Marka Hikayesi
NINA RICCI

NINA RICCI

NINA RICCI TERZİLİK KÖKLERİNDEN ASLA UTANMAYAN, ÇALIŞKAN VE MÜŞTERİLERİ ARASINDA SINIF FARKI GÜTMEYEN ZAMANININ ÖTESİNDE BİR KADINDI.

Nina Ricci, 1920’lerin başında Raffin Moda Evi adında bir perakende şirketten doğdu. Sahip olduğu moda eviyle aynı adı taşıyan Nina Ricci, finansal başarıya ulaşmasına rağmen, Paris’teki ilk yıllarında yaygın olan birçok küçük terzilik kuruluşundan sadece biri olarak kabul edildi. Nina Ricci bugün geldiği yere zorlayıcı algıları kırarak emin adımlarla geldi. Nina Ricci, 1883’te İtalya’nın Torino kentinde Maria Nielli olarak dünyaya geldi. Nina onun çocukluktaki takma adıydı. Beş çocuklu bir aileden gelen Nina’nın babası ayakkabıcıydı ve ailesi ile birlikte işini Monte Carlo’ya taşıdı. Babasının ölümünden sonra aileleri dağılan Nina, annesi ve kız kardeşiyle birlikte Paris’e gitti. Sadece 14 yaşında olmasına rağmen terzi olarak iş buldu. Birkaç yıl sonra da otobüse binerken tanıştığı Floransalı bir kuyumcunun oğlu olan Luigi Ricci ile evlendi. Nina artık Ricci soyadını kullanmaya başladı.

23 yaşına geldiğinde oğlu Robert hayata geldi. 27 yaşında dul kaldıktan sonra tek başına büyüttüğü oğlu Robert, daha sonraları markalaşması yönünde annesine büyük destek olacaktı. 1908’de Nina, 24 yıl boyunca çalışacağı Raffin moda evine katıldı. Burada Nina, kendi atölyeleri, terzileri ve müşterileriyle tamamen özerk bir bölümde çalışmalarını sürdürdü. Nina’nın yaratıcılığı için tamamen burjuva zevklerine yönelik denemeyeceği gibi yüksek sosyete ve aristokrat kesimi de içeriyor denemezdi. Nina üst orta sınıf kadınına hitap eden bir çizgiye sahipti. Nina, tasarladığı modelleri terzilere satarak karlı sayılabilecek yan işini de yürüttü. Nina Ricci’nin oğlu Robert, annesinden aldığı yaratıcı düşünce gücü kadar iş dünyasındaki çizgisini de miras alarak yetenekli bir girişimci olarak büyüdü. Nina, Raffin moda evinin sahibi Mösyö Raffin’in ölümü sonrası darbe alan iş yerinden oğlu 27 yaşındayken ayrıldı. Annesinin aldığı mirası reklamcılık eğitimiyle birleştiren Robert, annesinin işini yine annesiyle yeniden etkinleştirmeye ve büyütmeye odaklandı. Robert yeni bir firma kurulacaksa işin yaratıcı bölümü de dahil olmak üzere tüm kontrolü ve sorumluluğu kendisi almalıydı. O dönemde farklı işleri de yürüten Robert, yeni firmanın yeterince başarılı olamaması durumunda kendisini garanti altına alacak kadar ayakları yere sağlam basan bir girişimciydi.

