Koberg

Koberg

Koberg İlk Kez Titanyum Kullanıyor

Almanya merkezli olarak 2013’te Koberg & Tente tarafından kurulan Koberg, ödün vermediği estetik anlayışı, teknolojiye yakınlığı ve yeniliklere açık oluşuyla uluslararası optik pazarındaki yerini güçlendirmeye devam ediyor.

Günümüzde Koberg dendiğinde, markanın özel olarak geliştirdiği silindirik gözlük menteşeleri akıllara geliyor. Marka, yaşam tarzı trendlerinden esinlenen ünlü tasarımcı Josef Lanta’nın hazırladığı ilk koleksiyonunun ardından, 2019 yılında beğenilere sunduğu ikinci koleksiyonuyla ürün yelpazesini genişletti. Koberg oldukça beğeni toplayan ve dikkat çeken bu koleksiyon için Studio Spektakel tasarım ekibi ile birlikte çalıştı. Markanın ikinci koleksiyonundaki şık modellerde; karakteristik, silindirik Koberg menteşesi hafif ve filigran bir forma dönüştürüldü. Marka, yeni tasarımlarında imzası niteliğindeki menteşe formunu yeniden yorumlayarak önemli bir katkı sağlayan Studio Spektakel ile işbirliğini halen sürdürüyor. Koberg, öne çıkan teknik özelliklere sahip ikinci koleksiyonda Alessandro Picicci ile ortak çalışarak modellerini Design & Optik Manufaktur’da geliştirdi. Çok yönlülük, zarafet ve özgünlük odaklı olarak geliştirilen yeni modeller, Almanya’da yüksek kalite ve titizlikle el yapımı olarak üretildi. Paslanmaz çelik ve asetat ile hazırladığı ilk iki gözlük koleksiyonuyla adından söz ettirmeyi başaran Koberg, şimdi de Almanya’nın Gerlingen kasabasında üretimini gerçekleştirdiği titanyum gözlükleriyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Yakın zamanda beğenilere sunduğu bu üçüncü koleksiyonu ile bir dönüm noktasına ulaşan Koberg, titanyumu ilk kez kullanarak önümüzdeki yıllarda da inovatif işlere imza atacağının sinyalini vermiş oldu. Markanın en yeni titanyum koleksiyonunun modelleri ve koleksiyona dair tüm ayrıntılar hakkında markanın Kurucularından Frank Tente ile yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Frank, oldukça yeni bir marka olmanıza rağmen koleksiyonlarınızla ilgi topluyorsunuz. Şimdi de üçüncü koleksiyonunuzu beğenilere sunuyorsunuz. Yeni koleksiyonunuzun önceki koleksiyonlarınızla benzerlikleri nelerdir?
Kurulduğumuzdan beri Koberg olarak hazırladığımız gözlük koleksiyonları ince ve titiz işçilikleri ve teknik uygulamalarımızla ön plana çıkmıştır. Bizler için Almanya’da el yapımı olarak ürettiğimiz gözlüklerimizin tasarımları ve işçiliklerinin kalitesi ödün vermeyi reddettiğimiz bir konu olmuştur. Koleksiyonlarımızı oluştururken küçük gözüken, göz ardı edilebilir gibi gözüken ancak bizlere göre zanaat kalitesini etkileyen küçük detaylar daima çok önemlidir. Yeni koleksiyonumuz da dahil olmak üzere en iyi malzemelerle en yüksek kalitede çalışma felsefemiz hiç değişmeyecektir.

Yeni koleksiyonunuzu öncekilerden ayrıştıran özelliklerden bahsedebilir misiniz?
Markamızın üçüncü koleksiyonu için tamamen yenilikçi olmak, markamızın DNA’sına uygun olmak koşuluyla diğer koleksiyonlarımızdan ayrışan özellikler geliştirmek istedik. Bu sebeple yeni koleksiyonumuz tamamen titanyumdan üretildi. İlk iki koleksiyonumuzda yer alan silindirik menteşenin yerini titanyum modellerimizde malzemenin özellikleri sebebiyle daha düz bir tasarım aldı.

Titanyum sizin için yalnızca yeni koleksiyonunuzla mı öne çıkacak yoksa Koberg olarak titanyuma tam bir geçiş mi yapıyorsunuz?
Titanyum bizim için şimdilik sadece yeni koleksiyonumuzun en önemli bir özelliğidir diyebilirim. Paslanmaz çelik ve asetattan kolay kolay vazgeçebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü paslanmaz çelikten üretilen gözlük modelleri bize halen yaratıcılık konusunda titanyumun el vermediği bir çeşitlilik sunuyor.

Titanyum koleksiyonunuzun öne çıkan diğer özellikleri nelerdir?
Bahsettiğimiz gibi yeni koleksiyonumuzun cam kenarlarında, menteşelerinde ve şakaklarında farklı kalınlık seviyelerini işleyebilmek için oldukça sağlam bir hammadde olan titanyum başrolde. Hafif eğimli kenarlara özellikle odaklandık ve başlangıçtan beri Koberg gözlüklerinde kullanılan Berlac’ın muhteşem renkleriyle bir kez daha bazı ince vurgular yaptık.

Yeni koleksiyonunuz için yenilikçi olmayı istediğinizi belirttiniz. Peki materyal olarak titanyumu tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?
Koberg olarak şimdiye kadar hazırladığımız ilk iki koleksiyonda da paslanmaz çelik ve asetat ile eşsiz işlemeleri titiz el işçiliğiyle birleştirerek hedeflediğimiz noktaya kısa sürede gelmeye başardık. Az önce de bahsettiğim gibi zaten inovatif ve farklı bir koleksiyon hazırlama niyetindeydik. Bu yüzden titanyumu yeni bir alternatif malzeme olarak göz önünde bulundurmanın mantıklı olacağını düşündük.

Titanyum ile çalışmak ne gibi avantajlar sunuyor?
Sürdürülebilirlik bizim için her zaman önem verdiğimiz bir faktör oldu. Bu açıdan bakıldığında titanyum, gözlük için yüksek kalitede ve harika bir malzeme olması yanında uzun ömür sunarak sürdürülebilirliğe de önemli katkı sağlıyor. Son derece dayanıklı ve anti alerjenik olması açısından da titanyum avantaj sağlıyor.

Koberg olarak koleksiyonlarınızı nasıl ve nerede tasarladığınızdan bahsedebilir misiniz?
İkinci gözlük koleksiyonumuzu 2019’da beğenilere sunmuştuk ve Studio Spektakel tasarım ekibiyle çalıştık. Studio Spektakel tasarım ekibi, bu koleksiyonun ikonik bir stile kavuşmasında önemli katkılarda bulundu. Modern ve uluslararası bir görünüme sahip olan koleksiyon; karakteristik, silindirik Koberg tasarımlarının, son derece ince menteşeleri ve sap şekillerini mümkün kılan hassas tasarımlara dönüştürülmesinden oluştu. Ekip şimdi üçüncü koleksiyonumuzda da harika işler çıkardı. Saplardaki dekorasyonlar sayesinde birinci sınıf tasarım ürünleri oluşturdukları için Studio Spektakel’e tekrar teşekkür ediyorum.

Koleksiyonlarınızı nerede üretiyorsunuz? Titanyum koleksiyonunuzdaki çerçeveleri de Munster’daki genel merkezinizde mi ürettiniz?
Yeni koleksiyonumuzu Munster’de üretmedik. Munster’de sadece asetat parçalarımızı üretiyoruz. Paslanmaz çelik koleksiyonlarımızı ise ilk günden beri Gerlingen’de Alex Picicci ile yaptığımız işbirliği ile tasarlayıp üretiyoruz. Titanyum koleksiyonumuzun ham parçalarının işlendiği, kaplandığı ve birleştirildiği yer de Gerlingen’dir. Bunun yanı sıra, uzun yıllardır Güney Kore’deki ortaklığımız sayesinde birinci sınıf üretim tekniklerinde uzmanlığımızı geliştiriyoruz.

Markanıza özgü tasarım özelliklerini paylaşabilir misiniz?
Koberg modelleri, menteşeler ve saplar arasındaki kesişme noktasında her zaman özel bir vurguya sahiptir. Vidasız ve silindirik menteşe kullandığımız ilk koleksiyonlarımızdan sonra şimdi de titanyum koleksiyonumuzda gömülü karo süsüne yer verdik.

Yeni koleksiyonunuz için kullandığınız karo süsünü nasıl oluşturduğunuzdan söz edebilir misiniz?
Menteşelere silindirik bir eleman eklemek, blok titanyumla çalıştığımız için zor ve talihsiz olabilirdi. Biz de, silindirimizi ‘düzleştirdik’ ve bu durum menteşe için bir tür kaplama kullanmamıza sebep oldu. Karo adı verilen bu kaplamayı yine Gerlingen’de el yapımı olarak titiz bir süreç sonunda oluşturduk.

Ocak 2022

Haffmans & Neumeister

HAFFMANS & NEUMEISTER

Paslanmaz Çeliğin En İyisi

Kendi sınırlarımızı ve kullandığımız malzemelerin sınırlarını zorlamaya odaklanmaya devam edeceğiz.

Haffmans & Neumeister, markanın kuruluşundan bu güne gözlük sektöründe heyecan yaratmaya devam ediyor. Yenilikçi modelleri ve paslanmaz çelikten üretilen çerçeveleri ile Haffmans & Neumeister tüm koleksiyonunu güncelledi.

Merhaba Philipp, Daniel ve Tjarko. Haffmans & Neumeister, birkaç yıl içinde kendisini birinci sınıf bir marka olarak konumlandırmayı başardı. Şimdi ise koleksiyonlarınızı yeniden tasarlıyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Philipp: Amaç koleksiyonları modernize etmek. Bir tasarımcı olarak ilgi alanınızda çalışırken, inceliklerin aşırı farkında olursunuz. Sonuç olarak, her şeyi bu ayrıntılı nüanslar ve parametreler içinde sınıflandırma eğilimindesinizdir. Ancak bu çok pratik olmayabilir. Bu nedenle koleksiyonumuzu yeniden yapılandırmaya karar verdik.

