Henrik Vibskov Kuralları Bozuyor

Henrik Vibskov, sıra dışı tasarım yaklaşımını bu modelde özgürce ortaya koyuyor. Tek parça geniş cam formu, alışılmadık çerçeve detaylarıyla birleşerek güçlü bir görsel kimlik oluşturuyor. Zeytin yeşili tonlar ve organik hatlar, modele teknik olduğu kadar sanatsal bir karakter de kazandırıyor. Moda ile deneysel tasarım arasındaki sınırda konumlanan bu model oldukça iddialı.

Haziran 2026

Chloé ile Altın Dokunuş

Chloé, zamansız feminenliğini bu modelde sıcak tonlar ve zarif detaylarla buluşturuyor. Yumuşak hatlara sahip çerçeve, altın renkli saplarla dengeli ve rafine bir görünüm kazanıyor. Asetat ve metali harmanlayan modelin rafine çizgileri modern bir şıklık sunuyor. Günlük kullanımdan özel kombinlere uzanan çok yönlü duruşu, Chloé’nin doğal zarafet anlayışını yansıtıyor.

Haziran 2026

Vint & York’dan Cecile

New York merkezli gözlük markası Vint & York, bu güneş gözlüğü modelinde klasik büyük formu dikkat çekici detaylarla yeniden yorumluyor. Keskin ancak incelikle düşünülmüş hatlara sahip olan tasarıma, ön cephesindeki taş süslemeleri sofistike bir karakter eklemiş. Gösterişli detaylara rağmen dengeli siluetini koruyan Cecile, günlük şıklık ile iddialı stil arasında başarılı bir denge kuruyor.

Haziran 2026

Saint Laurent’den Cesur Howl

Saint Laurent, güçlü siluetleri çağdaş anlayışla yorumlayan tasarım dilini Howl modelinde de sürdürüyor. Geniş hacimli form ve tek parça görünümü çağrıştıran ön bölüm, Howl’un karakterini iddia ile tanımlıyor. Kalın yapılı ve geniş sapları ise iddialı duruşunu desteklerken, modelin gücünü artırıyor. Howl, Saint Laurent’nin cesur ve yenilikçi estetik anlayışını birebir simgeliyor.

Haziran 2026

Otttolinger’in Şeffaf İfadesi

Otttolinger, geleneksel gözlük tasarımını alışılmadık formlar ve deneysel detaylarla yeniden şekillendiriyor. Şeffaf yapı, eriyen veya kıvrılan bir yüzeyi andıran organik çerçeve formuyla dikkat çekiyor. Heykelsi tasarım, moda ve sanat arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Sınırları zorlayan estetiğiyle öne çıkan bu Otttolinger modeli, markanın özgür ve yenilikçi yaklaşımını birebir yansıtıyor.

Haziran 2026

Cartier’den Bordo Zarafeti

Kedi gözü formundaki bu Cartier tasarımı, keskin hatları ve zarif oranlarıyla feminen bir duruş sergiliyor. Bordo tonlu çerçeve, ince altın renkli saplarla dengelenerek sofistike bir kontrast yaratıyor. Yumuşak geçişli camlar modele hafiflik katarken, Cartier’nin zamansız lüks anlayışını modern bir yorumla buluşturuyor. Dengeli silueti kombinlere güçlü bir stil vurgusu sunuyor.

Haziran 2026

Kaleos

Yeni Sezonda Karaktere Odaklı

Kaleos

Form, oran ve yüz ifadesi üzerine kurulu çağdaş tasarımlarıyla tanınan İspanyol Kaleos; iddialı başladığı 2026’ya, aktör Javier Rey ile yaza özel hazırladığı Variations kapsülüyle hız kesmeden devam ediyor.

Barselona’da 2013 yılında kurulan Kaleos, bağımsız tasarım anlayışıyla kısa süre içinde küresel gözlük modasının dikkat çeken markaları arasında yerini aldı. Moda, zanaatkarlık ve çağdaş tasarım yaklaşımını aynı potada eriten marka, klasik gözlük anlayışının dışına çıkan güçlü bir estetik dil oluşturdu. Kaleos; gözlüğü görünümü tamamlayan sıradan bir aksesuar olarak değil, karakteri doğrudan etkileyen bir stil unsuru olarak tanımladı. Markanın Kreatif Direktörü Claudia Brotons’un moda dünyasından gelen bakış açısı da bu tasarım yaklaşımında belirleyici rol oynuyor. Oran, silüet ve yüz ifadesi üzerine kurulan bu yaratıcı yaklaşım, Kaleos koleksiyonlarının her sezon daha güçlü bir moda kimliği kazanmasını sağlıyor. Marka, 2026 İlkbahar/Yaz sezonunda da bu çizgiyi daha ileri taşıdı. Kadın ve erkek koleksiyonlarında form kavramı yeniden yorumlanırken, yaz sezonuna özel hazırlanan Variations kapsülü ise Kaleos’un güncel moda yaklaşımını en net yansıtan çalışmalar arasında öne çıkıyor. Teknik detaylara verdiği önemle sektörün dikkatini çeken marka, aynı zamanda modern moda estetiğini merkeze alan tasarım diliyle de sezonun güçlü isimlerinden biri haline geliyor. Her modelin yaklaşık 18 aylık geliştirme sürecinden geçmesi, özel asetat karışımları, rafine renk seçimleri ve el işçiliği detayları Kaleos’un ürün yaklaşımının temelini oluşturuyor. Tüm bu detaylar, markanın yalnızca trendleri takip eden değil, kendi görsel dilini oluşturan bir noktada konumlanmasını sağlıyor.