Bunun üzerine 1932 yılında anne-oğul Nina Ricci moda evini kurdular. Robert Ricci, Paris’te Capucines caddesindeki atölye ve çalışma odalarından oluşan ilk tesislerini kurdu. İlk Nina Ricci defilesinden itibaren, terzilik tarihi, benzersiz ve başarılı olan anne-oğul işbirliğine şahit oldu. Robert’in iş zekası, yatırımcılar ve iş ortakları tarafından güven kazanmasına sebep olurken, deneyimli annesinden öğrendikleriyle daha da parlamasına yol açtı. Ortalama bir tesisi, tanınan ve saygı duyulan bir moda evine dönüştüren de bu iş zekasıydı. Çünkü Nina Ricci, 20. yüzyılın başlarında Paris moda dünyasında yüksek sosyetenin ilgisini pek çekmiyordu. Chanel, Vionnet veya Lanvin yanında uzun yıllar boyunca Paris’teki en başarılı moda evlerinden biri olmasına rağmen, uzun süre onlarla aynı seviyede olduğu düşünülmedi. Bunun nedeni ise Nina’nın yüksek sosyeteye hitap etmemeyi özellikle seçmesiydi.

Aynı nedenlerle, Amerikan Vogue’nun editörleri Cecil Beaton, Edna Woolman Chase ve Janet Flanner Fransa’daki üst düzey moda evleriyle ilgili yaptıkları haberlerde Nina Ricci’den hiç bahsetmedi. Zaten dünya basınında yer almak ya da almamak veya yabancı turistlere özellikle Amerikalılara hizmet vermek hiçbir zaman Nina Ricci’nin ilgi alanına girmedi. 1932’de tamamen terziliğe odaklanan Nina Ricci, dünyadaki çoğu tasarımcının aksine bilgi ve deneyim doluydu. Nina tasarımlarını hiçbir zaman çizimlere ve taslaklara dönüştürmedi. Tasarımlarını doğrudan vitrin mankeni üzerinde hazırlayıp tatmin olduktan sonra direkt olarak çalışma odasında prototipi hazırlamaya koyulurdu. Uygulamalarındaki bu güven ve kullandığı malzemelere olan hakimiyet, Nina’yı teknik beceriler açısından Alix Gres ile aynı noktaya getiriyor. Müşterilerinin isteklerini ve ihtiyaçlarını çok iyi bilen Nina, tasarım konusundaki yeteneklerinin çok üst sıralarda olduğunun farkındaydı. Müşterilerini bir şekilde kendisini giydirir gibi giydirdi. Nina, Fransa’da sinema ve tiyatroya giden hanımefendilerinden birçoğunu giydirmekten gurur duyuyordu. Üstelik fiyatları da o dönemde adından söz ettiren birçok moda evinden daha uygun tutuyordu.

Nina, tıpkı Lanvin ve Chanel moda evleri gibi kullandığı kumaşın, tasarımının ve işçiliğinin kalitesi gibi önemli noktalarda saygı duyulan bir moda evi sahibi olmuştu. Ayrıca genç hanımefendilere yönelik yılda iki kez çıkardığı, ekonomik ve şık koleksiyonları ile Paris’te isim yapan ilk kişiydi. Bu tür yöntemlerle, 1932 ile 1939 arasında çarpıcı bir şekilde genişleyen moda evi, çalışan sayısının 40’tan 450’ye yükselmesi ile Paris’teki diğer büyük moda evlerinden daha fazla kadını giydirdi. Robert’ın güçlü iradesi ve karar verme yeteneği Nina’nın temel dayanaklarından biriydi. Nadiren aynı fikirde olmayan anne-oğul, ne problem yaşarlarsa yaşasınlar birçok aile şirketinin aksine daima çözüm ve uzlaşma yolu buldu. 1930’larda Robert Ricci, şirketin büyümesi ve yabancı satışların artmasıyla birlikte Nina Ricci moda evinin bir parfüm lanse etmesi gerektiğine karar verdi.