Farkı koleksiyonlarınız arasında çok az ayırt edici özellik olduğunu mu düşündünüz?
Daniel: Konu gözlük olduğunda milimetrenin çok küçük parçalarıyla çalışıyoruz ve bu parçalar genellikle çıplak gözle görülemiyor. Tasarımcının bakış açısıyla, bu ürünleri birbirinden ayırmak önemliydi. Hala önemli ancak genel tüketici için durum aynı değil.

Üretimine son verdiğiniz koleksiyonlar var mı?
Daniel: Evet, yeniden yapılanma, kısa zaman önce koleksiyonumuza dahil ettiğimiz ULX ve Italic’i artık üretmeyeceğiz.

Bu iki koleksiyondaki stillere ne olacak?
Daniel: Her bir modelin özelliklerine bağlı kalmaya her zaman özen gösterdik fakat ULX ve İtalik modellerinden esinlenerek diğer üç koleksiyonumuza küçük dokunuşlar ekledik.

Yeni sezona hangi koleksiyonlarla başlıyorsunuz?
Tjarko: Yeni koleksiyonlarımız; Ultralight, Ultralight Plus ve Bold’dan oluşacak.

Bu koleksiyonlar neye göre birbirinden ayrılıyor?
Tjarko: Koleksiyonlar, malzeme karışımlarıyla birbirinden ayrılıyor ve her biri kendi fiyat kategorisine sahip. Tüm metal çerçeveler Ultralight’a ait. Ultralight Plus modellerimiz, asetat katkılı Ultralight’tır. Üçüncü seri ise daha güçlü ve daha cesur metallerin yanı sıra asetat kombinasyonlu çerçevelerden oluşan Bold koleksiyonumuz.

Hangi koleksiyonlarınız özellikle markanızın DNA’sını temsil ediyor?
Philipp: Ultralight koleksiyonu, markamızı oluşturan tüm tasarım felsefelerinin somutlaşmış halidir. Paslanmaz çelik çerçeve, kaba olsa da sabırla, detaylara özen gösterilerek üretilmiş bir mücevher.

Hangi tasarım özelliği markanız için vazgeçilmezdir?
Daniel: Ultralight serisi ile tanıttığımız, tüm koleksiyonlarımızı birbirine bağlayan, basit ve estetik modüler bir çözüm olan perçin menteşemiz. İnovasyon bizim için çok önemli ama aynı zamanda teknolojinin anlaşılması ve üzerinde çalışılması kolay olması da önemli. Bu koleksiyonla kendimizi yeniden keşfettik. Bu, bizi günümüzde gerçekten temsil eden yeni bir tasarım.

Ultralight koleksiyonunu farklı kılan başka ne var?
Philipp: Ultralight koleksiyonu, sadece saf metal çerçeve tasarımı olan bir parçadan oluşmakta. Ekstra parçalara sahip değil. Saf ve basit, rafine formlara, azaltılmış silüetlere ve minimum ağırlığa odaklandık.

Bunun Ultralight Plus koleksiyonundan farkı nedir?
Philipp: Ultralight Plus ister şakak uçları ister cam ekleri olsun, örneğin Windsor Ring stili gibi asetatla süslenmiş modellerden oluşur. İnce asetat ekstraları koleksiyonun artılarıdır.

Bolt koleksiyonunuz yeni. Burada hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?
Philipp: Bold ağırlıklı olarak bir asetat koleksiyonudur. Ancak tüm koleksiyonlarımızda paslanmaz çelik çerçeveler taban olarak kullanılmaktadır. Bu, çerçeveye ne kadar eklenti yapıldığı ile ilgili bir soru. Cappuccino, cortado, flat white ve latte’nin hepsi sütlü kahvelerdir, ancak onları tanımlayan kahvenin süte oranıdır. Bu, koleksiyonlarımızı şu anda nasıl kararlaştırıldığına benzer bir durum: paslanmaz çeliğin asetata oranı. “Bold”, espressodan daha sütlüdür.

Ayrıca stilist ve iç mimar Marcus Paul ile bir ortak çalışma yürütüyorsunuz. Bu koleksiyon hakkında özel olan nedir?
Tjarko: Marcus Paul ile işbirliğimiz moda odaklıdır ve soyulmuş ince metalimizin özellikle kalın bir asetatla yan yana gelmesiyle karakterize edilir.

Peki bu modellerin Bold koleksiyonundaki modellerden farkı nedir?
Tjarko: Yenilenen Bold koleksiyonumuz, “iğne şeridi” olarak bilinen Marcus Paul montaj sistemini içeriyor olsa da, Marcus Paul modelleri gözle görülür şekilde abartılı. Sadece metal ile asetat arasındaki dinamik kontrast değil, aynı zamanda asetat şekillerinin kendileri de belirgin ve hacimlidir.

Yeni koleksiyon politikanız, markalaşma veya satış açısından da değişiklikler getirecek mi?
Philipp: Koleksiyonlarımızı yeniden yapılandırmamız, markalaşmamızdan çok küratörlükle ilgili. Bununla birlikte, koleksiyon yapımız ve markamız ilk piyasaya sürüldüğümüzden bu yana oldukça gelişti.

Daniel: Sektöre döndüğümüzde, önceki markalarımıza ait birçok konsept ve estetik vardı. Son üç yılda çok geliştik ve ilerledik. Markamız da gelişti ve eskiden kim olduğumuzu geride bırakıp, günümüzdeki kimliğimizi yeniden keşfettiğimiz ilgili önemli bir noktaya geldik.

Bu gelişimin önümüzdeki sezonlarda sizi nereye götüreceğine dair planlarınız var mı?
Philipp: Kendi sınırlarımızı ve kullandığımız malzemelerin sınırlarını zorlamaya odaklanmaya devam edeceğiz.

Kulağa heyecan verici geliyor. Teşekkürler.

Kaynak: Spectr

Aralık 2021

L’amy

L’AMY

Lükse Olan Bağlılık

Ünlü Fransız gözlük firması L’amy hem tarihine hem de titiz prensiplerine uygun çalışmalarını artık lüks segmente ağırlık vererek L’amy Luxe markası altında sürdürmeye kararlı görünüyor.

Tarihi açıdan büyük bir öneme sahip Fransa’nın Jura bölgesinde yer alan L’amy, geriye dönüp bakıldığında 200 yıldan fazla bir süredir gözlük sektörüne yön vermektedir. 1980’li yıllarda L’amy moda markalarını bünyesi altına alarak gözlük üretimine geçen ilk firmalardan biriydi.

Günümüzdeyse bu Fransız firması, L’amy Luxe adı altında faaliyet göstermektedir ve lisanslı markalara sahip olma konusunda da beklenenin ötesinde bir ilerleme kaydetmiştir. Firmanın şu anki odak noktası ise özel niteliklere sahip lüks ürünlere yepyeni bir yaklaşımla bakmaktır. L’amy’nin CEO’su Dominique Alba ile şirketin yeni ufuklar keşfetmek adına ulaşmak istediği hedeflerden ve sektörel gelişimlerden bahsettiği röportajı sizlere sunuyoruz.

Merhaba Dominique, L’amy gözlük sektöründeki en iddialı firmalardan biri. İki asırlık köklü bir mirasa sahip olan L’amy’nin kuruluşu neye dayanmaktadır
L’amy her zaman için teknolojinin ve yeniliğin öncülüğünde hareket etmiştir. L’amy’nin tarihçesi ise 1960’lardan başlayarak pazarlama ve tasarımı birbiriyle harmanlayan mühendislik çalışmalarına ve teknolojik girişimlere dayanmaktadır.

Şirketinizin kuruluşu Fransa’nın yüksek kalitede gözlük geliştirme ve üretme kaynağı olarak görülen Jura bölgesine uzanıyor. Bu bölgenin tarihsel açıdan L’amy’e katkısı nedir?
Jura bölgesinde kurulmuş olmak, sektörün en yenilikçi ve aynı zamanda en yüksek kalitede ürün sağlayan firması olmamızda büyük önem taşıyor. Şirketimizin bünyesinde ‘yaşayan miras’ ünvanını alan Henry Jullien ve aynı zamanda piyasadaki en yenilikçi koleksiyonla birden fazla ödül kazanan McLaren da var. Bu durum optik mağazalara lüks segmentte en çok ihtiyaç duyulan kusursuz işçilik ve sınırsız yeniliklere sahip gözlükleri sunmamızı sağlıyor.

L’amy’nin titiz işçiliğine ve yüksek kalitesine dayanan üretimdeki tarihçesine bakarsak, firmanın dönüm noktası olarak nelerden bahsedebilirsiniz?
Aslına bakarsak L’amy çok uzun ve hareketli bir geçmişe sahip. Öncelikle, üretim açısından kilometre taşlarımızdan biri olarak 1883 yılında kurulan modern anlamdaki ilk fabrikamızdan bahsetmeliyim. Bir diğer kilometre taşı olarak ise 1986’da kurduğumuz son model galvanik uygulamalı fabrikamızı gösterebiliriz. Üretim faaliyetlerindeki yeteneklerimiz adeta genlerimize işlemiştir diyebilirim.

1980’lerden itibaren lisanslı markalarla çalışmada uzmanlaşan L’amy’nin portföyünde hangi büyük şirketler yer aldı?
L’amy’nin en uzun süre ortaklık kurduğu ve bu ortaklık sayesinde büyük başarılara imza attığı lisanslı markamız Lacoste’den öncelikle bahsetmek isterim. Ancak başka firmalarla da çok fazla işbirliği yaptığımızı söyleyebilirim. Aslında artık gözlük lisansımız olmayan markaları listelemek benim için çok daha kolay olurdu.

