Ørgreen Optics

Kopenhag’dan İlham Alan Tavizsiz Duruş

Danimarkalı Ørgreen’e 2024 yılında katılan Tasarım Direktörü Martin Guentert ile tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Ørgreen Optics, 1997 yılından bu yana kendi yolunu kararlılıkla izleyen bağımsız bir marka olarak öne çıkıyor. Renk kullanımındaki özgüveni, güçlü Danimarka tasarım mirası ve yeniliğe yaklaşımındaki sakin ama tavizsiz duruşu, markanın karakterini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Kopenhag yaşamının ritminden beslenen Ørgreen, zamansız bir etki yaratırken aynı zamanda güncel kalmayı başaran gözlük tasarımlarına imza atıyor. Japonya’da yüksek hassasiyetle üretilen her çerçevesi, sade çizgiler ile abartısız bir özgüven arasında kurulan dengeli bir anlayışı yansıtıyor. Uzun ömürlü kullanım hedefiyle geliştirilen bu yaklaşım, estetik kaygının ötesine geçiyor. Ørgreen koleksiyonları, uzun vadeli değer yaratma fikri üzerine kurgulanıyor. Farklı pazarların ihtiyaçlarına yanıt verebilen ölçü ve form çeşitliliği sunarken, markanın öz kimliğinden ödün vermiyor. Markanın yaratıcı vizyonu ise 2024 yılında ekibe katılan Martin Guentert ile yeni bir ivme kazandı. Endüstriyel tasarım kökenli Martin Guentert, Ørgreen Optics’in Tasarım Direktörü olarak görev yapıyor. Gözlük sektöründe 16 yılı aşkın deneyime sahip olan Guentert, teknik yenilik ile rafine bir tasarım anlayışını bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Lazer sinterleme teknolojileri konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınan tasarımcı, günümüz optik dünyasının önde gelen ürün geliştiricileri arasında gösteriliyor. Martin Guentert ile Ørgreen’deki tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilere sunuyoruz.

Ørgreen’e katıldığınızda markayı inovasyon aracılığıyla geleceğe hazırlamaktan söz etmiştiniz. Bu doğrultuda üretim yaklaşımınız nasıl şekillendi?
Ben katıldığımda Ørgreen zaten renk ve tasarım konusundaki güçlü uzmanlığı ve ürün ile hizmetteki yüksek kalite anlayışıyla öne çıkan bir markaydı. Titanyum koleksiyonlarımız hala markanın temelini oluşturuyor. Bununla birlikte Acetate Cut koleksiyonunda kullandığımız esnek menteşe sistemi ve Quantum High koleksiyonunda Megahertz gibi modellerle daha heykelsi formlara yönelmemiz, ürün yelpazemizi önemli ölçüde genişletti. Geçtiğimiz sonbaharda Nyhavn adını verdiğimiz yeni bir çerçeve ailesi tanıttık. Paslanmaz çelik ve tek renkli sade bir konseptle ilerleyerek, fonksiyonel bir menteşe sistemini daha erişilebilir bir fiyat seviyesinde sunmayı başardık. Bu seri daha genç bir kitleye hitap ederken, markaya yeni kullanıcılar kazandırıyor. Aynı zamanda ürün kimliğimizi daha da netleştirirken, bunu kapsamlı bir marka dönüşümüyle birlikte ele alıyoruz ve bunun yansımalarını artık tüm çalışmalarımızda görmek mümkün hale geldi. Önümüzdeki dönemde ise güneş gözlüklerine daha güçlü bir odaklanma markanın yönünü belirleyecek. Ayrıca bu yıl titanyum tarafında da yeni gelişmeler sunacağız.

Mykita’dan Ørgreen’e uzanan etkileyici kariyerinizin başlangıcı nasıl şekillendi?
KEndüstriyel tasarım eğitimi aldım. Öğrencilik dönemimde yaptığım bir gözlük projesi Berlin’de sergilendi ve Mykita’nın kurucuları tarafından fark edildi. Bu sayede onların ekibine katıldım. Orada uzmanlaşma, deneme yapma ve kendimi geliştirme imkanı buldum. 16 yılın ardından yeni bir şehirde yeni bir sayfa açmak için doğru zamanının geldiğini düşündüm ve Ørgreen’de tasarım ekibine liderlik etme sorumluluğunu üstlendim. Eğitimim daha genel bir tasarım yaklaşımına dayanıyor olsa da klasik endüstriyel tasarıma dönme isteği hiç duymadım. Çünkü gözlük tasarımı benim için zaman geçtikçe daha da ilgi çekici hale geliyor.

