre maruz kalma göz yorgunluğuna sebep olmaktadır. Bazı göz hastalıkları genetik ya medikal bir rahatsızlıktan dolayı ortaya çıksa da göz yorgunluğu bu hastalıkların arasında yer almamaktadır.

Dijital göz yorgunluğu çağımızın en sık karşılaşılan rahatsızlıklarından biridir. Özellikle çocuklar ve yetişkinlerin doğrudan ve uzun süreli dijital cihaz kullanması göz yorgunluğuna yol açmaktadır. Çocukluk yaşlarda telefon, bilgisayar gibi elektronik aletlerin ekranlarına maruz kalmak ileriki yaşlarda miyopi rahatsızlığına da sebep olduğu yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır.

Uzun süreli ekran süresi: Dijital ekranların (bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tabletler ve TV’ler) önünde uzun saatler geçirmek, göz kuruluğu, bulanık görme ve rahatsızlık gibi semptomlarla karakterize edilen dijital göz yorgunluğuna yol açabilir.

Zayıf aydınlatma: Çalışma alanınızdaki veya ortamınızdaki yetersiz veya aşırı aydınlatma gözlerinizi yorabilir. Yetersiz aydınlatma okumayı veya çalışmayı zorlaştırabilirken, aşırı parlak aydınlatma parlama ve rahatsızlığa neden olabilir.

Düzeltilmemiş görme sorunları: Miyopluk, hipermetropluk veya astigmatizm gibi düzeltilmemiş görme sorunlarınız varsa, gözleriniz odaklanmak için daha fazla çalışabilir ve bu da göz yorgunluğuna yol açabilir.

Yanlış reçeteli gözlükler veya kontakt lensler: Yanlış reçeteli gözlük veya kontakt lens takmak ya da eski lensler göz rahatsızlığına ve yorgunluğa neden olabilir. Yetersiz gözyaşı üretimi veya düşük gözyaşı kalitesi göz kuruluğuna neden olabilir ve bu da göz yorgunluğu ve rahatsızlığına yol açabilir.

Mavi ışığa maruz kalma: Dijital ekranlardan ve yapay aydınlatmadan yayılan mavi ışığa uzun süre maruz kalmak uyku-uyanıklık döngünüzü bozabilir ve göz yorgunluğuna katkıda bulunabilir.

Uzun süreler boyunca okumak: Ara vermeden veya uygun aydınlatma kullanmadan uzun süre okumak, genellikle “okuyucu yorgunluğu” olarak adlandırılan göz yorgunluğuna neden olabilir.

Mart 2024

Renk Körü Olmak Farklı Anlamlara Gelebilir

Yaygın yanlış anlamaların aksine, renk körlüğü dünyayı siyah beyaz bir film gibi görmek anlamına gelmez. Aslında renk körlüğü olan çoğu birey, farklı canlılık derecelerinde de olsa bazı renkleri algılayabilir.