Lisans anlaşmaları yapmayı bıraktığınızdan beri sektördeki diğer firmalar bu alanda güçlendiler mi?
Sektördeki diğer firmaların güçlü konuma gelmesinde bizim lisans anlaşmaları yapmayı bırakmamızın bir payı olduğu doğru. Ancak uzun süreden beri marka konumlanmalarının hızla değişen piyasa koşullarına göre şekillendiğini düşünüyorum.

Bu durumda lisanslı marka sahibi olmak artık size cazip gelmiyor diyebilir miyiz?
Lisanlı markaların sahibi olmak artık ne L’amy için ne de optisyenler için bir rekabet ortamı oluşturmadığından bunu bir sorun olarak görmüyoruz. Günümüzde, nihai tüketiciler de artık markalar ve ürünler hatta piyasalar hakkında sahip oldukları bilgiler sayesinde farkındalık kazandı.

Genel anlamda pazarın değiştiğini ve eski konseptlerin önceki kadar rağbet görmediğini mi düşünüyorsunuz?
Tam olarak öyle olduğunu söyleyemem. Konseptlerin ne kadar eski olduğuna bakılmaksızın hala başarıya götüren etkenlerden olduğunu düşünüyorum. Bu noktada önemli olan şey nihai tüketici tarafından değişen konseptin nasıl algılandığıdır.

Aslına bakarsanız sektörün değişimden geçtiğinizi söyleyebiliriz. Peki sizce son on senede en büyük etkiyi hangi değişiklikler sağladı?
Üç büyük değişimden söz edebiliriz. İlk önce perakendeci ve tüketiciyi kontrol etmeyi amaçlayan büyük gözlük firmaları birleşti. Ardından, üreticiden tüketiciye kadar olan bütün değer zincirini kontrol etmek adına şirketlerin kendi bünyelerinde ürettikleri gözlük bölümlerinin oluşmasıyla lüks moda döneminin sonuna geldik. Son olarak da, 3 boyutlu yazıcılar, sanal ortamda ürünlerin denenmesi, bağlantı aparatları ve akıllı camlar gibi yeni teknolojilerin ortaya çıktığını görüyoruz.

Sözünü ettiğiniz bu teknolojik gelişmelerin sektöre etkisi nedir?
Pazarda gerçekleşen bu yapısal değişiklikler aslında daha tam olarak bütünü değiştirmiş değil. Ancak bu değişiklikler yavaş yavaş ve sürekli oldukları için bir noktada bütünü de etkileyecektir. Bu durumdan ilk etkilenenler her ne kadar gözlük firmaları olacak olsa da, en büyük etkiyi tüketicilere yeni teklifler ve düzgün stratejilerle yaklaşmak zorunda kalan optik mağazaları hissedecektir.

100. yılını kutlayan ve geleneksel tüketimin öncüsü Henry Jullien’i 2017’de devraldınız. Bu satın almanın ardında yatan motivasyon kaynağınız neydi?
Henry Jullien dünyada çapında detay ve kaliteye önem veren öncü gözlük üreticilerindendir. Artık bu seviyede onların yaptığı sadece el işçiliği olarak değil sanat olarak değerlendirilmelidir. Henry Jullien’de vakit değerlidir. El işçiliğiyle yaptıkları gözlük çerçevelerinin üretiminde yaklaşık 279 aşama kullandıklarını göz önünde bulundurursak; zamanın da etkisiyle, bu sanatsal tarzla, ürünlerin dayanıklılığını garanti etmişlerdir. Henry Jullien geniş bir tüketici topluluğunda güçlü bir yankı uyandıran bir markadır. Bu durum Henry Jullien’i toplumun büyük bir kısmının da bağlı olduğu temel değer algılarına uyan modern bir şirket haline getiriyor. Geçen yüz yılın ardından modaya bu kadar uyumlu olarak ilerlemesi adeta bir mucize olarak kabul edilebilir.

Bu satın alma stratejik açıdan bir değişiklik yapmanıza sebep oldu mu?
Evet oldu. Lüks tüketim pazarına odaklanmaya karar vermemizin üç nedeni var. Birincisi, lüks tüketim segmentinin son 30 yılın en yüksek büyüme oranına sahip olması. İkincisi, bu segmentin, mevcut pandemi krizi de dahil olmak üzere, son iki yüzyılda gerçekleşen krizlere en dayanıklı olan alan olması. Üçüncü olarak ise, başka alanların aksine son on yılda optik mağazaları tarafından iyi bir şekilde hizmet sağlanamadığı için için gözlük sektörü açısından piyasaların yüksek bir potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Nasıl oluyor da lüks tüketim diğer fiyat kategorilerine kıyasla krizden daha az etkileniyor?
İki yüzyıldır ve net bir şekilde 1929 krizinden beri bu duruma tanıklık ediyoruz. Lüks tüketim segmenti, diğerlerine kıyasla bu krizden çok daha az etkilendi ve her krizden sonra hızlı bir şekilde yükselişe geçti. Dünyadaki nüfusun da %20’lik bir kısmına denk gelen en zengin, en eğitimli ve en bilgili kesimi ilgilendirdiği için de bu zamana kadar en dayanıklı segment oldu.

2019 yılında teknik açıdan gelişmiş, yenilikçi ve lisanslı bir marka olan McLaren’ı piyasaya sürdünüz. Daha fazla lisanslı markayla çalıştığınız önceki dönemlere kıyasla bu dönemin arasında ne gibi farklar var?
İnovasyon,  inovasyon ve inavasyon. McLaren markasının koleksiyonları sadece teknolojik içeriği bakımından değil aynı zamanda büyüleyici tasarımıyla da gerçekten eşsiz bir çalışma. Şimdi Henry Jullien ve McLaren geriye kalan tek lisanslı markalarımız olduğu için portföyümüzü modernize ettik ve lüks segmente odaklandık. Bu gelişmeyle beraber de adımızı L’amy Luxe olarak değiştirdik. 

Kaynak: Spectr

Kasım 2021

Etnia Barcelona

ETNIA BARCELONA

Akdeniz’in İhtişamı

Bu yıla damgasını vuran Vintage koleksiyonunun ardında yatan hikayeyle bir kez daha adından söz ettiren Etnia Barcelona, Covid-19 sürecine rağmen çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

Babasının sahip olduğu fabrikada on yedi yaşında çalışma hayatına başlayan David Pellicer, zamanla bütün işleri devralarak 2003 yılında dünyaca ünlü Etnia Barcelona isimli İtalyan gözlük markasını kurdu. Markanın kurulduğu dönemlerde üreticiler için renk çeşitliliği günümüzdeki kadar önem arz etmediği için gözlük koleksiyonları çoğunlukla siyah ya da kahverengi ağırlıklı tonlardan oluşuyordu. Etnia Barcelona bugün, muhteşem işçiliklerini vurgulayan güzel renklere sahip tasarımlarıyla kendinden oldukça söz ettiren bir güneş gözlüğü ve optik gözlük markası olarak sektördeki yerini sağlamlaştırıyor. 2005 yılına gelindiğinde Pellicer, Etnia Barcelona’yı dünya çapındaki tüm büyük ticari fuarlarda lanse ederek tasarım ve yapımda itibar kazanmıştır.

Etnia Bacelona, gelip geçici moda ve trendlerin belirlediği sınırların ötesinde kendisini ifade etmek isteyen herkes için tasarlanmış geniş bir renk, koleksiyon ve model yelpazesine sahip bağımsız bir gözlük markasıdır. Etnia hazırladığı koleksiyonlarda kaliteye, renk çeşitliliğine ve tasarıma bu denli önem verdiği için kısa sürede seçici gözlük severlerin tercihi haline geldi.

Etnia’nın gözlük modellerini üretirken kullandığı asetat; toz haline getirilmiş pamuk ve asetonun bir macun oluşturmak için karıştırılmasıyla üretiliyor. Çeşitli presleme işlemleriyle renk eklendikten sonra kürlendikten sonra kesilip ve lamine edilen asetat, daha sonra kalıplara dökülür ve bu bileşim blok halinde preslenerek 12 hafta boyunca dinlendirilir. Bu sürenin sonunda kalıplardan çıkarılan bloklar istenilen ölçüye göre kesilir. Bu asetat levhalardan elde edilen plastik çerçeveler Etnia Barcelona’nın gözlüklerinin ön cephesini ve sap kısımlarını oluşturur.

Etnia Barcelona, öncelikli olarak tasarımına, kaliteye olan adanmışlığına, müşterileri memnun etme isteğine ek olarak sürekli olarak markayı iyileştirme gayesiyle inşa edilmiştir. Markanın bu yaklaşımı her bir gözlük modelindeki teknik detaylara ve kaliteli tasarıma yansımaktadır. Etnia Barcelona 1930’lu ve 1960’lı yıllar arasında ünlülerin uğrak yeri olan Katalonya bölgesindeki Empordà’nın eklektik atmosferine ve ihtişamına duyduğu saygıya gönderme yapan Vintage adlı koleksiyonunu beğenilere sunuyor. Vintage koleksiyonunun ardında yatan hikayenin kaynağı Costa Brava’daki huzurlu Akdeniz kıyılarında bulunan ikonik ve tarihi lüks otel La Gavina olarak biliniyor. Etnia Barcelona’nın Kreatif Direktörü Edu Pitarch’ın, koleksiyon hakkındaki düşüncelerinden ve serinin arka planında yatan tarihsel esinlenmelerden bahsettiği, ayrıca markanın Covid-19 sürecinde izlediği prosedürleri açıkladığı röportajı sizlere sunuyoruz.

