Vycoz

VYCOZ

İşlevsel & Minimalist

Uzakdoğu’nun ileri teknoloji merkezlerinden biri olan Güney Kore’de 2014 yılında kurulan Vycoz, önümüzdeki beş yıl içerisinde otuzdan fazla ülkeye ulaşmayı hedefliyor.

Henüz sekizinci yılını sürdüren Vycoz, Uzakdoğu’nun yüksek teknoloji merkezlerinden biri olan Güney Kore’nin en iyi markalarından görmeyi beklediğimiz özelliklerin çoğunu şimdiden gösteriyor. Markanın çerçeveleri işlevsel, minimalist ve şık. Vycoz’un Kurucusu Jeong Byeong-Jae ile yükselen bir yıldız olmaya aday markası hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Jeong, optik sektörüne girişiniz nasıl oldu?
Kariyerime optisyen olarak başladım ve ilk dönemlerimde Avrupa gözlük markalarının ithalat ve dağıtımında uzmanlaşmış bir şirkette çalıştım. Daha sonra bu deneyimimi kendi şirketimi kurmak için kullandım. Avrupa, gözlük tutkumun büyüdüğü yer ve şimdi kendi markam ile tanınırlık kazanmak için çalışıyorum.

Vycoz markasının kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Vycoz’u 2014’te kurdum. Optik alanında on iki yıllık bir kariyerin ardından kendi gözlük tasarımımı ortaya koyma cesaretini topladım. Önceki işimde birçok farklı Avrupa gözlük markasını görme fırsatım oldu. Ne zaman yeni bir markayla karşılaşsam, her yeni tasarımın temel Dna’sını bulmaya çalışırdım. Kendi tasarımlarımı yapmak da doğal olarak buradan doğdu. Ancak fikirlerimi hayata geçirecek özgüvene ve uzmanlığa sahip olabilmem için daha önümde uzun bir yol vardı. Şirketi kurduktan sonra bile marka kimliğini geliştirmem altı yılımı aldı.

Markanızın felsefesini nasıl tanımlarsınız?
Bir optisyen, bir Ceo, bir gözlük markası tasarımcısı ve bir gözlük kullanıcısı olarak farklı markaların farklı gözlük türleriyle herkesten daha fazla deneyim ve uzmanlık kazandım. Bu aynı zamanda gözlük için konforun ne anlama geldiği konusunda derin bir anlayış geliştirmeme yardımcı oldu. Deneyimlerimi ve anlayışımı ‘Hafif ve Rahat’ diye tanımladığım marka felsefesinde birleştirdim.

Vycoz Güney Kore için tipik bir gözlük markasıdır diyebilir miyiz?
Vycoz, Kore’de vidasız bir gözlük markası olarak benzersizdir. Ayrıca sadece gözlük satmak yerine, gözlükçülerimizi gözlüklerimizi nasıl monte edecekleri ve müşterileri kullanım konusunda eğitmek için kendi satış kılavuzumuzu geliştirdik. Bu özelliklerimiz Kore’de sektör lideri olarak rolümüzü sağlamlaştırıyor.

Mevcut koleksiyonlarınızdan ve koleksiyonlarınızda tercih ettiğiniz materyallerden söz edebilir miyiz?
Bugün Vycoz Çocuk, Optik ve Güneş Gözlüklerini kapsayan on bir farklı koleksiyon sergiliyor. Her kategori her hedef grubun uyum, işlev ve kullanımla ilgili ihtiyaçlarına yönelik derinlemesine bir çalışmaya dayalı olarak tasarlanmıştır. Örneğin Collection Incline-T, progresif cam kullanıcıları için özel olarak hazırlanmıştır. Progresif camlar için optimize edilmiş olan bu koleksiyon, normal tasarımlarımızdan daha geniş bir eğim açısı aralığına olanak sağlamaktadır. Max-Kids de bir başka örnek. Bu koleksiyonun amacı, konfordan ödün vermeden mevcut plastik materyallerden ve klişeleşmiş çocuksu formlardan uzaklaşabileceğimiz şeyler tasarlamaktı. Diğer tüm Vycoz koleksiyonları da fonksiyonel bir gözlük markasından bekleyeceğiniz gibi belirli gruplar ve ihtiyaçlar için hazırlandı. Markamızı ve koleksiyonlarımızı fonksiyonellik kavramıyla bağdaştırıyoruz. Mümkün olan en iyi işçilik için elastikiyet ve dayanıklılık için paslanmaz çelikten beta titanyuma kadar değişen metal materyaller kullanıyoruz.

Vycoz’un tasarım Dna’sını oluşturan unsurlar nelerdir?
Benzersiz menteşe tasarımımız, dikkat çekmek istediğimiz tüm Vycoz gözlük modellerinin temel bir parçasıdır. Bu nedenle, ön şekil veya şakak şekli gibi diğer unsurları menteşe tasarımını tamamlayacak şekilde minimal ve modern tutmaya çalışıyoruz.

Vycoz’u beş yıl içinde nerede görüyorsunuz?
Önümüzdeki beş yıl içerisinde işimizi dünya çapında otuzdan fazla ülkeye genişletmeyi ve Vycoz’u birinci sınıf bir küresel marka olarak konumlandırmayı hedefliyoruz.

Kaynak: Favrspecs

Kasım 2022

Lool Eyewear

LOOL EYEWEAR

İspanyol Minimalizmi

Etnia Barcelona’ya 2021’in Haziran ayında katılan Lool Eyewear, işlevselliği ve hafifliği patentli Cromalyt® malzemesiyle ürettiği koleksiyonlarında buluşturuyor.

Lool Eyewear optik sektöründe oldukça yeni markalar arasında yer almasına rağmen kaplamalar ve yenilikçi ürün detayları ile birinci sınıf kalitede koleksiyonlar sunuyor. Bunun sebebi olarak İspanyol markanın zamanın eskitemediği minimalizmi yansıtan ‘Less is more’ (Az olan çoktur) ilkesini takip etmesi gösteriliyor. Etnia Eyewear Culture Group’a 2021 yılının ortalarında katılan Lool hakkında markanın sahibi David Soliva ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba David… Lool Eyewear’ın kuruluş aşamanızdan bahsedebilir misiniz?
Lool Eyewear’ı İspanya’nın kalbi Barselona’da 2016 yılında optik sektörüne tanıttık. Aslında Lool, optik sektöründen arkadaşlarla yaptığımız bir toplantı sırasında tesadüfen doğdu. Çerçeve bileşenlerinin montajı ve demontajı söz konusu olduğunda mevcut bazı koleksiyonlardaki sorunları tartışıyorduk. Camların montajı, özel aletlere duyulan ihtiyaç gibi sorunlar. Zaman geçtikçe ve gözlükler aşındıkça, sapların açılıp kapanmasındaki gerginliği veya etkinliği nasıl kaybettiklerini konuşuyorduk ki bence bu kalite ve fiyattaki ürünlerde asla olmaması gereken bir şeydi.

Bu sorunları belirledikten sonra nasıl bir çözüm yoluna gittiniz?
Bir endüstriyel tasarımcı ile birlikte tüm bu sorunları nasıl çözebileceğimizi araştırmaya başladık. Araştırmalarımız sayesinde, basitlik ve işlevselliğe dayalı tüm iş modelimize ilham olan hub adı verilen patentli bir menteşe sistemi tasarladık.

Lool Eyewear’ın felsefesinden söz edebilir misiniz?
Ünlü Alman endüstriyel tasarımcı Dieter Rams’ın da dediği gibi ‘Less, but better’ (Daha az, ama daha iyi) mottosu ile fonksiyonelliği ön planda tutan bir yaklaşıma sahibiz. Bu önermeden hareketle, güzel, zamansız tasarımlar ve zaman içinde kalıcı malzemeler arayışımızı sürdürüyoruz. Her zaman mümkün olduğunca az hammadde kullanıyoruz. Müşterilerimize en yüksek kalite, üstün hizmet ve uygun fiyat konusunda açıkça verdiğimiz bir sözü unutmuyoruz.

Markanızın ismi oldukça sıra dışı. Lool’un logosu da dikkatleri çekiyor. Hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Felsefemizle aynı mantığı izleyerek, ismimizin ve logomuzun da sadeliği temsil etmesi gerektiğini düşündük. İki unsurla sonuçta bir gözlüğü sembolize eden bir logo ve bir isim oluşturduk. Eğer birisi bir gözlüğü minimal hale indirgeyerek çizmek zorunda kalsaydı, bu iki öğeye yani bir çubuk ve bir daireye indirgenirdi. Bu dürtüden yola çıkarak, temel ve sade olanı arayarak Lool’a ulaştık.

Lool Eyewear’ın belirgin bir tasarım dili var mı?
Ürün tasarımına yaklaşımımızda özellikle Avrupa’nın büyük ve köklü tasarım ekollerini ilham kaynağımız olarak görüyoruz. İşlevselliğin formun bir adım ilerisinde olduğuna inanıyoruz ve konseptlerimizin özünü minimalist tasarım anlayışını benimseyerek ifade etmeye özen gösteriyoruz.

Oldukça hafif gözlükler üretmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Cromalyt® malzememiz ve beta titanyumdan oluşan yeni yapıda dört grama ulaşmak kolay olmadı. Ekip çalışmamız ile gücü ve dayanıklılığı artırırken yapıyı ve ağırlığı hafifletmemizi sağlayan malzemelerin araştırılmasını titizlikle gerçekleştiriyoruz.

Hafiflik sizin için neden bu kadar önemli?
Çünkü müşterilerimizin çerçevelerimizi kullanırken rahatlık, işlevsellik ve hafifliği deneyimleyerek memnun kalmaları bizim için çok önemli, ki benim inancıma göre hafiflik konforun ön koşulu gibidir.

Titiz malzeme araştırmalarınızdan söz ettiniz. Hangi malzeme sizin için öne çıkıyor?
Ağırlıklı olarak çelik, özellikle Sandwik 11r51. Kısa bir süre önce, bize aşırı direnç ve maksimum hafiflik sağlayan devrim niteliğindeki malzememiz Cromalyt® ile yeni bir koleksiyonu beğenilere sunduk.

Cromalyt® malzemesi size hangi olasılıkları sunuyor?
Geliştirdiğimiz Cromalyt® malzemesi hazırlıklarımızda bize sayısız olanaklar tanıyor. Çünkü diğer konstrüksiyonlarla ve karışık malzemelerin yer aldığı kombinasyonlarla çalışmamızı sağlıyor. Diğer malzemelerimizi de uygulamaya devam etmek ve gelecek koleksiyonlarımızda gözler önüne sermek amacındayız.

Lool modellerinin yüksek kaliteli dokusal yapıları dikkat çekiyor. Özel bitim işlemlerinizden söz edebilir misiniz?
Son işlem üzerinde çok çalışıyor ve tüm süreçler için oldukça titiz davranıyoruz. Şu anda PVD ve premium lakeler olmak üzere iki ana kaplama kullanıyoruz. PVD, parçaya hem renk hem de sertlik açısından aşırı bir direnç kazandıran çok teknik bir kaplamadır. Lakeler ise hem en yüksek kalitededir hem de uygulamadan önce gerçekleştirdiğimiz bir işlem sayesinde bileşenlere mükemmel bir yapışma sağlamaktadır.