Formu Öne Çıkaran Yeni Kadın Silüetleri
Kaleos’un 2026 İlkbahar/Yaz kadın koleksiyonu, sezona daha özgür ve daha deneysel bir enerji taşıyor. Koleksiyonun merkezinde hareket hissi, kontrast kullanımı ve güçlü form arayışları bulunuyor. Kompakt yapılar, güçlü oval formlar, keskin geçişler ve beklenmedik oranlar koleksiyonun genel atmosferini şekillendiriyor. Özellikle yüz hattını daha belirgin hale getiren güçlü çerçeve kullanımları, koleksiyonun moda tarafını belirgin biçimde öne çıkarıyor. Bazı modellerde yumuşak hatlarla geometrik köşelerin aynı yapı içinde birleşmesi dikkat çekiyor. Kaleos’un kontrollü tasarım dili bu modellerde daha cesur bir noktaya taşınıyor. Koleksiyonda katmanlı laminasyon detaylarının geri planda bırakılmasıyla birlikte form daha görünür hale gelirken, renk kullanımı daha net ve daha karakterli bir yapı kazanıyor. Transparan geçişler, parlak yüzeyler ve zaman zaman kullanılan hafif ışıltılı detaylar koleksiyona dinamik bir görünüm katıyor. İnce metal detaylar, yarım çerçeve uygulamaları, hafif yapılar ve fotokromik cam kullanımları koleksiyonun teknik yönünü güçlendiriyor. Buna rağmen modeller hiçbir noktada fazla teknik görünmüyor. Kaleos, mühendislik detaylarını tasarımın önüne çıkarmak yerine stilin doğal bir parçasına dönüştürüyor.  Kaleos 2026 İlkbahar/Yaz sezonunda tek bir kadın profiline yönelmiyor. Farklı yüz tiplerine, farklı stil anlayışlarına ve farklı moda tavırlarına alan açan bir koleksiyon dili kuruyor. Bu yaklaşım, koleksiyonun yalnızca sezonluk bir moda çalışması gibi görünmesini engelliyor. Bazı modeller güçlü bir ifade yaratırken, bazıları daha sakin ama daha sofistike bir karakter sunuyor. Ortaya daha kalıcı ve daha güçlü bir stil hissi çıkıyor.

Mimari Netlik ve Modern Erkek Çizgisi
Kaleos erkek koleksiyonu ise 2026 İlkbahar/Yaz sezonunda daha kontrollü, daha mimari ve daha rafine bir çizgiye yöneliyor. Unexpected Twists teması etrafında şekillenen koleksiyon, küçük tasarım dokunuşlarının genel görünümü nasıl değiştirebildiğine odaklanıyor. Sert kurallar yerine kontrollü dönüşümlere dayanan bu yaklaşım, koleksiyonun tamamında hissediliyor. Erkek modellerinde ilk dikkat çeken unsur netlik hissi oluyor. Keskin çizgiler, dengeli oranlar ve güçlü geometrik yapılar koleksiyonun temelini oluşturuyor. Kaleos burada gösterişli bir erkek estetiği kurmuyor. Daha sessiz ama daha güçlü bir tasarım dili tercih ediyor. Özellikle yüksek yoğunluklu asetat kullanılan modeller, hafif yapılarına rağmen oldukça güçlü bir görsel etki yaratıyor. Mat yüzeyler ve belirgin kenar geçişleri ise koleksiyonun teknik karakterini destekliyor. Bazı modellerde asetat ve paslanmaz çeliğin birlikte kullanıldığı hibrit yapılar dikkat çekiyor. Vida kullanılmadan geliştirilen menteşe sistemleri ve titanyum destekli yapılar ise Kaleos’un mühendislik tarafını daha görünür hale getiriyor. Ancak bu teknik yaklaşım hiçbir noktada soğuk bir tasarım hissi oluşturmuyor. Koleksiyon boyunca modern şehir yaşamına uyum sağlayan güçlü bir denge korunuyor. Kaleos erkek koleksiyonunda oran kullanımı da oldukça başarılı ilerliyor. Bazı modellerin iki farklı boyutta sunulması, markanın kullanıcı deneyimine verdiği önemi gösteriyor.

Variations: Yazın Yeni Tavrı
Kaleos’un yaz sezonuna özel hazırladığı Variations kapsülü markanın tasarıma yaklaşımını en güçlü şekilde ortaya koyan çalışmaları arasında yer alıyor. İspanyol aktör Javier Rey işbirliğiyle hazırlanan koleksiyon, küçük tasarım değişimlerinin genel karakter üzerindeki etkisini merkezine alıyor. Koleksiyon boyunca oran, yüzey, renk ve detay kullanımı kontrollü biçimde yeniden yorumlanıyor. Variations kapsülünde abartılı tasarım oyunları yerine daha ölçülü dokunuşlar tercih ediliyor. Klasik silüetler küçük müdahalelerle yeniden şekillenirken, mat ve parlak asetat yüzeylerin birlikte kullanılması koleksiyona daha derinlikli bir görünüm kazandırıyor. Renk paleti sakin ilerliyor ancak modeller güçlü karakterlerini koruyor. Özellikle yaz ışığında farklı tonlar kazanan fotokromik camlar, koleksiyonun en dikkat çekici detayları arasında yer alıyor. Javier Rey’nin kampanya görsellerinde sergilediği kontrollü ve doğal tavır da kapsülün genel atmosferiyle güçlü bir uyum kuruyor. Fazla teatral olmayan bu yaklaşım, koleksiyonun sade ama etkili stil anlayışını destekliyor. Kaleos, yüksek sesle dikkat çekmeye çalışan bir moda dili kurmak yerine; daha sakin, daha kontrollü ama karakter sahibi bir görünüm vadediyor. 2026 İlkbahar/Yaz sezonu boyunca Kaleos’un en güçlü tarafı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Marka, teknik kaliteyi moda estetiğinin gerisinde bırakmıyor. Tasarım diliyle mühendislik yaklaşımı arasında güçlü bir denge kuruyor. Kadın ve erkek koleksiyonlarının ardından sunduğu Variations ile Kaleos, gözlük modasının en dikkat çekici bağımsız markalarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Haziran 2026

Bayer Optik

BAYER OPTİK

Balıkesir’de Güvenin Adresi

“Silmo İstanbul Optik Fuarı; yenilikleri yakından takip edebilme, yeni işbirlikleri geliştirme ve farklı bakış açıları kazanabilmemiz açısından bizler için son derece değerli bir buluşma noktasıdır.”