Hollywood’un altın çağında Empordà sahillerinin yaşam tarzından ilham alan Vintage isimli bir koleksiyon çıkardınız. Size ilham veren bu ambiyanstan, karakterlerden ve mekanlardan biraz bahsedebilir misiniz?
Costa Brava, Empordà’da buluşan birçok Hollywood yıldızı ve yerli halk için bir geçiş noktasıydı. Bu durum Empordà’ya, Costa Brava’daki cennet gibi bir manzara sayesinde sofistike olduğu kadar geleneksel bir hava da katmıştır. Aynı zamanda bu meşhur sahil düzinelerce film setine de ev sahipliği yapmıştır.

Koleksiyonunuzun ilham kaynağı olan La Gavina oteli ve orada konaklayanlarla ilgili olarak bu stili ve yaşam tarzını anımsatacak kişiler hakkında biraz daha fazla bilgi verir misiniz?
Liz Taylor, Kirk Douglas, John Wayne ve Ava Gardner gibi ünlü isimler film çekimleri sırasında bu otelde konaklıyorlardı. Bu sayede eksantrik yaşam tarzlarıyla çekilen sahneleri izlemek için setlere akın eden yerli halkın da monotonluğunu kırmış oldular. Bu büyülü ortama Dali veya Chagall gibi yerel sanatçılar ve folklorik flemenko dansçıları da dahil oluyordu. Sonuç olarak La Gavina otelinin bulunduğu yer, sofistike insanların zaman geçirmeleri için kırsal ve vahşi bir atmosfer de dahil olmak üzere gerekli olan her şeye sahip bir yerdi.

La Gavina’dan aldığınız bu ilhamla ‘vintage’ konseptini nasıl yansıtmak istediniz? Size göre bu ruh halini ve yaşam stilini en çok hangi formlar ve tasarımlar doğru yansıtıyor?
Daha önce ilk Vintage koleksiyonumuzda sunduğumuz klasik tarzımızı geliştirdik. Şimdiki koleksiyonumuzda ise metal formlar ve düz camlara daha çok odaklandık. Tasarımlarımızda kolej stilinden de esinlenerek, vurgulamak istediğimiz renkleri sap detaylarında birleştiriyoruz. Aynı zamanda yeni koleksiyonda bir dizi vintage cam ve 70’lerin stilini yansıtan asetat materyaller kullandık. Bu sayede yeni koleksiyonumuzda hafifçe boyanmış metalik pin detaylarını da revize ederek, zarif formlarla ve renklerle temsil edilen sade ve ihtişamlı bir görünüm elde ettik.

Bu serideki optik çerçevelerin stilini oluşturan en belirgin özellikler ve detaylar nelerdir?
Etnik sembollerle süslenmiş metal saplar, balıksırtı desenli asetat bloklu uç kısımlar ve yaratıcı bir dokunuşla klasik bir stil oluşturan altın gümüş ve pembe altın renkli modeller tasarladık. Daha önce hiçbir marka vintage stiline bizim kadar renkli ve elegant bir perspektifle yaklaşmamıştı.

Peki koleksiyondaki güneş gözlüklerine bu yaklaşımı nasıl yansıttınız? Size göre koleksiyonu farklı kılan iki ya da üç güneş gözlüğü modelini örnek verebilir misiniz?
Quinn ve Kirk adlı iki modelimiz bizim için güzel referanslar oluşturuyor. Gözlüklerimizde kullandığımız 2.5 bazlı camlar eski tasarımlara da öykünerek modellerimize modern ve tarz sahibi bir görünüş veriyor. Vintage koleksiyonunda kalınlıklarına göre farklılık gösteren üç seri sunuyoruz. Aynı zamanda el işçiliğinin son derece belirgin olduğu camların metalik ruhunu yansıtan transparan asetat detaylar da gözlük modellerimizde öne çıkıyor.

Gözlük sektöründe 2021 sezonu için hangi trendler göze çarpıyor ve sizin koleksiyonunuz bu trendlere uyum sağlıyor mu?
2021 sezonunda altıgen, diktörtgen ve panto formundaki gözlük tasarımları trend modeller arasında yer alıyor. Aslına bakacak olursak bu sene trendlerin birbirinden ayrıştığını görüyoruz. Piyasada göze çarpan birçok trend var ancak kullanıcılar tarafından tercih edilen modeller karışık kültürel katmanları tasarımlarda zenginleştirerek ve birbirinin ötesine geçirerek yeni örnekler oluşturan gözlüklerdir.

Dünya çapında büyük etkilere neden olan Covid-19 virüsü ve devam eden pandemi sürecindeki duraklamalarla geçen bir yılın ardından Etnia Barcelona çalışma sürecini normal bir şekilde mi yürütüyor?
Birinci önceliğimizi her ne olursa olsun beşeri sermayeyi korumak olarak belirledik. Değer zincirimizin başında çalışma arkadaşlarımız geldiğinden, onlar her zaman için önceliğimiz olmuştur. İkincil önceliğimiz olarak ise Etnia Barcelona olarak müşterilerimize koşulsuz şartsız destek olmamızdan bahsedebilirim. Bizi biz yapan şey onlar olduğu için tüm desteğimizi müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Pandemi sürecinde markamız için birincil önem olarak; eksik, gecikmiş ve erken ödemeler adına daha fazla esneklik sağlamak amacıyla finansman planlarımızı genişlettik. Şirket olarak çarklarımızın dönmesini sağlayarak bu süreci atlatmayı mümkün olduğunca kolaylaştırıyoruz.

Tüm bunların dışında Etnia Barcelona Vakfı olarak da Covid-19 sonrası bir proje için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışma kapsamında, birçok optik mağazaya bulundukları bölgelerde yaşayan zor durumdaki ailelere yardımcı olabilmeleri için yüz elli bin gözlük dağıtıyor olacağız. Zorluklar karşısında bir araya gelmeye istekli ve insanların birbirlerine her zamankinden fazla yardım ettiği bir toplum oluşumuna destek vermek için çalışıyoruz.

Pandeminin başlamasından şu güne kadar çalışmalarınızda hız kesmediniz. Önümüzdeki süreç de Etnia Barcelona için bu şekilde mi ilerleyecek?
2020 yılını ve 2021’in sonuna kadar olan süreci, Etnia Barcelona tarihindeki en çok koleksiyonun piyasaya sürüldüğü bir süreç olarak öngörmüştük. Çalışmalarımızı yavaşlatmak yerine yaratıcılık ve markamızın gücüyle alakalı olarak atılımlar gerçekleştirdik. Sahip olduğumuz sonsuz yaratıcılık döngüsüyle gözlük sektörünün gözlerini kamaştırmaya hazırız. Etnia Barcelona, DNA’sına işlenmiş genetik özellikleri sayesinde birçok alanda deneyim kazanan ve kendini geliştirebilen bir markadır. Şu ana kadar olduğu gibi önümüzdeki süreçte de bu kararlılığımızı sürdürmek ve sektördeki en güçlü bağımsız marka olduğumuzu kanıtlamak için çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz.

Kaynak: 2020 Europe

Ekim 2021

Götti

GOTTI

Sınırsız Kombinasyon

Perspective koleksiyonunu yeni eklenen modellerle düşündüğümde beni en çok etkileyen özelliği, koleksiyonun kişiselleştirmeye açık modüler bir konsept ile geliştirmiş olmamızdır.

Götti, stillerinde çarpıcı değişiklikler yapmak isteyen hayranları için gözlük koleksiyonlarıyla birlikte günlük yaşamdaki özgünlüğü somutlaştırıyor. Götti gözlükleri en üst düzey rafine tasarımı, geleneksel işçiliği ve teknik yeniliği bir araya getiriyor. Kendine güvenen stili, kalitesi ve İsviçreli olmanın en açık bir ifadesini yansıtması ile Götti optik sektöründeki sağlam duruşunu koruyor. İsviçre merkezli gözlük markası Götti,  şekil ve renk paleti olarak çok çeşitli kişiselleştirme özellikleri sunan çerçevesiz gözlüklerden oluşturduğu Perspective koleksiyonunu üç yıl önce beğenilere sunmuştu. Bağımsız tasarım markası Götti büyük beğeni toplayan ve cesur çizgileriyle ön plana çıkan Perspective koleksiyonunu eklediği beş yeni versiyon ile genişletti. Götti’nin Kurucusu Sven Götti’ye göre büyük resimden bakıldığında Perspective koleksiyonu sadece uzun soluklu olması umulan bir hayalin gerçekleşmesini değil, aynı zamanda şirketin üretim faaliyetlerini kendine ait tesisinde yapmasını da beraberinde getirdi.

Sayın Sven Götti, Perspective koleksiyonundaki çerçevesiz stillerinizin yeni versiyonlarını ekliyorsunuz. Seride yaptığınız son yenilikler de sizce önümüzdeki trendlerin bir parçası olacak mı?
Son dönemlerde mükemmel ve zamana yenik düşmeyen gözlüklere doğru gittikçe artan bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Elbette gözlükler çok farklı şekillerde ve çok farklı yaratım süreçleri içerisinde tasarlanıp, üretilebilir. Ancak birinci sınıf bir gözlük koleksiyonunun olmazsa olmaz bileşenleri bulunmaktadır. Bu bileşenler daima inovasyona açık olmak, sağlıklı üretim ortamını sağlayabilmek ve zamanın ruhuna ayak uydurabilmekten geçmektedir. Biz de Götti olarak tüm bu bileşenler diğer koleksiyonlarımızda olduğu gibi Perspective koleksiyonumuzda da bir araya getirebildiğimizi düşünüyoruz. Bu sebeple koleksiyonumuzu yeni eklediğimiz tasarımların gelecek trendlere yön verebileceğinden eminim.