Lakelerden söz etmişken, Lool için belirgin bir renk dünyası var diyebilir miyiz?
Turuncu, kırmızı, mavi gibi yoğun renkleri kullanmaktan gerçekten çok hoşlanıyoruz. Ancak yine de en iyi renklerimiz henüz gelmedi diyebilirim.

Bu sözünüzü açabilir misiniz?
Etnia Eyewear Culture Group portföyüne Lool’un eklenmesi bizim renklere farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamızı sağladı. Şirket çoğu şirketten farklı bir yöntemle çalışıyor ve bizim sadece renklere odaklanmış uzmanlarımız mevcut. Yavaş yavaş Lool’un kendi renkleri sayesinde segmentinde bir referans haline geldiğini göreceğimize inanıyorum.

Lool Eyewear, Etnia Barcelona’ya ne zaman katıldı?
Markamız 2021 yılının Haziran ayında Etnia Barcelona tarafından satın alındı.

Çerçeve yapısının ötesine baktığımızda, bir gözlük sadece camları kadar iyidir. Bu konudaki yorumunuzu öğrenebilir miyiz?
Kesinlikle katılıyorum. Bu sebeple gözlüklerimizde en iyi görsel kaliteyi ve UV korumasını garanti eden Carl Zeiss güneş gözlüğü camları kullanıyoruz. Ayrıca, iç yansımaları önlemek için iç tarafta yansıma önleyici kaplamalar bulunmaktadır.

Halihazırdaki koleksiyonlarınız nelerdir ve bu koleksiyonlarınızın genel özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Tectonic, Stereotomic ve Deco olmak üzere mevcut üç konseptte koleksiyonlarımız bulunmaktadır. Tectonic en minimalist koleksiyonumuzdur. Güzel ve zamansız tasarımları ve renkleri ile herkes için üretilmiştir. Deco en sofistike ve art deco esintili koleksiyonumuzdur. Stereotomic ise tasarım ve inovasyona olan tutkumuzu göstermek istediğimiz en avangart duruşumuzu temsil ediyor.

Bu değerleri göz önünde bulundurduğumuzda tipik bir Lool kullanıcısını nasıl tanımlarsınız?
Rahat, kaliteli bir ürün arayan ve tasarıma değer veren kullanıcılar bizleri tercih ediyor. Çoğunlukla Etnia Eyewear Culture Group tarafından sunulan üstün hizmet ve güvenirliği kaybetmeden farklılaşma arayan insanlar olarak tanımlayabilirim.

Şimdi Lool olarak büyük bir ailenin parçasısınız. Lool için bir sonraki adım ne olacak?
Lool için bir sonraki adım, işlevsellik, hafiflik ve konfordan ödün vermeden Cromalyt® malzememizi tüm koleksiyonlarımızda daha da geliştirerek kullanmaktır.

Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde temel odağınızın neye yönelik olacağından söz edebilir misiniz?
Önümüzdeki birkaç yıl boyunca optisyenlere odaklanacağız. Yeni koleksiyonlarımız için daha iyi ürünler geliştirmek üzere onlarla birlikte çalışmak istiyoruz. Gözlükçüler tüm projelerimizin merkezinde yer alıyor.

Kaynak: Spectr

Ekim 2022

Movitra

MovItra

Yenilikçi ve Milanolu

İtalyan yapımı etiketiyle özgün, zamansız tasarımlarını ileri teknoloji ürünü patentli sistemleriyle birleştiren Movitra, performanstan da ödün vermiyor.

Filippo Pagliacci, Giuseppe Pizzuto ve Diego Ponzetto tarafından Milano merkez alınarak 2014 yılında kurulan Movitra, söz konusu gözlük tasarımı olduğunda kurulduğu ilk günden itibaren estetik ve işlevsellik arasındaki hassas dengeyi korumaktan vazgeçmiyor. Küresel optik sektöründe oldukça hızlı bir büyüme gösteren Movitra’nın bu başarısında özel olarak geliştirip patentlerini aldıkları inovatif mekanizmaları çok önemli bir rol oynuyor. Markanın yenilikçi yeni tasarımları ve inovasyonları hakkında Giuseppe Pizzuto ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Movitra olarak yeni koleksiyonunuzda neler sizlere ilham kaynağı oldu?
Yeni koleksiyonumuza ilham veren ikonlar, İtalyan tasarımının büyük ustaları ve genel olarak onların eserleridir. Tasarım tarihi, özellikle de İtalya’nın tasarım tarihi, tasarımcı bir nesne için yeni bir form düşündüğü için değil, yeni bir işlev veya bir nesnenin işlevini yerine getirmesi için yeni bir yol yarattıkları için ikonik bir rezonansa sahip olan başyapıtlarla doludur. Bialetti moka, Vespa, Castiglioni’nin lambaları, Alessi’nin en yeni ev eşyaları ve Fabio Novembre’nin sandalyeleri gibi ikonik nesnelerin, kavramlarının ardındaki deha ve içinden doğdukları kültürel arka plan dışında birbirleriyle hiçbir ortak noktası yoktur. DNA’mızda, Rönesans’tan bu yana ve belki de daha da öncesinden beri kültürel mirasımızda bulunan şeylerin sert somutluğunu yumuşatabilecek bir yaratıcılık yatmaktadır. İtalyan tasarımının en ikonik nesneleri birbirlerinden ilham almazlar, görsel olarak farklı dilleri konuşurlar, ancak her biri kendi tarzında mükemmeldir. Biz onlardan ilham almıyoruz, biz onların bir parçasıyız, bu tasarım hareketinin bir parçasıyız.

Bu yıl inovasyon ve yenilikçi malzeme kullanımı yoluyla işlevsellik, birçok gözlük tasarımcısı için birincil hedef olmaya devam etmektedir. Bu Movitra için de geçerli mi?
Movitra işlevsel bir ihtiyaçtan doğdu. İşlevsellik bizim DNA’mızda var. Tasarımdan malzeme seçimine kadar yaptığımız tüm seçimler öncelikle işlevsellik ve performansa yöneliktir. Gerisi bir sonuçtur. Bir ürün işlevsel değilse, elbette “bakması güzel” olabilir, ancak iyi bir tasarım ürünü değildir. Bir ürün değildir. Bir ürün, bir gözlük, kullanılabilir, işlevsel olmalıdır. Bunu yıllarca süren araştırma ve geliştirme çalışmalarımız sonucunda derinlemesine anladık ve gözlüklerimizin vazgeçilmez özelliği yaptık.

Movitra olarak materyal seçimlerinizde asetatı mı metali mi tercih ediyorsunuz, neden?
Bu sorunun cevabı da performansta yatmaktadır. Movitra’nın DNA’sında metal var. Çünkü metal, patentli rotasyon sistemimizin ideal çalışması için en iyi performans malzemesidir. Aslında, asetat camlarımız bile onlara stabilite ve sağlamlık kazandıran, kalıcı performans sağlayan metal bir çekirdeğe sahiptir. Yeni koleksiyonlarımız aslında metale çok daha fazla odaklanıyor, çünkü her zaman işlevselliğe ve performansa dikkat etmek istiyoruz. Bir sonraki adımımız, bir kez daha çok yüksek performansa sahip tamamen yenilikçi bir sistem sunan bir asetat koleksiyonunu piyasaya sürmek olacak.

Kısa süre önce metal/titanyum iki çerçeveden oluşan yeni bir sınırlı sayıda üretim duyurusu yaptınız. Bu ikisi de dahil olmak üzere tüm çerçeveleriniz rotasyon sistemine sahip mi? Rotasyonun faydalarını açıklayabilir misiniz?
Tüm çerçevelerimiz kendi patentli rotasyon sistemimize sahiptir. Bu sistem olmadan gözlük üretmiyoruz, bu bizim en temel özelliğimiz. Patentli rotasyon sistemimizin avantajı, camların korunması ve gözlüklerin son derece düz ve cep boyutunda yapılabilmesidir. Ayrıca sistemimizin kapanmayı kolaylaştırdığını gördük, bu nedenle jest teması da merkezi hale geliyor ve geçmişe kıyasla tamamen bozuluyor. Üzerinde çok çalıştığımız bir diğer temel konu da duygusallık. Mekanizmanın tıklaması ya da entegre esnek menteşeye sahip çubuğumuzun kapanma tıklaması benzersiz bir duyusal deneyim yaratmak üzere tasarlandı. Gerçek şu ki tam olarak neyden bahsettiğimi anlamanın en iyi yolu çerçevelerimizi denemekten geçiyor.

Kaynak: 20/20 Europe

Eylül 2022

Look

LOOK – MADE IN ITALIA

Çağdaş & Yenilikçi

Çağdaş & Yenilikçi… Tasarımlarında rafine İtalyan yaratıcılığını odak noktası haline getiren Look- Made In Italia, yeni koleksiyonlarıyla gündemdeki yerini koruyor.

Look- Made In Italia, 1978’den beri yüksek kaliteli gözlükler tasarlayan ve üreten bir İtalyan firması olarak karşımıza çıkıyor. Bir atölye olarak kurulan Look- Made In Italia yıllar içinde organize ve uluslararası bir şirkete dönüşmüş, çerçeve tasarımı, üretimi ve dağıtımı konusunda Avrupa’daki öncü markalardan biri haline gelmiştir. Look Tasarımcısı Giordano Cazzola ve Pazarlama Müdürü Marco De Fina ile güncel koleksiyonları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhabalar… Bizlere Look- Made in Italia’nın güncel koleksiyonlarının genel özelliklerinden ve satış konseptinden bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Merhabalar… Öncelikle bizleri ağırladığınız için teşekkürlerimizi sunmak isteriz. Look- Made in Italia olarak koleksiyonlarımızda marka olarak araştırmayı, kaliteli üretim sürecini ve benzersizlik odaklı işlevsel tasarımları nasıl bir araya getirdiğimizi ideal bir şekilde yansıtmak istedik. Koleksiyonlarımızın satış konseptinde, yetişkin ürün segmentimiz, premium veya üst düzey kalite göstergesi olarak malzeme üzerinden tanımlanmaktadır. Koleksiyonlarımızda kullandığımız malzemelerin kalitesi tüm serilerimizi ayrıcalıklı olarak ön plana çıkarmaktadır.

Bünyenizdeki markalarınızdan olan Materika’yı ve koleksiyonlarını genel olarak diğerlerinden ayıran yönleri nelerdir?
Giordano Cazzola: Materika gerçekten de tasarım dili ve çizgisiyle markalarımız arasında ayrıcalıklı bir yere sahip bir markadır. Bunun sebebi olarak Materika’da Look- Made In Italia’nın tasarım araştırmasına olan yatkınlığının daha yüksek bir seviyeye çıkarılmış olmasını gösterebiliriz. Look- Made In Italia’da tasarımcının hedefleri ile üretim departmanı arasındaki doğrudan bir diyalog vardır. Materika’da da teknoloji ve işçilik bir araya gelerek, malzemelerin incelenmesi ve inovasyonun yönlendirilmesinin her projenin odak noktası olmaya devam ettiği bir durum söz konusudur. Bu sayede de Materika üst düzey gözlük segmentinde yeni konseptler ortaya çıkararak koleksiyonlarını her geçen gün daha geniş kullanıcı kitlelerine ulaştırmayı başarıyor.

Materika’nın büyük ilgi gören Strato koleksiyonundan bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Strato, Materika’nın deneysel bölümünde yer alan yeni Alumix koleksiyonunun bir parçasıdır. Bu yeni deneyim, şirketimizin geçmişte yaptığı seçimleri, örneğin ayırt edici malzemelerimizden birini en iyi şekilde temsil etmek için yenilemektedir. Look- Made In Italia olarak yeniliklerin ve inovasyonun izinden gitme gibi bir misyona sahip olduğumuz için böyle deneysel çalışmalardan eşsiz koleksiyonlar çıkarıp, beğenilere sunmaktan memnunuz.

Biraz da Strato koleksiyonunda kullandığınız bu Alumix malzemesinin özelliklerinden söz edebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Strato koleksiyonunda en baskın olarak kullandığımız malzeme olan Alumix, alüminyum ve magnezyum karışımı bir maddedir. Süper hafif ve yüksek performanslı olan Alumix malzemesi, tamamen özel işleme kriterlerine göre şekillendirilmiştir. Strato’da konsept, Look- Made In Italia’nın Alumix üzerine yaptığı araştırmanın uzmanlığını, farklı kalınlıklar ve yüzeyler arasında uyumlu bir diyalog olarak anlaşılan kontrast temasına uygulamaktır. Amaç, saran bir dokunsallık algısı yoluyla gözlemcinin dikkatli gözünü tatmin etmektir.

Peki tasarım açasından baktığımızda Strato’nun öne çıkan özellikleri ve renk seçimleri hakkında neler söylersiniz?
Giordano Cazzola: Strato modelleri, detaylara ve işçiliğin zenginliğini artıran bir katmanlaşma fikrine odaklanan çağdaş bir tasarımla karakterize edilir. Çok sayıda mekanik adım, hesaplanmış işçilikle dönüşümlü olarak, doğruluk ve hassasiyetle birleştirilmiş bir süreç hikayesi yaratır. Böylece mutlak estetik yeniliğe sahip çekici gözlüklere dönüşür. Renk seçimleri konusunda ise Strato koleksiyonumuzda sadece yeni renkler değil devrim niteliğinde bir renk paleti oluşturduğumuzu söyleyebilirim. Renkler yakut kırmızısından virtual yeşile kadar değişiyor. Sinyal sarısından grafit siyaha ve daha güven verici gece mavisi veya arduvaz grisine kadar. Ancak renkler asla düz veya donuk görünmüyor. Örneğin asit yeşili veya ametist morunun doygunluğu hem mat hem de metalik nüanslarla seyreltilmiştir. Camları döndürerek ve gözlem noktasını değiştirerek yüzeydeki somut farklılıkların nasıl kavranabildiğini görmenin heyecan verici olduğunu söylemeliyim.

Bir diğer özel seri de Aurea isimli kapsül koleksiyon. Bu koleksiyonun özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Marco De Fina: Aurea sınırlı sayıda üretilen bir kapsül koleksiyonudur. New Rinascimento (Yeniden Doğuş) imaj kampanyasının görsel deneyimini somutlaştırmak için yaratılmış bir projedir. Aslında, değerlerimizi sadece imajımız aracılığıyla değil, onları temel işimizi temsil eden ürüne dönüştürerek iletmeye karar verdik. Aurea’nın New Rinascimento’nun meyvesi olduğunu söyleyebiliriz.

Bu özel kapsül koleksiyon nasıl doğdu?
Giordano Cazzola: Aurea görünüşte yalın bir kavram olan doğadan doğdu. Gelişimi, doğanın bütünlüğü içinde anlaşılan ortak paydanın tanımlanmasıyla başladı. Bir çevre olarak doğa ama aynı zamanda insan doğası olarak doğa. İnsanın doğa ile her zaman aradığı bağlantı. Bunu, uyumun en yüksek ifadesi olan ‘altın oran’da tanımladık. Bu tanım sayesinde doğada her zaman var olan ‘güzellik’ ile samimi bir bağ kurduğumuza inanıyoruz.

Aurea kapsül koleksiyonu hangi kitleyi hedef alarak tasarlandı?
Giordano Cazzola: Look- Made In Italia koleksiyonlarında genellikle geniş kitleleri hedefleyen bir firma olmuştur. Sınırlı sayıda olmak üzere ürettiğimiz Aurea kapsül koleksiyonumuz da premium ve üst kalite seviye segmentinde olup yetişkinlere hitap etmektedir. Koleksiyondaki gözlüklerle her mevsim gözlük kullanmak özendirilmektedir.

Aurea kapsül koleksiyonundaki modellerden ve özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Giordano Cazzola: Kapsül, Look- Made In Italia tasarımcıları Giuseppe De Riva ve Augusto Valentini tarafından tasarlanan ikisi erkek ve ikisi kadın olmak üzere dört çerçeveden oluşuyor. Aurea ayrıca yetişkin premium ve yetişkin üst düzey kalite segmentlerinde Look- Made In Italia’nın asetat çerçevelerdeki gelişimini tamamlamak amacıyla iki koleksiyon daha oluşturacak.

Aurea’nın tasarım dilini nasıl tanımlarsınız?
Giordano Cazzola: Aurea’nın tasarım dili rafine İtalyan yaratıcılığını ortaya koyuyor. Her şey, uyum kelimesiyle özetleyebileceğimiz basit bir kavramı takip ederek güzelliği temsil etme arzusundan doğuyor.

Bu kapsül seride hangi malzemeleri ve renkleri tercih ettiniz?
Giordano Cazzola: Her şeyden önce Aurea, uzmanlığımızın denendiği tam bir asetat ürünüdür. Renk oyunları, projenin altında yatan yaratıcılığı sonuna kadar ifade etmek için asetatlardan ayrıntılı renklendirme işlemlerine kadar uzanmaktadır. Örneğin Aurea 4530 modelinde ‘üst üste binen hafiflik’ kavramı tanıtılmıştır. Asetat malzeme, her katmanın kendine özgü bir estetik işlevi olduğu bir renk tabakalaşması gibi görünecek şekilde işlenmiştir.

Kendi üretimini yapan bir marka olarak ekolojik ayak izinizi düşük tutmak amacıyla ne gibi adımlar atıyorsunuz?
Öncelikle araştırmalarımızı en iyi hammaddeleri seçmeye odaklıyoruz. Onlar olmadan mükemmel ürünler yapamazsınız. Bizim için bu bir zorunluluk. Alumix gibi malzemeleri kendi bünyemizde araştırıyor ve geliştiriyoruz. Araştırıp kullandığımız malzemelerimizin çevresel etkileri çok düşüktür ve sürdürülebilir bir ürün yaşam döngüsü oluştururlar. Sayısız kez ve mekanik özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden geri dönüştürülebilirler, bu da düşük ayak izi ile ürün performansında sürekliliği ve sürdürülebilirliği garanti ediyor.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2022

Barton Perreira

BARTON PERREIRA

Kaliforniyalı Lüks

Bill Barton ve Patty Perreira birbirlerine duydukları derin saygı ve hayranlıkla ortak olarak kurdukları markaları ile dünya genelinde gözlük lüksünü yorumluyorlar.

Barton Perreira, Kaliforniya’dan lüks bir dokunuşa sahip bir gözlük markasıdır ve dünya ki bir çok markanın işçiliğine fark atacak, olaylara farklı bir yorum katan ve bunu tasarımlarına ve ürünlerine yansıtan bağımsız bir markadır. Japonya’da titizlikle elde üretilen tek bir Barton Perreira çerçevesinin rafine edilmesi haftalar alır. Eşi benzeri olmayan her ayrıntıya gösterdikleri tutkuyla dikkat çeken Japonya’nın önde gelen zanaatkarları, Braton Perreira gözlüklerinin her yönüyle hassasiyet ve ustalıkla hayata geçirilmesini sağlıyor. Ancak bu benzersiz tarzın kurucularının da hakkını vermek lazım. Barton Perreira, iki çok özel insan arasındaki sinerjinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Patty Perreira’nin sezgisel stili ve hikayeli tasarımları, Vera Wang, Prada, Miu Miu, Paul Smith ve on sekiz yılı aşkın bir süre Oliver Peoples koleksiyonlarının merkezinde yer aldı. Korkusuz ve duygulu sezgileri onun her hareketine rehberlik etti. Bill Barton, kariyerine gözlük endüstrisinin inceliklerini ve insan ilişkilerinin değerini öğrenerek bir gözlükçü olarak başladı. Bu deneyimler onu önce Oliver Peoples’in CEO’su sonrada Barton Perreira’nın kurucusu olmasını sağladı. Bill Barton ve Patty Perreira ile markalarının kökeni hakkında yapılan röportajı sunuyoruz

Merhaba Patty ve Bill, bize markanızın kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz? Kendi markanızı oluşturmaya nasıl karar verdiniz?
Bill Barton: Patty Perreira ve ben, Oliver Peoples’da birlikte çalıştıktan sonra 2007’de Barton Perreira’yı kurduk. Oliver Peoples markayı, 2006’da Oakley’e sattı. Satış ile birlikte ben işten ayrıldım ama Patty birkaç ay kaldı. Sonrasında çalıştığı işin onun için yeterli olmadığına karar verdi. Bir araya geldik ve kendi markamızı kurabileceğimizden çok emindik. Oliver Peoples’ta kaldığımız yerden devam etmek ve gelişmek istedik. Patty ve ben ürünler yaratmak için inanılmaz bir sinerjiye sahibiz. Patty bir tasarımcı olarak çok üretken ve farklı türleri kusursuz bir şekilde tasarlama yeteneği var.  Şimdiye kadar tanıştığım hiçbir tasarımcıya benzemiyor.
Patty Perreira: Bill ve ben her zaman bağımsız özgür düşünürler olduk. Aynı özgür ruhlu bağımsız bakış açısını markamız için de istedik. Bana ilham veren şeylere sadık kalmak benim için önemliydi. Bill Barton ve ben, yeni bir dönem, kalite ve kültürü temsil edecek bir gözlük markası yaratma vizyonuna sahiptik. Gözlük bizim ortak tutkumuzdu ve güçlerimizi birleştirme ve markamızı yaratma zamanının geldiğini hissettik.

