Emre Optik

EMRE OPTİK

Bir Optik Deneyim Merkezi…

“Silmo İstanbul sayesinde global optik trendlerini yakından takip etme ve sektördeki yenilikleri doğrudan deneyimleme fırsatı buluyoruz.”


Merhaba, İlyas Bey. Okurlarımıza kendinizi tanıtarak Emre Optik’in kuruluş hikayesini anlatır mısınız?
Merhaba ben İlyas Elmas. Emre Optik’in temelleri, 1978 yılında İzmir’de bir aile girişimine dayanır. O dönemde optik sektörü henüz bugünkü teknik ve estetik olgunluğa ulaşmamışken, bireylerin doğru gözlük seçimi konusunda güvenilir yönlendirmeye duyduğu ihtiyaç oldukça belirgindi. Biz bu mesleği hiçbir zaman yalnızca ticari bir faaliyet olarak konumlandırmadık; optiği, doğrudan yaşam kalitesine temas eden bir uzmanlık alanı olarak ele aldık. Bu yaklaşım, yıllar içinde süreklilik, güven ve bilgi birikimiyle şekillenen bir kurumsal kültüre dönüştü. Bugün Emre Optik, Ege Bölgesi’nde farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren ve geleneksel tecrübeyi çağdaş optik anlayışıyla bütünleştiren güçlü bir marka kimliği taşımaktadır.

Emre Optik bugün Ege Bölgesi’nde güçlü bir mağaza ağına sahip. Büyüme sürecinizde temel stratejiniz neydi?
Büyüme yaklaşımımız hiçbir zaman hızlı genişleme odaklı olmadı; temel önceliğimiz sürdürülebilir güven inşa etmekti. Faaliyet gösterdiğimiz her bölgede, müşteri beklentilerini doğru analiz etmek ve bu beklentilere nitelikli çözümler sunmak ana stratejimizi oluşturdu. Doğru ürün, doğru danışmanlık ve tutarlı kalite anlayışı, markamızın büyümesinde belirleyici rol oynadı. Bununla birlikte global markaları portföyümüze dahil ederek estetik ve teknik çeşitliliği artırdık. Böylece farklı müşteri segmentlerine hitap edebilen, dengeli ve zengin bir ürün yapısı kurmayı başardık. Ayrıca zamanın ve koşulların dinamiklerine de uyum göstermeyi tercih ettik. Bu bağlamda özellikle son yıllarda dijitalleşmeye yaptığımız yatırımlar, markamızın erişim alanını genişleterek fiziksel mağaza deneyimini tamamlayan güçlü bir yapı oluşturdu. Dijital kanallar üzerinden sağladığımız bu entegrasyon, müşterilerimizle daha kesintisiz ve çok yönlü bir iletişim kurmamıza olanak tanıdı.

Didim, Karşıyaka, Foça ve Bodrum gibi farklı lokasyonlarda hizmet vermek, müşteri beklentileri ve satış yaklaşımınızda nasıl farklılıklar oluşturuyor?
Her lokasyon, kendine özgü bir müşteri profili ve estetik algı barındırır. Bu nedenle her mağazamızı bulunduğu çevrenin dinamiklerini dikkate alarak konumlandırıyor, tek tip bir yaklaşım yerine yerel ihtiyaçlara duyarlı bir yapı benimsiyoruz. Turistik bölgelerde uluslararası ziyaretçilerin etkisiyle daha çeşitli ve trend odaklı tercihler öne çıkarken, yerel müşteri kitlesinde fonksiyonellik, konfor ve uzun ömürlü kullanım beklentisi daha belirgin hale gelir. Örneğin Bodrum gibi destinasyonlarda stil ve moda odaklı güneş gözlüğü modellerine yoğun ilgi gözlemlenirken, daha yerleşik bölgelerde günlük kullanım konforu ön plana çıkmaktadır. Bu farklılıkları dikkate alarak ürün gamımızı ve mağaza deneyimimizi mikro ölçekte yeniden kurguluyor, her lokasyona özgü bir hizmet yaklaşımı geliştiriyoruz.

Emre Optik’i bir optik deneyim merkezi olarak konumlandırıyorsunuz. Bu yaklaşımı mağaza içi hizmet süreçlerine nasıl yansıtıyorsunuz?
Bir gözlük, yalnızca görsel bir aksesuar değil; bireyin stilini, konforunu ve günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir objedir. Bu bakış açısı, mağaza içindeki tüm hizmet süreçlerimizin temelini oluşturur ve müşteriye temas ettiğimiz her noktada kendini hissettirir. Bu nedenle mağazalarımızı sadece ürün sunulan alanlar olarak değil, çok boyutlu bir deneyim merkezi olarak ele alıyoruz. Müşterilerimize yüz anatomisine uygun çerçeve seçimi, kullanım amacına göre cam önerileri ve stil danışmanlığı gibi bütüncül bir hizmet sunuyoruz. Amacımız, her müşterinin kendine en uygun ürünü bilinçli bir şekilde seçmesine destek olmak ve bu süreçte yüksek memnuniyet sağlayan bir deneyim yaşamalarını garanti etmektir.

Ürün portföyünüzü oluştururken marka, stil, kalite ve fiyat dengesi kurmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
Bir ürünün estetik gücü kadar teknik performansı da belirleyicidir. Bu nedenle portföy oluştururken; tasarım, dayanıklılık ve kullanım konforu arasında dengeli bir yapı kurmaya özen gösteriyoruz. Aynı zamanda farklı fiyat aralıklarında alternatifler sunarak her müşterinin kendi beklentilerine uygun bir ürüne ulaşabilmesini mümkün kılıyoruz. Farklı segmentleri dengeli şekilde bir araya getirerek hem erişilebilir hem de premium beklentilere yanıt verebilen bir yapı kuruyoruz. Bu yaklaşımımız, markamızın erişilebilirlik ve kalite arasındaki dengeyi korumasını sağlıyor.

Mağazalarınızda satışını en çok yaptığınız optik ve güneş gözlüğü markaları hangileri?
Güneş gözlüğü kategorisi, özellikle mevsimsel etkilerle birlikte yüksek talep gören bir segment olarak öne çıkıyor. Özellikle yaz dönemlerinde artan hareketlilik, bu kategorideki ürün çeşitliliğimizi ve stok yönetimimizi daha dinamik hale getiriyor. Bunun yanında optik çerçeveler ve ileri teknoloji cam çözümleri de portföyümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Ray-Ban, Persol, Prada ve Miu Miu gibi uluslararası markalar müşterilerimiz tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Bununla birlikte farklı fiyat segmentlerinde dengeli bir ürün çeşitliliği sunarak geniş bir müşteri kitlesine hitap etmeyi sürdürüyoruz. Ürün çeşitliliğimiz hem marka bağlılığını güçlendiren hem de yeni müşteri kazanımını destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.

Farklı segmentlerden oluşan bu geniş ürün çeşitliliğini nasıl bir stok yönetimiyle destekliyorsunuz?
Optik sektörü, trendlerin hızlı değiştiği dinamik bir yapıya sahiptir. Bu dinamizm, stok planlamasında esnek ve hızlı aksiyon alabilen bir yapı kurmayı zorunlu kılıyor. Bu nedenle veri odaklı stok yönetimi kritik bir rol oynar. Satış verilerini düzenli olarak analiz ediyor, bölgesel talep farklılıklarını yakından takip ediyoruz. Aynı zamanda sezonluk dalgalanmaları ve ürün bazlı performansları da dikkate alarak stok dağılımımızı aktif bir şekilde yeniden şekillendiriyoruz. Bu veriler ışığında koleksiyonumuzu periyodik olarak revize ederek hem güncel trendlerle uyumu koruyor hem de stok verimliliğini daha kontrollü ve etkin bir şekilde optimize ediyoruz. Böylece hem ürün bulunurluğunu koruyan hem de gereksiz stok yükünü minimize eden dengeli bir stok kurgusu oluşturmayı hedefliyoruz.

Fiziksel mağaza deneyiminizi 2014’te dijital platformlara da taşıdınız. Online satışa açılmanın Emre Optik’e katkılarını paylaşır mısınız?
Dijitalleşme, markamızın gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu adım, yalnızca yeni bir satış kanalı oluşturmanın ötesinde, markamızın erişim ve iletişim gücünü de önemli ölçüde artırdı. Online satış kanalı sayesinde coğrafi sınırların ötesine geçerek Türkiye genelinde daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma imkanı elde ettik. Farklı şehirlerdeki müşterilerimize de aynı hizmet kalitesini sunabilmek, marka algımızı daha güçlü ve tutarlı bir zemine taşıdı. Aynı zamanda dijital platformlar, müşterilerin ürünleri detaylı şekilde inceleyebilmesine ve marka hakkında daha fazla bilgi edinmesine olanak tanıyarak mağaza deneyimini tamamlayan bir yapı oluşturdu. Bu entegrasyon sayesinde fiziksel mağazalar ve dijital kanallar arasında kesintisiz bir deneyim sunarak müşteri memnuniyetini daha sürdürülebilir hale getirmeyi başardık.

Satış süreci ve sonrasında müşterilerinize sunduğunuz hizmet yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Optik sektörü, doğası gereği güven temelli bir alandır. Bu nedenle satış sürecini yalnızca bir alışveriş anı olarak değil, uzun vadeli bir ilişkinin başlangıcı olarak ele alıyoruz. Müşteriler, uzun süre kullanacakları bir ürünü tercih ederken doğru yönlendirme beklerler. Bu noktada ihtiyaç analizi, doğru bilgilendirme ve kişiye özel önerilerle süreci daha bilinçli ve güvenli hale getirmeyi önemsiyoruz. Bu nedenle şeffaflık, doğru ürün önerisi ve satış sonrası destek hizmetlerimiz iş modelimizin temelini oluşturur. Satış sonrasında da bakım, ayar ve teknik destek gibi hizmetlerle müşterilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Müşterilerimizin yıllar sonra tekrar bizi tercih etmesi, kurduğumuz ilişkinin en güçlü göstergesidir.

Silmo İstanbul Optik Fuarı’nın gelişimi ve sektöre katkıları hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Silmo İstanbul, optik sektörünün en önemli buluşma noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Yeni koleksiyonların sergilendiği, trendlerin şekillendiği ve sektör profesyonellerinin bir araya geldiği güçlü bir platformdur. Silmo İstanbul sayesinde global optik trendlerini yakından takip etme ve sektördeki yenilikleri doğrudan deneyimleme fırsatı buluyoruz. Fuarın her geçen yıl Silmo İstanbul Akademik ile sunduğu gibi mesleki eğitime daha fazla odaklanması veya Silmo Award İstanbul ile sektör profesyonellerini ödüller ile teşvik edip desteklemesini çok değerli buluyoruz.

Röportajınız için teşekkür ederiz. Son olarak 4 your eyes ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Optik sektöründe bilgi akışını artıran yayınların büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz. 4 your eyes gibi platformlar hem sektör profesyonelleri hem de optik alanına ilgi duyan okuyucular için önemli bir referans kaynağı niteliğindedir. Bu tür çalışmaların sektöre katkı sağlamaya devam edeceğini düşünüyor ve bu röportaj için biz de teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Mayıs 2026

Ørgreen Optics

Ørgreen Optics

Kopenhag’dan İlham Alan Tavizsiz Duruş

Danimarkalı Ørgreen’e 2024 yılında katılan Tasarım Direktörü Martin Guentert ile tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı sunuyoruz.

Ørgreen Optics, 1997 yılından bu yana kendi yolunu kararlılıkla izleyen bağımsız bir marka olarak öne çıkıyor. Renk kullanımındaki özgüveni, güçlü Danimarka tasarım mirası ve yeniliğe yaklaşımındaki sakin ama tavizsiz duruşu, markanın karakterini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Kopenhag yaşamının ritminden beslenen Ørgreen, zamansız bir etki yaratırken aynı zamanda güncel kalmayı başaran gözlük tasarımlarına imza atıyor. Japonya’da yüksek hassasiyetle üretilen her çerçevesi, sade çizgiler ile abartısız bir özgüven arasında kurulan dengeli bir anlayışı yansıtıyor. Uzun ömürlü kullanım hedefiyle geliştirilen bu yaklaşım, estetik kaygının ötesine geçiyor. Ørgreen koleksiyonları, uzun vadeli değer yaratma fikri üzerine kurgulanıyor. Farklı pazarların ihtiyaçlarına yanıt verebilen ölçü ve form çeşitliliği sunarken, markanın öz kimliğinden ödün vermiyor. Markanın yaratıcı vizyonu ise 2024 yılında ekibe katılan Martin Guentert ile yeni bir ivme kazandı. Endüstriyel tasarım kökenli Martin Guentert, Ørgreen Optics’in Tasarım Direktörü olarak görev yapıyor. Gözlük sektöründe 16 yılı aşkın deneyime sahip olan Guentert, teknik yenilik ile rafine bir tasarım anlayışını bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Lazer sinterleme teknolojileri konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınan tasarımcı, günümüz optik dünyasının önde gelen ürün geliştiricileri arasında gösteriliyor. Martin Guentert ile Ørgreen’deki tasarım yaklaşımı ve markanın geleceğine dair vizyonu hakkında gerçekleştirilen röportajı beğenilere sunuyoruz.

Ørgreen’e katıldığınızda markayı inovasyon aracılığıyla geleceğe hazırlamaktan söz etmiştiniz. Bu doğrultuda üretim yaklaşımınız nasıl şekillendi?
Ben katıldığımda Ørgreen zaten renk ve tasarım konusundaki güçlü uzmanlığı ve ürün ile hizmetteki yüksek kalite anlayışıyla öne çıkan bir markaydı. Titanyum koleksiyonlarımız hala markanın temelini oluşturuyor. Bununla birlikte Acetate Cut koleksiyonunda kullandığımız esnek menteşe sistemi ve Quantum High koleksiyonunda Megahertz gibi modellerle daha heykelsi formlara yönelmemiz, ürün yelpazemizi önemli ölçüde genişletti. Geçtiğimiz sonbaharda Nyhavn adını verdiğimiz yeni bir çerçeve ailesi tanıttık. Paslanmaz çelik ve tek renkli sade bir konseptle ilerleyerek, fonksiyonel bir menteşe sistemini daha erişilebilir bir fiyat seviyesinde sunmayı başardık. Bu seri daha genç bir kitleye hitap ederken, markaya yeni kullanıcılar kazandırıyor. Aynı zamanda ürün kimliğimizi daha da netleştirirken, bunu kapsamlı bir marka dönüşümüyle birlikte ele alıyoruz ve bunun yansımalarını artık tüm çalışmalarımızda görmek mümkün hale geldi. Önümüzdeki dönemde ise güneş gözlüklerine daha güçlü bir odaklanma markanın yönünü belirleyecek. Ayrıca bu yıl titanyum tarafında da yeni gelişmeler sunacağız.