Perspective koleksiyonunda sizi kişisel olarak memnun eden özellikler hangileridir?
Perspective koleksiyonuna yeni eklenen modellerimizi de düşündüğümde beni en çok etkileyen özelliği, koleksiyonun modüler bir konsept ile geliştirilmiş olmasıdır. Burada söylemek istediğim tüm koleksiyonun yalnızca birkaç temel unsurla inşa edilmiş olmasına rağmen gözlük kullanıcılarına modüler yapısı nedeniyle sınırsız kombinasyonlar sunabiliyor olmasıdır. Koleksiyonu cazibe merkezi haline dönüştüren de kişiselleştirmeye yönelik çeşitli seçeneklerden oluşan modüler kitin geliştirilmesi ve genişletilebilmesidir.

Adlarını saydığınız bu versiyonları birbirinden ayıran özellikler nelerdir
Versiyonları oluşturma sürecimize Rimless dediğimiz sistem ile sade, elegant ve göze çarpmayan klasik bir çerçevesiz modelle başladık. Rimless’e daha sonra camları çevreleyen, hassas ve zarif bir çerçeveye sahip olan Loop’u ekledik. Loop ile birlikte gözlüğün siluetini geliştirmeye daha fazla olanak sağlamış olduk. Bold sistemi ise Loop’un tam tersine güçlü, cesur görünüm sunan çerçeveleri oluşturmaktadır. Space versiyonumuzla ise tasarımsal yaratıcılığımızın sınırlarını zorlamayı seçerek her şeyin neredeyse mümkün olabileceği daha özgür bir noktaya geldik.

O halde çerçevelerinizin bıraktığı tüm etki modüler değişikliklere göre radikal bir şekilde farklılaşıyor…
Gerçekten de öyle. Tasarımlarımız aynı temel formlarını korurken bile klasik bir çerçevesiz gözlük stili oldukça zenginleştirilmiş bir hale dönüştürülebiliyor. Bu sayede tamamen farklı bir görünüme kavuşabilme özelliğine sahip bu optik çerçevelerimiz ile farklı hedef kitlelere de ulaşma şansı yakalayabiliyoruz.

Yenilenen koleksiyonunuzun renk seçeneklerinden söz edebilir misiz
Perpective koleksiyonunda, üç farklı metal renk ve on iki temel renk grubu ile çalışıyoruz. Tabii bu renkleri burun pedleri, sap uçları veya cam birleşim noktaları da dahil olmak üzere tüm bileşenlerde sunuyoruz. Gözlük modellerimize dair her şey kullanıcıların kişisel zevklerine göre özgürce birleştirilebilir. Az önce bahsettiğim sınırsız kombinasyon imkanını da bu durum sağlamaktadır. Çünkü koleksiyondaki her gözlük tasarımına eklenen veya tercih edilen küçük kişisel parçalarla bambaşka görünümler verebiliyoruz.

Koleksiyonunuzun üretim sürecinden de biraz bahsedebilir misiniz
Perspective koleksiyonunun kişiselleştirmeye olanak sağlayan modüler konseptinin üretim aşamasında birden fazla aksaklık ve engelle karşılaştığımızı söyleyebilirim. Çünkü sap kısımlarını birleştiren menteşe bölümlerini içermek üzere, camlarla çerçeve arasında da yepyeni bir bağlantı gerektiriyordu. Başlangıçta konseptimizi optik endüstrisi içindeki ve dışındaki sayısız üreticiyle paylaştık ve birkaç prototip dahi elde ettik. Ancak bu prototipler içimize sinmedi ve istediğimiz anlamda işe yaramadı. Bu çalışmalarımız sonuç vermeyince, yine de modüler konseptimize tamamen inandığımız için düşüncelerimizi gerçeğe dönüştürmeye son derece odaklanmıştık. Bu sebeple kendi geliştirme departmanımızı kurma kararı aldık. Böylece başarılı bir ürün geliştirme süreci yaşadık ve bir sonraki adımda ise İsviçre içinde üretimi kendimiz gerçekleştirmiş olduk.

Sizin açınızdan, üretiminizi kendinizin yapmasının temel avantajları nelerdir?
Çok sayıda kombinasyon seçeneği sayesinde, koleksiyondaki her gözlük ayrı ayrı üretildi. Ve bu sadece alanında deneyimli çalışanlar sayesinde mümkün oldu. Öte yandan, bir ürünü baştan sona geliştirmenin ve ardından kendi imalatınızı yapmanın sevindirici ve gurur verici bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda sınırlı sayıda bileşenden oluşturduğumuz tüm sistem, bu sistemin üretimi için gerekli olan kaynaklar üzerinde son derece düşük bir etkiye sahip oldu ve bu sebeple doğaya karşı olumlu bir yaklaşımı da temsil etmiş oldu. Üretim faaliyetlerimizi kendimiz gerçekleştirirken aynı anda çalışma koşullarımızı da doğrudan biz kontrol etmiş olduk. Bu açık ve şeffaf yöntem sadece süreci bizim açımızdan eğlenceli hale getirmedi. Aynı zamanda bir ürünün nereden geldiğini, nasıl yapıldığını bilmek isteyen gözlükçülerimiz ve son tüketicilerimiz için de ilgi çekici oldu.

Kendi üretiminizi gerçekleştirmek önemli ölçüde bağımsızlığı da getirir. Covid-19 sürecinde kendi üretiminizi yapıyor olmanın faydasını görebildiniz mi?
Aslına bakarsanız, Almanya ve Japonya’daki üreticilerimizle ilgili olarak herhangi bir aksaklık veya uzun bekleme süreleri ile karşılaşmadık. Ancak Covid-19 pandemisiyle gelen kısıtlamalar ve karantinalar envanter planlamamıza zarar verdi. Bu noktada kendi üretimimizi gerçekleştiriyor olmamız zorlu pandemi süreci içerisinde daha sıkı bir kontrole sahip olmamızı ve her gün müşterilerimize yanıt verebilmemizi sağladı.

Eylül 2021

Gloryfy

GLORYFY

Güvenlik ve Konfor Bir Arada

“Kırılmayan gözlükler üretmenin sektörün önemli bir açığını kapadığını düşünüyorum. Şimdi tek yapmamız gereken, hızla büyüyen markamızı uluslararası alanda çok daha iyi bir konuma getirmektir.”

Avusturyalı gözlük markası Gloryfy, son on yılda fonksiyonel spor gözlük segmentinde yeni olmasına rağmen önemli oyunculardan biri haline geldi. Gloryfy, Unbreakable (Kırılmayan) marka sloganına sadık kalarak tasarladığı ve ürettiği gözlük koleksiyonlarıyla farklı spor dallarındaki sporcular ve spor tutkunları arasında sağlam bir takipçi kitlesi kazandı. Gloryfy sadece sportif performans gözlükleri konusunda uzmanlaşmakla kalmayıp, aynı zamanda etkileyiciliği ile dikkat çeken Lifestyle ve Optics koleksiyonuna da sahiptir. Güneş gözlükleriyle yoluna başlayan Gloryfy optik modellere de ağırlık vermeye başladı.  İşlevsellik, dayanıklılık ve konfor kavramlarından ödün vermeden yüksek kalitede gözlükler oluşturmaya odaklanmış olan Gloryfy’ın Kurucusu Christoph Egger ile markası, inovatif çalışmaları ve koleksiyonlarıyla ilgili detayların konuşulduğu röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Chirstoph… Spor segmentinde epey bir süredir dikkat çeken markalardan biri konumundasınız. İlk gözlüklerinizi ne zaman beğenilere sundunuz?
Gloryfy olarak bulunduğumuz noktada Avusturya’nın kökleri sağlam ve spor üzerine odaklanmış yaşam stili markalarından biri olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle Almanya ve İsviçre başta olmak üzere hızlı bir büyüme gösteriyoruz. İlk gözlük koleksiyonumuzu da 2011 yılında beğenilere sunmuştuk.

Gözlük endüstrisinin bir parçası olmak hakkında neler söylemek istersiniz
Optik sektörü gerçekten de rekabetin yoğun olduğu bir pazara sahip ve büyük işletmelerin kurallarına göre yönetilen bir ortamı var. Bu durumun endüstride içerisindeki inovasyon gerçekleştirmeye yönelik tutkuyu ve azmi azalttığına inanıyorum. Ayrıca yine bu durumun yeni markaların tutunmasını ve kök salmasını zorlaştırdığını düşünüyorum.

Buna rağmen gözlük alanında oldukça yeni bir marka olarak giderek güçleniyorsunuz…
Evet, optik sektörüne sağlam bir giriş yapabilmemiz Unbreakable teknolojimiz sayesinde oldu. Kırılmayan gözlükler üretmenin sektörün önemli bir açığını kapadığını düşünüyorum. Şimdi tek yapmamız gereken, hızla büyüyen markamızı uluslararası alanda çok daha iyi bir konuma getirmektir.

Gözlük markası kurmaya nasıl karar verdiniz?
Bir önceki kurduğum şirkette ilk olarak plastik üretimini keşfetmiştim. Kırılmayan gözlükler geliştirmeye de yakın bir arkadaşımın gözünü ciddi şekilde yaraladığı bir spor kazası geçirmesiyle karar verdim.

Gloryfy markasını kurarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Kırılmayan gözlüklerimizi geliştirmek ve seri üretime geçmek büyük bir zorluktu. Tercih ettiğimiz malzeme ve bu malzemenin üretim süreci, gözlük dünyasında daha önce belirttiğim gibi tamamen keşfedilmemiş bir alandı ve biz böyle bir teknolojiye sahip olan tek markayız. Bu sebeple karşımıza çıkan sorunlar için diğer insanların görüşlerinden yararlanamadan kendi çözümlerimizi geliştirmemiz gerekti. Ancak fikrinize ve ürününüze inanmak, her ne kadar basmakalıp bir düşünce gibi görünse de, bizim için de başarının yegane anahtarı oldu. Gözlüklerimizin son tüketiciye fark edilir oranda katma değer sağladığını ve dolayısıyla perakendeciler için oldukça cazip olduklarını biliyoruz.

Marka felsefenizi nasıl tanımlarsınız?
‘Hızlı moda’ neslinin tek kullanımlık zihniyetine hizmet etmek yerine, sahiplerine uzun süre büyük keyif veren ve zamansızlık özelliğine sahip ürünler oluşturmayı amaçlıyoruz. Kullanıcıların doğrudan deneyimledikleri şık, kaliteli ve yüksek teknoloji gözlükleri Made in Austria etiketi altında üretiyoruz.

Gloryfy gözlüklerini kırılmaz hale nasıl getiriyorsunuz?
Gözlüklerimizi kırılmaya veya bir araç kazasında hava yastıklarına karşı tamamen korumalı hale getiren unsur, yenilikçi ve patentli özel plastik NBFX malzemesinden üretiliyor olmalarıdır. Bu sayede olası bir kazada göz yaralanması riski neredeyse sıfırdır, çünkü aşırı darbe altında bile çerçevelerimiz parçalanmaz veya bileşenlerine ayrılmaz.

Aynı durum camlarınız için de geçerli mi?
Kesinlikle. Dahası camlarımız benzersiz bir netlik de sunmaktadır. Malzemenin kalıplara dökülmesi çok yavaş ve neredeyse basınçsız olduğu için camlarımızda yüksek bir optik kalite söz konusu. Polikarbonat veya yüksek basınç altında enjekte edilen diğer enjeksiyon kalıplama malzemelerinin aksine, sürecimiz malzeme üzerine baskı uygulamaz ve böylece bozulma olmaksızın tam netlik sağlar. Malzemeye özgü diğer özelliklerle birlikte Contour Lens Teknolojimizin temeli de bu şekilde oluşmuştur.

Gözlükleriniz için kullandığınız diğer teknolojik özellikler nelerdir?
NBFX ile ürettiğimiz gözlüklerimizin üstün kullanım rahatlığı sunan bir diğer özelliği de çok düşük ağırlıklara sahip olmasıdır. Ortaya çıkan hafif gözlükler kullanıcılara konfor sunmamızı kolaylaştırmıştır. Ayrıca çerçevelerimizin saplarını kullanıcının anatomik kafa şekline göre soğuk durumda iken ayarlanmasını mümkün kılan tescilli Inclinox Teknolojimiz de optik pazarında fark yaratmamıza olanak sağlamaktadır.

Çerçeveyi ısıtmadan ayarlanmasını sağlayan bu teknolojiniz tam olarak nasıl işliyor?
Esnek NBFX plastiğin ve stabilize edici metal bir ek parça ile birleştirilmesi, kullanıcının gereksinimlerine göre soğukken ayarlanmasını saniyeler içinde sağlıyor. Bu sayede gözlük fiziksel aktivite sırasında yüze tam otururken, dinlenme sırasında daha esnek bir hale gelerek kullanıcısına gerçek konforu vadediyor. Lifestyle ve Optics koleksiyonlarımızdaki gözlüklerimiz için de Inclinox teknolojimizden yararlandık.

Yakın zaman içerisinde yeni inovatif çalışmalarınızı sunacaksınız. Biraz da bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
Eylül ayından itibaren tüm gözlüklerimiz, çoğu virüs ve bakterilerden kalıcı olarak %99.9 oranında arınmış olacak. Bunu başarmak için kaplamamıza neredeyse tüm bakterileri ve çok çeşitli virüsleri öldüren bir bileşen ekliyoruz. Dolayısıyla yeni kaplamamız, gözlükçülerimiz ve kullanıcılar için ekstra güvenlik sağlayacak. Bu inovatif çalışmamız genel olarak 12 saat ya da daha uzun süre kullanılan bir gözlüğün daha hijyenik hale gelmesine olanak tanıyor. Ayrıca çalışmamızın konjunktivit ya da diğer mikrobik göz hastalıklarının önlenmesine de yardımcı olacağına inanıyoruz.

Optik gözlükleriniz de güneş gözlükleriniz ile aynı seviyede işlevselliği garantiliyor mu?
Optik çerçevelerimizin de güneş gözlüklerimiz kadar işlevsel olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Tüm gözlüklerimiz kırılmayan çerçeve ve camlara sahip olmanın yanında, en yüksek cam kalitesine, kişiye özgü ayarlanabilen saplara ve anti bakteriyal kaplamalara sahiptir.

Bahsettiğiniz bu özellikler optik modeller için sizce neden önemli?
Kırılmayan gözlükler üretmemizin en büyük avantajına güvenlik penceresinden bakmalıyız. Tabii ki sportif faaliyetleri yoğun olan kullanıcılar da burada önemli rol oynuyor. Ancak gözlük kullanıcılarının günlük yaşamlarındaki güvenliklerini unutmamak gerekir diye düşünüyorum. Örneğin Almanya’da her gün 1.000’de fazla kişisel yaralanmalı trafik kazası yaşanıyor. Hava yastığının çıkması durumunda kırılan gözlükler muazzam bir yaralanma riski oluşturuyor. İşte bu nedenle optik ve güneş gözlüklerimizin kırılmaz olması bu riski önemli ölçüde azaltmaktadır. Ayrıca gözlüklerini sırt çantalarına, ceket ceplerine ya da meraklı çocukların eline bırakan sayısız kullanıcı var. Günlük hayat, gözlükler ve dolayısıyla kullanıcıları için tehlikelerle dolu.

Markanızın geleceğini düşündüğünüzde optik gözlükler sizin için ne kadar önemli bir yere sahip?
Optik çerçevelerimiz sınırsız bir potansiyele sahip olduğundan bizim için son derece önemliler. Her ne kadar koleksiyonlarımıza güneş gözlüklerinden sonra eklemeye başlasak da, aklımızda yapmayı planladığımız çok şey var. Bu planlarımızı hayata geçirmeyi ve dünyanın beğenisine sunmayı dört gözle bekliyoruz.

Geleneksel optik mağazalar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Dijital dönüşüm ve gelişen online perakendecilik çağında, Gloryfy olarak müşterilerimizi gözlüklerimizi satın alırken yerel optik mağazalara danışmaya teşvik ediyoruz. Çünkü optik mağazaların en iyi müşteri deneyimini sunduğuna yönelik bir inancımız var. Hiçbir dizüstü bilgisayar, tablet veya akıllı telefon, kişisel bir diyalogda eğitimli bir uzman satış elemanının yetkin ve dostça tavsiyelerinin yerini alamaz. Bu sebeple gözlüklerimizi online olarak satın almak isteyen son tüketiciye ‘bayide deneyin’ isimli bir hizmet sunuyoruz. Uzman bayilerimizle yaptığımız bu işbirliği sonucunda müşterilerimize en kaliteli ve en iyi hizmeti sunduğumuzdan şüphe duymuyoruz.

Kaynak: Spectr

Ağustos 2021

Raen Eyewear

raen eyewear

Hem Kaliforniyalı Hem Yenilikçi

Kaliforniya merkezli bağımsız gözlük markası Raen, bulunduğu geniş bölgenin kültürünü ilham aldığı modern klasik tasarımlarla birleştirerek el yapımı koleksiyonlarında incelikle sunuyor.

Kaliforniya sahillerinin sörfle geçen yaşam tarzını, klasikleşmiş ve zamansız estetik tasarım ögeleriyle buluşturan Amerika Birleşik Devletleri merkezli Raen Eyewear, son yıllarda küresel çapta da bilinir bir marka konumuna hızla geliyor. Raen ürünlerinin portföyünü keşfeden optisyenlerin sayısı gün geçtikçe çoğalırken, Raen kendine özgü tasarımlarını beğenilere sunmaya devam ediyor. Markanın Kurucu Ortağı ve Tasarım Direktörü Jordan Percy ile Raen Eyewear ve çıkardıkları yeni optik koleksiyonları üzerine yapılan röportajı sunuyoruz.

Markanız için Raen ismini seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Raen’den önce marka oluşturma ve marka geliştirme üzerine çeşitli kesimlerden müşterilerimizle çalıştığımız bir işimiz vardı. Kendimize ait bir marka oluşturmaya karar verdiğimizde, biraz gizemli ve şifreli bir ismi olsun istedik. Tek hece olması, kısa ve hafızalarda kolay kalıyor olması da bizi karar sürecinde etkiledi. Ayrıca Kaliforniya’da kullanılan ve su ile bağlantısı olan bir sözcükten de esinlendik. Raen ismini böylece sıfırdan biz oluşturduk.

Marka oluşturma demişken bize Raen’in kuruluşundan ve arka plandaki önemli isimlerinden bahsedebilir misiniz?
Raen’i Justin Heit, Jeremy Heit ve ben 2009 yılında lanse ettik. Üçümüz birlikte tasarım konusundaki yaratıcı deneyimlerimiz ile sıfırdan marka oluşturma ve geliştirme kabiliyetlerimizi birleştirdik. Bazı müşterilerimiz için daha önceki yıllarda birkaç gözlük tasarımı yapmıştık ve bu da kendi markamızı konumlandırırken bize ilham kaynağı oldu.

Raen Eyewear’ı kurduğunuz dönemde pazara nasıl stiller sunmayı hedeflemiştiniz?
Kaliforniya merkezli markalar genellikle sörf ve yaşam stili üzerine olduklarından sundukları stiller de genellikle sportif ürünler üzerinedir. Bu sportif çerçevelerin çoğu ustalıktan ve gerçek kaliteden uzaktır. Biz bu piyasaya bir değişim getirmek istedik. Bağımsız bir gözlük markası olarak Raen hassasiyetle el hüneri ile yapılmış, kolay ulaşılabilir ve premium kalitede materyaller kullandığı gözlüklere odaklanmıştır. Her birinde Kaliforniyalı ruhtan vazgeçmeyen bir yandan da ‘modern klasik’ tasarım anlayışındaki gözlükleri hedefledik ve öyle de devam ediyoruz.