Tasarım perspektifinden bakıldığında sizin için gözlüğü özel kılan nedir?
Gözlük; moda, medikal işlev ve kişisel ifade alanlarının kesişiminde yer alıyor. Aynı zamanda insan bedeninin en hassas bölgelerinden biri olan gözler için tasarlanıyor. Kullanıcıya saygı, teknik uzmanlık ve marka kimliğini aynı anda dengelemek ise oldukça zorlu bir süreç diyebilirim. Hayat kurtarmıyoruz belki ama insanların daha iyi görmesini sağlayan ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olan günlük bir eşlikçi yaratıyoruz. Bu da ürünü son derece kişisel kılıyor.

Günümüzde sizi en çok heyecanlandıran materyaller neler ve gözlük tasarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Katmanlı üretim teknikleriyle çalışmayı özellikle seviyorum. 2011 yılında gözlük sektöründe 3D üretim teknolojilerini erken dönemde deneyimleme fırsatı buldum ve hala bu alanda yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Bazı sınırlamaları olsa da aklımdaki formu doğrudan gerçeğe dönüştürmenin en hızlı yollarından birini sunuyor. Öte yandan akıllı gözlükler ilginç bir gelişim sürecinde, ancak henüz günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmiş değiller. Daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için AR-GE çalışmalarının ilerlemesi gerekiyor. Bununla birlikte sektörün öncelikli olarak sürdürülebilirlik konusuna, özellikle üretim öncesi atıkların azaltılmasına odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda daha güçlü çözümler geliştirmenin hem tasarımcıların hem de tüketicilerin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Gözlük tasarımında 2026 yılında öne çıkan trendler Ørgreen koleksiyonlarına nasıl yansıyor?
Açıkçası trend araştırmalarına çok fazla zaman ayırmıyorum. Daha çok sezgilerime, ekibime ve elimizdeki verilere güveniyorum. Ørgreen tarafında sac titanyum, asetat ve 3D üretim tekniklerinde daha heykelsi detaylara yöneldiğimizi göreceksiniz. Doğru yerleştirilmiş pahlar ve yüzey detayları, en sade kesitleri bile çok daha güçlü hale getirebilir. Öte yandan Nyhavn koleksiyonunda formu sadeleştirerek çizgi ve renk üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsiyoruz.

Canlı renkler mi yoksa daha sade bir palet mi? Günümüzde tüketiciler renk kullanımına nasıl yaklaşıyor?
Bu sorunuzun tek bir doğru cevabı yok. Önemli olan belirli bir renk paletinden ziyade, tüketicinin yapılan işi anlaması ve onunla bağ kurabilmesidir. Benim için belirleyici olan netlik ve duygudur. Minimal bir tasarım, renkle zenginleştirilebilir. Bu bazen sadece çerçevenin iç kısmında kullanılan küçük bir dokunuşla bile olabilir. Ancak renk, zayıf bir tasarımı kurtaran bir çözüm değildir. Kendi adıma ise daha çok tek renkli yaklaşımı tercih eden bir tasarımcıyım diyebilirim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler ilginizi çekiyor? İlgi alanlarınız tasarım sürecinizi etkiliyor mu?
Yemek benim için önemli bir ilgi alanı ve Kopenhag bu konuda oldukça güçlü bir şehir diyebilirim. Yemek yemeyi kendim için bir ödül ve aynı zamanda sevdiklerimizle paylaşılacak keyifli bir deneyim olarak görüyorum. Ayrıca her zaman üzerinde çalıştığım bir el işi projesi olur. Örneğin, kostüm tasarımı tekrar tekrar döndüğüm bir alandır. Elektronik entegrasyonundan köpük kil ile modellemeye ve klasik dikiş tekniklerine kadar farklı yöntemleri bir araya getirmeyi seviyorum. Stil yaratma süreci ve insanların buna verdiği tepkiler beni çok etkiliyor. Bunların tümü de doğrudan tasarım sürecime yansıyor.

Gözlük tarihine baktığınızda size en çok ilham veren tasarımcılar veya tasarımlar hangileri?
Gözlük tarihinde elbette ikonik tasarımlar var. Ancak ben çoğu zaman sadece bu alanla sınırlı kalmamaya çalışıyorum. Yalnızca kendi sektörüne odaklanmanın, benzer ve tekrara düşen fikirler üretme riskini artırdığına inanıyorum. Endüstriyel tasarım açısından Jasper Morrison benim için önemli bir referans noktası oldu. Son dönemde ise Ørgreen’in de parçası olduğu Danimarka tasarım geleneğini daha iyi anlamak için Finn Juhl ve Grete Jalk gibi isimlere yöneliyorum.

Kaynak: Eyestylist

Mayıs 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir