Güneş Gözlüğünüzün Camı Hangi Renk Olmalı?

Bazı güneş gözlüğü renk tonları, etraftaki renkleri daha canlı görmenizi sağlar. Bazıları ise renkleri farklı algılamanıza yol açar ve görmeyi bozabilir. Her cam renginin olumlu ve olumsuz yönlerini bilirseniz, doğru güneş gözlüğünü seçebilirsiniz.

Güneş gözlüğünün asıl amacı güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından gözlerimizi korumaktır. UV koruması cam renginden daha önemlidir. O nedenle camların rengi ne olursa olsun güneş gözlüğünün üzerindeki etikette %100 UV koruması yazdığından emin olun.

Yeşil: Yeşil renkli cam, mavi ışığın bir kısmını filtreler. Bu sayede parlak güneş ışığında göz kamaşmasını engeller. Yeşil renk tonu; günlük kullanım ve golf-tenis gibi sporlarda kullanım için uygundur.
Gri: Bu nötr renk, özellikle su üzerindeki parlamayı azaltır. Gri renkli camlar hem bulutlu hem de güneşli günlerde kullanışlıdır. Denizle ilgili aktiviteler ve araba kullanmak için uygundur.
Mavi veya mor: Mavi veya mor renkli güneş gözlüğü camları çarpıcı bir renk algısı sağlar. Ayrıca nesnelerin etrafındaki hatları daha net görmenize yardımcı olur. Kar gibi yansıtıcı yüzeylere karşı koruma sağlar. Mavi camlı güneş gözlükleri sisli ve puslu havalarda da işe yarar.
Kırmızı veya pembe: Kırmızı ve pembe renkli güneş gözlükleri mavi ışığın bir kısmını filtreler, böylece araba kullanırken görüntüyü iyileştirir. Ayrıca alan derinliğini artırır ve ayrıntıları belirginleştirir. Bu nedenle kırmızı veya pembe camlı güneş gözlükleri kayak gibi birçok spor aktivitesi sırasında kullanıma uygundur.
Sarı, turuncu veya altın: Sarı, turuncu ve altın gibi açık renkli camlara sahip güneş gözlükleri, orta ila düşük seviyeli ışık şartlarında mükemmeldir. Hem dış hem de iç mekan güneş gözlüklerinde kullanılır. Nesnelerin görünürlüğünü artırır, çevrenin daha parlak görünmesini sağlar ve mavi ışığı filtreler.
Amber veya Kahverengi: Bulutlu günlerin biraz daha parlak görünmesine yardımcı olur. Uzaktaki küçük nesneleri görmeniz gereken aktiviteler sırasında kullanılabilir. Yeşil manzaralar ve mavi gökyüzüne karşı kontrastı artırır.

Mayıs 2024

Düşük Göz Kapağı Makyajı Nasıl Yapılır?

Göz makyajı yaparken göz yapısına dikkat etmek gerekiyor. Doğru ürünleri ve makyaj tekniklerini kullanarak hayalinizdeki makyajı yapabilirsiniz. İşte düşük göz kapağı olanların dikkat etmesi gerekenler…

Hoşunuza giden bir göz makyajını kendinize uygulamak istiyorsunuz ama bir türlü aynı görüntüyü yakalayamıyorsunuz. Düşük göz yapısına sahip olanlar, doğru teknikleri uygulamadığında sürdükleri far görünmeyebilir veya gözleri olduğundan daha küçük görünebilir. İşte düşük göz yapısına sahip olanların dikkat etmesi gerekenler…

BAZ İLE BAŞLAYIN
Göz makyajınıza başlamadan önce mutlaka far bazı uygulayın. Far bazı, sürdüğünüz ürünlerin uzun süre göz kapağında bulaşmadan sabit durmasını sağlar.

FAR NASIL SÜRMELİ?
Farları doğru fırçalarla ve tekniklerle uygulamak çok önemli. Koyu renkleri, katlanma yerine sürmeyin, bu göz çukurunu daha derin gösterir. Gölge yapmak istediğiniz farı, katlanma yerinin biraz daha üstüne uygulayın, bu gözlerinizi olduğundan daha açık gösterecektir. Sedefli veya simli farlar yerine mat dokuları ve açık renkleri tercih edin. En koyu tonları ise göz kapaklarınızın uç kısımlarına uygulayın. Far uygularken kaşlarınızı kaldırmayın. Göz pınarlarını açık renk far uygulayarak gözlerinizin daha canlı ve genç görünmesini sağlayabilirsiniz.

EYELINER
Göz kalemini veya eyeliner’ı uygularken tam karşıya bakın ve gözünüzü açık tutun, bu sayede gözlerinizi kapattığınızda eyeliner’ınız görünecektir. Kalemi ince bir şekilde uygulamaya çalışın, aksi takdirde göz kapağınıza bulaşma olabilir.

AÇIK RENK KALEM
Kirpik diplerine açık renk tonlara sahip kalem uygulayarak gözlerinizi olduğundan daha büyük gösterebilirsiniz. Göz içine koyu renk kalem uygulamaktan kaçının, koyu renkler gözlerinizi daha da küçük gösterecektir.

KİRPİKLER
Kirpik kıvırıcı kullandıktan sonra maskaranızı uygulayın ama ortadaki kirpiklere daha yoğun sürün. Alt kirpikleri pas geçebilirsiniz.

Mayıs 2024

Gözde Sarılık ile İlgili Her Şey

Göz sararması, gözün “sklera” olarak tabir edilen beyaz kısmının, sağlıklı bir görünümden çıkarak sararması durumudur. Gözlerde sarılık, ciddi alınmasını gereken bir rahatsızlıktır; öyle ki genellikle altta yatan bir sağlık sorununa işaret eder.

Göz sararması temelde sarılık hastalığının bir belirtisi olarak kabul edilir. Kandaki hemoglobinin parçalanarak dönüştüğü bilirubin adlı maddenin vücut tarafından temizlenememesi sonucunda sarılık meydana gelir. Bilirubin ciltte birikerek cildin sarı renkte görünmesine sebebiyet verir; bu durum zaman içinde gözleri de etkilemeye başlar. Bununla beraber, sarılığı tetikleyen ve karaciğer, safra kesesi ve pankreasta var olan bir sorun, gözlerin sararmasına neden olabilir. Bilindiği gibi karaciğer, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması noktasında önemli bir göreve sahiptir. Karaciğer aşağıdaki sorunların biri veya birkaçı sebebiyle hasar gördüğü durumda sarılık ve bununla ilişkili olarak da gözlerde sararma ortaya çıkabilir. Siroz, sıtma, aşırı alkol tüketimine bağlı karaciğer fonksiyonunda bozulma, karaciğer kanseri, karaciğer yağlanması, karaciğer enfeksiyonu, hepatit B ve C (Hepatit A, D ve E sarılığa nadiren neden olur), karaciğerde demir fazlalığı (hemokromatoz), karaciğerde bakır birikmesine sebep olan Wilson hastalığı, nadir bir kan hastalığı olan porfiria (porfiri).