Erkeklerin yaklaşık %8’ini ve kadınların %0,5’ini etkileyen renk körlüğünün en yaygın şekli kırmızı-yeşil renk körlüğüdür. Bu bireylerde kırmızı ve yeşil tonları arasında ayrım yapmak, belirli renklerin ayırt edilemez görünmesiyle zorluklar yaratabilir. İlginç bir şekilde, köpekler de dahil olmak üzere birçok hayvan bu tür renk körlüğünü paylaşmaktadır. Kırmızı-yeşil renk körlüğünden daha az yaygın olan mavi-sarı renk körlüğü, mavi ve sarı tonları algılamakla görevli konilerin anormallikler sergilediği bir durumdur. Sonuç olarak, bu duruma sahip bireyler mavi ve sarının çeşitli tonları arasında ayrım yapmakta zorlanabilirler. Total renk körlüğü veya monokromasi olarak bilinen renk körlüğünün en nadir görülen şeklidir ve bireylerin hiçbir rengi algılayamamasına neden olur. Yaklaşık 33.000 kişiden yalnızca 1’ini etkileyen bir durumdur. Dahası, tam renk körlüğü olanlar parlak ışığa karşı yüksek hassasiyet yaşayabilir.
Hayatı Zorlaştırıyor
Renk körlüğü küçük bir rahatsızlık gibi görünse de günlük aktiviteleri önemli ölçüde etkileyebilir. Örneğin, kırmızı-yeşil renk körlüğü trafik ışıklarını okumak, haritaları yorumlamak ve grafiksel verileri anlamak gibi görevleri zorlaştırabilir. Benzer şekilde, mavi-sarı renk körlüğü, sanat veya grafik tasarımda renkleri ayırt etmede zorluklara yol açabilir ve havacılık veya elektrik işleri gibi belirli mesleklerdeki fırsatları potansiyel olarak sınırlayabilir.
Göz Doktorunuza Danışın
Renk körlüğünün tedavisi olmasa da bireyler etkilerini hafifletmek için göz doktorlarına danışarak, onların önerdiği çeşitli araçları ve teknikleri kullanabilirler. Örneğin renk filtreleri renk kontrastını artırarak farklı tonlar arasında ayrım yapılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, renk görme eksikliklerini düzeltmek için tasarlanmış özel gözlükler ve kontakt lensler mevcuttur, ancak bunlar normal renk görüşünü tam olarak geri getirmez.

Şubat 2024

Göz taşınız olabilir!

Vücutta taş yalnızca böbrekte veya safra kesesinde oluşuyor sanmayın. Gözlerde oluşan yanma, batma veya kaşıntının sebebi gözünüzdeki taş olabilir.

Latince ismiyle konjonktival konkresyon denilen göz taşı, vücudumuzun yüzeyini örten epital hücrelerinin ve gözyaşı üreten bezlerin içindeki protein yapıdaki materyallerin zamanla kalsiyumla örtülmesiyle oluşan küçük beyaz birikintilerdir. Her 10 kişiden 1’inde görülen göz taşı; düzensiz uyku, sigara ve alkol kullanımı, yetersiz su ve meyve tüketimiyle beraber gelişebiliyor. Göz taşları genelde zararlı olmasa da zamanla üzerlerini örten konjonktiva dediğimiz yapıyı delebilir. Göz yüzeyine doğru çıkıp, hastanın gözüne batarak, yabancı cisim hissi, kızarıklık, yanma ve batma gibi durumlara yol açabilir. Burada hastaların deneyimli bir göz hekimine görünmeleri ve göz taşlarını kendi başlarına asla çıkarmamaları gerekmektedir.
Göz Taşı Nasıl Tedavi Edilir
Gözlerinde batma, yanma, kızarıklık gibi şikayetlerle gelen hastalara kimi zaman suni göz yaşı tedavisi uygulanmaktadır. Ancak hastalar uzun süre suni göz yaşı kullanılmasına rağmen, gözdeki şikayetlerin geçmediği durumlar olabilir. Böyle hastalar daha detaylı bir şekilde muayene edildiğinde gözün iç kısımlarındaki taşlar görülmektedir. Taşları temizleyip, uygun göz damlaları ile hastanın tedavisi tamamlanır. Tedaviden sonra hastalar mevcut şikayetlerinden tamamen kurtulmaktadır.
Göz Taşı Nasıl Önlenir
Uzmanlar göz taşı oluşumunu önlemek için düzenli uyku, düzgün beslenme ve bol bol su içmeyi önermektedir.  Ayrıca klimalı ortamlarda fazla bulunmamak, içerisinde bulunulan mekanı sık sık havalandırmak, fazla aydınlatılmış ortamlarda uzun süre kalmamak, ekran veya cep telefonu karşısında saatlerce vakit geçirmemek; hem göz taşı oluşumuna tedbir olacak, hem de göz sağlığını korumaya yardımcı olacaktır. Aynı zamanda her akşam, yatmadan önce 10 dakika, göz kapaklarına papatya çayı ile nemlendirilmiş pamuk uygulayarak gözlerin arınmasını ve dinlenmesini sağlayabilirsiniz.