Kaliforniya’da Los Angeles’a yakın bir yerdesiniz. Konum sizin için ne kadar önemli?
PP: Venice Beach’te yaşıyorum ve çalışıyorum. Venice sürekli gelişim halinde ve olağanüstü güçlü bir yapıya sahip. Tasarım estetiğimde, Kaliforniya’nın etkisi olduğunu düşünüyorum. Kaliforniya lüksü, üst düzey sürdürülebilir malzemeler kullanılarak ürettiğiniz tasarımlarınızın, sofistike, rahat, rafine ve incelikli olmasıdır.

Sayısız Hollywood ünlüsü ve ikonik isimler markanızın gözlüklerine rağbet gösteriyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
BB: Her tür insanın gözlüklerimizi seçmesine bayılıyoruz. Kim oldukları önemli değil. Ancak ikonların gözlük seçerken Barton Perreira’yı tercih etmeleri, bunu bir reklam değil tercih olduğunu bilmek içimde gerçek bir gurur duygusu oluşuyor.
PP: Barton Perreira kullanan ünlülerin listesi ile gurur duyuyorum. Ryan Gosling’den Michelle Obama’ya, Brad Pitt’ten Lady Gaga’ya, Young Thug’dan Maluma’ya ve çok daha fazlasına kadar birçok ünlü gözlüklerimizle boy gösteriyor. Bu, koleksiyonumuzun pek çok benzersiz stili tamamlayan derinliğini ve çeşitliliğini gösteriyor.

Kuruluşundan bu yana sizin için en önemli başarılarınız neler oldu?
BB: Çıkardığımız her koleksiyon, işbirliği veya sınırlı sayıdaki parçanın Barton Perreira için bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Ürün geliştirme sürecimize harcanan zaman, çaba ve tutku yoğun ve kişiseldir.

Aranızdaki görev ve sorumluluk dağıtımından bahsedebilir misiniz?
PP: Birbirimize karşılıklı saygı ve hayranlığın temel olduğu harika bir ortaklığımız var. Bill beni motive ediyor, meydan okuyor ve bana ilham veriyor. Bill ve ben birbirimizin içgüdülerine güveniyoruz. İkimiz de gözlük endüstrisinde uzun yıllara dayanan deneyime sahibiz. Ben yaratıcılığa yönelirken, onun uzmanlığı ise iş alanında. Bu, her birimizin Barton Perreira’nın başarısı için en uygun şekilde bireysel becerilerimize odaklanmamızı sağlıyor. Yeteneklerimiz gerçekten birbirini tamamlıyor.

Gözlüklerinize özgü vazgeçilmez tasarım özellikleriniz nelerdir?
PP:Kişiye özel tasarım, üstün kalite ve kusursuz bir uyum.

Gerçek tasarımın özellikle daha teknik özelliklere kıyasla önemi nedir sizce?
PP: Diğer tasarımcılar çoğu çerçeveyi yalnızca nesne olarak tasarlarken ben çerçeveyi hem nesne hem de yüz için tasarlıyorum. Çerçevenin genel uyumu, dengesi ve hissi için çok önemli olan kaşların, elmacık kemiklerinin vb. ince kıvrımlarını çok önemli olduğu için bu detayları göz önünde bulundurarak tasarlıyorum.  Bir erkek yüzüne karşı bir kadın yüzünün dış hatlarını düşünüyorum. Bir Barton Perreira çerçevesini taktığınızda, farkı hemen anlayacak ve hissedeceksiniz.

Malzeme ve işleme olduğunda çok titizsiniz. Hangi malzemelerle çalışmayı tercih ediyorsunuz? Gözlüklerinizde herhangi bir özel teknik özellik var mı?
PP: Dayanıklı, esnek, çeşitli çarpıcı renkleri ve lüks cilalı bir yüzeyi olduğundan Japon selüloz asetat ile çalışmayı seviyorum. Asetatlarımız doğal malzemelerden üretildiğinden, onları daha sürdürülebilir bir seçenek haline getiriyor. Metal çerçevelerimizde sağlamlığı, uyarlanabilirliği ve hipoalerjenik faydaları nedeniyle Alpha Titanium’u tercih ediyoruz. Güneş camlarımız VIOFF adı verilen bir Japon AR kaplaması ile kaplanmıştır. VIOFF, UV ışığının yalnızca yaklaşık yüzde elli yedisini emen geleneksel AR kaplamalara kıyasla UV ışığının yüzde doksan beşini emiyor. Ayrıca Japon hafif titanyumu kullanıyoruz ve altın çerçevelerimizi 0.3 mikron 24K Altın ile kaplıyoruz.

Hem titanyum hem de asetat camlarınız Japonya’da üretilmektedir. Kalite standartlarınız bunu mu gerektiriyor?
BB: Evet, Japonya’nın dünyanın en iyi gözlük üreticilerine sahip olduğuna inanıyoruz. Buna ek olarak, Japonya’daki bağlantılarımızla olan ilişkilerimiz otuz yılı aşkın bir geçmişe sahip. Bu kadar yüksek düzeyde anlayış ve iletişim sektörümüzde son derece nadir görülüyor.

Japonya’yı bir üretim yeri olarak benzersiz yapan nedir?
BB: El işçiliğine duyduğumuz bağlılık ve saygı, her zaman tasarım sürecimizin merkezinde yer alır. Dünyanın en iyi gözlüklerini üretmeye büyük ölçüde önem veren zanaatkarlarla çalışıyoruz. Tasarım sürecimiz benzersizdir ve bizi diğer markalardan ayıran en önemli özelliğimiz. Japonya’da işçilik en küçük detaylara verilen öneme dayanıyor. Bu bizim için istediğimiz lükse ulaşmak demek.

Güneş gözlüklerinde camların rengi çok önemlidir. Siz ne düşünüyorsunuz?
PP: Güneş gözlüğü camlarımızın özel, zengin, mücevher tonlarındaki renklerini yaratmak için Japonya’daki cam üreticimizle işbirliği halindeyiz. Doğadaki renklerden ilham alıyoruz. Örneğin, üreticimize günbatımının veya okyanusun turkuaz gradyanlarının fotoğraflarını gönderiyorum ve onlar da bu tonları renklendirip eşleştirebiliyorlar. Doğal tonların cilt tonlarını daha güzel tamamladığını düşünüyorum.
Müşterilerinizle nasıl bir iletişim kurmaya önem veriyorsunuz? Onlara hangi mesajları iletmek istiyorsunuz?
BB: Perakendecilerimize markamızla başarılı olabilmeleri için mümkün olan her olanağı sağlamaya ve böylece mağazalarında başarı yaratmaya çalışıyoruz. Bu bir ortaklık. Perakende ortaklarımız Barton Perreira ile ne kadar başarılı olursa, nihai tüketicinin de markamız hakkında o kadar fazla bilgisi olur.

Peki ya sürdürülebilirlik? Bu konu hakkındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
BB: Markamızın başlangıcından beri, zararlı kimyasallar olmadan elde edilen, Japonya’da bulunan en kaliteli malzemeleri kullanarak gözlük üretmeye kendimizi adadık. Çevre dostu bir reçinenin temeli olarak ahşap ve pamuktan elde edilen selülozlu bitki bazlı asetatlar kullanıyoruz. Her mevsim kullanıma uygun, modası geçmeyen gözlükler tasarlıyoruz. Alışveriş çantalarımız geri dönüştürülmüş malzemelerden, temizlik bezlerimiz geri dönüştürülmüş PET şişelerden yapılmakta. Sürekli olarak karbon ayak izimizi azaltmak ve dünyaya karşı daha nazik olmak için elimizden geleni yapmanın yeni yollarını düşünüyoruz.

Kaynak: Favrspecs

Temmuz 2022

Alba Optics

ALBA OPTICS

Geçmişin GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRDİĞİ YER

Alba, yolun izini süren bir doğa olayıdır, karanlıktan sonraki ışıktır. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesinden de bahseden yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır!

Alba Optik olarak hikayemiz, orijinal bir kalıp arayışıyla başlamıştır. 1980’li yıllarda İtalya’da tasarlanıp üretilmiş özel bir tasarıma sahip bir çerçeve bulup, bu tarzı yeni teknolojiler kullanarak tekrar hayata geçirmek istedik. Bu şekilde piyasaya sürdüğümüz ilk modelimiz Delta oldu. İtalya’da üretim yapmak Alba Optik için her zaman bir öncelik ve temel bir değer olmuştur. Alba Optik olarak mirasımızla ve ülkemizin hem bisiklet hem de gözlük endüstrileriyle olan derin bağıyla gurur duyuyoruz. Yüksek standartlarda çalışma koşulları yaratmaya çalışmakla beraber, üretim ortaklarımızı seçerken, çevreye verdiğimiz hasarı en aza indirme hedefimizi paylaşan firmalar olmalarına dikkat ediyoruz. Sürdürülebilir ürünler ve toplumsal projeler bu değerlerin en önemli kaynağıdır. Alba Optik, performanslarını geliştirmek ve hayallerini gerçekleştirmek için çabalayan profesyonel bir ekibe sahiptir. Alba Optik, tüm çalışanları ve işbirlikçileri tutkuyla bağlı oldukları bisiklet kültürüne, açık hava ve doğa sporlarına ve dünyanın her yerindeki sporculara derin bir saygı duymaktadır. Bu nedenle şık ve trend görünmekle beraber mümkün olan en yüksek performans standartlarını da karşılayan tasarım ürünler ve koleksiyonlar sunuyoruz. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesine değinen yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç yarışı birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır! İtalyan üretici Alba Optics, geçmişin ikonlarından ilham alarak tasarlanan yüksek teknolojili gözlüklerde, bir uzman olarak kendini konumlandırmayı başarmıştır. Kurucu ortağı Piergiorgio Catalano, 2022 konseptini ve yeni koleksiyonunu bizlere anlatıyor.

Alba Optik, kaliteli tasarım ve yüksek performansın birbiriyle buluştuğu ürünler üzerine uzmanlaşmıştır. Koleksiyonla ilgili çalışmalarınızı ve bisiklet gibi spesifik sporlara olan ilginizi anlatır mısınız?
Yaptığımız işte çok fazla nostalji var; geleceği şekillendirmek için geçmişe bakmak gerekiyor. Tasarım söz konusu olduğunda “zamansız” veya “ikonik” sözcükleri gereğinden fazla kullanılıyor olabiliriz ancak ortağım Luca ve benim için ürünlerimiz, anılar ve fikirlerin buluşmasına hizmet ediyor. Biz İtalyanız, bu yüzden biraz romantik olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu romantizm, tasarımlarımıza bakıldığında her modelin bir ruhu olduğunun göstergesidir. Tüm bunlara sahip olmamıza rağmen eski bir çerçeveyi alıp yeniden tasarlamak ve yeni teknolojiyle üretmek göründüğü kadar kolay değildir. Kalite ve tasarımlarımızda ki detayları bizim en hassas noktamız. Bu sebeple mükemmel bir üretim için Kuzey İtalya’daki fabrikamızla süreli yakın temas halinde çalışıyoruz. Yeni bir tasarım geliştirmek için tüm ekip aylarca araştırıyoruz, çalışıyoruz ve denemeler yapıyoruz. Tasarlanan ürünleri satışa sunmadan önce çok sayıda prototip hazırlıyor ve  kullanıcı testleri, sporcu ve perakendeci geri bildirimlerinden oluşan uzun bir süreçten geçiyoruz. Kullandığımız malzemeler yeni teknolojilere ait olsa bile, güneş gözlüklerimizin el yapımı olduğundan dolayı üretim aşamamız oldukça zor. Bu bir şikayet değil bizim tercihimiz ve bunula gurur duyuyoruz.