Safra kesesinde gelişebilecek herhangi bir problem de gözlerde sararma görülme olasılığını tetikler. Yaygın olarak safra taşı, kist, tümör ve iltihap sebebiyle safra kanallarının tıkanması ile vücutta sarılık gelişir ve bu durum da göz akının rengini değiştirir. Benzer şekilde, safra kesesi ile bağlantılı olan pankreas kanalının iltihaplanması veya tıkanması durumunda, safra düzgün bir şekilde boşaltılamayabilir. Bu da sarılığın ortaya çıkması için uygun bir ortam oluşmasını sağlar. Buna ek olarak pankreas kanseri de aynı etkilerin görülmesine neden olur. Sarılığa, doğrudan bağlantılı olarak da göz sararmasına neden olan faktörlerden bir diğeri de kan hastalıklarıdır. Kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasını engelleyen aşağıdaki sorunlardan bir veya birkaçı göz akının renginin değişmesinden sorumlu olabilir. Orak hücre anemisi, kullanılan ilaca bağlı olarak gelişen immün hemolitik anemi, kan naklinden kaynaklanan uyumsuzluk reaksiyonu. Bunlara ek olarak vitamin eksikliği (özellikle B-12), kırmızı kan hücresi üretimindeki değişiklikler ve yetersiz beslenme de göz sararmasının nedeni olabilir. Ayrıca penisilin (amoksisilin / klavulanat), asetaminofen, doğum kontrol hapları, antidepresan ilaçlarının bir kısmı ve steroidler de gözdeki sarılığın kaynağı olarak kabul edilir. Bunların haricinde, bilinenin aksine, A vitamini (beta karoten) bakımından zengin olan havuç, kabak ve kavun gibi yiyecekleri aşırı miktarda tüketmek cilt renginde değişikliğe sebep olsa da göz sararmasına neden olmaz. Aynı şekilde, tek başına, alkol almak da sararmanın ana nedeni olamaz. Fakat alkol uzun vadede karaciğere zarar vererek bu sorunu tetikleyebilir.

Göz sararması karın ağrısı, ateş ve titreme, idrarda koyulaşma, ciltte kaşıntı, burun kanaması, sürekli bitkin ve halsiz hissetme görünür bir sebep olmadan kilo verme gibi durumların görülmesi halinde zaman kaybetmeden doktora başvurmayı gerektiren bir sorun haline gelir. Bu gibi belirtilerin var olması halinde bir doktorla görüşmek için kesinlikle beklememek gerekir. Göz sararması tedavisi, sorunun altında yatan sebep incelenerek gerçekleştirilir. Kişi karaciğerle ilişkili ciddi olmayan düzeyde bir sorun sebebi ile sarılık geçiriyor ise, doktor hastalığa ilişkin semptomları azaltmak adına ilaç reçete ederek tedaviyi bu yolla sağlar. Aynı şekilde, viral hepatit ve karaciğer içi yaralanma var ise, antiviral ilaçlar ile karaciğer enfeksiyonu kurutularak sarılık kaynağı ortadan kaldırılır. İlaçla tedavinin yetersiz kalacağı karaciğer sorunlarında ise cerrahi yöntem kullanılarak safra kesesi, safra kanalının bir kısmı ve pankreasın bir bölümü çıkarılır. Karaciğerin tamamen hasarlandığı ve sağlıklı karaciğer dokusunun kalmadığı daha ciddi vakalarda ise, göz sararması da dahil olmak üzere pek çok belirtiyi ortadan kaldırmak için karaciğer nakli gerçekleştirilebilir. Bu, sarılığa ilişkin sorunun son aşamada olduğu durumda gerçekleştirilen bir operasyondur. Bununla beraber, pankreastaki bir problemden dolayı bu rahatsızlık ile karşı karşıya kalınmış ise rehidrasyon veya hidroksiüre gibi ilaçlar doktor tarafından önerilebilir. Göz sararmasının kaynağı safra kesesindeki bir anomali ise; özellikle sarfa kanallarında tıkanma, iltihap ve safra kesesi taşı söz konusuysa kesenin vücuttan cerrahi yöntemle çıkarılması düşünülebilir.

Mayıs 2024

Gözdeki kaşıntının sebebi Demodeks

Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kirpik dökülmesi gibi şikayetlerin altından demodeks isimli parazitlerin çıkabileceğini biliyor musunuz?