Mykita’dan Ørgreen’e uzanan etkileyici kariyerinizin başlangıcı nasıl şekillendi?
KEndüstriyel tasarım eğitimi aldım. Öğrencilik dönemimde yaptığım bir gözlük projesi Berlin’de sergilendi ve Mykita’nın kurucuları tarafından fark edildi. Bu sayede onların ekibine katıldım. Orada uzmanlaşma, deneme yapma ve kendimi geliştirme imkanı buldum. 16 yılın ardından yeni bir şehirde yeni bir sayfa açmak için doğru zamanının geldiğini düşündüm ve Ørgreen’de tasarım ekibine liderlik etme sorumluluğunu üstlendim. Eğitimim daha genel bir tasarım yaklaşımına dayanıyor olsa da klasik endüstriyel tasarıma dönme isteği hiç duymadım. Çünkü gözlük tasarımı benim için zaman geçtikçe daha da ilgi çekici hale geliyor.

Tasarım perspektifinden bakıldığında sizin için gözlüğü özel kılan nedir?
Gözlük; moda, medikal işlev ve kişisel ifade alanlarının kesişiminde yer alıyor. Aynı zamanda insan bedeninin en hassas bölgelerinden biri olan gözler için tasarlanıyor. Kullanıcıya saygı, teknik uzmanlık ve marka kimliğini aynı anda dengelemek ise oldukça zorlu bir süreç diyebilirim. Hayat kurtarmıyoruz belki ama insanların daha iyi görmesini sağlayan ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olan günlük bir eşlikçi yaratıyoruz. Bu da ürünü son derece kişisel kılıyor.

Günümüzde sizi en çok heyecanlandıran materyaller neler ve gözlük tasarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Katmanlı üretim teknikleriyle çalışmayı özellikle seviyorum. 2011 yılında gözlük sektöründe 3D üretim teknolojilerini erken dönemde deneyimleme fırsatı buldum ve hala bu alanda yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Bazı sınırlamaları olsa da aklımdaki formu doğrudan gerçeğe dönüştürmenin en hızlı yollarından birini sunuyor. Öte yandan akıllı gözlükler ilginç bir gelişim sürecinde, ancak henüz günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmiş değiller. Daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için AR-GE çalışmalarının ilerlemesi gerekiyor. Bununla birlikte sektörün öncelikli olarak sürdürülebilirlik konusuna, özellikle üretim öncesi atıkların azaltılmasına odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda daha güçlü çözümler geliştirmenin hem tasarımcıların hem de tüketicilerin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Gözlük tasarımında 2026 yılında öne çıkan trendler Ørgreen koleksiyonlarına nasıl yansıyor?
Açıkçası trend araştırmalarına çok fazla zaman ayırmıyorum. Daha çok sezgilerime, ekibime ve elimizdeki verilere güveniyorum. Ørgreen tarafında sac titanyum, asetat ve 3D üretim tekniklerinde daha heykelsi detaylara yöneldiğimizi göreceksiniz. Doğru yerleştirilmiş pahlar ve yüzey detayları, en sade kesitleri bile çok daha güçlü hale getirebilir. Öte yandan Nyhavn koleksiyonunda formu sadeleştirerek çizgi ve renk üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsiyoruz.

Canlı renkler mi yoksa daha sade bir palet mi? Günümüzde tüketiciler renk kullanımına nasıl yaklaşıyor?
Bu sorunuzun tek bir doğru cevabı yok. Önemli olan belirli bir renk paletinden ziyade, tüketicinin yapılan işi anlaması ve onunla bağ kurabilmesidir. Benim için belirleyici olan netlik ve duygudur. Minimal bir tasarım, renkle zenginleştirilebilir. Bu bazen sadece çerçevenin iç kısmında kullanılan küçük bir dokunuşla bile olabilir. Ancak renk, zayıf bir tasarımı kurtaran bir çözüm değildir. Kendi adıma ise daha çok tek renkli yaklaşımı tercih eden bir tasarımcıyım diyebilirim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler ilginizi çekiyor? İlgi alanlarınız tasarım sürecinizi etkiliyor mu?
Yemek benim için önemli bir ilgi alanı ve Kopenhag bu konuda oldukça güçlü bir şehir diyebilirim. Yemek yemeyi kendim için bir ödül ve aynı zamanda sevdiklerimizle paylaşılacak keyifli bir deneyim olarak görüyorum. Ayrıca her zaman üzerinde çalıştığım bir el işi projesi olur. Örneğin, kostüm tasarımı tekrar tekrar döndüğüm bir alandır. Elektronik entegrasyonundan köpük kil ile modellemeye ve klasik dikiş tekniklerine kadar farklı yöntemleri bir araya getirmeyi seviyorum. Stil yaratma süreci ve insanların buna verdiği tepkiler beni çok etkiliyor. Bunların tümü de doğrudan tasarım sürecime yansıyor.

Gözlük tarihine baktığınızda size en çok ilham veren tasarımcılar veya tasarımlar hangileri?
Gözlük tarihinde elbette ikonik tasarımlar var. Ancak ben çoğu zaman sadece bu alanla sınırlı kalmamaya çalışıyorum. Yalnızca kendi sektörüne odaklanmanın, benzer ve tekrara düşen fikirler üretme riskini artırdığına inanıyorum. Endüstriyel tasarım açısından Jasper Morrison benim için önemli bir referans noktası oldu. Son dönemde ise Ørgreen’in de parçası olduğu Danimarka tasarım geleneğini daha iyi anlamak için Finn Juhl ve Grete Jalk gibi isimlere yöneliyorum.

Kaynak: Eyestylist

Mayıs 2026

Ic! Berlin

30 Yıllık Çelik İmza

Ic! Berlin

Optik dünyasında paslanmaz çelikte uzmanlık ve patentli vidasız menteşe sistemi dendiğinde ilk akla gelen Alman markası ic! berlin, 30. yaşını özel bir kapsül serisi ve etkileyici bir kampanyayla kutluyor.

Bağımsız Alman markası ic! berlin kendini tanıtmak için hiçbir zaman süslü anlatımlara ihtiyaç duymadı. Başkent Berlin’de 1996 yılında doğan marka, itibarını; hassasiyet, ölçülülük ve kusursuz mühendislik üzerine inşa etti. 30. yaşını kutlarken de inandığı yoldan şaşmayan ic! berlin, geçmişle bugünü zarif bir denge içinde buluşturan, titizlikle kurgulanmış bir koleksiyonla tasarım dilini daha da keskinleştiriyor, rafine ediyor ve ileri taşıyor. Otuz yılını kapsayan radikal tasarım anlayışı ve tavizsiz mühendislik yaklaşımının bir yansıması olan yıldönümü kapsül koleksiyonu, bir nostalji anlatısından çok markanın çizgisini bugüne taşıyarak güçlü bir devamlılık hissi yaratıyor. Berlin’in sürekli dönüşen kültüründen beslenen koleksiyon, markanın net ve kararlı tasarım yaklaşımını, geçmişle geleceği bir araya getiren yalın ama katmanlı bir kurguyla yeniden yorumluyor.

Paslanmaz Çelik Başrolde
Koleksiyonun merkezinde azaltma ve arıtma fikri var. Yeni olana gereğinden fazla yüklenmek yerine, ic! berlin kendi gücünü en iyi olduğu yerden, malzeme ve yapının saflığından alıyor. Soğuk haddelenmiş paslanmaz çelik hem dayanıklılığı hem de hafifliğiyle bir kez daha başrolü üstleniyor. Markanın imzası haline gelen vidasız menteşe sistemi ise yüksek hassasiyet, dayanıklılık ve konforu bir arada sunarak kapsül koleksiyon boyunca sessiz ama belirleyici bir görev üstleniyor. 30. yıldönümü özel seçkisi, geçmiş ile gelecek arasında kurulan dengeli bir diyalog üzerine inşa ediliyor. Leif, Wanda, Oli the 2nd ve Pina gibi markanın kimliğini şekillendiren modeller yeniden yorumlanırken, Sodium ve Xenon gibi yeni tasarımlar bu dili daha çağdaş ve teknik bir noktaya taşıyor. Ortaya çıkan bütünlük, tanıdık olanla yeniden yorumlanan arasında akıcı bir denge kuruyor. Markanın çeliğin özüne gösterdiği sadakat tasarımlara doğrudan yansıyor. Kaplama ve yapay yüzeylerden bilinçli olarak uzak duran ic! berlin, cilalı çeliğin doğal karakterini ön plana çıkarıyor. Böylece hem dürüst hem de zamana yayılan bir yüzey etkisi elde ediliyor. Markanın bu tavrı, gereksiz olanı elemek ve öz olanı görünür kılmak üzerine kurulu 30 yıllık tasarım anlayışının kutlaması niteliğini taşıyor. Koleksiyonun bu yalın yapısı içinde ic! berlin’e özgü Transformative Teal rengi, kontrollü ama dikkat çekici bir ifade katmanı olarak ekleniyor. Mavi ile koyu yeşil arasında konumlanan bu özel ton, koleksiyonun ruhunu yansıtan ikili bir denge kuruyor. Böylece tasarımlar hem sakin hem enerjik; hem dengeli hem yön belirleyen karakterler sergiliyor. ic! berlin için Transformative Teal rengi yalnızca estetik bir tercih değil aynı zamanda değişimi, dönüşümü ve markanın kendi çizgisine olan güvenini anlatan güçlü bir anlatım aracı oluyor.Markanın renk anlatısı camlara da kusursuz şekilde taşınıyor ve bu özel tonla uyumlu fotokromik camlar, iç mekan ile dış mekan arasında akıcı bir geçiş sağlayarak hem işlevselliği hem de görsel bütünlüğü destekliyor. Cam seçimine gösterdiği hassasiyet, ic! berlin’in kullanım deneyimine verdiği önemin de altını bir kez daha çiziyor.

30 Yılı Kutlayan Stiller
ic! berlin, 30. yıldönümü kapsülündeki güneş stilleri, markanın minimal tasarım diline sadık kalırken kendi karakterini net şekilde ortaya koyuyor. Oli the 2nd, sportif bir dinamizmle yeniden ele alınırken, paslanmaz çelik ile fotokromik camların birlikteliği modele hareketli bir kimlik kazandırıyor. Pina, daha duygusal ve ifade gücü yüksek bir yaklaşım sunuyor. Yuvarlak formu, ince metal kaş detayı ve renk geçişleriyle daha zengin bir görsel etki bırakıyor. Xenon ise minimalizmin en yalın ve kendinden emin halini temsil ediyor. Düz hatları ve güçlü yapısıyla malzemenin karakterini öne çıkarırken, zarif sap tasarımıyla sofistike bir duruş sergiliyor. Optik stiller ise anlatımı aynı hassasiyetle sürdürüyor. Leif, güçlü hatları ve sağlam yapısıyla mühendislik gücünü ön plana çıkarıyor. Wanda, farklı kalınlık ve formların dengesiyle daha akışkan ve feminen bir ifade sunuyor. Sodium ise mimari bir bakış açısıyla şekillenen daha modern bir duruş ortaya koyuyor. Her model kendi karakterini net biçimde ortaya koyarken, bir araya geldiklerinde aynı tasarım algısının ürünü olarak bütünlük sunuyor. ic! berlin 30.yıldönümü kapsülündeki gözlükleri aracılığıyla; gerçek inovasyonun her seferinde baştan yaratmakla değil, doğru yapılanı daha ileri taşımakla da olabileceğini gözler önüne seriyor.

I See Berlin: Şehrin Ruhunu Taşıyor
Markanın 30. yılı kutlaması yalnızca özel kapsülüyle değil, ‘I See Berlin’ (Berlin’i Görüyorum) kampanyasındaki güçlü görsel anlatıyla da anlam kazanıyor. Klasik bir marka hikayesinin ötesine geçen kampanya, Berlin’in hiç durmayan, sürekli dönüşen ruhunu merkeze alıyor. Görsel anlatıcı Tarek Mawad’ın imzasını taşıyan I See Berlin kampanyası, belgesel ile sanatsal yorum arasındaki sınırları incelten çarpıcı portrelerden oluşuyor. Her kare, yalnızca yüzleri değil; tavırları, kimlikleri ve katmanlı kişisel hikayeleri kapsayan yoğun bir ifade gücü taşıyor. Ressamlar, performans sanatçıları ve düşünce insanları bu kampanyada birer marka yüzü olarak değil, Berlin’in kültürel nabzının doğal unsurları olarak konumlanıyor. Fotoğraf sanatçısı ve şehrin ünlü gece hayatı figürlerinden Sven Marquardt’tan Michelin yıldızlı şef Dalad Kambhu’ya uzanan bu isimler, Berlin’in kreatif yönünün farklı katmanlarını temsil ediyor. Parlatılmış mükemmellik yerine ham ve filtresiz bir bireyselliğin tercih edildiği I See Berlin görsellerinde; zıtlıklar, dayanıklılık ve sürekli yenilenme üzerinden tanımlanan canlı bir şehir portresi yansıtılıyor. Sanatçı Leif Podhajsky’nin katkısıyla eklenen dijital animasyon katmanları ise Berlin’in ana akım dışındaki alternatif sanat ve kültür sahnesine gönderme yapıyor. Karelerdeki hafif bozulmalar ve akışkan geçişler sayesinde izleyici kampanyanın içine alınıyor. Şehrin ruhunu aktaran bu değişken ve dinamik yapı içinde ic! berlin gözlükleri yalnızca bir ürün olarak konumlanmıyor; bir araç ve bir metafor haline geliyor. Şehri görmek, yorumlamak ve yeniden tanımlamak için kullanılan birer mercek işlevi üstleniyorlar. Ürünü, şehri ve düşünceyi tek bir bütüncül anlatıda başarıyla bir araya getiren kampanya, ic! berlin’in 30 yıldır olduğu gibi şehrin dinamik ve ilham verici ruhunu derin bir bağlılıkla taşımaya devam edeceğini gösteriyor.

Mayıs 2026

Göz Etine Yol Açan 4 Önemli Etken!

Masum sanılan göz kanlanması, görme kaybına yol açabilen sinsi hastalıkların habercisi olabilir. Uzmanlar; güneş, toz, rüzgar ve uzun süre ekran maruziyetinin riski artırdığı konusunda uyarıyor. Geçmeyen göz kızarıklığını hafife almayın!

Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor. Masum sanılan ancak tedavi edilmediğinde sinsice ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen göz eti, özellikle gözlerde kanlanma ve kızarma ile ortaya çıkıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Gözde et büyümesi çoğu zaman gözlerin buruna yakın iç kısımlarında yoğun kızarıklık ile fark edilir. Hastalar kendileri aynaya baktıklarında veya çevresindekilerin dikkat çekmesi ile fark ederler. Bu doku zamanla korneanın üzerine yürüyebilir ve görme alanını kapatabilir. Başlangıçta basit bir kızarıklık ve kanlanma gibi görülse de ilerlediğinde görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle geçmeyen göz kızarıklığı durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır” diyor. Göz eti büyümesinde hastaların şikayetlerini ‘Gözüme sanki kum tanesi kaçmış gibi hissediyorum veya herkes bana gözlerin neden bu kadar kırmızı, az mı uyudun ya da alkol mü aldın diye soruyor’ gibi söylemlerle dile getirdiğini belirten Dr.Tolga Birgül, oysa bu durumun çoğu zaman gözde et büyümesinden kaynaklanabildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül, göz etine yol açan 4 önemli etkeni anlattı, belirtilere ve tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Güneş ışığı ve ultraviyole maruziyeti
Göz eti gelişiminde en önemli faktörlerden biri güneş ışığına uzun süre maruz kalmak. Araştırmalar, yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerde pterjiumun (gözde et büyümesi) daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.

Rüzgar, toz ve kum gibi çevresel tahriş
Toz, kum ve rüzgar gibi çevresel faktörler, özellikle açık havada çalışan kişilerde riski artırıyor. Zira göze sık sık kaçan toz, kum ve yabancı cisimler göz yüzeyindeki dokuyu sürekli uyararak tahrişe neden olurken, bu tahriş zamanla dokunun (konjonktivanın) kalınlaşmasına ve korneaya doğru ilerleyen et büyümesine zemin hazırlayabiliyor.

Kronik göz kuruluğu
Uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak da göz kuruluğuna yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Özellikle bilgisayar başında gerekli göz molalarını vermeden uzun süre kalan ve yine uzun süreler telefon ekranına bakan kişilerde göz kuruluğu arttığı için bu hastalığa daha sık rastlayabiliyoruz. Göz yüzeyinin yeterince nemli olmaması da pterjium gelişimini kolaylaştırabiliyor” diyor.

Göz yapısının kuruluğa yatkın olması
Bazı kişilerde göz yüzeyi doğal olarak daha hassas ve nem dengesini korumakta zorlanan bir yapıya sahip olabilir. Bu durum göz yüzeyinin dış etkenlere karşı daha kolay tahriş olmasına neden olur. Yeterli nem sağlanamadığında gözün koruyucu tabakası zayıflar ve konjonktiva dokusu zamanla kalınlaşıp korneaya doğru ilerleyebilir. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde bu süreç daha kolay tetiklenebilir ve pterjium (gözde et büyümesi) gelişme riski artabilir.

Gözünüzde bu belirtilere dikkat!

  • Gözde sürekli kızarıklık ve kanlanma
  • Gözde yanma, batma ve sulanma
  • Gözün iç kısmında kabarıklık oluşması
  • Estetik olarak gözün kırmızı görünmesi
  • Beklenmemiş şekilde Astigmat gelişmesi veya artması

Gözde et büyümesinin tedavisi nasıl yapılıyor?
Gözde et büyümesinin tedavisi hastalığın durumuna göre planlanıyor. Her pterjiumun ameliyat edilmesi gerekmeyebiliyor. Eğer doku uzun süre aynı kalıyorsa, stabil ise takip edilebiliyor. Ancak aktif büyüyen ve korneaya ilerleyen pterjiumlarda cerrahi tedavi gerekiyor. Bu ayırımın yapılması için göz muayenesi yapılması gerektiğini, tedavide en önemli noktanın cerrahi sonrası tekrar oluşumun önlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Tolga Birgül “Pterjium cerrahisinde sadece et dokusunun çıkarılması yeterli değildir. Asıl önemli olan ameliyat sonrası tekrar etmesini önlemektir. Bunun için özel cerrahi teknikler kullanıyoruz; et dokusunu çıkardıktan sonra konjonktival flep ve otogreft gibi yöntemlerle kapatmadan önce geride kalan yüzeyi elmas uçlu özel bir tur motoruyla mikro düzeyde temizliyoruz. Bu yöntemle geride kalabilecek mikroskobik dokular da temizleniyor ve tekrar etme riski önemli ölçüde azaltılıyor” açıklamasında bulundu.

Mayıs 2026

Dereceli Güneş Gözlüğü Nedir, Ne İçin Kullanılır?

Güneşli havalarda hem net görmek hem de göz sağlığını korumak isteyenler için dereceli güneş gözlükleri pratik ve konforlu bir çözüm sunar. Özellikle görme kusuru olan kişilerde, standart güneş gözlüklerinin yetersiz kaldığı durumlarda devreye girerek hem görüş kalitesini hem de UV korumasını aynı anda sağlar.

Dereceli (numaralı) güneş gözlüğü, görme kusuru olan kişilerin hem net görmesini sağlamak hem de gözlerini güneşin zararlı UV ışınlarından korumak için kullanılan özel gözlük türüdür. Normal güneş gözlüklerinden farklı olarak kişinin göz numarasına göre hazırlanmış camlar içerir. Bu sayede dış ortamda hem güneşten korunma hem de net görüş aynı anda sağlanır.  Günümüzde bu gözlüklerde UV400 koruma standart hale gelmiştir ve UVA ile UVB ışınlarını büyük oranda engeller. Ayrıca polarize cam seçeneği, özellikle araç kullanırken ve açık alanlarda oluşan yansımaları azaltarak daha konforlu bir görüş sunar. İsteğe bağlı olarak fotokromik camlar da tercih edilebilir; bu camlar ışık yoğunluğuna göre koyulaşıp açılarak farklı ışık koşullarına uyum sağlar.

Numaralı Güneş Gözlüğü Nasıl Alınır?
Numaralı güneş gözlüğü almak için ilk adım göz doktoru muayenesidir. Güncel göz numaralarını içeren reçete ile birlikte optik mağazaya başvurulur. Ardından kullanıcı, yüz yapısına uygun bir güneş gözlüğü çerçevesi seçer. Seçilen çerçeveye, reçeteye uygun olarak özel üretilen güneş camları hazırlanır ve optik uzmanı tarafından montajı yapılır. Bu aşamada camın rengi, inceliği, kaplama türü (örneğin yansıma önleyici veya sert kaplama) gibi detaylar kişinin ihtiyacına göre belirlenir. Dereceli güneş gözlükleri hem görme konforunu artırması hem de UV ışınlarına karşı koruma sağlaması nedeniyle günlük yaşamda önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Doğru cam ve doğru çerçeve seçimiyle dış ortamda daha net ve rahat bir görüş elde edilebilir.

Mayıs 2026

Çocuklarda Gece Görme Problemlerine Dikkat

Çocukların karanlık ortamlarda hareket etmekte zorlanması, sık sık eşyalara çarpması ya da ışıklar kapandığında huzursuz hissetmesi çoğu zaman korku veya çekingenlik olarak değerlendirilebiliyor. Ancak bazı durumlarda bu belirtiler, gece görmesini etkileyen göz hastalıklarının erken işaretlerinden biri olabilir.

Çocukların karanlık ortamlarda huzursuz davranması ya da akşam saatlerinde hareket etmekte zorlanması çoğu zaman geçici bir durum olarak düşünülebiliyor. Ancak uzmanlar, bazı davranış değişikliklerinin gece görmesini etkileyen göz problemleriyle ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan gece görme sorunları her zaman kolay fark edilmeyebiliyor. Bazı çocuklar gündüz normal görebilirken, düşük ışıklı ortamlarda yön bulmakta zorlanabiliyor veya ışık değişimlerine geç uyum sağlayabiliyor. Akşam saatlerinde sık düşme, merdiven inerken çekingen davranma ya da karanlıkta ebeveynden ayrılmak istememe gibi davranışların aileler tarafından dikkatle gözlemlenmesi gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre gece görmesinde yaşanan azalma; retina hastalıkları, bazı kalıtsal göz problemleri, A vitamini eksikliği veya farklı görme kusurlarıyla ilişkili olabiliyor. Ancak her belirtinin ciddi bir hastalık anlamına gelmediği, kesin değerlendirmenin kapsamlı göz muayenesiyle yapılabileceği vurgulanıyor. Çocukların yaşadıkları görme problemlerini çoğu zaman ifade edemediğini belirten uzmanlar, televizyona çok yaklaşma, loş ortamlarda huzursuz davranma ve görsel materyallere çok yakından bakma gibi davranışların da önemli işaretler arasında yer aldığını ifade ediyor. Özellikle çocukların görme problemlerini normal kabul ederek şikâyetlerini dile getirmemesi nedeniyle ailelerin davranış değişikliklerine karşı dikkatli olması gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlar, çocuklarda göz muayenesinin yalnızca görme bozukluğu geliştiğinde değil, belirli yaş aralıklarında düzenli olarak yapılması gerektiğini belirtiyor. Erken dönemde yapılan kontrollerin, olası risklerin değerlendirilmesi ve çocukların görme sağlığının korunması açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. Ayrıca erken teşhis sayesinde olası görme problemlerinin ilerlemeden kontrol altına alınabileceği ve çocukların günlük yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlanabileceği ifade ediliyor.

Mayıs 2026

Maybach ile Sınırsız Lüks

Güçlü detaylar ve kusursuz işçilik, Maybach Challenger güneş gözlüğüyle üst düzey bir stil ifadesine dönüşüyor. Yarı çerçeveli yapıya sahip bu modern aviator form, hafifliğiyle konfor sunarken, üst kısmındaki iki tonlu metal detay ve Diamond Pattern yüzey tasarıma karakteristik bir derinlik kazandırıyor. Otomotiv dünyasından ilham alan bu özel desen, Maybach’ın imza estetiğini yansıtıyor.

Nisan 2026

Alexander McQueen Güneşi

Alexander McQueen imzalı bu güneş gözlüğü, keskin hatları ve ince yapısıyla minimalizmi güçlü bir karakterle yeniden yorumluyor. Köşeli formu ve sarı tonlu camları, tasarıma rafine şıklık katarken aynı zamanda dikkat çekici bir duruş yaratıyor. Abartıdan uzak ama etkisi yüksek bu güneş gözlüğü modeli, modern stilini net çizgilerle ifade etmek isteyenler için rafine bir alternatif sunuyor.

Nisan 2026

Tiffany & Co. ile Kedi Gözü Işıltısı

Zamansız cat-eye formu, bu tasarımda Tiffany & Co.’nun zarif estetik anlayışıyla yeniden hayat buluyor. Tiffany havana tonlarındaki çerçeve, mavi tonlara geçişli kahverengi camlarla uyum içinde birleşerek modele sıcak ve sofistike bir karakter kazandırıyor. İncelikli detaylarla tamamlanan bu tasarım, markanın ikonik zarafetini modern bir yorumla gözlük tutkunlarına sunuyor.

Nisan 2026

Casablanca’dan Destansı Hacienda

Mask formunun yarattığı kesintisiz siluet, Casablanca’nın Hacienda modelinde güçlü bir stil ifadesine dönüşüyor. Siyah çerçeve ve koyu camlar, tasarıma net ve kararlı bir duruş kazandırırken, köprü kısmındaki altın tonlu logo detayı dikkat çekici bir odak noktası oluşturuyor. Casablanca’nın özgün ve cesur estetik anlayışını yansıtan bu model, sınırları zorlayan bir stil yaklaşımı sunuyor.

Nisan 2026