Her şey ne zaman ve nerede başladı?
Araştırmamıza tam 5 yıl önce; 2017 yılının sonlarına doğru başladık. Alba Optics’i kurduğumuzda hem Luca’nın hem de benim diğer sektörlerde tam zamanlı işlerimiz vardı. Aslında bu işe kendimiz için en doğru sporcu gözlüklerini ararken başladık diyebilirim. İstediğimiz gibi bir gözlük bulabilmek için neredeyse Kuzey İtalya’daki tüm zanaatkârın kapısını çaldık. Tüm bu araştırmalar bizi Alba Optics’in sahibi yaptı. Kısa bir sürede de Delta modeli doğdu ve üstün bir başarı ile piyasaya sürüldü. Yani doğru gözlüğü ararken çok kısa bir süre önceki işlerimizden ayrıldık, beraber bir şirket kurduk  ve yeni koleksiyonlar yapmaya odaklandık.

Kurucu ortak olarak, sizi bu işe yönlendiren bisiklet ve açık hava aktivitelerine yönelik kişisel bir tutkunuz var mı?
Profesyonel bir bisikletçi değilim. Teknik olarak “ara sıra bisikletçi” diyebileceğiniz kişilerden biriyim ancak ruhum bu spora gönülden bağlı diyebiliriz. Çalışma hayatım hafta içi çok aktif olduğundan dolayı sadece ve hafta sonları bisiklet sürebiliyorum. Kuzey İtalya’da etrafımız inanılmaz bisiklet yolları ile çevrili. Ligurya’dan İsviçre sınırına kadar burası adeta bir bisikletçi cenneti. Kamp yapmak ise benim başka bir hobim. Ailemle birlikte haftasonları açık havada harika vakit geçirmek, beraber bisiklet sürmek ve kamp aktiviteleri yapmak tatil için harika bir yol.

Alba Optik’in tüm ürünleri yeni teknolojiyle İtalya’da üretiliyor. Bize bunun hakkında daha fazla neler söyleyebilirsiniz?
Her sporcu gözlük seçerken birkaç temel faktörü dikkate alır: Rahatlık, dayanıklılık, verimlilik ve koruma. Bu niteliklerin çoğu üründe kullandığınız malzemelere bağlıdır. Bizde tüm bu niteliklere sahip çerçeveler için hafif, dayanıklı ve esneklik sağlayan Tr90 malzemesini kullanıyoruz. Ürünlerimizde kullandığımız Tr90, farklı iklimler, uzun sürüşler, hızlı sürüşler, antrenman, yarış ve ekstrem koşullarda kazalar da dahil olmak üzere günlük kullanıma karşı dayanıklı ve inanılmaz derecede işlevsel ürünler geliştirmemize izin verdi. Camlarımız için VZUM™ isimli yüksek çözünürlüklü güneş gözlüğü camları geliştirdik. Dayanıklı ultra hafif polikarbonat kullanmaktaki amacımız, UV ve mavi ışık koruması sunarak ve yüzeysel hasarı azaltıp, görüş iyileştirmeyi garanti etmektir. Sporcularımızla yakın bir şekilde çalışarak, ürünlerimizin tam anlamıyla tüm arazi koşullarını kapsadığından emin olmak için her sezon cam koleksiyonumuzu kontrol ediyor ve yeniliyoruz. Alba Optic’sin tüm güneş gözlükleri; sıcak, kuru ve çöl benzeri hava koşullarında çam ağaçlarıyla kaplı bir ormanda veya ayak bileği çamurun derinliklerinde olan bir dağ bisikletçisinde için eşit performans göstermelidir. Bu durum, bizim her sezon sevinçle kucakladığımız heyecan verici ve ödüllendirici bir meydan okumadır.

2022 koleksiyonun da yapılan yenilikler ve gelişimler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu yıl, üç yeni temel ürün piyasaya sürülecek: Sabit şakak uçları ve yeni çerçeve renklerine sahip ikonik modelimizin değişik bir versiyonu olan Solo 02. Kadın kullanıcılarımız için gündelik kullanıma uygun bir gözlük modeli olan Anwma Lei ve  son olarak hızdan ilham alan, heyecan verici yeni bir çerçeve olan Mantra. Ayrıca, çok çeşitli ortamlarda yarışan sporcularımızın geri bildirimlerinden faydalanarak, fotokromatik niteliklere sahip, yeni renkli aynalı camları da  piyasaya sürüyoruz. Günün sonunda, trendlerden çok topluluğumuzun ihtiyaçlarına bağlı kalıyoruz.

Markanız şu anda Avrupa dışına  başka bölgelerde de satılıyor mu ? Lütfen dağıtımı ağınız hakkında bize biraz bilgi verin.
Alba Optics’in ürünlerini Avrupa dışında bir çok bölgede bulabilirisiniz. Bu hızlı büyümede en hızlı tanıtım aracının yani ürünü kullanan kişilerin payını unutmayalım. Avrupa, ABD, Kanada, Ekvador, Asya, Avustralya, Suudi Arabistan, BAE, Panama ve Katar’a kadar dağıtım ağımızı genişlettik. Ürünlerimiz aynı zamanda bisiklet mağazalarında da satılıyor. Bu tip mağazalarda kullanıcıların birbiri üzerinde ki etkileşimi çok yüksektir. Bu da ürünlerimizin reklamını kullanıcılarımızın birbirilerine yapmasını sağlıyor. Aynı tutkuyu paylaşan, yolların keyfini çıkaranlar, yerel etkinlikler ve festivallere katılan sporcuların memnuniyeti bizim en önemli tanıtımımızdır.

Mido fuarına katılacak mısınız ve oradaki planlarınız neler?
Mido’da yer almak Alba Optics için çok heyecanlı ve gurur vericiydi. Mido fuarında Alba Optic’s bünyesinde ki ürünlerin bisiklet kültürüne, açık hava sporlarına ve doğaya sporlarına katkısını gösterdik. Koleksiyonumuzu sergilerken son dört yılda Alba Optic’si inşa ederken kurduğumuz tüm dostlarımızın ve iş birlikçilerimizin ne kadar doğru seçimler olduğunu anladık.

2022 yılı için sosyal aktiviteleriniz gibi diğer projelerinizi de yorumlayabilir misiniz?
Dünyanın geri kalanı gibi, hala 2020 takvimimize yetişmeye çalışıyoruz! Bu yılki hedeflerimizden biri bir dizi uluslararası sosyal geziye ev sahipliği yapmak. Sonunda insanları bir araya getirmek harika olacak. Ayrıca, ANVMA Routes kampanyamızın bir parçası olarak, gezegenin en ıssız manzaralarından bazılarına sponsorlu yolculuklar planlama sürecindeyiz. Marka hizmetlerimiz şu şekildedir: Alba yeni hayat demektir. Sporcuların uyandığı ve bir hedefe ulaşmak için çok çalışmaya başladığı zamanlar artık geride kaldı. Alba, yolun izini süren bir doğa olayıdır, karanlıktan sonraki ışıktır. Performans ve sonuçların yanı sıra yaşam kalitesinden de bahseden yeni bir gözlük türünün zamanının geldiğine inanıyoruz. Amaç birinci bitirmek değil, istediğiniz yere, her koşulda ulaşmaktır.

Kaynak: 2020 Europe

Haziran 2022

Lindberg

LINDBERG

Ustalığa Saygı

Zamansız tasarımları, özenli işçiliği, yüksek kaliteli malzemeler ve dayanıklılığı bir araya getiren Lindberg, küresel optik sektöründeki güçlü konumunu koruyor.

Ödüllü Danimarkalı lüks gözlük markası Lindberg, otuz beş yılı aşkın süredir yenilikçi titanyum çerçevelere öncülük ediyor. Lindberg’in tasarımcısı ve Ceo’su Henrik Lindberg ile markanın felsefesi, detaylara yenilikçi bir dikkatle zamansız tasarımlar oluşturma yaklaşımı ve sektörel konulara yorumları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Çalışmalarınız sırasında sizi motive eden unsurlar nelerdir?
Bir mimar olarak benim zihniyetim problem çözmek, her şeyi alt üst ederek sürekli benzersiz çözümler üretmek üzerine kurulu. Tasarlanan öğenin amacı tarafından yönlendirildiğiniz modern işlevselcilik hareketi beni motive ediyor. Bu merak ve mükemmellik arayışı ruh halimi ve benim iç enerjimi alevlendiriyor.

Markanızı en çok hangi özelliklerinden dolayı seviyorsunuz?
Tasarımımızı ve zamansız tasarımın işçilik, yüksek kaliteli malzemeler ve dayanıklılıkta yattığına dayanan ve her zaman birinci önceliğimiz olan Dna’mızı seviyorum. Bu unsurları entegre etmek için teknik yenilikleri zorlamak gerekiyor. Bir diğer temel nokta, kişiye özel gözlüklerin önemidir. On yıllardır ailemiz optometrist olmuştur ve birlikte kullanıcının en üst düzeyde uyuma ve benzersiz bir görünüme sahip olmasını sağlayan bir yapı sistemine olan ihtiyacı karşılamaktayız.

Lindberg’i benzersiz yapan nedir?
Titanyumu gözlükte kullanan ilk üreticiydik ve malzemenin kendisini kaynak yapmadan kullandık. En başından beri, titanyum çerçevelerimizi kimsenin üretemeyeceğini fark ettik. Bu sebeple üretimimizi kendimiz yapmak zorundaydık. Bu üstün yapı sistemi, kitlesel pazar dünyasında daha önce hiç görülmemişti ve hala görülmedi.

Lindberg’in 35 yılı aşkın mirasını nasıl büyütmeyi düşünüyorsunuz?
Dna’mıza sadık kalarak ve teknoloji ile yüksek kaliteli malzemelerin sınırlarını sürekli olarak zorlamaya yönelik saf arzumuzla benzersiz tasarımlar yaratıp markamızın orijinal olduğunu kanıtladık. Bu sorunuzun cevabının çalışanlarımı motive etmeyi sürdürmek olduğunu söyleyebilirim. Gözlük endüstrisi tarihinde hiç yapılmamış teknik çözümlerle en yeni koleksiyonlarımızı dünyaya sunmak için sabırsızlanıyoruz.