Gözlerimiz tıpkı cildimiz gibi dıştan değil, içten beslenmeyi hak ediyor. Çünkü siz ne kadar sağlıklı kalırsanız kalın yaşlanma sürecinde karşılaşabileceğiniz önemli bazı göz sorunları da var ve bunlar yaşlılığın doğal neticeleri değil, sizin gözlerinize gösterdiğiniz ilgiyle bağlantılı hastalıklar
Prof. Dr. Göktuğ Demirci, “Demodeks dediğimiz ağız, kuyruk ve 8 bacaktan oluşan bu parazitler çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Bu parazitler taşıdıkları mikroplarla göz ve cildimize zarar veriyorlar. Demodekslerin gözlerde tekrarlayan arpacık, göz iltihabı, kirpik dökülmesi, kontakt lens intoleransı, kuru göz gibi hastalıkların nedenlerinden olduğu düşünülüyor” dedi. Prof. Dr. Göktuğ Demirci, son zamanlarda demodeks görülme sıklığının arttığına dikkati çekti. Prof. Dr. Demirci, latince demodeks ama Türkçe anlamı ‘yağ yiyen kurt’ olarak bilinen demodekslerin cilt ve gözlerde özellikle yağ bezlerinin ve kıl köklerinin olduğu yerlerde yaşadığını belirterek “Son zamanlarda gözlerde kaşıntı, sulanma ve kirpiklerde dökülme şikayetiyle gelen hasta sayısı arttı. İlk başlarda bu şikayetlerin alerjik veya egzama gibi bir cilt hastalığı olduğu düşünülüyordu. Görüntüleme teknolojimizdeki ilerleme sayesinde detaylı incelediğimizde hastaların kirpik diplerinde ve derilerinde saklanan ilginç parazitler keşfedildi. Demodeks dediğimiz 3 kısımdan oluşan bu parazitlerin kıskaç gibi bir ağzı, 8 tane kazıcı ayağı ve bir kuyruğu mevcut. Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük 200-400 mikron büyüklüğünde olan demodeksler sadece özel mikroskoplar sayesinde görülebiliyor. Bu parazitler kirpik diplerimize yumurtalarını bırakıyor, yağ ve deri parçalarını yiyor. Taşıdıkları mikroplarla göz ve cildimize zarar veriyorlar. Özellikle gül hastalığı yani rozase hastalığında şikayetleri arttıran bir etken olduğu ve gözlerde tekrarlayan arpacık, göz iltihabı, kirpik dökülmesi, kontakt lens intoleransı, kuru göz gibi hastalıkların nedenlerinden olduğu düşünülüyor” diye konuştu.
Çay Ağacı Yağına Dikkat
İlk başta altta yatan neden tespit edilmeli. Bu parazitlerin artmasına neden olan, bağışıklık sistemini düşüren hastalığın tedavi edilmesi bunun yanında parazitlerin sayısının azaltılması, üremelerinin yavaşlatılması ve tekrardan sayılarının artmasını engelleyen önlemler alınması gerekiyor. Sistemik ya da lokal tedaviler uygulanmalıdır. Bunların içinde bu parazite özel olarak göz doktorları ve dermatologlar tarafından reçete edilen antibiyotikler ve özel hazırlanan kremler, lazer tedavileri, kirpik temizleyiciler bulunmaktadır. Özellikle internette demodeks tedavisini araştıranların karşısına çay ağacı yağı çıkmaktadır. İnternet bilgilerine göre aktarlardan alınan çay ağacı yağı yerine içindeki terpinen-4-ol maddesinin oranının belli olduğu orijinal ürünler daha fazla işe yaramaktadır. Aksi takdirde alerjik reaksiyonlar görülebilir. Yine tedavide kirpik hijyeni, kilo kontrolü, hipertansiyon kontrolü parazitin sayısını azaltmada çok yardımcı olmaktadır. Ayrıca makyaj yapanların bu malzemeleri başkalarıyla paylaşmamaları parazitlerin yayılmaması için çok önemli. Tekrarlayan arpacık, göz iltihabı, kirpik dökülmesi, kuru göz gibi semptomları yaşayan hastaların doğru tanı ve tedavi için hekime başvurmaları büyük önem arz etmektedir.

Nisan 2024

Stres Görme Kaybına Neden Olabilir

Stres pek çok hastalık üzerinde kilit rol oynarken göz sağlığını da olumsuz etkiliyor. Genellikle yoğun stres altında olunan dönemlerde meydana gelen santral seröz koryoretinopati yani retinada sıvı birikmesi görme kaybına bile neden olabiliyor.