Şubat 2024

Retinoblastom Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

Retinoblastom, retinanın nadir görülen kötü huylu bir tümörüdür. Hem kalıtsal hem de kalıtsal olmayan formlarda görülür. Tipik olarak 5 yaşın altındaki çocuklarda görülür.

Retinoblastom tanısı klinik bir tanıdır. En karakteristik belirti, çocuklarda etkilenen gözün göz bebeklerinden gelen beyazımsı bir reflekstir. Bu genellikle flaşlı bir fotoğraf çekildiğinde ve göz bebekleri normal turuncu-kırmızı parıltı yerine beyaz göründüğünde fark edilir. Bu işarete lökokori veya kedi gözü göz bebeği denir. Diğer belirtiler arasında şaşılık veya şaşı gözler yer alır. Bu durum ebeveynler tarafından fark edilebilir ve çocuk bir nesneye bakarken her bir gözün sırayla açılmasıyla doğrulanabilir.
Bazı çocuklar gözlerde kızarıklık ve ağrıdan şikayet eder. Bu psödoinflamasyon, bu tür hastaların yaklaşık onda birinde görülür. Daha az yaygın olan diğer belirtiler arasında göz küresinin şişmesi, tümörlü gözde irisin renginin değişmesi, etkilenen gözün göz bebeğinin boyutunda, şeklinde ve aktivitesinde farklılıklar ve kemik ağrısı gibi metastaza bağlı belirtiler yer alır. Görme keskinliği etkilenebilir veya çocuk çift görmeden şikayet edebilir.

Teşhisin Doğrulanması
Retinoblastom tanısını doğrulamak için indirekt oftalmoskopi gereklidir. Bu işlem göz bebekleri büyütülerek yapılır ve çok küçük çocuklarda ve bebeklerde anestezi altında muayene gereklidir. Göz küresinin içi, retinanın tamamı ve optik sinir başı da dahil olmak üzere iyice görüntülenmelidir. Biyomikroskopi adı verilen yarık lamba muayenesi de güçlü bir odaklanmış ışık demeti ve mikroskop kullanarak gözün içini incelemek için yapılır.

İstenebilecek diğer göz testleri:

  • Floresein anjiyografi: Bir röntgen filminde tıkalı veya genişlemiş veya sızıntı yapan damarları aramak için gözün kan damarlarına floresein adı verilen bir boya enjekte edilir.
  • Göz küresinin ultrasonografisi: Göz içi dokuların bir resmini oluşturmak için ultrason dalgaları kullanılır.
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): Bu, tümörün yakın dokulara yayılması da dahil olmak üzere yumuşak dokuların daha ayrıntılı bir görüntüsünü verir.
  • Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması: Bu, alan görüntülerinin kompozit bir görüntüsünü sentezlemek için farklı açılardan çekilen bir dizi X-ışını kullanır. İyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmanın potansiyel tehlikesi nedeniyle küçük çocuklarda, özellikle de ailede retinoblastom veya başka tümör öyküsü varsa, genellikle kaçınılır.

İlgili veya ilgisiz hastalık belirtilerini tespit etmek için çocuğun tam bir fizik muayenesi her zamanki gibi yapılır. Kemik yayılımı belirtilerini kontrol etmek için kemik taraması gerekebilir.

Retinoblastom Tedavisi
Bir retinoblastomun nasıl tedavi edileceği şunlara bağlıdır;

  • Tümör boyutu
  • Tümör sayısı
  • Tümör yeri
  • İntraoküler ve ekstraoküler yapıların tutulum derecesi
  • Başka herhangi bir tümör
  • Ailede retinoblastom öyküsü
  • Görüşün ne ölçüde korunabileceği

Her halükarda retinoblastom tedavisi, çocukluk çağı kanser tedavisi konusunda deneyimli bir sağlık ekibinin hizmetini gerektirir. Tedavinin amacı kanserden ölümü önlemek, çocuğun gözünü ve mümkünse görme yetisini kurtarmak ve mümkün olan en az yan etkiyi elde etmektir.