Koleksiyonlarınızın tamamının tasarımını ve üretimini siz yapıyorsunuz. Bu sizin için neden bu kadar önemli?
Her şeyi kendi bünyemizde yaparak olağanüstü hünerli olduğumuza ve daha da önemlisi risk alma yaklaşımına sahip olduğumuza inanıyorum. Kararlarımızı ve yönümüzü hızla değiştirmekten korkmuyoruz. Tasarım ve üretimlerimizi başından sonuna kadar son derece iyi yapmalıyız. En iyi sonuçları elde edebilmenin tek yolu ise bunu kendimizin yapmasıdır.

Gözlük sektörü son yıllarda giderek daha doygun bir hale geldi. Siz diğerleri arasından markanızın sesini ayrıştırmak için neler yapıyorsunuz?
Kitlesel üretilen veya kalitesiz gözlüklerin sektöre akınını görüyoruz ve bunlar tüketici için hiç uygun değiller. Bence bu kadar çok insanın kendilerine uymayan gözlük kullandığını görmek utanç verici; gözlük çok önemli bir aksesuardır. Bir insanla tanıştığınızda ilk dikkatinizi çeken özellik gözlerdir. Yalnızca kişiselleştirme konseptimiz veya yüksek kaliteli malzeme kullanımımız nedeniyle değil, özellikle işçiliğe saygımız nedeniyle öne çıktığımıza inanıyoruz. Ayrıca kitlesel pazarın bir adım önünde olmamız gerekiyor. Bunu yapmak için ortaklarımızın eğitimine oldukça fazla yatırım yapıyoruz.

Deneyimli biri olarak sektöre yeni girenlere neler tavsiye edersiniz?
Kendimizi devamlı olarak geliştirmemiz gerekiyor. Her gün en az yüzde 1 oranında gelişmeliyiz. Konfor alanında kalarak başarılı olamayız. Zihni başka yönlerde düşünmek için eğiterek sınırları zorlamanız gerekir.

Kaynak: Vogue Man

Mayıs 2022

Einstoffen

EINSTOFFEN

Yolunu Kaybetmiyor

Yaklaşık yüz parçadan oluşan yeni koleksiyonu ile güçlü bir çıkış yapan Einstoffen, özgür ve bağımsız ruhundan ödün vermeden sektördeki yolculuğuna devam ediyor.

İsviçre merkezli bağımsız gözlük markası Einstoffen 2008 yılında Ramon Büsser, Raphael Büsser, Christian Gisela ve Philippe Rieder tarafından kurulmasından bu yana küresel çapta adından söz ettirmeye devam ediyor. Marka 2022 yılına yaklaşık yüz üründen oluşan yeni koleksiyonu ‘Stranded, Never Lost’ (Yolunu Asla Kaybetmeyen) ile büyük bir giriş yaptı. İsviçreli markanın Kurucu Ortaklarından Phlippe Rieder ile Einstoffen’ın sektördeki duruşu ve yeni koleksiyonu ile ilgili yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Philippe… Okurlarımıza Einstoffen’in kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Güneydoğu Asya’da sırt çantasıyla seyahat ediyorduk. Bangkok’ta keşfettiğimiz havalı tişörtleri İsviçre’de satmaya karar verdik. Şirketimizi kurduk. Ramon ve Raphael pragmatik bakış açılarını ve lojistik alanındaki deneyimlerini kattı. Web tasarımcısı olan Christian ve ticari işlerde adeta kutsanmış olan ben bir araya gelerek işlerimizi büyütmeye başladık. Şirketimizi kurduktan dört yıl sonra da ilk gözlük koleksiyonumuzu büyük bir heyecanla piyasaya sunduk.

Saatler, tekstil ürünleri ve gözlükler üretiyorsunuz. Bu ürünlerin ortak noktaları nelerdir?
Tüm ürünlerimizi ortak noktada buluşturan en önemli özellik olarak kurulduğumuz günden bu yana hepsini hala dördümüzün tasarladığını söylemem gerekir. Kendimize özgü imza niteliğinde bir tarzımız var. Her kategoride tüm tasarımlarımızın gizli ayrıntılarına özen göstererek ve hepsine hikayeler yazarak üretim yapıyoruz. Bir diğer önemli nokta ise sürdürülebilir malzemelere olan tutkumuzun tüm ürünlerimiz için geçerli olmasıdır.

Tüm ürün portföyünüze bakıldığında gözlüklerinizin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Einstoffen sadece bir gözlük markası olmasa da gözlükler bizim ana ürünümüzdür. Gözlük koleksiyonlarımızı şimdiye kadar asetat, titanyum ve ahşap olarak sınıflandırmayı tercih ediyorduk ve uzun bir süre asetat ve titanyum kategorilerimizi genişletmeye odaklandık. Şimdiyse yine bu malzemeleri ve birbirleriyle karışımlarını kullanarak koleksiyonlar hazırlamaya ağırlık veriyoruz. Sürdürülebilirlik ve çevre dostu yaklaşımlar konusunda da diğer ürünlerimizde olduğu gibi gözlük koleksiyonlarımızda da ödün vermiyoruz. Elbette bir yandan da tekstil ürünlerimiz ve saatler de temel müşteri tabanımızı çekmeye ve markamızın kimliğinde de önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Bu ürünlerimiz aynı zamanda yeni trendleri ölçmemizde bize yardımcı oluyor. Kuruluşumuzdan bu yana hangi ürünümüzü tasarlarsak tasarlayalım özgür ve bağımsız hareket ediyor olmak en temel motivasyonumuz oldu.

Einstoffen gençlik ve yaşam tarzı odaklı bir marka. Siz markanızı nasıl konumlandırıyorsunuz ve ürünleriniz kimleri hedefliyor?
Çevreye özen gösteren, sosyal sorumluluk bilinci yüksek ama aynı zamanda eğlenceli, hayattan zevk alan ve en önemlisi de ne olursa olsun iyimser bakış açısından vazgeçmeyen bir marka olduğumuzu söyleyebilirim. Bu özellikler bizim marka Dna’mızı oluşturuyor. Ama dürüst olmak gerekirse hedef kitlemizi belirgin bir şekilde tanımlamamayı tercih ediyoruz. Bir dönem bunu denedik ancak bize kullanıcılarımızı bölümlere ayırıyormuşuz gibi geldi ve vazgeçtik. Her kullanıcımız bizim için tektir ve kendine özgüdür.

Yeni koleksiyonunuza Stranded, Never Lost (Yolunu Asla Kaybetmeyen) ismini verme nedeninizden bahsedebilir misiniz?
Bu ismi seçmemizin en önemli nedeni markamızın temel değerlerinden aldığımız ilhamdır. Einstoffen olarak aksiliklerin, tökezlemelerin, mücadele zorunluluğunun ve bazen yolda kalmanın her şirketin hatta her hayat hikayesinin bir parçası olduğunun farkındayız. Bu gibi olumsuz durumlar neredeyse kaçınılmazdır. Ancak bizleri biz yapanın bu problemlerle nasıl başa çıktığımız olduğunu düşünüyoruz. Hayat bir çırpıda akıp giderken en olasılık dışı görünen anlarda dahi sizi hedefinize götüren yeni yollar bulunabileceğine inanıyoruz. Bizce yeni fırsatlar ve fikirler genellikle kriz veya yenilgi zamanlarında ortaya çıkar. İçinde bulunduğumuz dönemde böyle bir itici güce ihtiyacımız olduğunu düşündük ve bu sebeple koleksiyonumuza bu ismi uygun gördük.

Einstoffen olarak geleceğe nasıl bir bakış açısıyla yaklaştığınızdan söz eder misiniz?
Belirsiz zamanlar yaşıyoruz ve bu sebeple temel düzeyde bile olsa içimizdeki iyimserliği korumayı ve pozitif enerjiyi yaymayı özellikle önemli buluyoruz. Kendinize ait bir balonun içine kıvrılarak bir krizi aşamazsınız ve bu sebeple bazı konularda risk almak gerektiğini düşünüyoruz. Covid-19 pandemisinin başladığı 2020 yılı başlarından itibaren optisyenlere yönelik sunduğumuz destek girişimimizden bu yana bu bakış açısıyla hareket etmeyi tercih ediyoruz. Neredeyse yüz yeni ürün oluşturduğumuz yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost’u da geleceğe yönelik sarsılmaz inancımızla beğenilere sunuyoruz.

İyimser bakış açınızı yeni koleksiyona nasıl yansıttınız? Koleksiyonunuzun öne çıkan özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Havana’nın yenilikçi tonları ve deneysel renk geçişlerimiz sayesinde yeni koleksiyonumuzdaki renkler kullanıcılara canlılık ve mutluluk vadediyor. Koleksiyonumuza genel olarak baktığınızda model başına eskisinden çok daha fazla renk seçeneği sunduğumuzu görebilirsiniz. Şekiller de daha maceracı hale geldi. Kalın asetat, eğimli kenarlar ve cüretkar titanyum yapılarla deneyler yapıyoruz. Dahası, çerçevelerimizden daha yüksek bir denge düzeyi ve daha zarif bir görünüm elde etmek için çerçevelerin saplarını ahşap ve metalin birleşimiyle mükemmelleştirdik.

Modellerinize meslek isimleri vermek Dna’nızın bir parçası haline geldi. Yeni koleksiyonunuzda da aynı konseptle mi çalıştınız?
Evet modellerimize meslek isimleri vermek gerçekten de bizim için geleneksel hale gelmeye başladı. Bir konsept olarak başlattığımız bu durum sayesinde Schwarzfahrer (Kaçak Yolcu) ve Ganove (Sahtekar) gibi daha sıra dışı ve ilginç model isimlerine de imza attığımızı söyleyebilirim. Yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost için de aynı konsepti sürdürmeyi tercih ettik ve oldukça yaratıcı model isimleri bulduk. Modellerimizi daha akılda kalıcı ve dikkat çekici yaptığına inandığımız yeni koleksiyonumuzdaki isimler arasında First Lady (Devlet Başkanı Eşi), Kopfgeldjäger (Avcı), Professor (Profesör), Smutje (Gemi Aşçısı), Hafner (Fırıncı), Hutmacher (Şapkacı), Imker (Arıcı) ve Honigdieb (Bal Hırsızı) yer alıyor. Bu alışılmadık isimler sayesinde her modelimizin bir hikayesi olduğunu vurgulamış oluyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla Imker (Arıcı) ve Honigdieb (Bal Hırsızı) koleksiyondaki favori modellerinizden. Bu modellerin hikayesini paylaşabilir misiniz?
Yıllık marka albümümüzün fotoğraf çekimleri için İran’a gittiğimizde geleneksel arıcılık ile uğraşan bir beyefendi ile tanışma fırsatı yakaladık. Bu arıcının hikayesi bizim için gerçekten de tam bir ilham kaynağı oldu. Avrupa ve özellikle İsviçre’deki yabani bal arılarının ortadan kaybolmasıyla ilgili farkındalığımızı artırmış olduk. Bu amaçla şimdi bu iki özel modelimizin ve Einstoffen olarak aynı konseptte hazırladığımız tişörtlerimiz, saatlerimiz ve kapüşonlularımızın satışlarından elde ettiğimiz gelirin yüzde onunu İsviçre’de serbest yaşayan bal arılarını yeniden çoğaltmak için hizmet eden arı koruma organizasyonu Free The Bees’e (Arıları Özgürleştir) bağışlıyoruz.