Merhaba Ogün Bey. Optik sektörüne girişinizi ve bugün geldiğiniz noktayı nasıl özetlersiniz?
Optik sektörüne yaklaşık 16 yıl önce işin mutfağından çırak olarak başladım. Mesleğe ilk adım attığım günden bu yana yalnızca teknik bilgi edinmekle kalmayıp, aynı zamanda müşteri ilişkileri, ürün bilgisi ve sektörel gelişmeler konusunda da kendimi sürekli geliştirmeye özen gösterdim. Bu süreçte turizm şehirlerimizden Muğla’da otel içi optik mağazadaki çalışmalarımla yabancı turist müşteri portföyü edinme gibi deneyimler kazanarak hem mesleki bakış açımı genişlettim hem de danışanların ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilme yetkinliği kazandım. Bugün 2023 yılında açtığımız mağazamız Bayer Optik’te, optisyen kız kardeşim ile birlikte yıllar içinde edindiğim birikimimi en doğru şekilde müşterilerimize aktarmanın ve onların hayatına dokunan çözümler sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bayer Optik’in kuruluş aşamasından ve nasıl bir konsept geliştirdiğinizden bahseder misiniz?
Butik, samimi ve güven veren bir optik mağazası açmak niyetindeydik. 2023 yılının Mayıs ayında istediğimiz bu konsepti Bayer Optik markasıyla hayata geçirdik. İlk günden itibaren kaliteli ürünleri doğru yönlendirme ve içten bir hizmet anlayışıyla sunma amacında olduk. Müşterilerimizin kendilerini rahat hissedebileceği; ürünlerimizi, konforlu bir alanda ve aceleye etmeye gerek duymadan inceleyebileceği ve güven hissiyle alışveriş yapabilecekleri bir ortam oluşturmayı hedefledik. Bu doğrultuda hem fiziksel mağaza düzenimizi hem de hizmet yaklaşımımızı bu vizyon üzerine inşa ettik. Müşterilerimizin ihtiyaçlarını gerçekten dinleyebileceğimiz ve onlara birebir ilgi gösterebileceğimiz bir yapı kurmaya özen gösterdik. Bugün de butik mağaza anlayışımızı koruyarak kişisel deneyimi ön planda tutmaya devam ediyoruz.

Uzun soluklu mesleki deneyiminiz Bayer Optik’teki hizmet anlayışınıza nasıl yansıdı?
Uzun yıllar sektörde aktif olarak çalışmış olmak, müşterinin ihtiyacını daha ilk temas anında doğru analiz edebilme becerisi kazandırıyor. Bu deneyim sayesinde müşterilerimize yalnızca ürün sunmak yerine, onların gerçek ihtiyaçlarını daha hızlı anlayarak en doğru çözümleri önerebiliyoruz. Bayer Optik’te satış odaklı bir yaklaşım yerine, tamamen ihtiyaç ve memnuniyet odaklı bir hizmet anlayışı benimsiyoruz. Her müşterinin göz yapısı, yaşam tarzı ve beklentileri farklı olduğundan kişiye özel çözümler sunmaya büyük önem veriyoruz. Müşterilerimizin yalnızca satın alma sürecinde değil, sonrasında da kendilerini güvende hissetmelerini önemsiyoruz. Bu nedenle doğru yönlendirme ve sürdürülebilir memnuniyet anlayışını hizmet yaklaşımımızın merkezinde tutuyoruz. Geri bildirimlerle güçlenen uzun soluklu müşteri ilişkileri kurabilmek de bizim için en değerli kazanımlardan biri oluyor.

Lokasyon seçimi mağazacılıkta oldukça önemli. Sizin Bayer Optik için tercihiniz ne yönde oldu?
Evet, gerçekten de bir mağazanın konumu verdiği hizmetin içeriğine bağlı olarak ciddi şekilde önem taşıyor. Bunu yıllar içerisindeki gözlemlerimle sayısız kez deneyimlediğimden, Bayer Optik’in kuruluşu öncesi en dikkat ettiğimiz ve hassas davrandığımız konu da lokasyonu oldu diyebilirim. Bu sebeple mağazamızı, özel hastaneye yakın ve şehir merkezi ile hastane aksını birleştiren bir noktada konumlandırmayı tercih ettik. Gözlüklerin sadece moda aksesuarı olmadıkları, aynı zamanda dijital çağın etkisiyle kullanıcı ihtiyaçlarının giderek arttığı bir göz sağlığı hizmeti verdiğimiz gerçeğini de farkındayız. Bu sebeple hastane ve şehir merkezi dengesini sağlayan konumumuz sayesinde oldukça geniş bir müşteri kitlesine hitap edebiliyoruz. Hem merkezde yaşayan müşterilerin hem de hastane ziyaretleri sonrasında reçeteli çerçeve ihtiyacı doğan danışanların kolay ulaşılabileceği bir noktadayız.

Dünya genelinde miyopi artışı söz konusu. Reçeteli çerçeve ihtiyacındaki müşterilerinize nasıl destek oluyorsunuz?
Günümüzde özellikle dijital ekran kullanımının artmasıyla birlikte miyopi başta olmak üzere görme problemleri daha yaygın hale geldi. Bu yüzden teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, özellikle cam ve ölçüm teknolojilerindeki yenilikleri müşterilerimize sunuyoruz. Daha net görüş, hızlı adaptasyon ve yüksek konfor sağlayan çözümler sunarak müşteri memnuniyetini en üst seviyede tutmayı hedefliyoruz. Ayrıca, müşterilerimizi yalnızca mevcut ihtiyaçlarına göre değil, uzun vadeli görme konforlarını da dikkate alarak yönlendirmeye çalışıyoruz. Özellikle çocuklarda ve gençlerde miyopi kontrolüne yönelik geliştirilen güncel çözümleri yakından takip ediyor, aileleri bu konuda bilgilendirmeye önem veriyoruz. Her bireyin görme ihtiyaçları farklı olduğu için ölçümden ürün seçimine kadar tüm süreci kişiye özel bir yaklaşımla değerlendiriyoruz. Teknolojinin sunduğu imkanları doğru danışmanlıkla birleştirmenin, başarılı bir optik hizmetinin en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz.

Kız kardeşinizle birlikte çalışıyor olmanız, ekip yapınızı ve müşterilerle kurduğunuz ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Aile bireyiyle birlikte çalışmak, ekip içindeki uyumu ve güveni doğal bir şekilde güçlendiriyor. Bu uyum ve samimiyet mağaza atmosferine de yansıyor. Müşterilerimiz mağazamıza geldiklerinde kendilerini bir satış ortamından ziyade misafir oldukları bir ortamda hissediyorlar. Bu durum, müşterilerle daha sıcak ve uzun vadeli ilişkiler kurmamıza katkı sağlıyor. Birlikte çalışıyor olmamız sayesinde müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha hızlı ve uyumlu şekilde yaklaşabiliyoruz. Pek çok müşterimiz zaman içerisinde yalnızca alışveriş yapmak için değil, fikir almak ve danışmak için de mağazamızı ziyaret ediyor. Bizim için en değerli geri dönüşlerden biri, müşterilerimizin bizi çevrelerine gönül rahatlığıyla tavsiye etmeleri oluyor. Bu güven duygusunun yıllar içinde oluşan samimi iletişimden beslendiğine inanıyoruz.

Satışa sunacağınız ürünleri seçerken dikkate aldığınız en önemli kriterleriniz neler?
Ürün seçimi yaparken kalite, konfor ve tasarımı bir arada sunabilmeye dikkat ediyoruz. Farklı yaş gruplarına ve bütçelere hitap eden ürünleri tercih ederken, aynı zamanda güncel moda trendlerini de yakından takip ediyoruz. Amacımız, müşterilerimize hem estetik hem de fonksiyonel açıdan tatmin edici seçenekler sunmaktır. Bununla birlikte ürün çeşitliliğine yaklaşımımızda nicelikten çok niteliğe önem veriyoruz. Müşteriyi gereksiz ürün kalabalığıyla yormak yerine, özenle seçilmiş ve gerçekten ihtiyaçlara cevap veren koleksiyonlar oluşturmaya çalışıyoruz. Bu sayede hem butik mağaza kimliğimizi koruyor hem de farklı beklentilere hitap eden dengeli bir ürün yelpazesi sunabiliyoruz.

Peki mağazanızın mimari tasarımını ve ürün sunum düzenini oluştururken hangi unsurları ön planda tuttunuz?
Tasarımında ferahlık, sadelik ve alan kullanımında maksimum konfor sağlamaya yönelik bir yaklaşım benimsedik. Müşterilerin ürünleri rahatça inceleyebileceği, kendilerini yormadan seçim yapabileceği bir düzen oluşturduk. Görsel bütünlüğü korurken aynı zamanda mağazanın işlevselliğini de ön planda tuttuk. Butik mağaza anlayışımıza uygun olarak sıcak ve davetkar bir atmosfer oluşturmayı hedefledik. Ürünlerin ön plana çıktığı, müşterilerin kendilerini rahat hissederek vakit geçirebileceği bir ortam tasarlamaya özen gösterdik. Vitrin düzeninden ürün yerleşimine kadar her detayın sade ve anlaşılır olmasını istedik. Çünkü doğru mağaza deneyiminin yalnızca ürünlerden değil, müşterinin mağazada geçirdiği zamandan da beslendiğine inanıyoruz.

Bayer Optik olarak önümüzdeki yıllar için hedefleriniz neler? Yakın zamanda yeni şube planınız var mı?
Öncelikli hedefimiz mevcut mağazamızda sunduğumuz hizmet kalitesini sürekli olarak geliştirmek ve daha ileriye taşımaktır. Gelecekte yeni yatırımlar ve şubeleşme elbette gündemimizde olabilir; ancak bu süreci planlı ve doğru adımlarla ilerletmek istiyoruz. Biz büyümenin yalnızca fiziksel olarak genişlemekten ibaret olmadığını düşünüyoruz. Müşteri memnuniyetini artırmak, hizmet kalitemizi sürekli geliştirmek ve Bayer Optik’e duyulan güveni daha da güçlendirmek öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Sektördeki yenilikleri yakından takip ederek müşterilerimize her seferinde daha iyi bir deneyim sunmaya devam edeceğiz. Doğru zamanı ve doğru koşulları yakaladığımızda, yeni yatırımları da aynı titizlikle değerlendireceğiz.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimi ve sektöre katkıları hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul Optik Fuarı; yenilikleri yakından takip edebilme, yeni işbirlikleri geliştirme ve farklı bakış açıları kazanabilmemiz açısından bizler için son derece değerli bir buluşma noktasıdır. Her yıl yerli ve yabancı sektör profesyonellerini aynı çatı altında bir araya getirmesi, fuarın sektör adına üstlendiği önemli rolü açıkça ortaya koyuyor. Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın her yıl büyüyerek etki alanını genişletmesi, Türkiye optik sektörünün dinamizmine yaptığı katkıları da net şekilde gösteriyor. Ayrıca sektör profesyonelleri arasındaki bilgi paylaşımını ve ticari etkileşimi güçlendirmesi bakımından da önemli bir değer yarattığını düşünüyorum.

Değerli röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Sektörümüz açısından 4 your eyes’ın bilgilendirici ve vizyoner olması yanında sektöre değer katan bir yayın olduğunu düşünüyorum. 4 your eyes, yalnızca güncel haberleri aktaran bir yayın olmanın ötesinde, sektördeki yenilikleri, markaları ve profesyonelleri görünür kılan önemli bir iletişim köprüsü görevi de üstleniyor. Bayer Optik olarak biz teşekkür ediyor ve başarılı yayınlarınızın devamını diliyoruz.

Haziran 2026

Gülce Optik

Gülce Optik

Mooshu İstanbul’un Ruhunu Taşıyor

“Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor.”

Merhaba Kadir Bey. Gülce Optik’in kuruluş hikayesini ve bugün geldiği noktayı okurlarımızla paylaşır mısınız?
Gülce Optik’in hikayesi, gözlüğe yalnızca bir ihtiyaç olarak değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzının bir parçası olarak bakma anlayışı ile 2017 senesinde bir aile şirketi olarak başladı. İlk günden beri amacımız, müşterilerimize sadece bir gözlük sunmak değil; onların kendilerini iyi hissedecekleri, tarzlarını yansıtacak özel parçalar sunabilmekti. Zaman içerisinde tasarım ve üretime olan ilgimizi geliştirmeye çalışırken bu süreçte Mooshu markası doğdu. Mooshu ile birlikte daha özgün, detay odaklı ve karakter sahibi tasarımlar üretmeye başladık. Gözlüğün ilk çiziminden son halini aldığı montajına kadar, birçok aşamayı kendi atölyemizde yürütüyor olmamız, markanın kimliğini daha güçlü ve özgün hale getirdi. Bugün geldiğimiz noktada; hem optik mağazacılık tarafında müşterilerimize kaliteli hizmet sunmaya devam ediyor hem de Mooshu ile tasarım odaklı bir marka kimliği oluşturuyoruz. Yerel üretimi, kaliteli işçiliği ve modern tasarım anlayışını bir araya getirerek, Türkiye’de kendi çizgisini oluşturan markalardan biri olma yolunda ilerliyoruz.

Mooshu’nun Dna’sından ve diğer yerli markalarımızdan hangi özellikleriyle ayrıştığından bahseder misiniz?
Mooshu ürünlerinin en önemli özelliklerinden biri İstanbul’daki atölyemizde yüzde 100 Türk yapımı olarak ortaya çıkmalarıdır. Markanın ‘Hand Made in Istanbul’ mottosu da tam olarak buradan geliyor. İstanbul; farklı kültürlerin, sokak estetiğinin, modern ve zamansız detayların iç içe geçtiği çok güçlü bir şehir olduğundan, biz de bu enerjiyi tasarımlarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Markanın Dna’sında el işçiliği, özgünlük ve detaylara verilen önem var. Modellerimiz için yalnızca estetik unsurlar değil, kullandığımız materyal, yüzle kurduğu denge ve kullanım konforu da son derece önemli kriterlerdir. Seri üretim mantığından uzak durarak, daha karakter sahibi, kişiselleştirilmiş ve uzun ömürlü ürünler ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Bu nedenle, Hand Made in Istanbul bizim için sadece bir üretim ifadesi değil; aynı zamanda şehrin dinamik, kozmopolit, özgür ve yaratıcı yapısının Mooshu’nun ruhuna birebir yansımasıdır.

Mooshu’nun tasarım dilini nasıl tanımlarsınız? Modelleriniz için ilham kaynaklarınız neler?
Tasarımlarımızda geçmişin karakteristik çizgilerinden ilham alırken, bunları günümüz estetik anlayışıyla yeniden yorumlamaya çalışıyoruz. Özellikle 60’lar ve 70’lerin gözlük kültürü, retro çerçeve detayları, analog tasarım anlayışı ve İstanbul’un sokak estetiği bizim için önemli ilham kaynakları arasında yer alıyor. Bunun yanında endüstriyel detaylar, kullanılan materyalin doğal dokusu ve el işçiliğinin bıraktığı izler de tasarım sürecimizi etkiliyor. Mooshu’da tasarım yaparken yalnızca trend odaklı düşünmüyoruz. Modelin yüzde kurduğu dengeyi, taşıdığı karakteri ve kişiye verdiği duyguyu da önemsiyoruz. Vintage çizgilerin verdiği güçlü karakteri, daha sade ve rafine detaylarla bir araya getirerek modern ama zamansız bir görünüm oluşturmayı hedefliyoruz.

Tasarım geliştirme ve üretim süreçlerinizde kalite yaklaşımınızı nasıl koruyorsunuz?
Kalite, bizim için Mooshu’nun tasarım ve üretim süreçlerinde her gün ödün vermeden uygulamaya çalıştığımız bir prensiptir. Tasarım aşamasında bir model estetik olarak ne kadar güçlü görünürse görünsün, eğer kullanım konforu, denge veya malzeme kalitesi ile istediğimiz seviyede değilse o modeli üretime almıyoruz. Bazen tek bir detay için uzun süre çalıştığımız ya da bir modeli yeniden revize ederiz. Çünkü hızla üretilen değil, uzun ömürlü ve karakter sahibi ürünler ortaya çıkarma hedefindeyiz. Ürün geliştirme sürecinde ise özellikle el işçiliği ve son montaj aşamalarına büyük önem veriyoruz. Çerçevenin yüzle kurduğu oran, polisaj kalitesi, kaplama aşamaları ve küçük detayların bütünlüğü bizim için belirleyici unsurlar arasında yer alır.

Mooshu gözlükleri için tercih ettiğiniz materyaller neler ve üretimde teknoloji ile el işçiliğini nasıl dengeliyorsunuz?
Kullandığımız malzeme ve üretim teknikleri, Mooshu’nun karakterini doğrudan belirleyen unsurlardır. Özellikle titanyum kaplama hem dayanıklılık hem de yüzey kalitesi açısından bizim için önemli bir tercihtir. Metal yüzeylerde daha rafine bir görünüm elde ederken aynı zamanda uzun ömürlü kullanımı garantiliyor. Hafif ama güçlü yapı oluşturabilmek adına farklı metal kombinasyonları ve özel yüzey işlemleri üzerinde yeni AR-GE çalışmalarımız var. Kullandığımız PA (Poliamid/Naylon) camlar ise hafiflik, optik netlik ve kullanım konforu açısından önemli avantajlar sağlıyor. Üretimde lazer kesim ve hassas işleme teknolojileri süreçlerimizin önemli bir parçasıdır. Bu teknikler sayesinde daha net hatlar, daha kontrollü detaylar ve yüksek hassasiyet elde edebiliyoruz. Ancak bizim için teknoloji tek başına yeterli değil; birçok aşamada mutlaka el işçiliği ve ince işçilik devreye giriyor. Çünkü bir modelin karakterini ve ruhunu bu titiz zanaatın verdiğine inanıyoruz.

Mooshu’nun ve koleksiyonlarının gelişimine süreklilik kazandırmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?
AR-GE çalışmalarını Mooshu’nun gelişim sürecinin en önemli parçalarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle üretim sürecinin birçok aşamasında deneme, geliştirme ve yeniden yorumlama üzerine çalışıyoruz. Özellikle materyal seçimleri, hafiflik–dayanıklılık dengesi ve kullanım konforu üzerine sürekli testler yapıyoruz. Bazen küçük görünen bir detay bile ürünün hissini ve performansını tamamen değiştirebiliyor. Bu yüzden üretim sürecinde hem teknik hem de tasarımsal açıdan sürekli iyileştirme yaklaşımı benimsiyoruz. Mooshu’nun sürekli gelişimini sürdürülebilir kılan en önemli unsur, üretimimizin büyük bölümünü kendi kontrolümüzde yürütüyor olmamızdır. Aynı zamanda kullanıcı deneyimlerini ve sektördeki yenilikleri dikkatle takip ederek kendimizi sürekli güncel tutmaya çalışıyoruz. Teknolojiyi yakından takip ederken el işçiliği ve zanaat kültürünü de korumaya önem veriyoruz. Bizce gerçek gelişim, yalnızca yeni teknolojiler kullanmaktan değil; aynı zamanda markanın ruhunu koruyarak her koleksiyonda bir öncekinin üzerine koyabilmekten geçiyor.

Gülce Optik’in toptancı ve üretici kimliğini birlikte yönetmek size nasıl bir avantaj sağlıyor?
Gülce Optik’in perakende, toptan satış ve üretici yönlerinin birbirini beslemesi sayesinde hem kullanıcı beklentilerini daha doğru analiz edebiliyor hem de ürün geliştirme süreçlerinde daha hızlı ve kontrollü hareket edebiliyoruz. Toptancı yapımız sayesinde farklı mağazaların, farklı müşteri profillerinin ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı buluyoruz. Bu da bize yalnızca tasarım odaklı değil; aynı zamanda pazardaki gerçek ihtiyaçlara cevap veren koleksiyonlar oluşturma avantajı sağlıyor. Yapılanmamızı; tasarım, üretim ve satış süreçlerinin birbiriyle sürekli iletişim halinde olduğu daha dinamik bir sistem üzerine kurduk. Böylece sahadan gelen geri bildirimleri hızlı şekilde üretime yansıtabiliyor, ürün geliştirme süreçlerini daha verimli hale getirebiliyoruz. İş ortaklıklarımız için ise uzun vadeli ve güven temelli ilişkileri önemsiyoruz. Çalıştığımız noktalarla yalnızca ürün tedarik eden bir yapı olmak yerine, markanın tasarım dilini ve kalite anlayışını birlikte büyüten işbirlikleri oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımızın Mooshu’nun gelişim sürecine ve güvenirliğine önemli katkı sağladığını düşünüyoruz.

Mooshu için ileri dönem uluslararası hedeflerinizden ve ihracat planlarınızdan bahseder misiniz?
Biz Mooshu’yu yalnızca bir gözlük üreticisi olarak değil; kendi tasarım dili, karakteri ve üretim anlayışı olan bir lifestyle markası olarak konumlandırıyoruz. Bu nedenle global pazarda da daha seçici ve marka kimliğini koruyan bir büyüme hedefliyoruz. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarları, Mooshu’nun tasarım çizgisi açısından önemli potansiyel taşıyor. İhracat tarafında, kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme planlıyoruz. Halihazırda özellikle İtalya, Yunanistan, Kuveyt, Dubai gibi ülkelerde marka varlığımızı oldukça güçlendirmiş durumdayız. Önceliğimiz yalnızca ürün ihraç etmek değil; markanın hikayesini, kalite anlayışını ve tasarım kültürünü doğru şekilde temsil edebilecek işbirlikleri kurmaktır. Son yıllarda birçok uluslararası fuarda katılımcı olarak iş ortaklıkları edindik. Önümüzdeki süreçte de uluslararası fuarlar, seçili butik optik mağazalar ve tasarım odaklı satış kanalları üzerinden Mooshu’nun global bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz. Türkiye’den çıkan, kendi tasarım diliyle dünyada tanınan güçlü bir gözlük markasına dönüşmek en büyük hedeflerimizden biridir.

Peki Mooshu için yeni koleksiyonlar, teknolojiler veya işbirlikleri gündemde mi?
Mooshu’da tasarım ve üretim tarafında sürekli gelişen bir yapımız var. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem yeni koleksiyonlar hem de üretim teknolojileri tarafında farklı çalışmalarımız olacak. Özellikle zamansız çizgileri modern detaylarla birleştiren daha güçlü koleksiyonlar üzerinde çalışıyoruz. Malzeme kullanımında farklılıklara odaklandık. Daha desenli yüzey detaylarına ve renk kombinasyonlarında daha özgün ve karakter sahibi tasarımlar geliştirmeyi sürdürüyoruz. Ayrıca, üretim hassasiyetini artıracak yeni sistemler ve işleme teknikleri üzerine yoğunlaşıyoruz. Daha hafif, daha dayanıklı ve kullanım hissi daha güçlü ürünler geliştirebilmek adına farklı materyaller ve üretim yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında Mooshu’nun tasarım kimliğini farklı disiplinlerle bir araya getirecek işbirlikleri de gündemimizde yer alıyor. Moda, sanat ve tasarım dünyasından farklı yaratıcı alanlarda, başarılı isimler ile ortak projeler üretmenin markaya yeni bir perspektif kattığına inanıyoruz.

İki yıl üst üste Silmo Award İstanbul ödülü kazanmak, Mooshu’nun marka algısını nasıl etkiledi?
Silmo İstanbul Optik Fuarı kapsamında yerli üretim gözlük kategorisinde iki yıl üst üste ödüllendirmeyi sadece bir başarı olarak değerlendirmiyoruz. Yıllardır emek verdiğimiz üretim ve tasarım anlayışının sektör tarafından karşılık bulduğunu görmek bizim için çok değerliydi. Peş peşe aldığımız bu ödüller Mooshu’nun, marka konumlandırması açısından güvenilirliğini ve bilinirliğini önemli ölçüde güçlendirdi. Hem sektör profesyonelleri hem de kullanıcı tarafında markaya olan ilginin artmasını sağladı. Özellikle ‘tasarım odaklı Türk markası’ algısının daha güçlü oluştuğunu gözlemledik. Aynı zamanda bu ödüller bizim için bir motivasyon kaynağı da oldu. Çünkü Mooshu’da yalnızca estetik olarak güçlü ürünler üretmeyi değil; üretim kalitesi, işçilik ve marka kimliğiyle de uzun vadeli bir değer oluşturmayı hedefliyoruz. İki yıl üst üste gelen bu başarı, doğru yolda olduğumuzu hissettiren gurur verici bir gelişme oldu.

Silmo İstanbul Optik Fuarının sektör açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın, Türkiye optik sektörünün gelişimi açısından kritik bir platform olduğunu düşünüyoruz. Hem yerli markaların kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilmesi hem de uluslararası sektör profesyonellerinin bir araya gelebilmesi açısından oldukça önemli bir buluşma noktasıdır. Son yıllarda Türkiye optik sektöründe özellikle yerli markalar anlamında ciddi bir gelişim yaşıyoruz ve Silmo İstanbul bu gelişimi görünür hale getiriyor. Bizim için Silmo İstanbul sadece bir fuar değil; aynı zamanda markamızı yerli ve yabancı sektör profesyonellerine tanıtma fırsatı yakaladığımız, sektör içi iletişimi güçlendirdiğimiz bir platformdur. Mooshu olarak özellikle tasarım gücü yüksek ve üretime yatırım yapan markaların daha fazla ön plana çıkmasının sektörün gelişimi açısından çok değerli olduğu inancındayız: Silmo İstanbul’un da bize bu ortamı sağlamasından dolayı oldukça mutluyuz.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Mooshu gibi yerli markalara; sektörde kendini ifade edebilme alanı açan 4 your eyes’ın optik dünyası için kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yerli üretimin, tasarım kültürünün ve sektördeki yaratıcı bakış açısının daha görünür hale gelmesine önemli bir desteği olduğuna inanıyoruz. Bizim için gözlük yalnızca bir aksesuar değil; tasarım, karakter ve yaşam tarzını yansıtan güçlü bir ifade biçimidir. Bu bakış açısını paylaşabildiğimiz platformların sektöre ilham verdiğine inanıyoruz. Nazik davetiniz için biz teşekkür ederiz.

Haziran 2026

Einstoffen

Einstoffen

Hassasiyet ve Zarafetin Yeni Evreni

Bağımsız İsviçreli Einstoffen’in Ortak Kurucularından Ramon Studer ile markanın 2026 sezonu yenilikleri ve sınırlı sayıdaki özel serisi IX hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

İsviçre’de Ramon ve Raphael Büsser ile Christian Gisler tarafından 2008’de kurulan Einstoffen, özgün tasarım anlayışı, özenle seçilen malzemeleri ve zanaatkarlığa verdiği önemle bağımsız gözlük markaları arasında kendine güçlü bir konum edindi. Kurulduğu günden bu yana doğadan aldığı ilhamı çağdaş estetik anlayışıyla buluşturan marka, tasarım dilini sürekli geliştirerek bugünkü kimliğine ulaştı. Einstoffen, geçen yılki Sopreterra koleksiyonunun başarısı ardından 2026 sezonunda Ætherra ile doğadan ilham almayı sürdürüyor. Hafiflik, denge ve yalınlık kavramları, Ætherra koleksiyonunda da etkisini gösteriyor.

Öte yandan 2026 itibarıyla Einstoffen koleksiyonunu; Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden yapılandırıyor. Her biri Einstoffen kimliğinin farklı bir yönünü temsil eden bu seriler, markanın tasarım yaklaşımını ve kalite anlayışını farklı perspektiflerden yansıtıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise markanın yeni premium serisi Einstoffen IX yer alıyor. Cého Studio’nun kurucusu ve gözlük tasarımcısı Cécille Hoggenmüller’in katkısıyla geliştirilen IX, Japonya’da üretiliyor ve sınırlı sayıda sunuluyor. Titanyum, asetat ve ince işçilikle şekillenen detayları bir araya getiren bu çarpıcı seri, gösterişli lüksten çok hassasiyet, zanaatkarlık ve zamansız tasarım anlayışıyla tanımlanan daha rafine bir yaklaşımı temsil ediyor. Einstoffen’in kurucu ortaklarından Ramon Studer ile markaya dair son gelişmeler ve en yeni koleksiyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

Merhaba Ramon. Bugün Einstoffen bağımsız markalar arasında güçlü bir konuma sahip. Sizi bu noktaya taşıyan değerlerinizi özetler misiniz?
Einstoffen için bağımsızlık, hassasiyet ve üretme tutkusu her zaman temel değerler oldu. Markayı kurduğumuz ilk günden bu yana kendi kararlarımızı özgürce alabilmeye ve ürünlerimizi kendi standartlarımız doğrultusunda geliştirmeye büyük önem verdik. Yıllar boyunca her koleksiyona yoğun emek, zaman ve özen gösterirken; tasarım, kalite ve zanaatkarlık açısından daima en yüksek seviyeye ulaşmayı hedefledik. Bizim için belirleyici olan şey trendler ya da kısa vadeli beklentiler değil, samimi, iyi düşünülmüş ve uzun yıllar değerini koruyacak ürünler ortaya koyabilmektir. Malzeme seçiminden üretim tekniklerine, tasarım detaylarından son dokunuşlara kadar aldığımız her kararın bir amacı var. Tasarıma bilinçli yaklaşımımız ve sürekli gelişme arzumuz, bugün de Einstoffen’in temelini oluşturmaya devam ediyor.

Einstoffen tasarımları hem şehir yaşamından hem doğadan unsurlar taşıyor. Bu iki dünyayı nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Doğa her zaman Einstoffen’in kimliğinin önemli bir parçası oldu. Biz, ormanların, dağların ve şehir yaşamının doğal bir uyum içinde bir arada bulunduğu St. Gallen bölgesinden geliyoruz. İlk sloganımız “Raw Nature meets Urban Lifestyle” olmuştu ve aslında bu yaklaşım bugün de markamızı tanımlamaya devam ediyor. Yolculuğumuza ahşap çerçevelerle başladık ve ekip arkadaşlarımızın büyük bölümü zamanının önemli bir kısmını doğada geçiriyor. Öte yandan çağdaş tasarım anlayışı, yalın çizgiler ve modern estetik yaklaşımıyla şehir yaşamına da aynı derecede bağlı hissediyoruz. Bizim için doğa ve kent yaşamı birbirine zıt kavramlar değil, birbirini tamamlayan iki farklı ilham kaynağıdır. Organik esinler ile çağdaş tasarım anlayışı arasındaki bu denge, bugün de Einstoffen’in karakterini ve ortaya koyduğumuz ürünleri şekillendirmeyi sürdürüyor.

Ætherra ile bu yaklaşımı bir adım daha ileri taşıyorsunuz. Yeni koleksiyonun çıkış noktasını ve temel yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Ætherra, Sopraterra ile başlayan tasarım yolculuğunun devamı niteliğini taşıyor. Bir önceki koleksiyon yer yüzü ve toprak üzerindeki formlar ve detaylardan ilham alırken, Ætherra hafiflik, hava ve denge kavramlarına odaklanıyor. Koleksiyonda malzemelerin daha hafif hissettirdiği, formların ise daha akışkan bir karakter kazandığı bir yaklaşım benimsedik. Katmanlar, yansımalar ve yumuşak geçişler hem tasarım dilinde hem de koleksiyonun görsel dünyasında önemli bir yer tutuyor. Detaylara verdiğimiz önemi korurken aynı zamanda daha sakin, daha ferah ve daha dengeli bir ifade yaratmak istedik. Renk paleti de bu yaklaşımı destekliyor. Doğal tonlar, yumuşak kontrastlar ve ilkbaharın ilk ışıklarından ilham alan saydam nüanslar koleksiyonun genel karakterini tamamlıyor.

Bu yıl itibarıyla koleksiyonunuzu dört ayrı seri altında yeniden yapılandırdınız. Buradaki temel amacınızdan ve serilerden bahseder misiniz?
Evet, koleksiyonumuzu Roots, Essentials, Core ve IX olmak üzere dört ayrı seri altında yeniden düzenledik. Bu yeni yapı, bir yandan bugün Einstoffen’i tanımlayan farklı yönleri daha net ortaya koyarken diğer yandan koleksiyonun daha anlaşılır bir çerçevede sunulmasını sağlıyor. Roots, markanın kökenlerini ve üzerine inşa edildiği temel değerleri temsil ederken, Essentials günlük kullanım için tasarlanan zamansız modellerden oluşuyor. Core, güncel tasarım anlayışımızı en güçlü şekilde yansıtan modellere ev sahipliği yaparken, IX ise zanaatkarlık, malzeme kullanımı ve hassasiyetin en üst seviyede hayat bulduğu en özel ve en yeni serimizi temsil ediyor. Her serinin kendine özgü bir karakteri olsa da tamamı Einstoffen’in ortak Dna’sını taşıyor. Detaylara verilen önem, bilinçli tasarım anlayışı ve kaliteye olan bağlılık tüm koleksiyonun temelini oluşturuyor. Bu yeni yapı şirket içinde de önemli avantajlar sağladı. Koleksiyonumuz büyüdükçe daha net bir sistem oluşturmak gerekli hale gelmişti. Böylece hem geliştirme süreçlerimizi daha sağlıklı yönetebiliyor hem de markanın farklı yönlerini müşterilerimize ve iş ortaklarımıza daha açık şekilde anlatabiliyoruz.

Einstoffen IX’in koleksiyonun en yeni ve en özel serisi olduğunu belirttiniz. Seriyi marka için özel yapan unsurlar neler?
Einstoffen IX, yıllar boyunca form, malzeme ve hassasiyet konusunda edindiğimiz tüm deneyimin bir araya geldiği bir seri diyebiliriz. Bir bakıma marka olarak çıktığımız yolculuğun özünü temsil ediyor. Zaman içinde hassasiyet kavramının yalnızca teknik bir konu olmadığını, aynı zamanda duygusal bir boyuta da sahip olduğunu öğrendik. IX ile birlikte malzemelere, işleme detaylarına ve ancak dikkatli bakıldığında fark edilen ince dokunuşlara bilinçli olarak odaklanıyoruz. IX son derece kontrollü ve rafine bir karaktere sahip olmasına rağmen güçlü bir duruş sergiliyor. Bizim için IX yeni bir başlangıçtan çok, yıllar içinde öğrendiklerimizin doğal bir sonucu ve mantıklı bir devamını temsil ediyor. Deneyimimizin, zanaatkarlık anlayışımızın ve tasarım yaklaşımımızın en saf haliyle bir araya geldiği son noktaya işaret ediyor.

Peki yaklaşık 20 yıllık gözlük deneyimiz IX’in tasarım ve üretim süreçlerine nasıl yansıyor?
Prensiplerimiz, tasarımdan üretime kadar IX’in her aşamasını şekillendiriyor. Seriyi ‘sessiz’ olarak tanımlarken aslında sınırlı sayıda ve seçici yapısından söz ediyoruz. Her model sabit ve numaralandırılmış adetlerde üretiliyor. Yeniden üretim yapılmıyor ve aynı model tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Bu da dikkat çekmeye ihtiyaç duymayan, kendi içinde güçlü bir ayrıcalık duygusu yaratıyor. ‘Hassasiyet’ ile tasarıma yaklaşımımızı ifade ediyoruz. Her çizgi, her oran ve her detay bilinçli olarak şekillendiriliyor, hiçbir unsur tesadüfe bırakılmıyor. ‘Tamamlanmışlık’ ise bir modeli ancak gerçekten hazır olduğuna inandığımız noktada sunmamız anlamına geliyor. IX serisi, geleneksel koleksiyon takvimlerine ya da sezon baskısına göre hareket etmiyor. Öte yandan üretimi Japonya’da yapıldı. Çünkü Japon zanaatkarlığı bizim için sabır, hassasiyet ve detaylara tavizsiz bağlılık anlamına geliyor. Süreçte gereksiz bir aceleye yer yok. Japon zanaatkarlığını kimi zaman malzemeye dönüşmüş bir Zen yaklaşımı olarak görüyorum. Sakin, sabırlı ve sonuca odaklı bu anlayış, en iyi sonuca ulaşabilmek için hiçbir ayrıntıdan ödün vermiyor. Bu bizim tasarım felsefemizle de büyük ölçüde örtüşüyor.

IX serisinin sınırla sayıda üretilmesi kararı Einstoffen için neden önemliydi?
Çünkü IX’i geliştirirken önceliğimiz hiçbir zaman ticari hedefler olmadı. Asıl amacımız, yıllar sonra da değerini koruyacak, zamandan bağımsız bir anlam taşıyacak bir seri ortaya koyabilmekti. Bu sebeple koleksiyonun üretim adetlerini baştan itibaren net ve tutarlı bir şekilde sınırlandırmayı tercih ettik. Modeller yeniden üretilmiyor ve aynı tasarımlar tekrar koleksiyona dahil edilmiyor. Her parça kendi dönemine ait kalıyor ve o özgün karakterini koruyor. Bizim için önemli olan mümkün olduğunca fazla üretmek değil, kalıcılık ve bireysellik hissi taşıyan gözlükler sunabilmekti. Bilinçli olarak seçilen, uzun yıllar keyifle kullanılan ve zaman içinde değer kazanan koleksiyoner parçaları olarak düşünebilirsiniz.

Kaynak: Spectr

Haziran 2026