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan stres pek çok hastalığın yanında görme sorunlarına da neden olabilmektedir. Yoğun stres altında çalışan, mükemmeliyetçi, A tipi kişiliğe sahip olanlar görme sorunlarına maruz kalabilmektedir. Stres kaynaklı olduğu bilinen santral seröz koryoretinopati kendiliğinden geçebildiği gibi kronikleşip kalıcı hale de gelebilmektedir.
Santral seröz karyoretinopatinin duygusal sıkıntıları veya A tipi kişilikleri olan hastalar arasında daha sık görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu durum, stres nedeniyle vücudun doğal kortikosteroidler ürettiğiyle açıklanmaktadır. Araştırmalarda A tipi davranış ve stres, psikofarmakolojik ilaç kullanımı, uyku bozuklukları ile bu hastalık arasında bağlantı bulunduğu ortaya konulmakla birlikte; olası risk faktörleri olarak sayılabilmektedir. Kişilik özellikleri ve stres arasındaki bağlantıya, özellikle kortikosteroidler ve katekolamin gibi stres hormonlarının aracılık ettiği ileri sürülmektedir. Hastalığın risk faktörleri arasında ailede buna benzer bir öykünün bulunması, yüksek tansiyona sahip olunması da yer almaktadır. Bazı ilaçların da bu soruna neden olabileceği bilinmekle birlikte, alınan herhangi bir ilaç varsa göz doktorunun bu konuda mutlaka bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Nisan 2024

Görmede Zorluk Depresyona Yol Açıyor

Depresyon ve göz problemlerinin birbirini karşılıklı olarak olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Levent Akçay, sorunun giderilmediği takdirde iş verimliğinde azalmaya, yaşam kalitesinde düşüşe ve hatta depresyona yol açtığını söyleyerek uyarılarda bulundu.

Depresyon ve göz problemleri, birbirlerinden beslenerek gözlerde ciddi sorunlar oluşmasına yol açabiliyor. Özellikle görme sorunları yaşayan hastalar, sosyal ve iş yaşamlarında karşılaştıkları engellerden dolayı ciddi duygusal bunalımlar yaşayabiliyor. Halk arasında depresyonun sadece duygusal problemler sebebiyle oluşan ve fiziksel etkileri olmayan bir rahatsızlık olduğu sanılıyor. Ancak uzak ya da yakını görememe, bulanık görme vb. gibi göz sağlığı problemleri kişilerde gerginlik, kaygı, korku gibi depresyonu tetikleyen duygulara yol açıyor. Yüksek tempolu iş hayatı, ailesel problemler veya günlük sıkıntılar, depresyon oluşumunu tetikleyen faktörlerin başında geliyor. Bu stres ve gerginliğin kronik hale geldiği vakalarda ise, vücutta artan adrenalin seviyeleri, sinir sisteminde problemler oluşmasına ve gözün baskı altında kalmasına yol açabiliyor. Aynı şekilde, zamanında teşhisi konulmayan göz problemleri de gerek sosyal gerek iş yaşamında yarattığı zorluklardan ötürü, insanları mutsuzluk ve depresyona sürükleyebiliyor.

Depresyonun tetikleyicisi göz sağlığınız olabilir
Görme kaybı yaşayan ve zamanında teşhis konulmayan kişiler depresyon tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor. Kimi durumlarda belirli tedaviler uygulanmasına rağmen günlük işlerini yapamayacak görme seviyelerine sahip hastalarda depresyon oluşma olasılığı oldukça yüksek. Özellikle, görme kayıplarının ciddi bir bölümüne sebep olan yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastaları, ilerleyen yaşın getirdiği fiziksel zorluklara bir de görme kayıpları eklendiği için ciddi depresyon riskiyle karşı karşıya kalabiliyorlar. Aynı zamanda görmede oluşabilecek kayıplar, gerginlik, kaygı ve korku gibi depresyonu tetikleyen duygulara da yol açabiliyor. Bu sebepten dolayı, görme kaybı belirtileri gözlemlenen kişilerin düzenli olarak göz muayenelerinin gerçekleştirilmesi ise hem görme yetisinin geri kazanılması hem de depresyon riskinin ortadan kaldırılması açısından büyük önem taşıyor.