Tedavi Yaklaşımları

  • Kriyoterapi: 5 mm çapa ve 3 mm kalınlığa kadar olan tümörleri dondurmak ve yok etmek için bir kriyoprob kullanılır. Bu tekniğin 3-4 hafta aralıklarla tekrarlanması gerekebilir.
  • Lazer fotokoagülasyon: Lazer ışık enerjisi tümörleri ısıtmak ve kan kaynaklarını yok etmek, onları yaşayamaz hale getirmek veya diğer durumlarda diğer tümör ablasyon tekniklerine daha duyarlı hale getirmek için kullanılır.
  • Termoterapi: Mikrodalgalar tümör hücrelerini ısıtmak ve yok etmek için kullanılır.
  • Radyoterapi: Hem dış ışın radyasyonu hem de brakiterapi kullanılır. Harici ışın radyasyon tedavisi daha hassas olma, çevre dokuları koruma ve dolayısıyla daha fazla görüş sağlama avantajına sahiptir. Üç modalite kullanılmaktadır: yoğunluk ayarlı radyasyon tedavisi (IMRT), stereotaktik dış ışın radyasyon tedavisi (gamma knife) ve proton ışın radyasyon tedavisi.

Brakiterapi, I-125 gibi radyoaktif metallerin tümörün dışındaki skleraya dikilen bir plak üzerine tohum şeklinde yerleştirildiği plak radyoterapisinden oluşur. Plak, tümör boyutu ve yaygınlığına bağlı olarak 3 ila 7 gün arasında yerinde kalır. Radyasyon tedavisi, bu kanserin tipik hedefi olan çok küçük çocuklarda beyin ve gözde daha fazla yan etki riski ile ilişkilidir.

  • Kemoterapi: Uzak metastazlar oluştuğunda sistemik kemoterapi kullanılır. Kullanılan ilaçlar arasında sisplatin, etoposid ve vinkristin bulunmaktadır. Özel bir kemoterapi şekli, kemoterapi rejiminden ciddi şekilde etkilenen kemik iliği hücreleri gibi tümörlü olmayan hücrelerin stokunu yenilemek için kök hücrelerin kullanılmasıyla birlikte çok güçlü ilaçların yüksek dozlarda kullanılmasını içerir ve buna kök hücre kurtarma denir. Kemoterapi intravenöz, oral veya intra-arteriyel (göz küresini besleyen arter içine – sadece gözle sınırlı tümörler için) veya intratekal (beyin omurilik sıvısı içeren merkezi sinir sistemi etrafındaki boşluğa) olarak uygulanabilir.
  • Enükleasyon: Bu cerrahi prosedür, optik sinirin bir kısmı ile birlikte gözün tamamının çıkarılmasını içerir. Genellikle daha büyük veya daha kapsamlı tümörlerde kullanılır. Radyasyon veya diğer göz koruyucu teknikler başarısız olursa ve görmenin korunabileceğine dair umut yoksa ikinci basamak tedavi de olabilir. Genellikle oküler kasların yeniden bağlandığı yetişkin boyutunda bir yapay göz implantının yerleştirilmesiyle birleştirilir. Bu, göz hareketlerinin daha doğal görünmesine yardımcı olur. Ek olarak, normal gözün görünümünü taklit etmek için implantın üzerine ustaca renklendirilmiş bir kabuk yerleştirilir. Çocuk en az 2 yıl boyunca nüks veya yeni bir tümör açısından takip edilmelidir.
  • Orbital ekzenterasyon: Bu prosedür tüm intraorbital dokunun çıkarılmasını içerir ve şekil bozucu bir ameliyattır.