Bahsettiğiniz ruh, Raen’i tipik olduğu kadar orijinal da bir Kaliforniyalı yapmıyor mu?
Raen şimdilerde küresel bir gözlük markasına dönüşse de evimiz olan Kaliforniya’nın koleksiyonlarımıza etkisini yadsıyamayız. Bu konunun kim olup olmadığımızla yakından alakalı olduğunu düşünüyorum. Bizi Kaliforniya, Sörf, El Yapımı, Bağımsız ve Moda sözcükleriyle tanımlayabiliriz. Biz rahat, ilham veren, pozitif, maceraperest ve belli noktalarda da sofistike bir markayız. Kaliforniya hem coğrafi hem de kültürel olarak çok geniş bir eyalet. Bu sebeple bizi sadece ‘Kaliforniyalı’ bir marka olarak etiketlemek yanlış olur.

Bildiğimiz kadarıyla gözlük tasarımı konusunda teknik bir eğitiminiz yok. Raen gibi büyüyen bir markanın Tasarım Direktörü olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Gözlük dünyasının içine bir anda çekildim. Her zaman bir gözlük düşkünlüğüm vardı. Özellikle güneş gözlükleri biriktirdim ancak gözlük tasarımı ya da endüstriyel tasarım süreçleriyle ilgili herhangi teknik bir eğitim almadım. Önce gözlerin en önemlisi de yaratıcı zihinlerin eğitilebileceğine inanan bir Grafik Tasarımcıyım aslında. Grafik Tasarım konusundaki deneyim ve bilgilerimi tasarım odaklı herhangi bir ürün veya kategoriye adapte edebileceğime inanıyordum ve Raen’de de özellikle başlardaki çok sıkı bir çalışma ve gözlem sürecimle en önemlisi de gözlüklere olan tutkumla bunu başardığıma inanıyorum.

Gözlük tasarımlarının doğası gereği sınırları var diyebiliriz. Size tasarımın en çok heyecan veren yanı nedir?
İşte tam olarak da o sınırlılık hali heyecan veriyor! Sonuçta bu milimetrelerle oynanan bir oyun. Öyle bir ürün serisi hazırlamanız gerekiyor ki çok farklı yüz tiplerine uyum sağlayabilmenin yanında farklı şekillere, ölçülere vb. sahip olmalı. Gözlük tasarımı büyük bir geometrik bulmaca gibi.

Peki Raen ve optik gözlükler arasındaki bağ nasıl kuruldu?
Biz güneş gözlüğü markası olarak başlasak da zaman içerisinde evrimleşerek tam bir gözlük şirketine dönüştük. Şu anda optik gözlüklerimiz de güneş gözlüklerimizle eşit koleksiyon sayısına ve satış payına sahip. Gözlükler konusunda çok fazla büyüme potansiyelimiz olduğunun farkındayız bu sebeple optik gözlüklere de eşit ağırlığı veriyoruz.

Raen gözlük tasarımlarına hangi müşteri kitlesi daha çok rağbet gösteriyor?Müşterilerimizin çoğunluğu yaşamlarında biraz Kaliforniya’nın güneş ışıklarını görmek istiyorlar. Hedef kitlemiz genç kariyer sahibi insanlardan, yaratıcılık içeren işlerle uğraşanlardan ve öğrencilerden oluşuyor. Tüm bu insanlar vintage stiller yerine üzerinde uzmanlaştığımız modernize edilmiş klasikleri istiyor.

Özellikle çalışmayı tercih ettiğiniz materyaller hangileridir?
Biz asetat ile çalışmayı çok seviyoruz. Asetattan üretilmiş bir gözlüğü elime aldığımdaki kucaklayıcı sıcaklık hissini seviyorum. Enjekte edilmiş plastikler ve metaller bana soğuk geliyor. Bu sebeple başlangıç günlerimizden itibaren sektördeki yerimizi asetat konusunda uzmanlaşarak konumlandırmak istedik. Raen olarak asetatdan kalıcı olarak vazgeçeceğimizi hiç zannetmiyorum.

Peki diğer materyaller ile de çalışıyor musunuz?
Diğer materyallere de yer vermeye yakın zamanda başladık. Çünkü yerinde sayan, gelişmeyen bir marka olmak DNA’mıza aykırı. Henüz birkaç yıl öncesinde ilk metal çerçevelerimizi beğenilere sunduk. Şimdi de ilk titanyumdan üretilmiş optik gözlük koleksiyonumuzu piyasaya sunduk. Dikkatli ve ufak adımlarla evrimleşmeye devam ediyoruz.

Neden bu dikkatli yaklaşım içerisindesiniz?
Doğru olanı yapmak istiyoruz. Yeni materyallerle çalışacaksak onların test aşamalarını, piyasalardan nasıl reaksiyonlar aldıklarını sezon sezon titizlikle inceleyip karar vermeyi tercih ediyoruz. Avrupa pazarına Sonbahar sezonda sunduğumuz Titanyum koleksiyonumuza harika satış sonuçlarıyla çok olumlu dönüşler aldık ve şimdi bu koleksiyondan yola çıkarak ürün yelpazemizi genişletmek bize büyük heyecan verecek.

Raen gözlükleri tamamen el yapımı. Bugünün gözlük üretim şartlarında el yapımı epey azaldı. Görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Sektörde daha fazla makineleşmenin olduğu doğrudur ve gözlük üretimi titiz bir ustalıkla yapılmayı gerektirir. Örneğin günümüzde başlangıç ön yüzey kesimleri ve saplar CNC adı verilen yazılım yüklü bilgisayarlarla yapılırken, geçmişte bu kesim jig diye adlandırılan aletle yapılabiliyordu. Fakat bir gözlük elde cilalanma, elde form verme ve kalıba sokulma ve asetat kısımları takılabilecek şekilde elle düzleştirerek iyi yapılmış bir gözlük halini alır. Hatta 3 boyutlu bir sanat çalışmasına dönüşebilir.

Titanyum koleksiyonunuz optisyenler ve müşterileriniz tarafından sabırsızlıkla bekleniyordu. Koleksiyon ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Yeni Titanyum koleksiyonumuzla ilgili olarak gerçekten çok heyecanlıyız. Demin de belirttiğim gibi koleksiyonumuzu ilk olarak 2020 Sonbahar/Kış sezonu için Avrupa piyasasına sürdük. Koleksiyonumuzu 2021 İlkbahar/Yaz sezonu için ise evimize yani Amerika Birleşik Devletleri’ne getirdik. Bu sezonki serimizi Sonbahar serimize yeni stiller ekleyerek genişlettik. Aynı zamanda güneş gözlüğü koleksiyonumuzu da 2021 İlkbahar/Yaz sezonu için genişlettik.

Markanıza ait koleksiyonları öncelikle moda butiklerinde mi yoksa optik mağazalarda mı görmeyi tercih edersiniz?
Sörf ve yaşam stili mağazalarında da yer alarak başladık. Fakat geçtiğimiz 5 ila 6 yıl boyunca diğer gözlük markalarıyla yarışabilecek kadar büyüdük. Örneğin optik gözlüklerimiz optik mağazalarda ciddi şekilde yer edinmeye başladı. Bu durum güneş gözlüklerimiz için de geçerli. Özetle moda butikleri kanalı bizim öncelikle odaklandığımız noktalar değil.

Son olarak optik mağazalara neden özellikle ağırlık verdiğinizden söz edebilir misiniz?
Ağırlıklı şekilde bağımsız optik mağazalara ağırlık veriyoruz çünkü biz bağımsız optisyenleri büyük optik zincirlerden ayırabilecek alternatif bir markayız. Doğal olarak optik mağazalar optik gözlüklerin ve güneş gözlüklerinin belirli noktalar ve ürünlerimizi piyasaya sunabilmek bizim için önceliklidir.

Kaynak: Spectr

Mayıs 2021

Hoffmann Natural Eyewear

HOFFMAN NATURAL eyewear

Her Zaman En İyisi Boynuz

Boynuzdan ürettiği gözlükleriyle dünya çapında fark yaratan Almanya merkezli Hoffmann, Covid-19 pandemisi sürecini ve bu süreçte değişen trendleri değerlendiriyor.

Hoffmann Natural Eyewear Ceo’su ve tasarımcısı Jutta Kahlbetzer, Covid-19 pandemisi sürecinde tüketicilerde sürdürülebilir ürünlere yönelik farkındalığın arttığını ve bu ürünlere olan eğilimin yükseldiğini belirtiyor. Bu sayımızda, Jutta Kahlbetzer ile pandemi süreci, pandeminin optik sektörüne etkisi, çevre dostu trendlerin artışı ve gözlüklerinde kullandıkları doğal materyal boynuzun avantajları üzerine yapılan röportajı sunuyoruz.

Merhaba Jutta Kahlbetzer… Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs sürecini kişisel olarak nasıl deneyimliyorsunuz?
Covid-19 pandemisi ilk başladığı zamanlar bana çok gerçeküstü bir durum gibi geldi. Tam olarak gerçekliğini zihnimde şekillendiremedim. Dünyanın dört bir köşesindeki arkadaşlarımdan ve iş ortaklarımdan aldığım haberler sonrası koronavirüsün birden bire ne kadar gerçek olduğunu anlamak zorunda kaldım. Sonraki ilk aşamada da bir başlangıç şoku yaşadım: Ne yapacaktık? Şirketimize, çalışanlarımıza, müşterilerimize hatta tüm gezegene ne olacaktı diye endişeler duymaya başladım. Tüm insanların da düşündüğünü sandığım gibi herkesin sağlığına kavuşmasını umut etmeye başladım. Gerçekten de çok tehlikeli ve dünyayı olumsuz bir şekilde etkileyen kötü bir olay olduğunu hala tam olarak kabul etmek istemiyorum ancak bir yandan da herkes gibi korku ve endişeler taşıyorum.