Arıların doğadaki durumu ile optik endüstrisinin veya belki de Einstoffen’in hikayesinin arasında herhangi bir paralellik görüyor musunuz?
Optik endüstrisi ve moda tıpkı arıcılık gibi bütünsel bir düzeyde düşünce değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Bu durumu arılarla benzeştirmek gerekirse, düşüncenin merkezinde arılardan maksimum seviye bal elde etmek değil arıların hayatta kalmalarını ve doğalarını korumayı yerleştirmeliyiz. Arıcılık ve bağımsız gözlük kültürü arasında sürdürülebilirlik açısından gerçekten paralellikler gördüğümüzü söyleyebilirim. Yeni koleksiyonumuz Stranded, Never Lost (Asla Yolunu Kaybetmeyen) arıların ve Einstoffen’in hikayesinin ardındaki prangasız felsefeyi ideal bir şekilde yansıtıyor. Özetle optik endüstrisi, özgür ve bağımsız olduğunda daha fazla çiçek açacak, böylece küçük oyuncular bile harika şeyler başarabilecek.

Kaynak: Spectr

Nisan 2022

Mclaren Vision

MCLAREN VISION

Güçlü İşbirlikleri ve İnovasyon

Fikirden konsepte tasarımdan üretime kadar uzun bir araştırma ve geliştirme sürecinden geçen McLaren Vision koleksiyonları hem teknoloji hem de kalite açısından öne çıkıyor.

Birleşik Krallık merkezli küresel lüks otomotiv şirketi McLaren’ın desteği ile kurulan optik markası McLaren Vision, 2019’da ilk gözlük koleksiyonunu beğenilere sunduktan sonra ileri teknolojilerden faydalanarak hazırladığı yüksek kalitedeki avangart tasarım izleri taşıyan modelleriyle dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. L’amy Luxe aracılığıyla beğenilere sunulan McLaren Vision’ın en yeni koleksiyonları ve modellerinde kullandığı patentli teknik özellikler hakkında markanın Kreatif Direktörü Sébastien Brusset ve Marka Direktörü Thibault Robbiani ile gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Silmo Paris 2018 Optik Fuarı’nda lansmanını yaptığınız McLaren Vision’ın kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Sébastien Brusset: Otomotiv sektöründe lüks segmentte yüksek performanslı spor arabalarıyla küresel çapta çok güçlü bir şirket olan McLaren’ın desteği ile daha önce hiç yapılmamış inovasyonları ve teknolojileri içeren ve konusunun uzmanlarını bir araya getiren bir proje etrafında toplandık. Bu proje ile ortaya çıkan McLaren Vision, son kullanıcı ve tedarikçi arasında kurduğu temel ilişkiyi Avrupalı ortaklık ilişkileri sayesinde güçlendirmeyi başardı. McLaren Vision sınırları zorlayarak teknolojik yenilikleri, kendine özgü geliştirdiği menteşe sistemini, titanyum gözlüklerde 3D baskı yöntemiyle uygulamaya bu şekilde başladı. Ultimate isimli titanyum modelimizde 3D baskı teknolojileri konusundaki bilgi ve uzmanlıklarından son derece yararlandığımız Materialize ile yaptığımız işbirliği sayesinde kısa sürede beklentimizin üzerinde bir sonuç elde etmiş olduk. McLaren Vision’ın lansmanı için Silmo Paris 2018 Optik Fuarı’na Ultimate isimli modelimizle katıldık ve fuarda Silmo d’Or Ödülü’ne layık bulunmamız markamızın kuruluşundaki dönüm noktalarından en önemlisi oldu. Böylece bu harika maceranın başlangıcını saygın bir ödülle yapmış olduk.

Koleksiyonlarınızın yenilikçi özelliklerinden, teknik avantajlarından ve imza niteliğindeki estetik detaylarından söz edebilir misiniz?
Thibault Robbiani: McLaren Vision olarak çıkardığımız koleksiyonlarımız, McLaren markasının kendine özgü Dna’sının merkezinde yer alan tasarımsal inovasyonu ve öncü teknik mükemmelliği ideal bir şekilde özetlemektedir. Modellerimizin her biri giyim stillerine uygun seçenekler sunarken teknoloji ile sportif lüks kavramını bir araya getirmektedir. Ön yüzler için 3D baskı gibi teknolojiler kullanmak, modellerimizin şekillerinin tasarımında da son derece özgür olarak hareket etmemizi sağlamaktadır. İkonik otomobillerimizin kapı açma mekanizmalarından ilham alarak oluşturduğumuz ve yüz seksen derece dönen menteşe sistemimiz ve çiftli elastomer saplarımız imza niteliğindeki teknik özellikler arasında yer almaktadır.

Kullandığınız gelişmiş malzemelerin ve tekniklerin koleksiyonlarınızın başarısında oynadığı rolden bahsedebilir misiniz?
Thibault Robbiani: Yeni teknolojileri ve yenilikçi unsurları entegre etmeye çalışmanın her zaman bir risk olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple McLaren Vision olarak yeni koleksiyonumuzdaki ürünlerimizi bu riski göze alarak geliştirdiğimiz için başarımızın daha yüksek olduğuna inanıyorum. Fikirden konsepte, tasarımdan üretime kadar uzun bir araştırma ve geliştirme sürecinden geçtik. Sırf inovasyon yapmak için inovasyon yapmadık. Çünkü McLaren Vision olarak bizim için hem teknoloji hem de kalite açısından beklentileri karşılayabilecek ürünlere sahip olmak gerçekten önemlidir. Üstelik inovasyonun her zaman ürünün nihai işlevselliğinde bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kullandığımız gelişmiş malzeme ve teknolojiler son derece hafif ve konforlu hatta yüksek derecede dayanıklı ürünler geliştirmemizi sağladı. 3D baskıdan lazer kesim teknolojisine veya yüz seksen derece dönen menteşeden manyetik menteşeye kadar her zaman yeni unsurlarla oynuyoruz. Bu esnada da markanın DNA’sını koruyoruz.

Şimdiye kadar toplam üç seriyi beğenilere sunduğunuzu biliyoruz. Bu üç serinin genel özelliklerini okurlarımızla paylaşabilir misiniz?
Thibault Robbiani: McLaren Vision’ın küresel çapta lansmanını yapmamızdan bu yana toplam üç seri kategorisinde koleksiyonlarımızı beğenilere sunduk. Bu serilerden ilki Ultimate serisidir. Ödüllü Ultimate modelimiz bu seride yer alan üst düzey bir tasarımdır. Ultimate serisinde yer alan çerçevelerimiz hali hazırda McLaren’ın otomobil yarışlarında da kullandığı bir teknikle 3D baskılı olarak titanyumdan üretilmiştir. Görüş kalitesini artırmak amacıyla camlar iki temas noktasına asılarak entegre edilmiştir. Design serisi ise modellerin tasarımlarında kullandığımız formlar ve yapıların tamamının yenilikçi özellikleriyle sonraki koleksiyonlarımızın tasarım temellerini de atmamızı sağlayan çekirdek bir seri haline gelmiştir. Örneğin Design serisindeki Graphite koleksiyonumuzu asetattan yüzde yirmi dört daha hafif olan grafit materyali ile yine 3D baskı üzerinde çalışarak geliştirdik ve nihai üründe gerçekten başarılı sonuçlar elde ettik. Design serisindeki çerçevesiz gözlük modellerimizde ise titanyum köprü ve saplara odaklandık ve McLaren’ın patentli yüz seksen derece dönen menteşelerini kullandık. Design serisindeki bir diğer modelimiz Magnetic de çerçevenin vidalarının düşmesini ve saplarının kaybolmasını engelleyen patentli manyetik menteşeleri ile son derece beğeni toplayan tasarımlarımız arasındaki yerini korumaktadır. McLaren Vision olarak yeni koleksiyonumuzun da içinde bulunduğu serimizin ismi Lifestyle’dır.  Lifestyle serisini diğer koleksiyonlarımızdan daha farklı formları ve stilleri sunmak için geliştirdik. Lifestyle serimizde yer alan Edge koleksiyonumuz hafifliği ön plana çıkaran modelleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Hafif ve aynı zamanda benzersiz formları, monoblok cepheleri paslanmaz çelik üzerine lazer kesim teknolojisi kullanarak elde eden Edge modellerimiz McLaren’ın lüks tanımına birebir uyuyor.

Silmo Paris 2021 Optik Fuarı’nda yeni optik koleksiyonunuzu beğenilere sundunuz. Jam Vision ile ortaklaşa hazırladığınız bu koleksiyonun öne çıkan özellikleri nelerdir?
Sébastien Brusset: McLaren Vision’ın Kreatif Direktörü olarak Jam Vision ile yaptığımız işbirliğinden gurur duyduğumu söylemek istiyorum. Birlikte çok güçlü bir bağ kurduk ve ortaya yeniliklerle dolu, sürdürülebilir, teknik ve estetik anlamda yaşam stili ürünlerinden oluşan bu özel kapsül koleksiyon çıktı.

Bu yıl ayrıca Design serinize eklemek üzere akıllı gözlükler alanına da girdiniz. Bu alan için Skugga ile işbirliği yapıyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Sébastien Brusset: McLaren’ın Dna’sında inovasyon kuruluşundan bugüne en önemli kavram olarak yer almaktadır. Marka sürekli olarak gelişmeye dayalı yenilikleri, performans artırmak amacıyla ya da yeni işlevsellikler katabilmek amacıyla ürünlerinde uygulamaya odaklanmıştır. McLaren Vision olarak biz de aynı temel dürtüyle hareket ediyoruz ve çerçevelerimizi hangi teknolojilerden faydalanarak daha üst seviyelere taşıyabileceğimiz konusunda hassasiyetle duruyoruz. Gözlüklere yapabileceğimiz yenilikler ve ekleyebileceğimiz teknolojik farklar bizim için çok doğal bir düşünce şekli olduğundan, akıllı gözlükler alanına giriş yapmamız da aynı doğal akışta meydana geldi. Skugga şimdiye kadarki en iyi ortaklarımızdan biri oldu. Müşterilerimize üstündeki çeşitli sensörleriyle ölçüm yapabilen ve farklı türlerde bilgi sağlayabilen yepyeni bir deneyim sunabilecek gözlükler sunabilmek için güçlü bir işbirliği yaptık. Sıradan bir gözlüğü gerçekten son derece inovatif yöntemlerle akıllı gözlüklere dönüştürdüğümüz bu proje tasarım ekibimiz için de heyecan verici bir deneyim oldu.

McLaren Vision ve L’amy Luxe olarak 2022’de sizlerden ne gibi sürprizler beklemeliyiz?
Thibault Robbiani: 2022 bizim için epey hızlı başladı. Bu yıl içerisinde McLaren Vision ve L’amy Luxe olarak beğenilere sunacağımız birçok projemiz var. Şurası son derece açık ki Skugga ile olan işbirliğimiz hakkında yıl içerisinde daha birçok haberle karşılaşacaksınız. McLaren Vision olarak henüz hazırlıklarını yürüttüğümüz yeni projelerimiz için de çalışmalarımıza hız katacağız. Yeni koleksiyonlarımıza olan ilginin ve beğeninin yüksek olacağı umudu içerisindeyiz. Şimdiden bir sonraki uluslararası fuarlarda yerimizi almak için sabırsızlanıyoruz.

Kaynak: 20/20 Europa

Mart 2022

Kerl Eyewear

KERL EYEWEAR

Teknolojiden Doğan Güzellikler

Teknolojik yeniliklere olan tutkusu ile optik sektörüne Flexarbon® materyalini kazandıran Kerl Eyewear; esnek, sağlam ve işlevsel koleksiyonlarına şimdi de ‘Heavy-Light’ı ekledi.

Karbon gözlük uzmanları Dr. Jaromir Ufer and Dr. Johannes Dillinger tarafından kurulan Kerl Eyewear, Alman Yapımı etiketiyle patentli materyaller ve yüksek teknoloji tutkusuyla gözlükler üretiyor. Kerl Eyewear Kurucularından Jaromir Ufer ile markanın piyasaya sürdüğü teknolojik yenilikler, üretimde kullandığı materyaller ve teknik özellikler, yeni koleksiyonları Heavy-Light ve yeni online kişiselleştirme araçları hakkında yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba, Jaromir Ufer. Kerl Eyewear’ı beş yıl önce kurarken hangi misyon ve değerlerle yola çıktınız?
Kerl Eyewear’ı beş yıl önce kurma kararı aldığımızda teknolojiden en yüksek düzeyde faydalanarak optik endüstrisine inovatif ve yenilikçi bir bakış açısı getirmek en büyük hedefimizdi. Markamızla bir yandan sektörün kendine özgü olan eko sistemine uyum sağlarken öte yandan da sunduğumuz gözlüklerde kullandığımız materyallerden teknik uzmanlığımıza kadar geniş bir spektrumda ayrıştırıcı özelliklerimizin öne çıkması için çalışmak bizim temel misyonumuz oldu diyebilirim. Beş yıldır da bu misyona uygun olarak dünyanın en hafif gözlük çerçevelerine imzamızı atıyoruz.

Bu cevabınız ‘Teknolojiden Doğan Gözlükler’ mottonuzu özetliyor. Peki bu mottonuzdan yola çıkarsak, teknolojinin Kerl Eyewear’a ne ifade ediyor
Belirttiğim gibi teknolojiden en yüksek düzeyde faydalanarak sektöre yenilikçi ve inovatif bakış açısı kazandırmak bizim için vazgeçilmez bir konu. Bu sebeple teknolojiye olan tutkumuzu hazırladığımız gözlük koleksiyonlarına yansıtmak en büyük amacımız. Kerl Eyewear olarak yeni teknolojilere hayranlığımızın işlevsellikleri güçlü olan gözlüklerde hayat bulmasını çok önemsiyoruz. Teknolojiden Doğan Gözlükler sloganı marka DNA’mızın temelini oluşturuyor.

Dr. Johannes Dillinger ve sizin profesyonel geçmişlerinizin markanızın teknolojiyle olan bağındaki rolünden bahsedebilir misiniz?
Johannes ve benim yüksek teknoloji endüstrisine yönelik olan profesyonel ve güçlü bir arka planımız olmasaydı, kendimize özgü gözlük teknolojilerini geliştirmek için ne geliştirme yöntemlerimiz ne de uygun araçlarımız da olmazdı. Bu sebeple de Kerl Eyewear’ın kuruluş amacı ve DNA’sı değişir, bambaşka bir düşünce kalıbı ve bambaşka ideallerle gözlük sektörüne hizmet etmemiz gerekirdi. Çünkü Kerl Eyewear demek teknoloji demek.

Alman Yapımı etiketi Kerl Eyewear’ın bütününün ayrılmaz bir parçasına işaret ediyor. Bu etiket sizce hala yüksek kalitenin nihai tanımı anlamına mı geliyor?
Aslında Alman Yapımı etiketi tam olarak yüksek kalitenin birebir karşılığıdır denilemez. Çünkü Asya ülkeleri ya da diğer ülkelerden de son derece yüksek kalitede iyi ürünler çıkabiliyor. Ancak konu bizim gözlüklerimize geldiğinde, ben hala mevcut seviyedeki kalitemizde, özelliklerde gözlükler oluşturmak ve bizim ileri düzey teknolojik çalışmalarımızın meyvelerini toplayabilmek için üretimlerimizin Almanya’dan başka bir yerde yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple Alman Yapımı etiketi bizim vazgeçilmez bir özelliğimiz olmaya devam edecek.

Birçok gözlük üreticisi firmanın hafifliği ile öne çıkan çerçevelerinin reklamlarına ağırlık verdiğini görüyoruz. Kerl Eyewear imzası taşıyan gözlüklerdeki hafiflik konusundaki görüşünüzü öğrenebilir miyiz?
Gözlük ağırlıklarının minimum düzeyde olması bizim için çok önemli. Hafifliğe oldukça fazla önem vermemize rağmen çerçevelerimizin tasarımlarına baktığınızda hafif değillermiş gibi bir izlenime kapılırsınız. Çünkü çerçevelerimizin tasarımları oldukça kalın ve vurgulu konturlara sahiptir. Ancak Kerl Eyewear olarak kullandığımız teknoloji ve materyaller sayesinde gözlüklerimiz çerçevesiz optik gözlüklerle aynı ağırlığa sahip oluyor. Bu bizi diğer hafif çerçeve üreticilerinden farklı bir noktaya taşıyan ayırt edici bir özelliğimizdir. Hatta dünyada hiçbir gözlük üreticisinin, çerçevesi ciddi şekilde kalın görünürken, kullanıcısına aşırı hafif gelen gözlükleri bizim gibi üretemediğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Karbon uzmanı olarak patentli Flexarbon® materyalinizin genel özelliklerini bizlerle paylaşabilir misiniz?
Flexarbon® bizim gözlük endüstrisine kazandırdığımız özelleştirilmiş bir karbon materyalidir. Biliyorsunuz ki karbonun milyonlarca farklı türü mevcuttur. Kerl Eyewear olarak bizim Flexarbon® ile başardığımız önemli bir detay var. O da hedeflediğimiz belirli bir uygulama için gereken kusursuz karakteristik özelliklere karbonun kendine özgü fiber ve yapısal türlerini doğru şekilde eşleştirerek ulaşmamızdır.

Flexarbon®’nu geleneksel karbon materyaliyle karşılaştırdığımızda ne gibi avantajlar sunduğundan bahsedebilir misiniz?
Flexarbon®’un en belirgin ve öne çıkan özelliği geleneksel karbondan çok daha fazla düzeyde esneklik ve dayanıklılık sunmasıdır. Hafif ve işlevsel gözlükler üretme amacında bir marka olduğumuzdan Flexarbon®’un sunduğu esneklik ve dayanıklılık bizim için çok önemli bir yere sahip. Çünkü Flexarbon® çerçevelerimize sadece esneklik sağlamakla kalmıyor aynı zamanda çerçevelerimizin ağırlıklarını azaltmamızda da önemli bir avantaj sağlıyor.

Flexarbon®’u bu sebeple ‘Dünyanın en iyi materyali’ olarak tanımlıyor olmalısınız. Bu tanım sizin bir dileğiniz mi yoksa sadece bir iddiayı mı yansıtıyor?
Evet, belki de Flexarbon®’a dünyanın en iyi materyali derken tamamen objektif olarak bakamıyoruzdur. Ancak hızlıca bir kıyaslama yapmadan geçemeyeceğim. Üst düzey bir materyal olan titanyumu ele alalım.
Titanyum gerçekten de kaliteli, çarpıcı özellikler sunan bir materyal olsa da Flexarbon® titanyumun yalnızca üçte biri ağırlığındadır ve ağırlığına kıyasla çerçevelere on kattan daha fazla oranda sağlamlık sunmaktadır.

Müşterilerinize kendi gözlüklerini kişiselleştirilmelerini sağlayan yepyeni bir online araç geliştirdiniz. Bu yeniliğiniz nasıl doğdu?
Açıkçası Covid-19 pandemi süreciyle birlikte çalıştığımız optik mağazalara daha iyi hizmet sunabilmek adına düşünme şeklimizi değiştirmeye zorlandık diyebilirim. Bu zorlu süreçte optisyenlerimizin çok daha küçük miktarlarda gözlük stokları yaparken çok çeşitlilikte ürüne sahip olmalarını istedik. Bu amaçla gözlüklerini kişiselleştirerek nihai tüketiciye ulaştırmalarına yardımcı olacak bu yeniliğimizi yaptık. Bu konuda da son derece olumlu dönüşler almaya devam ediyoruz.

Optisyenlere sunduğunuz bu yeniliğinizin diğer özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
Optisyenlerin büyük miktarlarda gözlük stoğu yapmadan da çok çeşitli gözlüklere ulaşmasına sağlayan bu yeniliğimizin öne çıkan en önemli özelliği kompleks karbon yüzeyler yanında derin, üç boyutlu cilalanmış görünüme sahip gözlük modellerimizde gerçekçi 3D görüntü elde etmeyi başarmamızdır. Bu da Kerl Eyewear imzası taşıyan gözlüklerin yüksek kapasitede gerçeklik algısı sunan ara yüz sayesinde müşteriler için tamamen kişileştirilebilir olmalarını sağlamaktadır.

Optisyenleri bu sürecin hangi noktasına dahil ediyorsunuz?
Optisyenler bu sürecin tamamen merkezinde yer alıyorlar. Sisteme kendi girişlerini yaptıktan sonra kişiselleştirme ara yüz programı optisyenin kendi logosuyla birlikte ekranda görünüyor. Böylece müşteri mağazaya gelip bir Kerl Eyewear gözlüğü ile ilgilendiğinde sadece en uygun şekli, rengi ve ölçüyü hemen bulmakla kalmayıp, optisyenle oturarak iPad veya diz üstü bilgisayarla kusursuz stili ve en ideal şekilde yüzüne yerleşecek çerçeveyi de ayarlayabiliyor.

Kerl Eyewear olarak ‘Heavy-Light’ isimli yeni koleksiyonunuzu beğenilere sundunuz. Bu koleksiyonunuzdaki gözlükler hakkında neler söylemek istersiniz?
Yeni koleksiyonumuz için Flexarbon’un tüm avantajlarından sonuna kadar yararlandık diyebilirim. Kullanıcısına kıyaslanamayacak düzeyde konfor vadeden son derece şık tasarımları bu koleksiyonda bir araya getirdik. Daha önceden konfor vadeden gözlükler için şık görünümden belki tavizler verilebiliyordu. Ancak yeni serimizdeki tasarımlarda bu söz konusu bile değil.

Kaynak: Spectr

Şubat 2022