Tedavinin geç etkileri şunları içerir:

  • Radyasyonun yüzün büyümesi üzerindeki etkileri orta yüz hipoplazisinin yanı sıra işitme ve görme ile ilgili sorunlara neden olabilir
  • Biliş ve ruh hali üzerindeki etkiler
  • Retinoblastomun kalıtsal formuna sahip bireylerde özellikle akciğer veya mesanenin ikinci kanserleri, osteosarkomlar veya sarkomlar veya melanomlar oldukça yaygındır

Retinoblastomlu her on çocuktan yaklaşık dokuzu iyileşir veya tedaviden sonraki beş yıl içinde tümörde nüks görülmez. İkinci tümör ve diğer gözde tümör gelişimi riskinin yüksek olması nedeniyle yaşam boyu takip zorunludur. Bu genellikle ilk tümör geliştikten sonraki ilk 3 yıl içinde görülür, bu nedenle gözler en az 28 ay boyunca her 2-4 ayda bir muayene edilmelidir. Kalıtsal formda üç taraflı retinoblastom riski yüksektir. Bu nedenle çocuk en az beş yaşına gelene kadar her altı ayda bir MRI taraması yapılması gerekmektedir.

Kaynak: News Medical

Şubat 2024

Şimdi de gözlerde virüs salgını!

Havaların soğumaya başladığı son günlerde salgın hastalıkların görülme sıklığı da arttı. Özellikle boğaz ağrısı, ateş, öksürük ve burun akıntısı ile kendini gösteren Adenovirüsler gözlerde ise akıntıya ve kırmızı göz olarak bilinen konjonktivite sebep olabiliyor.

Soğuk havalarla birlikte artan viral enfeksiyonların göz sağlığını da etkilediğini ifade eden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gamze Öztürk Karabulut, “Havaların soğumaya başladığı son günlerde salgın hastalıkların görülme sıklığı da arttı. Özellikle boğaz ağrısı, ateş, öksürük ve burun akıntısı ile kendini gösteren Adenovirüsler gözlerde ise akıntıya ve kırmızı göz olarak bilinen konjonktivit’e sebep olabiliyor. Bu belirtileri taşıyanların göz hekimine muayene olmaları göz sağlığı açısından önem arz ediyor” dedi.
Gözlerde Adenovirüs Salgını
Kışın gözlerde adenovirüs salgını ile de sıklıkla görülmektedir. Adenovirüs salgını ile daha çok sonbahar ve kış dönemlerinde karşılaşıyoruz. İnsanlar kapalı mekanlarda çok daha fazla vakit geçirdiği için virüsün bulaşıcılığı artıyor. Gözde ağır ve uzun süren kızarıklıklar meydana gelebiliyor. Bu da insanların temas ettiği kapı kollarından, asansör düğmelerinden geçebiliyor. Gözlerimize dokunmadan önce ellerimizi yıkamak, el hijyenine dikkat etmek adenovirüsün yayılmasını önlemek açısından önemlidir. Boğaz ağrısı, burun ve göz akıntısı, ateş ve öksürük gibi şikayetleri olanların göz hekimine de muayene olmaları önerilir.
Hava Kirliliğine Dikkat
Soğuk havalarda özellikle büyük şehirlerde artan hava kirliliğinin göz kuruluğu problemini beraberinde artırıyor. Çevre koşulları göz sağlığını çok etkiliyor. Kış aylarında şehirlerde hava kirliliği arttığı için çok fazla göz kuruluğu problemi ile karşılaşıyoruz. İnsanlar farklı şehirlere gittiği zaman o şehrin ortamına göre şikayetler azalıp, artabiliyor. Hiç şikayeti olmayan ve kırsalda yaşayan biri şehre geldiği zaman rahatsızlık duyabiliyor ya da ılıman ve nemli iklimi olan şehirlerden kuru ve soğuk iklimi olan bölgelere gittiği zaman kuru göz şikayetleri artabiliyor. Göz kuruluğu; gözlerde yanma, batma, kaşıntı, ağrı, yorgunluk, gibi şikayetlere neden olur. Kendimize dumanın içerisinde bir ortam yaratıyoruz, bu da gözde yanma ve batma yapıyor, yorgunluk hissi yaratıyor. Bu nedenle soğuk havalarda, özellikle de kış mevsiminde karşılaşılan en büyük sağlık sorunlarından bir tanesi göz kuruluğudur. Yıl boyunca rahatsızlık hissetmeyen insanların bile havaların soğuduğu dönemde şikayetleri oluşabilir.
Nemli Ortamlar Önemli
Kapalı ortamlardaki ısıtıcıların ve klimaların göz kuruluğuna neden olduğunu veya göz kuruluğu olan kişinin şikayetini çoğaltır. Kapalı ortamların ısıtılmasında kullanılan sistemler de havadaki nemi alıp, göz kuruluğu gibi şikayetlere sebep olabilir. Bu nedenle kapalı alanlarda ortamın nemlendirilmesi çok önemlidir. Göz kuruluğu şikayetinin artması durumunda bir doktora başvurulması tavsiye edilir.
Sebze Meyve Tüketmeyi İhmal Etmeyin
Kışın yeterince vitamin alamayabiliyoruz. Bu nedenle sağlıklı sebze ve meyve tüketmek de göz sağlığında faydalı olacaktır. Bunun yanında düzenli olarak yılda bir kez göz muayenesi olmak, göz sağlığının korunması ve hastalıkların erken teşhisi açısından önemlidir.

Ocak 2024

Düşük göz kapağı makyajı nasıl yapılır?

Göz makyajı yaparken göz yapısına dikkat etmek gerekiyor. Doğru ürünleri ve makyaj tekniklerini kullanarak hayalinizdeki makyajı yapabilirsiniz. İşte düşük göz kapağı olanların dikkat etmesi gerekenler…

Göz kapağı düşüklüğü; çeşitli nedenlere bağlı olarak doğuştan var olan veya sonradan gelişen, göz kapağının gözün renkli kısmını bir milimetreden daha fazla bir uzunlukta örtecek şekilde düşük olması şeklinde görülen bir sağlık sorunudur. Gerek görme kabiliyetinde sorunlara neden olması, gerekse estetik anlamda istenmeyen bir görüntüye sebebiyet vermesi nedeniyle göz kapağı düşüklüğü tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Hoşunuza giden bir göz makyajını kendinize uygulamak istiyorsunuz ancak bir türlü aynı görüntüyü yakalayamıyorsunuz. Düşük göz yapısına sahip olanlar, doğru teknikleri uygulamadığında sürdükleri far görünmeyebilir veya gözleri olduğundan daha küçük görünebilir. İşte düşük göz yapısına sahip olanların dikkat etmesi gerekenler…
Baz ile Başlayın
Göz makyajınıza başlamadan önce mutlaka far bazı uygulayın. Far bazı, sürdüğünüz ürünlerin uzun süre göz kapağında bulaşmadan sabit durmasını sağlar.
Far Nasıl Sürülmeli
Düşük göz yapısı olanların en çok şikayet ettiği şey sürülen farın görünmemesidir. Bu nedenle farları doğru fırçalarla ve tekniklerle uygulamak önemli. Koyu renkleri, katlanma yerine sürmeyin, bu göz çukurunu daha derin gösterir. Gölge yapmak istediğiniz farı, katlanma yerinin biraz daha üstüne uygulayın, bu gözlerinizi olduğundan daha açık gösterecektir. Sedefli veya simli farlar yerine mat dokuları ve açık renkleri tercih edin. En koyu tonları ise göz kapaklarınızın uç kısımlarına uygulayın. Far uygularken kaşlarınızı kaldırmayın. Göz pınarlarını açık renk far uygulayarak gözlerinizin daha canlı ve genç görünmesini sağlayabilirsiniz.
Eyeliner
Göz kalemini veya eyeliner’ı uygularken tam karşıya bakın ve gözünüzü açık tutun, bu sayede gözlerinizi kapattığınızda eyeliner’ınız görünecektir. Kalemi ince bir şekilde uygulamaya çalışın, aksi takdirde göz kapağınıza bulaşma olabilir.
Açık Renk Kalem
Kirpik diplerine açık renk tonlara sahip kalem uygulayarak gözlerinizi olduğundan daha büyük gösterebilirsiniz. Göz içine koyu renk kalem uygulamaktan kaçının, koyu renkler gözlerinizi daha da küçük gösterecektir.
Kirpikler
Kirpik kıvırıcı kullandıktan sonra maskaranızı uygulayın ama ortadaki kirpiklere daha yoğun sürün. Alt kirpikleri pas geçebilirsiniz.

January 2024