Kısıtlamalardan ve karantinalardan işleriniz ne yönde etkilendi?
Ne mutlu ki, Hoffmann Natural Eyewear olarak kendi imalatımız olan ve dünya çapında pek çok bölgede beğeniyle karşılanan sürdürülebilir gözlük koleksiyonlarımız bulunuyor. Fakat koronavirüs salgını düşündüğümüzden çok daha fazla bir şekilde dünyadaki pek çok ülkeyi olumsuz etkisi altına aldı. Almanya ile kıyasladığımızda karantina ve kısıtlama süreçleri çok daha uzun olan ve süreci çok daha zorlu geçiren ülkeler var. Ama Almanya olarak aldığımız tedbirler sayesinde süreci diğer ülkelere nazaran biraz daha olumlu geçirmemiz sonucunda sınırlı sayıda da olsa dünya geneline teslimatlarımızı yapabildik. Bizden çok daha uzak pazarlara erişebildiğimizi söyleyebilirim.

Covid-19 pandemisi süreci sizce hangi yeni trendlerin doğmasına sebep oldu?
İçinde bulunduğumuz yüzyılda Covid-19 gibi bir salgını daha önce hiç deneyimlemesek de, bunun gibi olumsuz sonuçları büyük olan krizler, insanların dünyayı algılama biçimlerini ve farkındalıklarını bir şekilde keskinleştiriyor. Optik endüstrisini baz aldığımızda gün geçtikçe insanların daha fazlası hangi ürüne ne kadar ihtiyaç duyduğunu sorgular oldu. Sürdürülebilir yani çevre dostu ürünleri mi yoksa yüksek kalitedeki ürünleri mi tercih etmeleri konusunda da kafalarında yeni soruların şekillenmeye başladığını düşünüyorum. Genel anlamda yaşamımızdaki durumları ve olayları değerlendirirken nelere öncelik vereceğimiz konusunda yeni bakış açılarının geliştiğine inanıyorum.

Bu krizin şu anki olumsuz etkisi dışında, optik endüstrisinde neleri değiştireceğine inanıyorsunuz?
Endüstrimizin de belirli konularla ilgili olarak farkındalığının çoğalacağına inanıyorum. Daha çok şeyin sorgulanacağını düşünüyorum. Her ne kadar Covid-19 pandemisi dijital dönüşümün güçlü bir şekilde gerçekleşmesine katkı sağlasa da; optik endüstrimiz iş ortaklarımız ve optisyenlerle daha yakın kişisel iletişimlere girilmesine ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca bir çok durumda tüketicilerin daha üst seviye hatta belki de sürdürülebilir materyallerden üretilmiş ürünler tercih etmeye niyetlendiklerini gözlemliyorum.

Doğal bir materyal olan boynuz konusunda uzman bir marka olarak, sizce bu süreçte çevreye daha az zarar veren ürünlere talep gerçekten arttı mı?
Aslına bakarsanız son yıllarda zaten sürdürülebilir ve doğal materyallerden üretilmiş ürünlere yönelik pozitif bir trend geliştiğini söyleyebiliriz. Ancak Covid-19 pandemisiyle oluşan ‘yeni’ bilinçlenmenin etkisiyle bu trendin daha da yoğunlaştığını fark ediyorum. Markaların kendileri de bu trendi güçlendirdikleri gibi tüketicilerin talepleri de markaları bu trende daha çok teşvik ediyor. Bununla birlikte başta Almanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde onlarca moda markasının varlığına rağmen tüketicilerin çevre dostu ürünlere çok daha yoğun bir eğilim gösterdiğini söyleyebiliriz.

Peki boynuzun hangi özellikleri onu sürdürülebilir materyal yapıyor?
Boynuz zaten tamamen doğal bir hammaddedir. Hoffmann Natural Eyewear olarak Asya’da yaşayan su bufalolarının boynuzlarını kullanıyoruz. Boynuzun sürdürülebilir oluşunun bir önemli göstergesi, boynuzu ancak su bufaloları doğal ömürlerini tamamladıktan sonra yani doğal yollarla ölümlerinden sonra kullanmamızdır. Zaten su bufaloları ne kadar uzun yaşarsa, ömrü ne kadar uzarsa; boynuzlarının doğal yapısı da o derecede güzelleşiyor. Boynuzlarımız Hindistan’da su bufalolarının yaşadığı alanda kesiliyor, bu durum da Hindistan’da bir iş kolu oluşumunu desteklemiş oluyor. İçi boş olan işlenmemiş boynuzlar Hindistan’dan Almanya’daki üretim binamıza ulaşım esnasında da kolaylık olmasına sebep oluyor. Tamamen saf bir doğal hammadde olan boynuzu işlemek de bize düşüyor.

İmalat sürecinizden arta kalan üretim fazlalıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üretimden kalan artık malzeme tarımda, fidanlıklar gibi botanik alanlarda, bağcılıkta ve bahçelerde gübre olarak kullanılabiliyor. Bunu az önce sorduğunuz sorunuzun da devamı niteliğinde bir yanıt olarak da sayabilirsiniz. Üretim atıklarından oluşan bu doğal gübre sayesinde kendi yetiştirdiğiniz tarım ürünlerinizi veya çiçeklerinizi dahi gübreleyerek bu ürünlerinizden güçlenmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca üretimini yaptığımız gözlükler için kullanmayı tercih etmediğimiz küçük boynuz uçları, özellikle Hindistan’da yoğun olarak kullanılan bir çeşit müzik aracının düğmeleri olarak da dönüştürülebiliyor. Görüyorsunuz ki doğal bufalo boynuzundan elde edilen materyallerin tümü boşa harcanmadan, en önemlisi de asla doğaya zarar vermeden yeniden kullanılabiliyor. Buna ek olarak su bufalolarının pirinç tarlaları için vazgeçilmez rol oynadıklarını ve onlara kültürel olarak Hinduizm ve Budizm inanışlarınca büyük saygı gösterildiğini belirtmek isterim.

Materyal olarak boynuzun sağladığı diğer avantajlar nelerdir?
Doğal, çevre dostu bir hammadde olmasının yanı sıra başka avantajları olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Öncelikle boynuz son derece düşük bir ağırlığa sahip bir materyaldir. Bunun yanında gözlük kullanıcılarının alerjik bir sorunları var ise boynuz tamamen anti-alerjik özelliktedir. Aynı zamanda çok kolay bir şekilde tamiri yapılabilen bir materyal olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine doğal oluşundan dolayı renkleri eşsizdir. Üstelik asetat ve diğer materyallere hiç benzemez, taklit edilmesi neredeyse imkansızdır. Ayrıca terleme sonucunda boynuzun alt kısmında nem birikmesi oluşmadığından, gözlükseverlere yaz aylarında büyük konfor sunmaktadır.

Bazı çerçevelerinizi sapları da boynuzdan oluşmak kaydıyla %100 boynuzdan üretiyorsunuz. Bu modellerinizi diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir
Boynuz az önce açıkladıklarım da dahil olmak üzere bir çok avantajı beraberinde getiren bir materyaldir. Gözlük kullanıcısına maksimum konfor ve rahatlık vadeder. Boynuzdan imal edilmiş bir gözlük, gözlük kullanıcısının yüzüyle temas ettiği anda kullanıcısının doğal ve iyi hissetmesini sağlar. Bu sebeple boynuzdan yapılan bir gözlük ile %100’ü boynuzdan üretilmiş bir gözlük kıyaslandığında elbette bu doğal ve özel materyalin en yoğun olduğu hali her zaman öncelikli tercihler arasında yer almaktadır. Tüm bunlara ek olarak boynuzun kullanıcıya sunduğu renk yelpazesi %100’ü boynuzdan olan gözlüklerde saplara doğru ilerlediğinden, ortaya ayrı bir bütünlükte ve zarafette gözlükler çıkmaktadır.

Hoffmann Natural Eyewear olarak sürdürülebilirliği başka hangi alanlarda hayata geçiriyorsunuz?
Marka adımızdan da anlaşılacağı gibi doğallık ve çevreye yönelik hassasiyet, kuruluşumuzdan itibaren DNA’ımıza kazınmıştır ve felsefemiz haline gelmiştir. Bu sebeple markamızın ana merkezi de dahil olmak üzere her noktamızda geri dönüştürülebilirliğe fazlasıyla önem vermişizdir. Sürdürülebilirlik bizim için yeni bir anlayış şekli yeni bir yaklaşım değildir. Örnek vermem gerekirse üretim yaptığımız binamızda yıllardır yenilenebilir enerjileri mümkün olan her yerde kullanmayı tercih ediyoruz. Isıtma sistemimizin tamamen jeotermal enerji ile çalıştırılması gibi…

Üretiminizi Almanya’nın doğal güzelliklerle çevrili bir bölgesinde gerçekleştiriyorsunuz. Eifel bölgesinde üretim yapmanın avantajları nelerdir
Birlikte çalıştığınız, birlikte üretim yaptığınız insanların karakterleri yaptığınız işin kalitesine yansıdığı gibi ortaya çıkan sinerjiyi yakalamak da gerçekten büyük önem taşımaktadır. Burada üretim yaptığımız Eifel bölgesindeki çalışma arkadaşlarım, ortaya olağanüstü şeyler çıkarabilecek sabıra sahip kişilerden oluşuyor. İçlerinden bir çoğu birşeyler yaratabildikleri, güzel zaman geçirirken ortaya güzel şeyler çıkarabildikleri ve kendilerini geliştirebilecekleri hobilere sahip. İçinde bulunduğumuz çağda ve büyük şehirlerde bu tip insanlara rastlamanın daha düşük ihtimal olduğuna inanıyorum ve bu yüzden bu bölgede üretim yaptığımız için çok şanslı hissediyorum.

Kaynak: Spectr

Nisan 2021