1937’de, annesinin Nina Ricci moda evinin temelini sağlamlaştırmak için zamana ihtiyacı olduğunu fark ederek kendine ait reklam işini kapattı. Robert hem bir çocuk hem de bir ebeveyn olarak tüm ağırlığını ve zamanını aile işi olan Nina Ricci’ye verdi. 1941’de Robert’ın öngörüsüne inanan annesi, şirketin sermayesinin yarısından fazlasını harcayarak parfüm departmanını kurdu. İlk Ricci parfümü olan Coeur-Joie, 1946 yılında, kristal bir Lalique şişesinde,  Christian Bérard tarafından hazırlanan bir reklam kampanyasıyla beğenilere sunuldu. Ufak adımlarla çıkılan parfüm yolu Nina Ricci için artık tamamen açılmıştı. Ancak Robert, dünya çapında kabul görecek bir parfüme sahip olma konusunda kararlıydı. 1948’de beğenilere sundukları ikonikleşen L’Air du Temps’la bu kararlılığının meyvelerini toplamış oldu. L’Air du Temps, Chanel’dan No 5, Lanvin’den Arpège, Patou’dan Joy ve Guerlain’den Shalainar gibi klasikler içerisine giren harika parfümlerden biri olarak kabul gördü. 1954’e gelindiğinde Nina Ricci artık yılların yorgunluğunu taşıyordu ve başarısını takip etmesi için genç asistanı Jules-François Crahay’i kendisinin yerine göreve getirdi. Belçikalı tasarımcı Crahay’in 1959’da, “Crocus” koleksiyonunu beğenilere sundu. Bu koleksiyonun da etkisiyle Nina Ricci moda evi Robert Ricci’nin de özlemini duyduğu şekilde uluslararası platformda tanınmaya başladı. 1963 yılında Crahay, Lanvin’e katılmaya karar verdi ve yerini, daha önce Balmain, Fath ve Patou için çalışmış olan Gérard Pipart’a bıraktı.

Yılların yorgunluğunu üzerinden atamayan Kurucu ve Kreatif Direktör Maria Nina Ricci 1970 yılında hayata gözlerini yumdu. Annesinin ölümünün ardından Nina Ricci moda evi için 18 yıl daha emek veren Robert Ricci’yi de 1988 yılında kaybettik. 1998’de, Nina Ricci moda evi Barselona merkezli, bir aile şirketi olan PUIG’nin bir parçası oldu. Uzun zamandır Ricci parfümlerinin İspanya’daki distribütörü olan PUIG, moda evinin mirasını devam ettirmek istedi. 2006’da Nina isimli parfümün lansmanı yapıldı. Nina, “kadınlığa rüya gibi bir vurgu” sloganıyla raflardaki yerini aldı. Nina, Robert Ricci’nin annesine adadığı ilk Nina parfümünün bir yorumuydu.

Bu yeni parfümün başarısı Ricci ruhunu yeniden canlandırdı. Olivier Theyskens’in ardından Peter Copping, 2009’da moda evinin Kreatif Direktörü olarak seçildi. Copping’in tarzı, yumuşak ve narin bir kadınlık ruhu ile doluydu. Guillaume Henry ise 2015 yılında Nina Ricci’nin Kreatif Direktörü oldu ve 2015-2016 Sonbahar/Kış koleksiyonunu beğenilere sundu. Günümüzde zengin bir mirasla yoluna devam eden Nina Ricci, imzası adı altında ortaya koyduğu gözlüklerle de en az parfümleri ve hazır giyim koleksiyonları kadar beğeni topladı. Nina Ricci gözlüklerinin Dna’sı feminen bir görünümü, genellikle büyük boy formda ve zarif detaylarda saklıyor. De Rigo Vision tarafından tasarımı, üretimi ve dağıtımı yapılan ilk Nina Ricci güneş gözlüğü koleksiyonu ise 2016 yılında beğenilere sunuldu. Bu koleksiyon 1960’lar ve 1970’lerin sonsuz cazibesini ve zamansız zarafetini adeta bir şölen gibi kutluyordu. Koleksiyondaki gözlükler yaratıcılık ve deneyselliğin birlikteliğini, modern stiller ve Feminite ile şiirsel bir biçimde birleştiriyordu. Nina Ricci, tüm koleksiyonlarında kadının gücünü ve yeteneklerini somutlaştırarak, birçok markaya ilham olmaya devam ediyor.

Mart 2019