Depresyon görme kaybını da hızlandırıyor
Depresyonun sadece duygusal değil, aynı zamanda fiziksel olarak da vücutta pek çok olumsuz etkiye sebep olabiliyor. Halk arasında depresyonun sadece duygusal problemler sebebiyle oluşan ve fiziksel etkileri olmayan bir rahatsızlık olduğu sanılıyor. Ancak depresyon, yarattığı duygusal problemlere ek olarak; iştahsızlık, eve kapanma ve gün ışığından mahrum kalma, egzersiz, uyku düzeninde bozukluklar, baş ve kas ağrıları gibi fiziksel olumsuzluklara da yol açabiliyor. Özellikle güneş ışığı eksikliği ve uyku düzeninde bozukluklar, gözler üzerindeki baskıyı artıran ve görmede ciddi kayıplara ulaşabilecek problemler oluşmasına sebep olan etkenler arasında yer alıyor. Ayrıca depresyon sebebiyle kullanılan antidepresan ilaçların da yorgunluk, ağız kuruluğu ve baş dönmelerinin yanı sıra, görme açısından problemler oluşturduğu da bilinen bir gerçek.

Antidepresan kullananlar göz sağlığını ihmal etmemeli
Depresyon ve antidepresan kullanımı sebebiyle gözlerde oluşabilecek problemlerin geçici veya kalıcı olabilir. Sürekli stres altında yaşayan ve depresyonla boğuşan kişilerde; ışık çakmaları, bulanık görme, görme alanında daralma, gözün kenarlarında olmayan cisimleri görme, odaklanma sorunları ve sürekli gözlük numarasının artması gibi belirtilerin dikkate alınması büyük önem taşıyor. Özellikle antidepresan gibi ilaçları kullanan kişilerin düzenli göz muayenelerini gerçekleştirmelerini öneriliyor. Depresyonda olduğunu düşünen veya antidepresan ilaçlar kullanan kişilerin oluşabilecek göz rahatsızlıklarının tespit ve tedavilerini gerçekleştirmeleri ve ihmal etmemeleri gerekiyor.

Nisan 2024

Gözde Hepatit B Belirtileri

Sarılık, cildin ve göz akının sarı renkte gözüktüğü tıbbi bir durumdur. Sarılık esasında bir hastalık değil, birçok farklı hastalığın sonucu olabilecek bir belirtidir.

Hepatit sarılık olarak da bilinen bir karaciğer iltihabıdır. Hepatit B; salya, tükürük, kan, ter veya cinsel aktivite gibi durumlarda salgılanan vücut sıvılarının aracılığıyla bulaşır. Özellikle Hepatit B’nin en çok kan teması yoluyla bulaştığı biliniyor. Bu nedenle manikür, pedikür ya da dövme gibi işlemler yapılırken dikkat edilmesi gerekmektedir. Hepatit genelde gözlerin ak kısmının sarı renk almasıyla kolaylıkla anlaşılan bir hastalıktır. Ancak Hepatit B ve C hastalıklarında gözde kuruluk, batma ve yaşarma gibi farklı bulgular da ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler daha fazla ilerlediğinde gözde göz kuruluğu, kornea iltihabı (keratit) denilen daha rahatsız edici olan kornea bulgularına da yol açabiliyor. Göz kuruluğu, kornea iltihabı (keratit), vaskülit (retina damar iltihabı), optik nörit (optik sinir iltihapları), göz kas felçleri rahatsızlıklarında hepatiti de mutlaka ayırıcı tanıda akılda bulundurmak gerekiyor. Hastalık ilerledikçe gözdeki bulguları daha da artıyor. Göz muayenesinde ‘‘Hepatit’’ tanısı konulursa hastalığın kronik safhalara ve daha ileri olan siroza gitmesi de önlenebilmektedir. Hastalığın diğer belirtileri de ishal, dışkı renginde değişiklik, iştah kapanması, aşırı yorgunluk, halsizlik, ödem, baş ve vücut ağrıları gibi kendini göstermektedir. Gözden ‘‘Hepatit’’ belirtisi veren hastalar, göz sağlığını korumaları için hepatitin akut ataklarında daha dikkatli olmalı ve gözde diğer belirtiler de başladığında bunlar dikkate alınıp önemsenmelidir.

Nisan 2024

Göz Kapağı Tümörleri Hakkında Merak Edilenler

Çeşitli sebeplerle göz kapağı tümörleriyle karşılaşılabildiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Maden, bu tümörlerin düzenli göz muayeneleriyle teşhis edilebildiğini söyledi.

Göz kapaklarında çok değişik iyi ya da kötü huylu tümör oluşabilmektedir. Göz kapakları ve çevresi dış etkenlere güneş ışınları, ultraviolet, toz, duman vb. durumlara en açık bir bölge olduğundan özellikle deri kanserlerinin en çok görüldüğü bölgelerden biridir. Göz kapağı tümörlerinin erken dönemde fark edilmesi önemli bir avantajdır. Özellikle kötü huylu tümörlerin büyümeden ve etrafa yayılmadan çıkarılması, göz kapağı bütünlüğünün ve işlevlerinin korunabilmesi açısından son derece önemlidir. Göz kapağı tümörünün tedavisinde tümörün cinsi, büyüklüğü ve yerleşim yeri, etraf dokulara yaygınlığı önemlidir. Kötü huylu tümörlerin büyük çoğunluğu klinik görünümleri ile tanınır, gerekirse biyopsi ile ön patolojik inceleme yapılabilir. Kapak tümörlerinin tedavisi cerrahidir. Asıl sıkıntılı olan tümörün çıkarılmasının ardından kapakta oluşan defektin gözün bütünlük ve sağlığını koruyacak şekilde biçim ve işlevsel olarak onarılmasıdır. Bu işlem “kapak rekonstrüksiyonu” olarak adlandırılır. İşte bu nedenlerle göz kapağının kötü huylu olduğu düşünülen tümörleri görülür görülmez, henüz çok küçük boyutlarda iken çıkarılmalıdır. Göz kapağının iyi huylu tümörlerinin de işlevsel bozukluğa yol açmasa da kozmetik nedenlerle çıkarılmaları gerekebilmektedir.

Göz kapağı tümörleri bölgenin anatomisi ve göz işlevlerine hakim ve deneyimli, oküloplastik cerrahi alanında uzmanlaşmış göz hekimleri tarafından ele alınmalıdır. Özellikle kötü huylu tümörün tam olarak eradike edilememesi ya da tümör çıkarılmasının ardından kapak rekonstrüksiyonunun istenilen düzeyde olmaması çok daha ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir.

Mart 2024

Görme Bozukluğu 12 Yaşına Kadar Mutlaka Tedavi Edilmeli

Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Arif Ülkü Yener, muayeneye gelen çocuklardaki görme bozukluklarının öğretmenler ya da gezici sağlık ekipleri tarafından tespit edildiğini belirterek, “Bazı ailelerde hassas, dikkatli anne ve baba da bunu fark edebilir. Mesela, çocuk televizyona yakın oturur, gözünü kısarak bakar. Bu tür şeyler gözde bir kırma kusuru olduğunu gösterir. En önemli şey de hipermetroba dikkat etmek lazım. Miyoplarda tembellik ortaya çıkamaz da hipermetroplarda ortaya çıkabilir. Özellikle iki göz arasında fark varsa, birisi sıfır iken diğeri 2 ya da 3 derece ise kesinlikle yüksek numara olan gözde tembellik gelişebilir. Tedavisi de 12 yaşından sonra yoktur. O nedenle çok dikkat edilmesi gerekir. Toplum sağlığı ve mesleki başarı açısından erken müdahale önemlidir” dedi.

Hijyene çok dikkat etmek kaydıyla özellikle kontak lens öneriliyor

Görme bozuklukları teşhisi sonrası gözlük kullanımının tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Yener, “Kontak lenste zaman zaman gördüğümüz mikrobik durumlar vardır. Gözü kaybetme durumuna bile gidebilir. Bun nedenle 10 yaş altı çocuklara kontak lensi çok önermiyoruz ama kontak lens, kişilerin bilincinin geliştiği belli bir yaş aralığında kullanılabilir. Bu genelde 12 ve 13 yaşından sonra ya da 40’lı, 50’li yaşlardan önceki yaş dilimindedir. Çok yaşlılarda, 10 yaş altı çocuklarda, kişisel bakımını kensisi yapamayan kişilere kontak lensi önermiyoruz. Yüksek miyoplarda, hipermiyoplarda ve değişik durumlarda gözlükle tolere edilemeyecek durumlarda hijyene çok dikkat etmek kaydıyla özellikle kontak lens öneririz” şeklinde konuştu.

Mart 2024

Göz Yorgunluğu Hakkında Önemli Açıklama

Göz yorgunluğu, giderek artış gösteren rahatsızlıklardan biridir. Sürekli olarak bilgisayar veya telefona bakan kişilerde de sıkça görülen bu rahatsızlık basit yöntemler ile tedavi edilebilmektedir.

Tıp dilinde “astenopi” olarak adlandırılan göz yorgunluğu, göz sinirlerinin ve küçük kasların çok fazla çalışmasına bağlı olarak gözlerin yorulmasıdır. Beslenme eksikliğine, uykusuzluğa, çevre kirliliğine ve kas gerilimine karşı oldukça hassas olan gözler ile ara vermeden okuma, uzun süre araba sürme, dijital ekranlarda fazla vakit geçirme ve bazı aydınlatmalara yine uzun süre maruz kalma göz yorgunluğuna sebep olmaktadır. Bazı göz hastalıkları genetik ya medikal bir rahatsızlıktan dolayı ortaya çıksa da göz yorgunluğu bu hastalıkların arasında yer almamaktadır.

Dijital göz yorgunluğu çağımızın en sık karşılaşılan rahatsızlıklarından biridir. Özellikle çocuklar ve yetişkinlerin doğrudan ve uzun süreli dijital cihaz kullanması göz yorgunluğuna yol açmaktadır. Çocukluk yaşlarda telefon, bilgisayar gibi elektronik aletlerin ekranlarına maruz kalmak ileriki yaşlarda miyopi rahatsızlığına da sebep olduğu yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır.

Uzun süreli ekran süresi: Dijital ekranların (bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tabletler ve TV’ler) önünde uzun saatler geçirmek, göz kuruluğu, bulanık görme ve rahatsızlık gibi semptomlarla karakterize edilen dijital göz yorgunluğuna yol açabilir.

Zayıf aydınlatma: Çalışma alanınızdaki veya ortamınızdaki yetersiz veya aşırı aydınlatma gözlerinizi yorabilir. Yetersiz aydınlatma okumayı veya çalışmayı zorlaştırabilirken, aşırı parlak aydınlatma parlama ve rahatsızlığa neden olabilir.

Düzeltilmemiş görme sorunları: Miyopluk, hipermetropluk veya astigmatizm gibi düzeltilmemiş görme sorunlarınız varsa, gözleriniz odaklanmak için daha fazla çalışabilir ve bu da göz yorgunluğuna yol açabilir.

Yanlış reçeteli gözlükler veya kontakt lensler: Yanlış reçeteli gözlük veya kontakt lens takmak ya da eski lensler göz rahatsızlığına ve yorgunluğa neden olabilir. Yetersiz gözyaşı üretimi veya düşük gözyaşı kalitesi göz kuruluğuna neden olabilir ve bu da göz yorgunluğu ve rahatsızlığına yol açabilir.

Mavi ışığa maruz kalma: Dijital ekranlardan ve yapay aydınlatmadan yayılan mavi ışığa uzun süre maruz kalmak uyku-uyanıklık döngünüzü bozabilir ve göz yorgunluğuna katkıda bulunabilir.

Uzun süreler boyunca okumak: Ara vermeden veya uygun aydınlatma kullanmadan uzun süre okumak, genellikle “okuyucu yorgunluğu” olarak adlandırılan göz yorgunluğuna neden olabilir.

Mart 2024